.

.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Sermaye Taahhüdünü Ödemeyen Ortak.

ŞİRKETLERDE SERMAYE TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYENLERE UYGULANABİLECEK YAPTIRIMLAR

Yusuf Ziya TAŞKAN

Kırıkkale Üniversitesi İİBF Öğretim Görevlisi

I- GİRİŞ

Şirket ortaklığı, içerisinde çeşitli hakları ve borçları barındıran bir bütünlük arz eder. Başka bir anlatımla, ortaklık sıfatı sahibine bir yandan çeşitli haklar sağlarken, bir yandan da onu bazı yükümlülüklerle karşı karşıya getirir. Türk Ticaret Kanunu, düzenlemiş bulunduğu bütün şirket türlerinde ortakların hak ve borçlarını ayrıntılı biçimde tanzim etmiş bulunmaktadır (1).

Uygulamada yaygın olarak karşılaşılan; anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi, ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.

Kanun, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır. Bu yaptırımlar, her iki şirket bakımından özü itibariyle benzer olmakla birlikte, uygulanma biçimleri bakımından bazı farklılıklar da taşımaktadır.

Bu yazıda, anonim ve limited şirketler bakımından sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesine bağlanan sonuçlar ayrı ayrı ele alınacaktır.

II- ANONİM ŞİRKETLERDEKİ DURUM

A- GENEL BİLGİ

Yukarıda da belirtildiği gibi, anonim şirketlerde ortakların asli borcu sermaye koyma borcunu yerine getirmektir. Sermaye koyma borcu iki şekilde ortaya çıkmış olabilir. Bunlardan birincisi; “nakdi sermaye koyma borcu”, ikincisi ise; “ayni sermaye koyma borcu”dur. Ayni sermaye koyma borcunun kısmi olarak yerine getirilmesi, işin doğası icabı mümkün değildir. Buna göre, ayın karşılığı değerler, bir defada teslim edilerek borç ifa edilmiş olur. Oysa nakdi sermaye koyma borcu, uygulamada genellikle karşılaşıldığı gibi, kısımlar halinde yerine getirilmektedir. Bu durumda ortaklarca sermaye taahhütlerinin yerine getirilmemesi önemli bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nitekim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı Tebliğ (2)’de de bu duruma paralel şekilde, anonim şirketlerin kuruluşu sırasında tanzim edilecek anasözleşmelerde sermaye maddesinde; “sermayenin muvazaadan ari biçimde taahhüt edildiği ve nakdi sermayenin ¼’ünün ödendiği ya da şirketin kuruluşunun tescili tarihinden itibaren üç ay içerisinde, kalanının da en geç üç yıl içerisinde olmak üzere şirkete ödenme zamanının belirtileceği” açıklanmıştır.

Buna göre; ortakların taahhüt edilen sermaye payının 1/4’ünü şirketin tescil edildiği tarihten itibaren üç ay içinde, kalanını ise üç yıl içinde ödemesi gerekmektedir.

B- APEL VE KALAN SERMAYE BORCUNUN ÖDENMESİ

Genel olarak, sermaye koyma borcunun kalan ¾’lük kısmının ödenme zamanı, anasözleşmede miktar ve tarih olarak belirtilebileceği gibi, bu yetki genel kurul ya da yönetim kurulunca da kullanılabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 406. maddesi gereğince ortakların sermaye borcunun kalan kısmını yerine getirmeleri için ilan yoluyla yapılan çağrıya uygulamada “apel” denilmektedir (3). Şirket anasözleşmesinde bu çağrının yapılma biçimi ile ilgili özel kuralların bulunması durumunda bu kurallara da uyulması gerekir.

Ancak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yukarıda değinilen Tebliğ’den sonraki uygulaması, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktarların açıkça gösterilmesi şeklindedir. Bakanlık bu esas doğrultusunda, belirtilen ilkeye uygun olmayan anasözleşmeler için düzeltme beyannamesi alma yoluna gitmektedir. Buna göre, örneğin bir anonim şirketin kuruluşu sırasında anasözleşmenin sermaye maddesi aşağıdaki örneğe uygun olmalıdır:

“... Sermayenin 1/4’ü şirketin tescili tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalan 3/4’ü ise, ../../.... , ../../.... , ../../.... tarihlerinde üç eşit taksitte ödenecektir. Bu husustaki ilanlar anasözleşmenin ilanlara ilişkin maddesi uyarınca yapılır...”

Bu durum karşısında ödeme tarihleri ve ödenecek miktarlar açıkça belirlenmiş olduğundan yeni uygulamaya göre, “apel” olarak adlandırılan ödeme çağrısının yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

C- SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİNİN SONUÇLARI

TTK’nın 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir ve sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir.

Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır. İskat aşağıda ayrıca incelenecektir.

Bunun dışında, şirket anasözleşmesi ile ortakların temerrüt halinde cezai şart ödemeleri de kararlaştırılmış olabilir. Böyle bir hükmün varlığı halinde sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortaklar, cezai şart ödeme zorunluluğu ile de karşı karşıya kalabilirler.

D- İSKAT İŞLEMİ

İskat; kısaca “sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması” olarak tanımlanabilir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “pay sahibi belirlenen tarihte sermaye koyma borcunu yerine getirmeyip, temerrüde düşerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetkilidir.”

İskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur (4).

İskat işleminin uygulanabilmesi için izlenecek yol Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinde gösterilmiş bulunmaktadır. Buna göre şirket yönetim kurulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koyma borcunu zamanında yerine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda bulunur. Bu çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanacak ilan ve anasözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla çağrı yapılması gerekir.

Söz konusu çağrıda ortak bir ay içinde ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mahrum edileceği ve şirketten çıkarılacağı kendisine ihtar edilir. Bu süre içinde de ortak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemelerden doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.

Yargıtay’ın çok sayıda kararında, öncelikle ortaklara borç miktarının bildirilmesi ve bunun ödenmesi için belli bir süre verilmesi, daha sonra ise Kanun’un 407. maddesinde yer alan iskat ihtarına ilişkin çağrının yapılması gerektiği vurgulanmaktadır (5). Ancak, yukarıda açıklanan yeni uygulama çerçevesinde kanımızca, böyle bir şeye gerek yoktur. Çünkü yeni uygulamaya göre, ödenecek miktarlar ve ödeme tarihleri anasözleşmede açıkça gösterilmiş bulunmaktadır. Kanun’un 407. maddesinin birinci fıkrasına göre ise; “Sermaye koyma borcunu vaktinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara lüzum olmaksızın temerrüt faizi ödemekle mükelleftir.”


III- LİMİTED ŞİRKETLERDEKİ DURUM

A- GENEL BİLGİ

Türk Ticaret Kanunu, limited şirketler açısından da sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi durumunda, şirketin başvurabileceği iki imkan öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre; zamanında sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağa karşı şirket bu borcun “icra yoluyla tahsilini” seçebileceği gibi, “ortağın şirketten ihracı ve payının paraya çevrilmesi” yoluna da gidebilir.

Yukarıda değinilen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tebliği’nde, limited şirketler için de anonim şirketlere paralel düzenleme yapılmıştır. Buna göre, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktarların açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

Bu durumda limited şirketler açısından da sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağın temerrüde düşmüş olması için, belirtilen zamanda ödeme yapmamış olması yeterlidir, başkaca bir işleme ya da ihtara gerek yoktur.

B- ANONİM ŞİRKETLERDEN FARKLI YÖNLERİ

Türk Ticaret Kanunu, limited şirketlerle sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortaklarla ilgili düzenlemelerinde, anonim şirketlere nazaran bazı farklılıklara yer vermiş bulunmaktadır. Bu farklılıklar aşağıdaki biçimde açıklanabilir:

1- Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.

Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.

2- Ortaklıktan çıkan ortağın payı, diğer bir ortak tarafından gerçek değeri üzerinden satın alınmadığı takdirde, şirket tarafından açık artırma yoluyla satılabilir. Çıkarılan ortak da dahil olmak üzere, bütün ortakların onayıyla payın diğer bir şekilde paraya çevrilmesi de mümkündür (TTK Md. 530/I).

Anonim şirketlerden farklı bir başka nokta da bu düzenlemenin devamında görülmektedir. Buna göre, elde edilen paradan ortağın borcu kesildikten sonra geri kalanı ortağa verilir (TTK Md. 530/II).

IV- SERMAYE ARTIRIMLARINA İŞTİRAK ETMEYEN ORTAKLARIN DURUMU

Bazı durumlarda, özellikle anonim şirket genel kurullarında sermaye artırımı kararı alındığı halde, bir kısım ortakların, artırılan sermayeye iştirak etmek istememeleri söz konusu olmaktadır.

Bu gibi durumlarda, yukarıda açıklanan hükümlerin doğrudan doğruya uygulanması mümkün değildir. Çünkü Türk Ticaret Kanunu’nun 394. maddesinde, ortakların artırılan sermayeden yeni pay almaları bir hak olarak nitelendirilmiştir. Uygulamada bu hak “rüçhan hakkı” olarak adlandırılmaktadır. Kanun’a göre, genel kurulda aksi kararlaştırılmamış olmak şartıyla her ortak, yeni paylardan şirket sermayesindeki payı ile orantılı miktarını alabilir. Yönetim kurulu, yeni payların bedellerini gazetelerle ilan eder. Bu ilanlarda yeni pay alma hakkının kullanılması için öngörülen sürenin 15 günden az olmaması gerekir. Kanımızca bu kuraldan çıkan sonuca göre, ortakların sermaye artırımı ile oluşan yeni paylardan almaya zorlanması mümkün değildir.

Bu gibi durumlarda izlenmesi gereken yol aşağıdaki biçimde açıklanabilir:

1- Yönetim kurulu, aksi yönde bir genel kurul kararı mevcut değilse, yeni pay edinmek istemeyen ortakların paylarını öncelikle diğer ortaklara teklif eder. Diğer ortaklara bu konuda karar vermeleri için en az 15 günlük süre tanınması gerekir.

2- Diğer ortakların da yeni payları almak istememeleri durumunda, söz konusu paylar şirket dışından üçüncü kişilere satılabilir.

V- SONUÇ

Anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.

Türk Ticaret Kanunu, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır.

Anonim şirketler açısından, Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket ya mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir veya sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir. Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır.

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.

Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.

(1) Örneğin limited şirketler açısından bu hak ve borçlar hakkında geniş bilgi için bkz. Şükrü KIZILOT – Saygın EYÜPGİLLER, Şirketler Muhasebesi, Vergilendirilmesi Hukuku ve Mevzuatı, Yaklaşım Yayınları, Ankara 1999, s.349 vd.; Anonim şirketler için bkz. a.g.e., s. 985 vd.

(2) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı İç Ticaret: 1995/1 Sayılı Tebliğ (13.08.1995 tarih ve 22373 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

(3) Şükrü KIZILOT, Memleketimden Vergi Manzaraları, Sabah Kitapları, İstanbul 1998; Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku, Mimoza Yayınları, Konya 1995, s. 295

(4) PULAŞLI, a.g.e., s. 295

(5) Yargıtay 11. Hukuk D., 23.11.1982 tarih ve E. 4697, K. 4895 Sayılı Kararı ( PULAŞLI, a.g.e., s. 295); Yarg. 11. HD., 17.09.1995 tarih ve E: 3498, K. 4619 Sayılı Kararı; Yarg. 11. HD., 20.10.1986 tarih ve E. 4539, K. 5426 Sayılı Kararı (Gönen ERİŞ, Türk Ticaret Kanunu, Ticari İşletme ve Şirketler, Cilt: 1, Ankara 1992, s. 1196 vd)

Kdv iade listeleri hk GİB açıklaması-19/2/2010

Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listeleri
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listelerinin Doldurulmasına İlişkin Açıklamaları Hk.

Gelir İdaresi Başkanlığı 27.01.2010 tarih ve 53 Seri No.lu KDV Sirküleri uyarıca KDV iade taleplerinde elektronik ortamda alınacak indirilecek ve yüklenilen KDV listelerinin doldurulmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.

Söz konusu açıklamalara duyurumuzun ekinde yer verilmiştir.

Saygılarımızla,

Recep Bıyık

Mevzuat, Araştırma ve Eğitim Başkanı, YMM

EK

Gelir İdaresi BAşkanlığı'nın 19.10.2010 tarihli Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listeleri Hakkında Duyuru

Bilindiği üzere, 27.01.2010 tarih ve 53 Seri No.lu KDV Sirküleri ile KDV iadesi talep eden mükelleflere, iadeye ilişkin belirlenen listelerini elektronik ortamda İnternet Vergi Dairesinden gönderme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu Sirkülerde belirtilen indirim ve yüklenim KDV listelerinin doldurulmasına ilişkin olarak aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun (VUK) 219 uncu maddesinde; muamelelerin muhasebe fişlerine kaydedilmesi ve defterlere kayıtların bu fişler üzerinden yapılması halinde belgelerin muhasebe fişlerine kaydedilmesinin, defterlere kaydedilmesi hükmünde olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, muhasebe fişlerinde yer alan belgelerin esas defterlere kanunî süresinde işlenmesi gerekmektedir.

Kayıtlarını muhasebe fişleri gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde; yazar kasa ve perakende satış fişlerinin adı geçen vesikalar aracılığıyla yasal kayıtlara intikal ettirilmesi halinde; her yazar kasa ve perakende satış fişinin ayrı ayrı indirilecek KDV listesine girilmesi yerine bu belgelerin kaydedildiği muhasebe fişine ait bilgilerin girilmesi yeterlidir.

Buna göre, muhasebe fişinin indirilecek KDV listesine kaydedilmesi sırasında “Satıcının Vergi Kimlik/TC Kimlik Numarası” sütununa “3333333333” şeklinde giriş yapılması gerekmektedir. Ayrıca, bu imkândan sadece muhasebe fişine kayıtlı yazar kasa veya perakende satış fişleri için yararlanılanılması gerekmekte olup bu şekilde listeye girişi yapılabilecek muhasebe fişlerine kayıtlı belgelerin toplam KDV’si, indirilecek KDV listesinin toplam KDV tutarının % 5’ini aşamaz. Diğer taraftan, muhasebe fişine kayıtlı olmayan yazar kasa veya perakende satış fişleri ile muhasebe fişine kayıtlı olsa dahi her bir faturanın had sınırı gözetilmeksizin ayrı ayrı girilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, KDV Kanununun 29/1-a maddesinde, KDV mükelleflerinin faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi, bu Kanunda aksine bir hüküm olmadıkça indirebilecekleri; 34/1 maddesinde, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV’nin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği, aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, fatura ve benzeri vesikalarda KDV’nin ayrıca

gösterilmesine gerek bulunmayan işlemlerde vergi indirimin nasıl belirleneceği konusunda Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

VUK’nun 232 nci maddesinde ise birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

1 - Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

2 - Serbest meslek erbabına;

3 - Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

4 - Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

5 - Vergiden muaf esnafa;

sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunların da fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı 204 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinde, mükelleflerin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak işyerlerinde kullanılmak ve tüketilmek amacıyla satın aldıkları (Kırtasiye, büro ve temizlik malzemeleri gibi) ve bedeli fatura düzenleme mecburiyetini belirleyen Kanuni haddi aşmayan diğer bir anlatımla perakende satış fişi (veya yazar kasa fişi) düzenleme sınırları içinde kalan mal ve hizmet bedelleri için düzenlenen perakende satış veya yazar kasa fişlerinin gider belgesi olarak kabul edilmesinin 213 sayılı VUK’nun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak uygun görüldüğü, ancak işletmenin tüketimi dışında satışa konu olacak mal ve hizmetlerin alımlarında ise bedeli ne olursa olsun fatura düzenlenmesi defterlere faturalara dayanılarak kayıt yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Ayrıca, 206 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinin (G) bölümünde, 204 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinde gider belgesi olarak kabul edilen perakende satış veya yazar kasa fişlerinde ayrıca gösterilen katma değer vergisinin, bu belgelerin kanuni defterlere de kaydedilmesi şartıyla, genel hükümler çerçevesinde indirim konusu yapılacağı belirtilmiştir.

Yapılan bu açıklamalara göre, KDV mükelleflerinin yazar kasa veya perakende satış fişlerine istinaden indirim hakkından yararlanmaları konusunda yukarıdaki usul ve esaslar çerçevesinde hareket etmeleri gerekmekte olup, yazar kasa veya perakende satış fişlerinin indirilecek ve yüklenilen KDV listelerine bu çerçevede kaydedileceği tabiidir.

Diğer taraftan, dileyen mükellefler, 2010 Ocak ve Şubat dönemlerinde gerçekleştirdikleri iade hakkı doğuran işlemlerine ilişkin olarak verecekleri yüklenilen KDV listelerinde “Bünyeye Giren Mal ve/veya Hizmetin KDV'si” sütununu boş bırakarak İnternet Vergi Dairesi üzerinden

12 Şubat 2010 Cuma

Ba Bs

BA BS FORMLARININ VERİLME SÜRESİ VE PARASAL LİMİT Bugünkü (04/02/2010) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 396 sayılı VUK Genel Tebliği ile Ba ve Bs formlarının verilme süresi, formlara yazılacak belge çeşitlerinin tanımı, diğer bölümün kaldırıldığı ve parasal limit değişikliği olduğu açıklanmıştır.
BA BS FORMLARININ VERİLME SÜRESİ DEĞİŞTİRİLMİŞTİR. Genel tebliğde de görüleceği gibi 2010 Ocak döneminden itibaren verilecek Ba Bs formlarının verilme süresi, ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar verilmesi gerektiği şeklinde açıklanmıştır. Buna göre 2010 yılı Ba Bs formlarının verilme sürelerine ilişkin takvim aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.
DÖNEMİ BA BS FORMLARININ VERİLME SON GÜNÜ
OCAK / 2010 01.03.2010 ŞUBAT/ 2010 31.03.2010
MART / 2010 30.04.2010 NİSAN / 2010 31.05.2010
MAYIS / 2010 30.06.2010 HAZİRAN / 2010 02.08.2010
TEMMUZ / 2010 31.08.2010 AĞUSTOS / 2010 30.09.2010
EYLÜL / 2010 01.11.2010 EKİM / 2010 30.11.2010
KASIM / 2010 31.12.2010 ARALIK / 2010 31.01.2011
PARASAL LİMİT DEĞİŞMİŞTİR. DİĞER BÖLÜM KALDIRILMIŞTIR.Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, “Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı (Tablo III)” bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
BA BS FORMLARINA YAZILACAK BELGELERİN TANIMI YENİDEN YAPILMIŞTIR.
Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.

Trafik cezası tebligatı hk.

[KARAYOLLARI TRAFİK YÖNETMELİĞİ-Tutanak Düzenleyenlerin Yükümlülüğü Madde 162- Tutanak düzenleyenler;
a) Tutanaklarla ilgili olarak;
1) Tutanaklara bağlı olduğu birimin adı bulunan kaşe damgayı basmak, bastırmak ve birimin adını yazmak,
2) Adını, soyadını, görev ünvanını ve sicil numarasını yazarak veya bu bilgiler bulunan kaşe damgayı her nüshasına basarak imza etmek,
3) Tutanaklar, tebliğ yerine geçmek üzere, hakkında işlem yapılana imza ettirmek ve bir nüshasını vermek,
4) Tutanakları imza etmekten kaçınanlar için imza etmedi,
5) Tescil plakasına göre işlem için Kanunun 116 ncı maddesi,
6) Zorunlu hallerde resmi ve özel kurum veya kuruluşların sorumluları için "gıyabında" yazarak kayıt koymak,
7) Suça el koymaların birden fazla olması halinde mahkemelik suç tutanağını en az 2 görevli tarafından imzalamak,
8) Yalnızca alındıların her sayfasını, bağlı olduğu kuruluşun resmi mührü ile mühürlemek,ile yükümlüdürler.
TRAFİK PARA CEZALARININ TAHSİLİNDE VE TAKİBİNDE UYGULANACAK ESAS VE USULLER İLE KULLANILACAK BELGELER HAKKINDA YÖNETMELİK Tescil Plakasına Göre Düzenlenen Tutanaklar İçin Yapılacak İşlemler Madde 10 - (Değişik madde: 22/04/2003 - 25087 s. R.G/Yön)
Karayolları Trafik Kanununun 116 ncı maddesi hükümleri gereğince, görevlilerce yetki sınırları içerisinde tescil plakasına göre düzenlenen tutanaklar;
a) Aracın kayıtlı olduğu kuruluştan arşiv kayıtlarına göre araç sahibi veya işleteni tespit edilerek (birden fazla ise ilk sıradaki) tutanağın boş kalan yerleri doldurularak ilgiliye 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ edilir ve tutanağın bir nüshası takip ve tahsil için ilgili mal sandığına gönderilir.Tebligat işlemine yedi iş günü içinde başlanır. Yapılan tebligatta bu şekilde uygulanan cezalar için, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebilecekleri belirtilir. İtiraz, ödemeyi ve ödeme ile ilgili süreyi durdurur. Ancak itiraz üzerine verilen kararlar kesindir.
b) Tescil plakasına göre tutanak düzenlenen araçlar, tutanağın düzenlendiği yerin dışında başka bir tescil kuruluşuna kayıtlı olup bilgisayar sorgulamasında adresi tespit edilemiyorsa adres tespiti için tutanağın iki nüshası ilgili tescil kuruluşuna yedi iş günü içerisinde gönderilir.Tescil kaydına göre araç sahibi veya işleteninin adresleri arşiv kayıtlarından tespit edilir ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca 7 iş günü içerisinde tebliğ işlemlerine başlanarak tebligat yapılır, tutanağın bir sureti de takip ve tahsili için ilgili mal sandığına gönderilir.

11 Şubat 2010 Perşembe

Telif kazancı istisnası.

Telif Hakları Nedir?
Telif hakları, kişinin yarattığı fikir eserlerinin her mülkten daha fazla o kişiye ait oldukları düşüncesine dayanır [UNESCO 1989, s.17]. Telif hakları, yazar ve sanatçıların kendi eserlerine sahip olma haklarının kanunda ifade edilmesidir. Telif hakları kanunları ülkeden ülkeye değişir. Türkiye’de telif halkları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunur. Bu kanun, ilim ve edebiyat eserleri (bilgisayar programları dahil), musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserlerini konu almaktadır ve bu alanlardaki eserlerin sahiplerine manevi ve mali olmak üzere iki grupta ele alınan haklar tanımaktadır.
Manevi haklar, eser sahibinin, eserinin sahipliğini üstlenme ve eserinin özelliğine ve bütünlüğüne saygı gösterilmesini talep etme hakları ile ilgilidir. Mali haklar ise eser sahibinin eserinden kazandığı para ile geçinebilmesini sağlayan haklardır. Bunlar işleme, çoğaltma, yayma ve temsil etme haklarıdır. Eser sahiplerinin izni olmadan başkaları bu hakları kullanamazlar. Tanınan bu hakların koruma şekli, süresi ve getirilen istisna ve sınırlamalar eser türüne göre farklılık göstermektedir.
Getirilen istisna ve sınırlandırmalar, eğitim ve araştırmayı ve genel olarak toplumun bilgilenmeye olan ihtiyacını göz önüne alır. Buna “dürüst kullanım” veya "adil kullanım" (fair use) doktrini adı verilir. Böylece, fikir ve sanat eserleri kanunu, ilk bakışta birbiriyle çelişir görünen fert olarak yaratıcının hakları ile toplumun bilgi ve öğrenmeye olan ihtiyacını dengelemeye çalışır. Bu dengeyi kurmaktaki amaç yaratıcılığı teşvik etmek, bilim ve sanatları geliştirmektir.
Telif hakları kanunları, iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerinde ve diğer alanlarda meydana gelen gelişmeler göz önüne alınarak zaman zaman güncelleştirilmektedir. Nitekim, Türkiye’de 1951’de kabul edilerek yürürlüğe giren FSEK, 1983 ve 1995 yıllarında iki defa değiştirilmiştir. İnternet’in dünyada ve Türkiye’de gelişmesi bu kanunun bir üçüncü defa değiştirilmesini gerektirecek bir olaydır.

Bilimsel kongre sempozyum ve benzeri toplantılarda bildiri sunulması ve bu bildiri metninin katılımcılara dağıtılması karşılığında eseri hazırlayıp sunana ödenen bedel telif bedeli , kazanç türü telif kazancı oluyor ve GVK 18.maddeye göre gv den istisna ancak bu sitisnanın gvk 94 e şumulü yok.

5 Şubat 2010 Cuma

http://www.tesmer.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=80

4 Şubat 2010 Perşembe

Şüpheli Alacaklar ve karşılık ayrılması.

ŞÜPHELİ ALACAKLAR KARŞILIĞI AYIRMA KOŞULLARI-VUK 323 md Ticari ve Zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasındaki alacaklarının şüpheli alacak sayılacağını hükme bağlamıştır. Şüpheli hale gelmiş alacaklar için değerleme gününün tasarruf değeri ile pasifte karşılık ayrılır. Ayrılan karşılığın hangi şüpheli alacaklarla ilgili olduğu da karşılık hesabında gösterilmelidir. Kanun maddesi şüpheli alacağa karşılık ayırma işlemini mükellefin ihtiyarına bırakmıştır. Ancak bu ihtiyarlığı doğrudan gider yazma şeklinde anlamamak gerekir.
A- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRABİLECEK MÜKELEFLER: Bilanço esasına göre defter tutan,ticari yada zirai kazanç elde eden mükellefler: Bu durum muvacehesinde; işletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabının ticari, zirai ve serbest meslek faaliyetinden doğan ve şüpheli alacak durumuna düşmüş dava ve icra safhalarındaki alacakları için şüpheli alacak karşılığı ayırmaları ya da doğrudan gider yazmaları mümkün değildir.
B- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRMA KOŞULLARI:
1- Şüpheli Alacak Ticari ve Zirai Faaliyet Kapsamında Yapılan Mal Teslimi veya Hizmet İfasından Kaynaklanmalıdır: Şüpheli hale gelmiş ticari veya zirai alacağa karşılık ayrılabilmesi için alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmalıdır. Ayrıca, karşılık ayrılacak alacak, işletmenin kanuni defterlerine hasılat kayıt edilmelidir. Teslim veya hizmet gerçeği yansıtmalıdır. Gerçeği yansıtmayan alacak belgeli olsa dahi şüpheli alacak için karşılık ayrılmaz.Bilindiği üzere Gelir Vergisi unsurlarından sadece ticari ve zirai kazancın elde edilmesinde tahakkuk esasi kabul edilmiştir.Bu gelir unsurlarında alacağın tahakkuku elde etme için yeterli sayılmıştır.Bu nedenle vergileme için alacağın tahakkuk etmesi yeterlidir. Tahsil şartı aranmaz. Oysa diğer gelir unsurlarında; örneğin serbest meslek kazançlarında elde etme dolayısıyla vergileme için gelirin tahsili mecburidir. Bu nedenle ticari ve zirai kazanç dışındaki diğer gelir unsurları ile ilgili bulunan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün değildir.
2- Karşılık Ayrılacak Alacağın Ödeme Vadesi Geçmiş Olmalıdır: Kanun maddesine göre ticari ve zirai bir alacağın şüpheli alacak sayılabilmesi için diğer bir şart ise, defter kayıtlarında yer alan alacağın vadesinin geçmiş olması gerekir. Diğer bir anlatımla vadesi gelmemiş alacaklar için karşılık ayrılamaz. Ancak vadesi gelmediği halde tahsili şüpheli olan alacaklar içinde karşılık ayrılabilmekte, fakat bu tür karşılıklar safı kazancın tesbitinde gider olarak indirilmesine izin verilmemektedir.
3- Alacak, Dava veya İcra Safhasında Bulunmalı yada Yapılan Protestoya veya Yazı ile Bir Defadan Fazla İstenmesine Rağmen Ödenmemiş Bulunan Dava ve İcra Takibine Değmiyecek Küçük Alacaklar Olmalıdır: Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olan ve bu faaliyetler çerçevesinde elde edilen belgeli ve belgesiz alacaklara karşılık ayrılması için alacağın dava ve icra safhasında olması gereklidir. Ayrıca dava ve icraya verilmeyecek kadar küçük alacaklara karşılık ayrılabilmesi için de borçlu protesto edilmeli ya da borçluya birden fazla taahhütlü isten yazısı gönderilmelidir. Ancak alacağın dava ve icra safhasına intikal olayı şüpheli alacak sıfatının kazanılması ve karşılık ayrılması için tek başına yeterli değildir. Kanun koyucu şüpheli alacaklar için karşılık ayırıp bu karşılıkların gider olarak yazılabilmesi için gerekli kanuni çabaların gösterilmesini şarta bağlamıştır. Yoksa şeklen dava yoluna gidilip olayın bu aşama takipsiz bırakılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olmayacaktır. İdare karşılık ayırma olayından muvazaa tesbit ederse zamanında tahsil edilmeyen vergi cezalı olarak tahsil edilir. İcra takibinin ciddi olarak takip edilmemesi nedeniyle dosyası takipten düşen alacakların şüpheli alacak kabul edilmediği yolunda Danıştay Kararları da mevcuttur. (Dnş. 4. D. 25. 12.1984 T.E. 1986/2?68 K. 1987/1552)
4- Alacak Teminata Bağlı Olmamalıdır: Şüpheli alacak karşılığı ayırabilmenin bir şartı da, karşılık ayrılacak alacak teminatlı olmamalıdır. Bir alacak menkul rehni veya gayrimenkul ipoteği şeklinde aynı bir teminata bağlanmış ise bu alacak için karşılık ayrılması mümkün değildir. Ayrıca kefalete bağlı alacaklarda teminatlı alacak olarak kabul görmektedir. Karşılık ayrılacak alacak kısmen teminatlı ise, alacağın teminatsız kısmına karşılık ayrılması gerekir. Alacağa karşı mal haczedildiği durumlarda ise haczedilen mallar teminat niteliğini taşınmadığından şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına mani değildir. Ayrıca Danıştay üçüncü dairesince sadır olunan bir kararda borçlunun mal varlığına ihtiyati veya normal haciz konulması alacağı teminatlı kılmayacağından dava ve icra safhasında bulunan bu alacağın şüpheli alacak sayılması hükmünü taşımaktadır. (Dnş. 3.D.22.05.1990 T.E. 1989/45R0, K. I 990/ 1491 )
C- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMAYACAK ALACAKLAR:
1- Karşılık Ayrılan Alacak Kamu Kurum ve Kuruluşlarından Ulan Alacaklardan Olmamalıdır: Ticari ve zirai kazanç elde eden mükelleflerin kamu kurum ve kuruluşlarından, faaliyetleri ile ilgili olan alacakları devletin güvencesinde olduğu görüşünden hareketle karşılık ayrılmaması gerekir. Diğer taraftan 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun 70 inci maddesi alacaklı amme idarelerinin de alacaklarından dolayı Devlet mallarını haciz edemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum muvacehesinde bir alacağa karşılık ayırmak için belli başlı koşul alacağın dava ve icra aşamasında olmasıdır. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşları borçlarından dolayı icraya verilmeyeceğinden ticari ve zirai kazanç sahibi mükelleflerin bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırmamaları gerekir.
2- Ticari ve Zirai Faaliyet Dışı Alacaklara Karşılık Ayrılmaz: Şüpheli alacak müessesesi; yalnız işletmelerin kazanç sağlama amacına yönelik olarak yaptığı işlemlerden kaynaklanan alacaklar için kabul edilmiştir. Bu nedenle işletme sahibinin hatırı için verilen bir borcun tahsil edilememesi, başkaları lehine verilen teminatların lehdarı tarafından paraya çevrilmesi dolayısı ile veya verilen kefalet nedeniyle doğan alacağın tahsil edilememesi durumlarında bütün koşullar yerine getirilse dahi şüpheli alacak karşılığı ayrılmaması gerekir. Ancak bu tür alacaklar için karşılık ayrıldığı takdirde Şüpheli Diğer Alacaklar Karşılığı" hesabında izlenir. Bu tür alacaklar için ayrılan karşılıklar safi kazacın tesbitinde gider olarak kabul edilemezler.
SONUÇ: Şüpheli alacak karşılığı, alacağın şüpheli hale geldiği hesap döneminde ayrılır ve zarar olarak kayıtlara intikal ettirilir. Ancak şüpheli halde geldiği yılda karşılık ayrılmayan alacak için izleyen yılda karşılık ayrılabileceği hususunda Danıştayın kararı vardır. (Dnş. 4. 10.11.1992 T.E. 1992/719 K. 1992/4809 Sayılı Karar) Diğer taraftan işletmeler beyan dönemlerini zararla kapatsalar dahi bu husus şüpheli alacaklısına karşılık ayırmalarına mani değildir. Yukarıda izatı edildiği üzere şüpheli alacaklara karşılık ayırma ve bunları gider yazma hususu sadece bilanço esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahibi mükelleflere tanınmıştır. Bu mükellefler kazançlarının elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili şüpheli alacaklarına karşılık ayırabilirler.
İşletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahibi mükellefler şüpheli alacaklarına karşılık ayıramazlar. Bu nedenle ticari ve zirai kazanç sahipleri kanunun bu maddesi ve lehlerine konmuş diğer maddelerinden faydalanabilmeleri için, ciroları bilanço esasına göre def- ter tutmaya yeterli olmasa dahi biran önce bilanço esasına göre defter tutmaları gerektiği özellikle Ticari kazanç sahiplerine tavsiye olunur.
Eski Türmob başkanı M.Timur dan alıntıdır.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Ba Bs Yeni durum 2010 Başı!

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 396) 213 VUK 48, 149 ve Mük.257.md Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak,350Sıra No.lu VUK GT bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362ve 381Sıra No.lu VUK GT de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştı.Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır. 1- KAPSAM Yükümlülük Kapsamındaki Mükellefler Bilindiği üzere, belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirme yükümlülüğü, bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsamaktadır. 1.1.1.Bilanço esasına göre defter tutmakta iken,işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır.una karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükelleflerin, bilanço esasına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim formu verme zorunlulukları bulunmaktadır. 1.1.2. Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir. 1.1.3. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Ba-Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup,münhasıran ser.bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir. 1.1.4. Kollektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir.Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir. 1.1.5. Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir. 1.1.6. Diğer taraftan,VUKGT 362ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü, 2010 yılından itibaren kaldırılmıştır. 1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar Ve Hadler 1.2.1. Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir. 1.2.2. Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, “Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı” (Tablo III) bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
1.2.3. Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir. 1.2.4. Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır.Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak dikkate alınacaktır. 1.2.5. Bankalar, Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar. 1.2.6. Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış-satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.Ancak, bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış-satışlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır. 1.2.7. Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir. 2- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ VE VERİLME SÜRESİ 2.1. Dönemi Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir. 2.2. Verilme Süresi 2.2.1.Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00’e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler. 2.2.2.Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir. 2.2.3.Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanununun 16 ncı maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir. 2.2.4.Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir. 2.2.5.5520 KVK nın 18.md uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
— 19 uncu maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, — 19 uncu maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir.
3- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI
3.1. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Verilme Zorunluluğu
3.1.1Bilanço esasına göre defter tutan ve 376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre beyannamesini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ba ve Bs bildirim formlarını da elektronik ortamda https://e-beyanname.mb-ggm.gov.tr/ adresinden vermek zorundadırlar.
3.1.2.Bildirim formlarını elektronik ortamda veren mükelleflerin kağıt ortamında (elden veya posta ile) verdikleri bildirim formları hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir.
3.1.3.Bildirimlerin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için sistem üzerinde onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi en geç, bildirimlerin verilmesi gereken sürenin son günü saat 24:00'ten önce tamamlanmalıdır.
3.1.4.Vergi dairesi değişen mükellefler, bildirim formlarını en son bağlı oldukları vergi dairesine göndereceklerdir.
3.1.5.Elektronik ortamdaki bildirim formları;
— Kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa; formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, varsa yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.
— Yeminli mali müşavirce gönderiliyorsa; formu gönderen bölümünde yeminli mali müşavirin bilgileri yer alacaktır. Formu düzenleyen bölümüne varsa serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler, yoksa mükellefe ait bilgiler yazılacaktır.
— Serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa; formu gönderen ve düzenleyen bölümlerine serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri yazılacaktır. Mükellefin yeminli mali müşaviri varsa yeminli mali müşavir bölümü de doldurulacaktır.
3.2. Bildirimlerin Doldurulmasında Uyulacak Esaslar
3.2.1.Bildirimlerdeki alış/satış bedelleri, Türk Lirası (TL) olarak doldurulacak ve kuruş bilgileri gösterilmeyecektir.Bir kişi veya kurumdan yapılan alış ve/veya satışlarda birden fazla belge olması halinde kuruş ihmali belge bazında değil, belgelerin toplam tutarı üzerinden yapılacaktır.Diğer taraftan, birden fazla sayfadan oluşan (nakli yekûnlu) faturalar tek fatura olarak kabul edilecektir.
3.2.2.İthalat işlemlerinin form Ba ile bildirilmesinde Gümrük Beyannamesi giriş tarihi, ihracat işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.Ayrıca serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içine yaptıkları satış işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.Bildirim formlarında alıcı veya satıcının vergi kimlik numarası, ithalat işlemlerinde “1111111111”, ihracat işlemlerinde ise “2222222222” olarak kodlanacaktır.
3.2.3.Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.Aynı şekilde, bir kişi veya kurumun birden fazla şubesine yapılan mal ve/veya hizmet satışları da birleştirilerek, Bs bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
3.2.4.Bildirim verme yükümlülüğü bulunan, ancak tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan mükellefler, söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.
3.2.5.Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri Tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek:3)
4- CEZAİ UYGULAMA
4.1. Bildirimlerin Süresinde veya Tam Olarak Verilmemesi Bildirim formlarını bu Tebliğde belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
4.2. Bildirimlerin Düzeltilmesi 4.2.1. Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler.
Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.
4.2.2.Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.
4.2.3.Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacak olup, bu süre geçtikten sonra yapılan düzeltmelerde ise, düzeltilen her bir form için ayrı ayrı olmak üzere Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.
5- YÜRÜRLÜK TARİHİ Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar, Ocak 2010 dönemi ve sonraki aylık dönemlere ilişkin olarak verilecek bildirimler için uygulanacaktır.

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 396) 213 VUK 48, 149 ve Mük.257.md Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak,350Sıra No.lu VUK GT bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362ve 381Sıra No.lu VUK GT de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştı.Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır. 1- KAPSAM Yükümlülük Kapsamındaki Mükellefler Bilindiği üzere, belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirme yükümlülüğü, bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsamaktadır. 1.1.1.Bilanço esasına göre defter tutmakta iken,işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır.una karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükelleflerin, bilanço esasına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim formu verme zorunlulukları bulunmaktadır. 1.1.2. Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir. 1.1.3. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Ba-Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup,münhasıran ser.bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir. 1.1.4. Kollektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir.Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir. 1.1.5. Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir. 1.1.6. Diğer taraftan,VUKGT 362ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü, 2010 yılından itibaren kaldırılmıştır. 1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar Ve Hadler 1.2.1. Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir. 1.2.2. Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, “Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı” (Tablo III) bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.

1.2.3. Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir. 1.2.4. Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır.Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak dikkate alınacaktır. 1.2.5. Bankalar, Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar, Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar. 1.2.6. Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış-satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.Ancak, bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış-satışlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır. 1.2.7. Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir. 2- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ VE VERİLME SÜRESİ 2.1. Dönemi Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir. 2.2. Verilme Süresi 2.2.1.Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00’e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler. 2.2.2.Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir. 2.2.3.Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanununun 16 ncı maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir. 2.2.4.Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir. 2.2.5.5520 KVK nın 18.md uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,

— 19 uncu maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, — 19 uncu maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir.

3- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI

3.1. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Verilme Zorunluluğu

3.1.1Bilanço esasına göre defter tutan ve 376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre beyannamesini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ba ve Bs bildirim formlarını da elektronik ortamda https://e-beyanname.mb-ggm.gov.tr/ adresinden vermek zorundadırlar.

3.1.2.Bildirim formlarını elektronik ortamda veren mükelleflerin kağıt ortamında (elden veya posta ile) verdikleri bildirim formları hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir.

3.1.3.Bildirimlerin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için sistem üzerinde onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi en geç, bildirimlerin verilmesi gereken sürenin son günü saat 24:00'ten önce tamamlanmalıdır.

3.1.4.Vergi dairesi değişen mükellefler, bildirim formlarını en son bağlı oldukları vergi dairesine göndereceklerdir.

3.1.5.Elektronik ortamdaki bildirim formları;

— Kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa; formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, varsa yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.

— Yeminli mali müşavirce gönderiliyorsa; formu gönderen bölümünde yeminli mali müşavirin bilgileri yer alacaktır. Formu düzenleyen bölümüne varsa serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler, yoksa mükellefe ait bilgiler yazılacaktır.

— Serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa; formu gönderen ve düzenleyen bölümlerine serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri yazılacaktır. Mükellefin yeminli mali müşaviri varsa yeminli mali müşavir bölümü de doldurulacaktır.

3.2. Bildirimlerin Doldurulmasında Uyulacak Esaslar

3.2.1.Bildirimlerdeki alış/satış bedelleri, Türk Lirası (TL) olarak doldurulacak ve kuruş bilgileri gösterilmeyecektir.Bir kişi veya kurumdan yapılan alış ve/veya satışlarda birden fazla belge olması halinde kuruş ihmali belge bazında değil, belgelerin toplam tutarı üzerinden yapılacaktır.Diğer taraftan, birden fazla sayfadan oluşan (nakli yekûnlu) faturalar tek fatura olarak kabul edilecektir.

3.2.2.İthalat işlemlerinin form Ba ile bildirilmesinde Gümrük Beyannamesi giriş tarihi, ihracat işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.Ayrıca serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içine yaptıkları satış işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.Bildirim formlarında alıcı veya satıcının vergi kimlik numarası, ithalat işlemlerinde “1111111111”, ihracat işlemlerinde ise “2222222222” olarak kodlanacaktır.

3.2.3.Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.Aynı şekilde, bir kişi veya kurumun birden fazla şubesine yapılan mal ve/veya hizmet satışları da birleştirilerek, Bs bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.

3.2.4.Bildirim verme yükümlülüğü bulunan, ancak tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan mükellefler, söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.

3.2.5.Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri Tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek:3)

4- CEZAİ UYGULAMA

4.1. Bildirimlerin Süresinde veya Tam Olarak Verilmemesi Bildirim formlarını bu Tebliğde belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir.

4.2. Bildirimlerin Düzeltilmesi 4.2.1. Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler.

Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.

4.2.2.Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.

4.2.3.Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacak olup, bu süre geçtikten sonra yapılan düzeltmelerde ise, düzeltilen her bir form için ayrı ayrı olmak üzere Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.

5- YÜRÜRLÜK TARİHİ Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar, Ocak 2010 dönemi ve sonraki aylık dönemlere ilişkin olarak verilecek bildirimler için uygulanacaktır.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Birleşme Sözleşmesi

BİRLEŞME SÖZLEŞMESİ
Kaynak:Poroy/Tekinalp/Çamoğlu-Ortaklıklar ve Kooperatifler Hukuku
Taraflar:Birleşme sözleşmesi,yeni ortaklık kurma yolu ile birleşmede, birleşmeye katılan ortaklıklar ve yeni ortaklık;devralmada ise,birleşen(veya birleşenler) ile devir alan ortaklık arasında yapılır.
İçeriği:TTK.’nda birleşme sözleşmesinin içeriğine ilişkin m.451,b.8,m.452,b.4 de hükümler yer almaktadır.Birleşme sözleşmesinin içeriği birleşmenin türüne göre değişiklik gösterebilir.Ancak;
Karşılıklı ve birbirine uygun birleşme iradeleri ile devralınan ortaklığın malvarlığının tasfiyesiz ve bir bütün halinde,devralan veya yeni kurulan ortaklığa geçeceğini
Birleşen ve devir alan şirketlerin unvanlarını
Esas sermayeleri,her payın itibari değerleri
Kişi ortaklıklarında ortaklar
Pay tutarları,pay değiş-tokuş oranı
Esas sermaye artırım tutarı
İştigal konuları
Birleşmenin şartları ve taraflara yüklediği borç ve yükümler
Sözleşmede yer almalıdır.Yeni ortaklık kurulması yolu ile birden çok AŞ birleşmesi halinde TTK452,b.1uyarınca;birleşme sözleşmesinde;birleştiklerini,yeni AŞ sözleşmesini düzenlediklerini,bütün payların taahhüt olunduğunu,malvarlıklarını sermaye olarak koyduklarını ve yeni ortaklığın organlarını tayin ettiklerini belirtirler.Yeni ortaklığın ana hükümleri birleşme sözleşmesinde yer almalıdır.
Şekil:TTK.m.452,b.1 uyarınca yeni Anonim Şirket kurulması yolu ile birleşmede birleşme sözleşmesinin imzalarının noterce onanmış olması gerekmektedir. Devralma yolu ile birleşmede, birleşme sözleşmesinin şekli hakkında TTK.’nda herhangi bir hüküm yer almamaktadır.

Birleşme II

1- DEVRALMA SURETİYLE BİRLEŞMEDE YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER
A-GENEL OLARAK Devralma,bir anonim şirketin tüm aktif ve pasifleri itibariyle diğer bir anonim şirkete intikal etmesidir. Ekonomik hayatta şirket evlilikleri diye geçen bu oluşum,iltihak ve katılma sözcükleriyle de ifade edilmektedir. [1] İki veya daha fazla anonim şirket aralarında gerçekleştirecekleri bir devralma yerine yeni bir anonim şirket kurarak bu şirkette birleşmeyi kararlaştırmış bulunabilirler. Bu taktirde bu şirketin tümü infisah ederek malvarlıkları yeni kurulacak anonim şirket tarafından devralınır. [2]
B-BİRLEŞME SÖZLEŞMESİ Bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devir alınması suretiyle bir şirkete katılabilmesi için,her şeyden önce,birleşecek şirketlerin kendi aralarında birleşme esaslarını bir sözleşme ile düzenleyip tespit etmeleri gerekir.Ticaret Kanunumuz, birleşme sözleşmesine doğrudan doğruya değil de bilvasıta 451 inci maddesinin 8 ve 452 inci maddesinin birinci bendinde temas etmiş bulunmaktadır. [3]Birleşecek anonim ortaklığın yönetim kurulları birleşme esaslarını aralarında yapacakları görüşmeler sonucunda hazırlarlar.Devralma sonucunda,devreden ortaklığa değiştirme birimine göre verilecek paylar ve buna göre devralan ortaklığın ne miktarda sermaye artıracağı tespit edilir.Diğer bütün gerekli ayrıntılar düzenlenir.
Yönetim kurulları tarafından hazırlanan ve parafe edilen sözleşme,ancak birleşmeye taraf olan ortaklıkların genel kurulları tarafından onaylandığı takdirde yürürlük kazanır. [4]
Birleşmek isteyen şirketlerin yöneticileri öncelikle kendi aralarında bir birleşme mukavelesi düzenlerler Bu mukavelede,birleşme isteklerini belirtirler.Birleşmenin şartları ile düzenlenecek bilançonun esaslarını ve örneğini tespit ederler.
Birleşme mukavelesinin (sözleşmesinin) konusu,”devreden ve fesh edilecek olan şirketin aktif ve pasiflerinin bir bilanço esasına göre pek uzak olmayan muayyen bir zamanda külli halefiyet yoluyla belirli ve devralınan şirketin hisseleriyle devralan şirket hisseleri mübadele edilmek suretiyle ödenecek bir bedelle ilhak eden şirkete intikali olacaktır. [5]
Birleşme işleminin;
- Devir olan şirket tüzel kişiliği yönünden,
- Devir olan şirket alacaklıları yönünden,
- Devir olan şirket hissedarları yönünden,
- Devir alacak şirket tüzel kişiliği yönünden,
- Devir alacak şirket alacaklıları yönünden,
- Devir alacak şirket hissedarları yönünden,
Değerlendirmesi yapılır ve sonuçları belirtilir. [6]
Kanunda açık bir düzenleme yer almamakla birlikte birleşme sözleşmesinde asgari olarak şu konularda belirleme yapılması gerekmektedir:
- Akit şirketlerin nevileri,ünvanları ve ikametgahları,
- Birleşmenin tipi,
- Payların değiştirilme oranı,
- Gereğinde kabul edilebilecek kesirlerin ortadan kaldırılması için kullanılacak nakdin miktarı,
- Devralan şirket hisse senetlerinin tevdi şekilleri,
- Bunların hangi tarihten itibaren kar payına hak kazandırdığı,
- İltihak edecek şirkete ait işlemlerin ne zamandan itibaren devralan şirket adına yapılmış sayılacağı,
- Özel haklara sahip iltihak edecek şirket pay sahiplerine devralacak şirket tarafından sağlanacak hakların neler olduğu,
- Devir konusu aktif ve pasifin tayin ve değerlendirilmesi.
gibi hususların birleşme sözleşmesinde açıklığa kavuşturulması gerekir. [7]
Diğer taraftan birleşme sözleşmesinde;
- Birleşme isteğinin amacı,sonuçlarının ne olacağı,
- Birleşme zamanı,
- Hangi şirketin ortadan kalkacağı,
- Devralan şirketin aktif ve pasifinin muhtevası,
- Devralan şirket sermayesinin ne miktarda artırılacağı taahhüdü, [8]
- Birleşme işleminin yasal dayanakları,
- Kurum ortaklarına, birleşen işletme alacaklılarına ve vergi dairesine karşı yükümlülüklerin belirlenmesi (değiştirme biriminin ve sermaye paylarının belirlenmesi, devralan kurum alacaklılarına verilecek teminatın belirlenmesi, devrolan kurumun vergi dairesine olan borçlarının ödeneceğine ilişkin teminat verilmesi),
- Birleşme sözleşmesinin yürürlüğe girmesi için yapılması gereken işlemlerin (genel kurullar tarafından oya sunulması. . . ) belirlenmesi,gerekmektedir.

C-TOPLANTIYA ÇAĞIRMA VE BİRLEŞME SÖZLEŞMESİNİN KABUL EDİLMESİ Birleşme için ilgili şirketlerin,mukavelelerinin değişmesi hakkındaki usul ve şartlar dairesinde,ayrı ayrı karar vermeleri gerekir. [9].

i-Devreden Anonim Ortaklığın Genel Kurulu Devreden ortaklığın genel kurul gündeminde birleşme sözleşmesinin onaylanması ve birleşmeye karar verilmesi ile ortaklığın feshi konuları bulunur.Devreden ortaklığın genel kurulunda,birleşme ortaklığın infisahına yol açacağı için,birleşmeye fesihde aranan nisapla karar verilir.434.maddenin 9.bendi TTK 388.maddenin 2. ve 6.fıkralarına atıf yapmıştır.TTK 388.maddenin 2.fıkrası toplantı nisabı,6.fıkrası ise karar nisabını düzenlemektedir.TTK 388/2’ye göre,sermayenin dörtte üçüne sahip pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunmaları ve 6.fıkraya göre de,kararın toplantıda hazır bulunan oyların üçte ikisiyle verilmesi gerekir.Bu toplantıda gerekli nisaplar sağlanamazsa müteakip toplantılarda da,aynı nisap aranır.Eğer sözleşmede birleşme için ya da genel kurul kararı ile fesih konusunda,daha ağır nisap öngörülmüşse,bu nisaplara uyulur.388.madde emredici bir hüküm olduğu için ancak ağılaştırıcı bir nisap öngörülebilirse de,hafifletici nisap kararlaştırılamaz. [10]

ii-Devralan Anonim Ortaklığın Genel Kurulu Birleşme normal olarak devralan ortaklığın sermayesinin artırılmasına yol açar.Bundan başka esas sözleşmede diğer değişiklikler yapılır.Bunlardaki değişikliğe karar verebilmek için genel kurulu toplantıya çağırmak gerekir.Sermaye artırımı devralan anonim ortaklık açısından ayni sermaye konulması niteliğindedir.Devralan anonim ortaklıkta sermaye artırımı TTK 388’deki nisaba tabidir.Maddeye göre ilk toplantıda sermayenin dörtte üçüne malik olan pay sahiplerinin bulunması şarttır.Birinci toplantıda bu nisap sağlanamazsa,ikinci toplantıda ½ ,üçüncü toplantıda ise 1/3 aranır.Toplantı nisabı azalan nisap olmasına karşılık,karar nisabı her üç toplantıda da mevcut oyların 2/3’üdür. [11]

D-ŞİRKET ÖZ VARLIĞININ TESPİTİ Genel kurulların olumlu karar vermeleri halinde,her iki şirketin yöneticileri,şirketlerinin öz varlıklarının tespitini mahkemeden isterler. Mahkeme bilirkişi vasıtasıyla bu tespiti yaptırırken bilirkişilerden,her iki şirketin öz varlığını, devralan şirketin yapması gereken sermaye artırımı tutarını ve birleşmede bir sakınca bulunup bulunmadığını tespit etmelerini ister. Birleşmede sakınca olup olmadığının tespiti,birleşecek anonim şirketin durumunun TTK’nun 324’üncü maddesi hükmüne göre tetkik edilmesini gerektirmektedir. [12] TTK’nun 324’ncü maddesin göre,şirketin esas sermayesinin yarısının karşılıksız kalması durumunda bunun genel kurula bildirilmesi gerekir.Diğer taraftan aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran belirtiler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin 2/3’ü karşılıksız kaldığı taktirde,umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan 1/3 sermaye ile devam etmeye karar vermediği taktirde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktifleri şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu takdirde şirketin iflasına hükmeder. Şu kadar ki;şirket durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa,idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine iflas kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme,envanter tanzimi veya bir yediemin tayini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır.

E-SERMAYE ARTIRIMI Devralan kurum tarafından yapılması gereken sermaye artırımına ilişkin olarak öncelikle Bakanlıktan izin alınması ve müteakiben devralan kurumun sermaye artırımına ilişkin esas mukavele değişikliğinin ticaret siciline tescil ve ilanı gerekmektedir.

F-BİRLEŞMENİN HÜKÜM İFADE ETMESİ VE TAMAMLANMASI
i-Mahkemenin Tasdiki Ortaklığın merkezinin bulunduğu ticaret mahkemesine başvurularak birleşmenin tasdiki talep edilir.Mahkemeye müracaatı devralan ortaklık yapar.Mahkeme,kendisine sunulan belgelerin usul ve kanuna uygun ve tamam olduğunu;birleşme kararı ve sermaye artırımı için öngörülen kanuni gereklere uyulup uyulmadığını;birleşmeye ve artırım kararlarına esas olan sözleşme metninin emredici hükümlere aykırı olup olmadığını inceler.Gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırır.Mahkeme birleşme kararını ve sermaye artırımını kanuna ve usule uygun bulursa tasdik eder.Bazı hallerde,sermaye artırımına gerek olmaksızın da birleşme gerçekleşebilir.Bu durumda devralan anonim ortaklığın esas sözleşmesinde bazı maddeler değişikliğe uğrar.Esas sözleşme değişikliklerinde,sermaye artırımı söz konusu olmayınca mahkeme tasdiki safhası yoktur. [13]

ii-Tescil Ve İlan Birleşme kararının tescil ve ilanından itibaren devrolan şirketler infisah eder ve kendileri için birleşme dönemi başlar Birleşme kararı, ilan gününden itibaren üç ay sonra hüküm ifade eder.Şu kadar ki,ilandan önce birleşen şirketler borçlarını ifa yahut borca tekabül eden parayı T.C.Merkez Bankasına yahut muteber diğer bir bankaya tevdi etmiş veyahut alacaklılar,şirketlerin birleşmesine razı olmuş ise birleşme kararı ilan gününden itibaren hüküm ifade eder. [14]
Borç karşılığının bankaya tevdi keyfiyetinin(yatırılmasının) ilanı lazımdır. [15]
Birleşen şirketlerin alacaklılarının her biri ilandan itibaren üç ay içinde salahiyetli mahkemeye müracaatla birleşmeye itiraz edebilir.İtiraz hakkından vazgeçmedikçe yahut bu husustaki itirazın reddine dair mahkemece verilen karar katileşmedikçe birleşme hüküm ifade etmez. [16]
Devreden ortaklık açıklayıcı nitelikte iki ayrı hususu tescil ve ilan ettirmesi gerekir.TTK 148.maddeye göre,genel kurulda birleşme nedeniyle esas sözleşmedeki değişiklik ve birleşme kararı tescil ve ilan olunur. [17]
Şirketin infisahı, ticaret siciline tescil olunur. Şirket borçları tediye veya temin edildikten sonra ticaret sicilinden infisaha ait kayıt silinir ve keyfiyet ilan olunur; [18]
Bu tescil ve ilan, kurucu değil bildirici mahiyettedir.Nitekim,aynı görüşteki bir Yargıtay kararına göre; “Her ne kadar şirketin feshine müteallik karar 445.(TTK 451/1-7) maddesine uygun bir şekilde ilan edilmiş ise de,sözü geçen maddede bildirilen,iflastan gayri bir sebebe müstenit fesihlerdeki ilan keyfiyeti,ihdasi mahiyette olmayıp ihbari mahiyette bulunduğundan feshin sıhhati ilana bağlı değil,fesih keyfiyeti ilanda önce de hukuken mevcuttur. [19]
İnfisahın tescilinden sonra devralan şirketçe infisah eden şirketin pay sahiplerine karşılık olarak verilecek hisse senetleri, birleşme mukavelesi hükümlerine göre kendilerine teslim olunur. [20]

2-YENİ ŞİRKET KURULMASI SURETİYLE BİRLEŞMELERDE YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER

A-GENEL OLARAK Birleşme halinin ikinci şekli yeni bir şirket kurulması sonucunu verir. [21]. Birden çok anonim şirketin malları yeni kurulacak bir anonim şirket tarafından devralınabilir;.....adı geçen şirketlerin malları da tasfiye edilmeksizin yeni bir şirkete geçer. [22]
Kanun koyucu böyle bir birleşmeye uygulanacak hükümleri TTK’nun 452’. maddesinde,
- Anonim şirketin kurulmasına ait hükümler,
- Bir aş nin diğer bir anonim şirket tarafından devralınmasına dair hükümler,
- Ayrıca 452’nci maddenin 2’nci fıkrasında 4 bent halinde sıralanan özel hükümler olmak üzere açıklamıştır. [23]
İlgili TTK maddesi hükmü uyarınca;
Birden çok anonim şirketin malları yeni kurulacak bir anonim şirket tarafından devralınabilir; o suretle ki, adı geçen şirketlerin malları tasfiye edilmeksizin yeni şirkete geçer. Böyle bir birleşme hakkında anonim şirketlerin kurulmasına ve bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devralınmasına dair olan hükümler uygulanır.

B-BİRLEŞME SÖZLEŞMESİ Şirketler imzaları noterce tasdikli birleşme mukavelesinde;birleştiklerini,yeni anonim şirketin esas mukavelesini tanzim ettiklerini,bütün hisselerin taahhüt olunduğunu,mevcut şirketlerin mallarını sermaye olarak yeni şirkete koyduklarını ve yeni şirketin lüzumlu organlarını tayin ettiklerini tespit ederler. [24] Birleşme sözleşmesi birleşen anonim ortaklıkların yönetim kurulları tarafından hazırlanır ve imzalanır.TTK 451/2-1’e göre de imzalar noterce tasdik edilir.Bu safhada esas sözleşme notere tasdik ettirilmez. [25] Birleşme sözleşmesine sözleşmeye göre çıkartılan bilançolar da eklenir.

C- BİRLEŞME SÖZLEŞMESİNİN GENEL KURULLAR TARAFINDAN ONAYI Birleşme sözleşmesi düzenlenip imzalandıktan sonra birleşen şirketlerin genel kurulları tarafından ayrı ayrı tasdik olunur. Yeni kuruluşta,buna katılan bütün anonim ortaklıklar “devreden ortaklık” durumundadır.Bu bakımdan devralma suretiyle birleşmede geçerli olan usul ve nisaplar aynen uygulanır. [26]

D- BİRLEŞME KARARININ UYGULANMASI Birleşme kararının uygulanması ve birleşmeyi sonuçlandırıcı işlemler hususunda bir anonim şirket tarafından devir alınma bahsinde verilen işlemler aynen yapılır.
E- BAKANLIĞIN İZNİ Bütün işlemlere ait belgeler bir dilekçeyle eklenerek izin alınmak üzere Bakanlığa tevdi olunur.Yeni kuruluş,İktisat Ve Ticaret Vekaletince verilecek izinle kurulur [27] hükmü gereğince Bakanlığın izni ile kurulmuş olur.
F- YENİ ŞİRKETİN TESCİL VE İLANI TTK’nun kurulan şirketin tescil ve ilanı’na ilişkin düzenlemeyi yapan 300’ncü maddesine göre;Bakanlıkça kuruluşa izin verildikten sonra;
Şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan olunur.
Tescil ve ilan edilecek hususlar şunlardır:
1-Esas mukavele tarihi;
2-Şirketin ticaret ünvanı ve merkezi;
3-Şirketin maksat ve mevzuu ve varsa müddeti;
4-Esas sermayesinin miktarı,ödeme suret ve şartları ve hisse senetlerinin itibari kıymeti;
5-Hisse senetlerinin nev’ileri,hamiline veya nama yazılı oldukları ve muayyen hisse senetlerinin bahşettikleri imtiyazlar;
6-Ayın nev’inden sermaye ve devralınan mali kıymetlerle işletmelerin neden ibaret oldukları ve bunlara biçilen değerler,kuruculara sağlanan hususi menfaatlerin mahiyet ve değerleri;
7-Şirketin ne suretle temsil olunacağı,
8-İdare meclisi azalarıyla şirketi temsile salahiyetli kimselerin ad ve soyadları,ikametgahları ve tabiyetleri;
9-Şirketin yapacağı ilanların şekil ve eğer esas mukavelede de bu hususta bir hüküm varsa idare meclisi kararlarının pay sahiplerine ne suretle bildirileceği;
Şubeler,merkezin sicil kaydına atıf yapılmak suretiyle bulundukları yer ticaret siciline tescil olunur.
G-BİRLEŞEN ŞİRKETİN MALLARININ YENİ ŞİRKETE İNTİKALİ Birleşen şirketlerin malları yeni şirketin tescil ve ilanı ile bu şirkete geçer.

28 Ocak 2010 Perşembe

Defter tasdikleri.

yevmiye ve envanter defteri vergi sisteminde , kullanılmadan notere tasdiki zorunlu defterlerdir,
maliye açısından (yada ssk yeni adıyla sgk) bu defterlerin kapanış tasdiki olup olmamasının önemi yoktur,
ancak ticaret kanunu yevmiye kebir ve envanter defterinin hem açılış hem kapanış tasdiklerinin olmasını şart koşmuştur,
defterler firmaların mali durumlarını, performanslarını yansıtan tabloların yapılması için bilgi biriktirilen alanlardır,
maliye de,devlet her ticari frimanın en az %20 kar ortağı olduğu için devletin mali sorumlusu olarak bu defterleri devlet payı doğru hesaplanıyormu diye inceler, eğer kendisi için önemli olan tasdik yok ise o defteri yok sayar,
peki ticaret kanununa göre zorunlu olan defterin tasdiki hangi durumda aranır?
ticari uyuşmazlıklarda,
iş hukuku yönünden uyuşmazlıklarda,
hakim tasdikleri tam olan defteri delil olarak kabul eder, etmek zorundadır,
tasdiki eksik olan defteri delil kabul etmez, bazı özel durumlarda delil olarak dikkate alabilir
ama eğer ticari alacak verecek davalarında bir tarafın kapanış tadiki var diğerinin yok ise yok olanın defterine bakılmaz,
son yıllarda ticari davalrın artması muhasebecileri bu konuda daha titiz olmaya mecbur etti,
önceki dönemlerde hiç kapanış tasdiki aranmazken şimdi ikide birde davalara çağrılan defterlerde kapanış tasdiki sorun olmaya başlayınca bu konu böyle öne çıktı,
işin aslı bu ,
fiyata gelince kapanış tasdikinde sayfa sayısına göre bedel artması yok, en son sayfaya noter mühürü basıyor bu defter buraya kadar ve bu tarihe kadar işlenmiş diye, fiyatı 35 TL civarında 3 defter 100 TL falan olmalı,

yeni kooperatifler kanununda da kapanış tasdiki zorunluluğu getirildi,
kooperatif genel kurulunun tamamlanma belgelerinde kapanış tasdiki tarih ve numarası gerekiyor,
bunlar olmadan kooperatif genel kurulu yapılamıyor, genel kurul kararları tescil edilemiyor.

22 Ocak 2010 Cuma

150 m2 konut ve kdv

Konut Teslimlerinde “Net Alan” İfadesinin KDVK Açısından Değerlendirilmesi: 3065 sayılı Kdvk md 28 2007/13033 sayılı Kararname Eki 1 sayılı listenin 11. sırasında yer alan net alanı 150 m2’ye kadar olan konut teslimlerinin %1, aynı madde de ayrıca 1 ve 2 sayılı listelerde yer almayan teslim ve hizmetlerin ise genel oranda (%18) katma değer vergisine tabi tutulacağı belirtilmiştir. Net alanı 150 m2’ye kadar olan konutların %1 oranında, net alanı 150 m2 ve üzeri olan konutların ise %18 oranında KDV’ye tabi tutulması net alanın tanımını ve hesaplanmasını önemli kılmaktadır. Özellikle net alanı 149 m2 olan konutlar ile net alanı 150 m2 ve üstü olan konutların maliyetlerinde ve satış fiyatlarında diğer verilerin değişmediği varsayıldığında %17’lik bir KDV farkı ortaya çıkmaktadır. KDVK’nun da her ne kadar net alanı 150 m2’ye kadar konut teslimlerinin %1 oranında KDV’ye tabi olduğu belirtilmiş ise de KDVK’nunda “Net alan” tabirinden ne anlaşılmasına ilişkin bir açıklama olmadığından yazımızın ilerleyen bölümlerinde bu konuda detaylı açıklamalara yer verilecektir.
II-Konuya İlişkin Yasal Mevzuat: 3065 sayılı Kdvk mdd 28 30/12/2007 tarihli RG 2007/13033 sayılı Kararname Eki 1 sayılı liste gereğince “Net alanı 150 m2’ye kadar konut teslimleri ile belediyeler, il özel idareleri, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve bunların % 51 veya daha fazla hissesine ya da yönetiminde oy hakkına sahip oldukları işletmeler tarafından konut yapılmak üzere projelendirilmiş arsaların (sosyal tesisler için ayrılan bölümler dahil) net alanı 150 m2’nin altındaki konutlara isabet eden kısmı, Konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri, Kanunla kurulmuş sosyal güvenlik kuruluşları ve belediyelere yapılan sadece net alanı 150 m2’ye kadar konutlara ilişkin inşaat taahhüt işlerinde % 1 oranında KDV uygulanmaktadır.Konut teslimlerindeki “net alan” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin olarak KDVK’nunda bir tanımlama bulunmayıp; Mülga 3 Seri No.lu “Konut İnşaatı ve Yatırımlarda Vergi, Resim, Harç Muafiyet ve İstisnası Genel Tebliği”nin 4. bölümündeki açıklamalardan aynen alıntı yapılmak suretiyle 30 Seri No.lu K.D.V.K Genel Tebliği’nin “E” bölümünde geniş bir biçimde açıklanmıştır.Buna göre;
“E- Konut İstisnası: Kdvk geçici 8. maddesinde, net alanı 150 m2’ye kadar olan konutların tesliminin vergiden müstesna olduğu hükme bağlanmış konu ile ilgili olarak; 9 Seri No.lu Kdv GT 1. bölümünde, net alan deyiminin “konut içerisinde duvarlar arasında kalan temiz alan” olarak tanımlanan faydalı alanı ifade ettiği, plan ve proje gereği konut dışında bir amaçla kullanılacak bölümleri de ihtiva eden inşaatlarda istisnanın sadece konut olarak kullanılacak bölümlere uygulanacağı açıklanmıştır.
Bakanlığımıza intikal eden olaylardan balkon, kömürlük, garaj, asansör boşluğu gibi yerlerin istisna karşısındaki durumu konusunda tereddüde düşüldüğü anlaşıldığından bu konuda aşağıdaki şekilde hareket edilmesi uygun görülmüştür.
1. Balkon, kömürlük, garaj, asansör boşluğu ve benzeri yerler, konutlardan ayrı olarak kullanılmaları mümkün olmadığından prensip olarak istisna kapsamı içinde mütalaa edilecektir.
2. Bu yerlerin 150 m2’lik sınırın hesabında ne ölçüde dikkate alınacağı ise 3 Seri No.lu “Konut İnşaatı ve Yatırımlarda Vergi, Resim, Harç Muafiyet ve İstisnası Genel Tebliği”nin 4. bölümündeki açıklamalara göre belirlenecektir.
“Halk konutu standartları”nın değişik 3 ve 4. maddelerine atıfta bulunan bu açıklamalara göre;
a) Faydalı alan konut içerisinde, duvarlar arasında kalan temiz alandır.
b) Faydalı alan genel olarak duvar yüzlerinde 2,5 cm sıva bulunduğu kabul edilerek, proje üzerinde gösterilmiş bulunan kaba yapı boyutlarının her birinden 5’er cm. düşülmek suretiyle hesaplanır.
Ancak konutlarda kapı ve pencere şeritleri, duman ve çöp bacası çıkıntıları, ışıklıklar ve hava bacaları; karkas binalardaki kolonların duvarlardan taşan dişleri; bir konuttaki balkonların veya arsa zemininden 0,75 m.’den yüksek terasların toplamının 2 m2’si çok katlı binalarda yapılan çekme katların etrafında kalan ve ticaret bölgelerinde zemin katların komşu hududuna kadar uzaması ile meydana gelen teraslar; çok katlı binalarda genel giriş, merdiven, sahanlıklar ve asansörler; iki katlı tek ev olarak yapılan konutlarda iç merdivenlerin altında 1,75 m. yüksekliğinden az olan yerler; bodrumlarda konut başına bir adet, konutun bulunduğu bina dışında konut başına 4 m2’den büyük olmamak üzere yapılan kömürlük veya depo; kalorifer dairesi, yakıt deposu, sığınak, kapıcı ve kalorifer dairesi, müşterek hizmete ayrılan depo, çamaşırlık; bina içindeki garajlar ile bina dışında konut başına 18 m2’den büyük olmamak üzere yapılan garajlar, faydalı alan dışındadır. Bina dışındaki kömürlük ve depoların 4 m2’yi, garajların 18 m2’yi aşan kısmı, ait oldukları konutun faydalı alanına dahil edilirler.” açıklamalarına yer verilmiştir.

III-Konutların Net Alanlarının Hesaplanması, Yaşanan Sorunlar Ve Özellikli Durumlar: Uygulamada, net alan tabirinden ne anlaşılması gerektiği hususunda özellikle konut balkonlarının, hesaba katılmamasından veya tebliğde balkonlara ilişkin belirtilen istisnanın yanlış yorumlanmasından kaynaklanan nedenlerle KDV’nin eksik olarak hesaplanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmektedir. Söz konusu konutların net alanı hesaplanırken yukarıda ayrıntısına yer verilen mevzuat hükümleri dikkate alınmak suretiyle hesaplama yapılması gerekmektedir Özellikle konutlardaki balkonların toplamının 2 m2’sinin istisna edilmesi ve sıva paylarına ilişkin olarak düşülecek istisnanında doğru olarak hesaplanması gerekmektedir.Öte yandan, konut dışındaki kömürlük ve depoların 4 m2’yi, garajların 18 m2’yi aşan kısmı, ait oldukları konutun faydalı alanına dahil edildiklerinden site şeklinde veya müstakil olarak inşa edilen (dubleks,tripleks) konutlarda net alan hesabına istisnayı aşan kısımlarında dahil edilmesi gerektiği hususu unutulmamalıdır.
Örnek: X müteahhitlik şirketinin inşa etmiş olduğu 3 bloktan oluşan site inşaatında her bir blokta bulunan en üst dairelerin (konutların)dubleks olduğu ve söz konusu dairenin satış fiyatları üzerinden KDV oranının %1 olarak hesaplandığını varsayalım; Buna göre, X şirketinin inşa etmiş olduğu 3.katta bulunan bir dubleks konutun büyüklüğü şu şekilde olsun:(Sıva paylarına ilişkin Tebliğde öngörülen istisna düşüldükten sonraki net büyüklükler)
- Giriş (Hol) : 10 m2
- Koridor : 10m2
- Salon : 33 m2
- 1. Oda : 15 m2
- 2. Oda : 20 m2
- Banyo : 10 m2
- Tuvalet : 2 m2
- 1. Balkon : 15m2
- 2. Balkon : 20 m2
Toplam : 135 m2

Üst Kat (Çatı Kat):
- Yatak Odası : 30 m2
-Çocuk Odası : 10 m2
- Banyo : 8 m2
Toplam :48 m2

Yukarıdaki verilere göre balkonlar hesaba katılmadan (net alan) 148 m2 olarak hesaplanmış ve satış fiyatı üzererinden bu konut için %1 KDV oranı hesaplanarak fatura edilmiştir.Ancak Örnekte görüldüğü üzere konutun net alanı hesabına balkonlar katılmadığı için 148 m2 olarak hesaplanmıştır. Oysaki söz konusu Tebliğ hükümleri dikkate alındığında net alan tanımına uygun olarak balkonların tamamının hesaplamaya dahil edilip sadece 2 m2’lik kısmın istisna olarak düşülmesi gerekmektedir.Buna göre Tebliğde öngörüldüğü şekilde balkonların sadece 2 m2 ‘si düşüldüğünde konutun net alanı 148 m2 değil , gerçekte 183 m2 -2 m2 =181 m2 olmaktadır.Bu durumda bu konutun KDV oranının %18 üzerinden hesaplanması gerekmekte iken %1 oranından hesaplanarak KDV açısından %17’lik bir KDV ziyaa uğramış olmaktadır.
Konuya ilişkin olarak Bursa Vergi Dairesi Başkanlığının 20.06.2007 ve B.07.1.GİB.4.16.16.02-300-07- /950 sayılı “Net alanın hesabında balkonların ne şekilde dikkate alınacağı”na ilişkin olarak verilen özelgede “Buna göre; konutlardan ayrı olarak kullanılması mümkün olmayan balkonların net alan içinde değerlendirilmesi gerekmekte olup, inşasını gerçekleştirdiğiniz konutların net alanları toplamı {(138,16 m2 )+(2 adet balkon 19,62 m2-2 m2 =17,62 m2)= 155.78 m2 } 150 m2’nin üzerinde olduğundan satış bedelleri üzerinden %18 oranında katma değer vergisi hesaplanması gerekmektedir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Konut satışlarında KDV uygulamasında her bir bağımsız bölüm, kat ve bina ayrı ayrı gözönüne alınacaktır. İki katlı bir evin iki katı da ayrı ayrı kullanılabilecek yapıda ise, 150 m2’lik net alanın hesabında her kat ayrı ayrı değerlendirilecektir. Her iki kat birbirini tamamlayıcı ve birbirine bağlı ise 150 m2’lik net alanın hesabında (dubleks dairelerde olduğu gibi) iki katın toplam alanı dikkate alınacaktır.Bahçeli evler ile ilgili olarak 150 m2’lik net alanın hesabında, bahçe gözönünde tutulmadan konutun alanı dikkate alınacak, konutu çevreleyen arsa ve arazi ise, bu konutun mütemmimi olarak kabul edilecektir. Arsa ve arazinin ne kadarının mütemmim sayılacağı konusu ise mahalli örfe göre tespit edilecektir. Ayrıca, KDV uygulamasında konutu çevreleyen arsa ve arazinin, konutun net alanı ile orantılı olması esastır.Maliye Bakanlığınca bu konuda verilen 09.09.1991 tarih ve 62108 sayılı Özelge’de;“5.000 m2’lik arsa üzerinde yer alan 10 m2’lik iki katlı gayrimenkulün satışı halinde, bu satışın konut değil arsa satışı olarak değerlendirilmesi ve 5.000 m2’lik arsaya isabet eden bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekir.” şeklinde görüş bildirilmiştir
IV-Sonuç: Bu yazımızda konut teslimlerinde net alan ifadesinin Katma Değer Vergisi Kanunu açısından değerlendirilmesi ve uygulamada karşılaşılan bir kısım sorunlara değinilmiştir. Mükellefler tarafından yapılan konutların tabi olacağı katma değer vergisi oranını belirleyen net alan ifadesinin vergi mevzuatındaki tanımı ile kamuoyundaki tanımı farklılık arz etmektedir. Bu nedenle konut inşa eden firmaların, konutların net alanlarının tespitinde gereken hassasiyet ve bilgi araştırmasını göstermeleri, bu konuda işletmelerin mali müşavirleri ile mimar ve mühendis gibi teknik personelinin işbirliği yaparak katma değer vergisi oranının yanlış hesaplanmasının önüne geçmeleri işletmelerin faydasına olacaktır.Ayrıca konut inşa edip satan mükelleflerin net alan ifadesini yanlış algılayıp uygulamaları durumunda indirimli orana tabi işlemler nedeniyle alabilecekleri haksız ve yersiz KDV iadelerinin vergi idaresince cezalı olarak geri alınması riski ile karşılaşabileceklerdir.
İhsan AKAR- Vergi Denetmeni ihsanakar@hotmail.com


Yararlanılan Kaynaklar:

1-K.D.V.Kanunu ve 30 nolu KDV Genel Tebliği
2-Hasan Erarslan “Net alanı 150 m2’ye kadar konut teslimleri ile konut yapı koop. yapılan inşaat taahhüt işlerinde kdv”
3- MustafaÖZER: “Konut teslimlerinde katma değer vergisi hesaplaması açısından net alanın tanımı, hesaplanması ve önemi”
4-Abdullah Tolu: “Gayrimenkul satışlarında kdv uygulaması”

12 Kasım 2009 Perşembe

Okul Bağışı

OKUL BAĞIŞI :

Kurumlar vergisi yönünden:
Md 10/1-ç ye göre tamamı matrahtan indirilir.
Bağış ve yardımın yapıldığı yılın matrahından indirilir,bağış/yardım fazla ise artanı izleyen yıla devredilmez.
Bu nedenle önce arsanın Milli Eğitim Bakanlığına devri ve düzenlenecek anlaşmaya uygun olarak bu arsa üzerine yapılacak inşaatın maliyetinin karşılanması uygun olur.Böylece işin yıllara sari olması halinde her yıl yapılan harcamanın o yılın matrahından indirilmesi sağlanabilir.Eğer kendi arsası üzerine 1,5 yılda tamamladığı bir inşaat bittiğinde bunu komple bağış yapar ise kurum, biten yılın matrahından tüm maliyeti düşer eğer matrah maliyetten fazla ise artanı izleyen yıla devredilerek bölüştürülemez.

Kdv açısından:
Md 17/2-b açıklandığı şekilde,okul MEB na tesliminde kdv yok.
26 seri nolu GT ye göre de,inşaat sırasında ödenen kdvler için ayrıca bir istisna yok, bunlar ödenecek ancak kayıtlarda indirilecek kdv ye yazılmayacak, ayrı kayıt altında bu inşaat izlenecek ve bu inşaata ödenen kdv tutarları bu inşaatın maliyetine eklenecek.

27 Ekim 2009 Salı

SGK BAŞKANLIĞI / SOSYAL SİGORTALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
SİGORTALI TESCİL VE HİZMET DAİRE BAŞKANLIĞI

SOSYAL GÜVENLİK İL MÜDÜRLÜĞÜ'NE

Bilindiği üzere, 5510 Sayılı kanunun 4.md 1.fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalışırılanlar (b) bendinde ise hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar sigortalı sayılmışlardır.

5510 say.kanunun 53.md de sigortalının kanunun 4.md 1.fıkrasının (a),(b),(c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinin birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde, öncelikle aynı maddenin 1.(c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacağı öngörülerek, söz konusu maddeyle birden fazla statüye tabi çalışması olanlar için hangi statünün esas alınacağı belirlenmiştir.

Buna göre ruhsatlarda isimleri belirtilen şantiye şeflerinin kanunun 4.md 1.fıkrasının (a) bendi kapsamında hizmet akdine tabi sigortalı olarak çalışması durumunda, bu bent kapsamındaki sigortalılar birden fazla işveren tarafından çalıştırılabildiklerinden, bunlar adına her bir işveren tarafından ayrı ayrı bildirimlerin yapılması, aynı işverenin birden fazla işyerinde ayrı ayrı şantiye şefliği yapılması halinde de bu işyerlerinden ayrı ayrı bildirimlerin işyeri dosyası üzerinden kanunun 4.md 1.fıkrasının (a) bendinin kapsamında sigortalı bildirimlerinin yapılması,

Kanunun 4.md 1.fıkrasının (b) bendinin (1) nolu alt bendine tabi gerçek veya basit usülde gelir vergisi mükellefi olan şantiye şeflerinin, kanunun 53.md gereği bu bent kapsamındaki sigortalılıkları sona ermeden kanunun 4.md 1.fıkrasının '(a) bendi kapsamında sigortalı bildirimlerinin yapılmaması, gerekmektedir.

Diğer taraftan, sosyal sigorta işlemleri yönetmeliğinin 110.md 2.fıkrasında, yasal olarak verilmesi gereken son günü takip eden günden başlayarak takip eden 3.ayın sonuna kadar kuruma verilen asıl veya ek nitelikte ki aylık prim ve hizmet belgesi, aksine bir tespit veya şüpheli bir durum yoksa ve aylık prim ve hizmet belgesinde kayıtlı olan sigortalıların sigortalı işe giriş bildirgelerinin yasal süresi içinde veya aylık prim ve hizmet belgesinin ilişkin olduğu aydan önceki bir tarihte kuruma verilmiş olması halinde sözkonusu belge ayrıca incelemeye gidilmeksizin işleme alınacağı öngörülmüştür.Bu bakımdan, geriye yönelik olarak verilen aylık prim ve hizmet belgeleri hakkında yukarıdaki bahis konusu edilen Yönetmeliğin 110.md 2.fıkrası gereğince işlem yapılması gerekir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

Daire Başkanı


Bu kurum yazısı ile,bir inşaat şirketinde 10 ayrı inşaat olduğu varsayıldığında,bir şantiye şefinin 10 ayrı inşaatta ayrı ayrı 30'ar gün gösterilmesi şart koşulmaktadır. Yani bir şantiye şefi bir tane şirketin 10 ayrı inşaatında 30'ar günden bir ayda 300 gün gösterilmesi gerekmektedir.
Fakat şantiye şefinin bağkurlu olması durumunda böyle birşey söz konusu olmamaktadır.
Geriye dönük verilen ek aylık prim ve hizmet belgelerinde idari para cezası 1/8 değil asgari ücretin iki katı olarak uygulanmaktadır.

Gider Pusulası

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=157&HBR_KOD=131584


Vergi Usul Yasası'nın 234'üncü maddesi uyarınca "birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin, vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan aldıkları emtia için tanzim edip (düzenleyip) işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir."
Yasal düzenleme gereği gider pusulası birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zati (kişisel) eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de düzenlenebilmektedir.
Gider pusulası, işin mahiyeti, emtianın cins ve nev'i ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını, tüzelkişilerde unvanlarını ve adreslerini ve tarihi içerecek şekilde iki nüsha (örnek) olarak düzenlenir ve bir örneği iş yapana veya satana verilir.
Gider pusulası seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilerek düzenlenir.
Uygulamada gider pusulasının kullanım alanının giderek genişlediği, otomobil, ev, makine, tamamı bir fabrika oluşturabilecek nitelikte birbirini tamamlayan parça ve aksamın kişisel nitelikte varlık olarak gider pusulası ile satıldığı, bu varlıkların envantere alınarak amortismana tabi tutulduğu dolayısıyla işletme varlıkları içinde gösterildiği görülmektedir.
Gerçekte Maliye Bakanlığı daha önce yayımlamış bulunduğu 211 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği ile Vergi Usul Yasası'nın mükerrer 257'nci maddesinin vermiş olduğu yetki kapsamında arizi olarak yapılan serbest meslek faaliyetinde bulunanlara gerçekleştirilen ödemelerin de gider pusulası ile belgelendirilmesini uygun görmüştür.
Diğer yandan Gelir Vergisi uygulamasına yönelik yayımlanan 224 seri numaralı genel tebliğ ile de aynı yasanın 18'inci maddesinde yer alan faaliyetlerde bulunup da eserlerini aynı yasanın 94'üncü maddesinde belirlenen ve Gelir Vergisi tevkifatı yapmakla yükümlü kılınan kişi ve kurumlara teslim edenlerin defter tutma ve belge düzenleme zorunluluğu dışında bırakılmaları nedeniyle bu kişilere ödeme yapanların giderlerini kanıtlayabilmeleri için gider pusulası düzenlemeleri öngörülmüştür.
Tüketiciyi Koruma Yasası uyarınca tüketicinin satın aldığı mal ve hizmetlerin geri verilerek bedelinin geri alınması veya başka bir mal veya hizmet ile değiştirilmesi durumunda satıcıların mükellef olmayan kişilere yapmış oldukları iadelerin belgelendirilmesi için 54 seri numaralı KDV genel tebliği uyarınca satıcıların söz konusu malları geri alırken gider pusulası düzenlemeleri gerekmektedir. Ancak Tüketiciyi Koruma Yasası gereği olarak geri alınan mallar için düzenlenecek olan gider pusulasının ekinde söz konusu malların satışında düzenlenen fatura veya benzeri belgenin yer alması gerekmektedir.
Birinci ve ikinci sınıf tacirlerin vergi mükellefiyeti olmayan gerçek kişilerden satın aldıkları taşıtların kayda alınması sırasında, bazı mükellefler gider pusulası düzenlemekte ve satıcı konumundaki kişilere bu pusulayı imzalatarak, alışlarını belgeye bağlamakta, bazı mükellefler ise noter satış senedi ile yetinmektedirler.
Konuya ilişkin olarak İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelgeye göre vergi mükellefiyeti olmayan kişilerden noter satış senedi ile satın alınan taşıtlar için gider pusulası düzenlenmesi gerekmekte olup, esnaf muaflığından yararlanmayan ve vergi mükellefi olmayan şahıstan alınan araç için gider pusuları düzenlenmesi öngörülmüştür. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 17.9.2009 gün ve 94365 sayısı özelge).
Dolayısıyla "bu kapsamda vergi mükellefi olmayan gerçek şahıslardan alınan taşıtların kayda alınmasında noter sözleşmesinin kullanılması belirtilen düzenlemeler uygun olacaktır." (Özcan, Zekai "Vergi Mükellefi Olmayan Gerçek Şahıslardan Alınan Taşıtların Noter Satış Sözleşmesi ile Kayda Alınması" Mali Pusula Sayı: 58, Sf: 46-47).
Gerçekte; sahipliği tescile bağlı işlemlerde esas olan, tescil işlemidir. Bu nedenle motorlu taşıtlar, adına taşıt kayıt ve tescil edilmiş olana gerçek ve tüzelkişilere aittir. Uygulamada sahipliği tescile tabi işlemler dahil olmak üzere birçok değeri yüksek olan varlıkların satışı artık gider pusuları ile yapılır hale gelmiştir. Bu tür işlemlerin gider pusulası yapılması hali vergi idaresince kabul edilmiş bulunmaktadır.
Gider pusulası ile yapılan işlemler yine uygulamada mükellefiyet tesisini olumsuz etkilemektedir. Daha açıkçası birçok kişi değişik şekillerde edinmiş oldukları varlıkları gider pusulası ile satmak suretiyle elde ettikleri kazançları vergi dışı bırakabilmektedir.
Uygulamada icra daireleri tarafından yapılan satışlarda satın alınan mallar birkaç gün içinde gider pusulası ile satılabilmekte ve ticari işletmelerin aktifine bu varlıklar gider pusulası ile intikal ettirilerek amortisman konusu yapılmaktadır. Bu durumda yine çoğu kez düzenlenen gider pusulaları üzerindeki değerler gerçek satış bedelini yansıtmamaktadır. Ayrıca satışı yapanlar esnaf muaflığından da yararlanmadığı için söz konusu satış bedelleri Gelir Vergisi Yasası'nın 94'üncü maddesi uyarınca tevkifata da tabi tutulmamaktadır.

Veysi Hoca yazmış 27/10/2009 Referans