.

.

13 Mart 2010 Cumartesi

ÖTV -tecil terkin

2/1/2010 - Sorularla ÖTV Kanunu
41-ÖTV Kanununa göre “VERGİNİN GÜMRÜK MAKBUZUNDA GÖSTERİLMESİ” uygulaması nasıldır?İthalatta uygulanan ÖTV gümrük makbuzunda ayrıca gösterilecektir. İthalat vergilerinin maktu tutarlarda veya sabit oranlı alındığı hallerde buna ilişkin tarife, ÖTV'yi de kapsayacak şekilde tespit olunacak ve ÖTV olarak ayrıca vergi hesaplanmayacaktır.
-İthalatta Teminatlı İşlemler Gümrük Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca ithalde alınan vergileri teminata bağlanarak işlem gören mallara ait ÖTV de aynı usule tabi olacaktır. Örneğin dahilde işleme izin belgesi kapsamında ithal edilen mallar için ithalat vergileri teminata bağlanırsa, ÖTV de teminata bağlanarak ilgili mevzuat kapsamında takip edilecektir.
-İthalde Alınan Vergide Düzeltme İthalde alınmayan veya eksik alınan ÖTV ile fazla veya yersiz alınan ÖTV, Gümrük Kanunu hükümleri kapsamında işlem yapılmak suretiyle düzeltilecektir.
(I) Sayılı Listedeki Mallar İçin Gümrükte Alınacak Teminat ÖTV Kanununun 16 ncı maddesinin 4 numaralı fıkrasının Maliye Bakanlığına verdiği yetki uyarınca;
• Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu…….
• Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu….. vergi tutarı,
• Yukarıda belirtilen haller dışında Kanuna ekli (I) sayılı listedeki malların ithalinde, bu mallar için yürürlükte olan ÖTV tutarı,
kadar banka teminat mektubunun gümrük idaresine verilmesi, bu şekilde teminat verilmediği sürece gümrükleme işlemi yapılmaması uygun görülmüştür.
"Öte yandan, genel ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve sermayelerinin % 51'i veya daha fazlası bunlara ait olan kuruluşlar ile özelleştirme kapsam ve programına alınmış olup hisselerinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşlardan teminat aranmayacaktır. (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malların tecil-terkin uygulaması kapsamında kullanılmak üzere ithalinde, ithalatçılar, bu Tebliğin (9.1./b) bölümünde yer alan açıklamalar çerçevesinde (EK:22) "Bilgi Formu"nda belirtilen indirimli teminattan yararlanılabilecek azami miktarla sınırlı olmak kaydıyla,% 5 oranında teminat vererek ithalat işlemini gerçekleştirebileceklerdir.
(I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malların Kanunun 8/1 inci maddesi uyarınca tecil-terkin uygulaması kapsamında ithali ile 2002/4930 sayılı Kararnamenin 4 üncü maddesi uyarınca aynı cetvelde yer alan ürünlerin imalinde kullanılmak üzere ithalinde, imalatçılar tarafından düzenlenen Tebliğ ekindeki (EK:14) "Talep ve Taahhütname" de gümrük idaresine verilecektir."
Gümrük vergileri için götürü teminat alınmasına ilişkin uygulama, (I) sayılı listenin (A) cetvelindeki malların ithalinde vergi borcu olmayan mükellefler için de geçerlidir. "İthalat işlemi tamamlandıktan sonra gümrük idaresi, Tebliğ ekinde (EK:11) olarak yer alan "İthal Edilen Petrol Ürünleri İle Teminata Ait Bilgi Formu"nu düzenleyerek bu formla birlikte, indirimli teminattan yararlanılan dönemler için ithalatçı imalatçılardan alınan "Tecil -Terkin Kapsamında % 5 oranındaki İndirimli Teminattan Yararlananlara İlişkin Bilgi Formu"nun bir örneğini on gün içinde ithalatçının bağlı olduğu vergi dairesine gönderecektir."
İthalatçılar, her bir parti ithalatları için münferit banka teminat mektubu verebilecekleri gibi, ileride yapacakları ithalatlarını da kapsayacak şekilde global bir banka teminat mektubu verebileceklerdir. Ayrıca gümrük idarelerine verilen teminat mektuplarının ÖTV için düzenlendiğinin belirtilmiş olması gerekmektedir. İthalat işlemi tamamlandıktan sonra gümrük idaresi, Tebliğ ekinde yer alan "İthal Edilen Petrol Ürünleri İle Teminata Ait Bilgi Formu"nu (EK:11) düzenleyerek on gün içinde ithalatçının bağlı olduğu vergi dairesine gönderecektir.
-"İthal Edilen Petrol Ürünlerinin Tesliminde Beyan Edilen ÖTV'ye Ait Bilgi Formu"nun (EK:12) Düzenlenmesi ve Gümrük İdaresince Alınan Teminatın Çözümü İşlemleri ÖTV Kanununun 16 ncı maddesinin 4 numaralı fıkrasının Maliye Bakanlığına verdiği yetki uyarınca, bu Tebliğ ekindeki (EK:12) bilgi formunun düzenlenmesi ve gümrük idaresince alınan teminatın çözümü işlemleri aşağıdaki açıklamalar çerçevesinde yerine getirilecektir.
a. İthal edilen malların ÖTV Kanunundaki istisna hükümleri kapsamında teslim edilmesi ve bu teslimlerin bu Tebliğin ilgili bölümlerinde belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde beyan edilmesi üzerine, vergi dairesince "Tecil Edilen/Ödenen ÖTV Tutarı" ve "Vergi Dairesi Alındısı Tarih No." sütunları doldurulmadan (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
b. İthalatçı imalatçıların, (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malları ithal edip Kanunun 8/1 inci maddesi uyarınca tecil-terkin uygulaması kapsamında imalatta kullanmaları halinde, bu Tebliğin (9.1./e) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde tecil edilmiş olan verginin terkin işlemi yapılarak (EK:12) bilgi formu düzenlenecektir. Düzenlenecek formdaki "Satılan Miktar" sütununa, ithal edilen maldan bu şekilde tecil-terkin uygulaması kapsamında imalatta kullanılan miktar yazılacaktır. Gümrük idaresince, formda gösterilen bu miktara isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
c. İthalatçıların, (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malları ithal edip Kanunun 8/1 inci maddesi uyarınca tecil-terkin uygulaması kapsamında imalatçılara teslim etmeleri halinde, bu teslimlere ilişkin ÖTV'nin beyan edilmesi üzerine vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
d. İthal edilen malların ÖTV Kanununun 8/2 nci maddesi uyarınca ihraç kaydıyla tecil-terkin uygulaması kapsamındaki teslimlerinde, tecil edilen verginin terkin edilmesi üzerine vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
e. İthalatçı imalatçıların, (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malları ithal edip 30/11/2002 tarih ve 2002/4930 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki(3) Kararın 4 üncü maddesi kapsamında imalatta kullanmaları halinde, bu kullanımın YMM tarafından düzenlenen üretim raporu ile tevsik edilmesi üzerine vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Düzenlenecek formdaki "Satılan Miktar" sütununa, ithal edilen maldan bu şekilde imalatta kullanılan miktar yazılacaktır. Gümrük idaresince, formda gösterilen bu miktara isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
f. İthalatçıların, (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malları ithal edip 30/11/2002 tarih ve 2002/4930 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 4 üncü maddesi kapsamında imalatçılara teslim etmeleri halinde, bu teslimlere ilişkin ÖTV'nin beyan edilmesi üzerine vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
g. İthal edilen malların 1/7/2003 tarih ve 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı(4) kapsamında teslim edilmesi halinde, bu teslimlerin 6 Seri No.lu ÖTV Genel Tebliğinde(5) belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde beyan edilmesi üzerine vergi dairesince "Tecil Edilen/Ödenen ÖTV Tutarı" ve "Vergi Dairesi Alındısı Tarih No." sütunları doldurulmadan (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
h. İthalatçıların, ithal ettikleri 2710.19.99.00.19 G.T.İ.P. no.lu baz yağı 13/11/2003 tarih ve 2003/6467 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı(6) eki Kararın 1 inci maddesi kapsamında kullanacak olan madeni yağ imalatçılarına teslim etmeleri halinde, 5 Seri No.lu ÖTV Genel Tebliği(7) uyarınca madeni yağ imalatçılarının anılan Kararname kapsamındaki kullanımlarını YMM raporu ile tevsik etmeleri üzerine, vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Düzenlenecek formdaki "Satılan Miktar" sütununa, ithal edilip madeni yağ imalatçısına teslim edilen mallardan bu şekilde madeni yağ imalatçısı tarafından imalatta kullanılan miktar yazılacaktır. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
i. İthal edilen malların, vergiye tabi bir başka malın imalinde kullanılması halinde, bu işlemde Kanunun 2 nci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ÖTV uygulanmayacaktır. Mükellefin bu şekilde imal ettiği malları tesliminde ÖTV beyan etmesi ve vergi dairesinden (EK:12) bilgi formunu düzenleyerek ilgili gümrük idaresine göndermesini talep etmesi halinde, ithal edilen malların vergiye tabi malların imalinde kullanıldığı vergi inceleme raporuyla tespit edilecektir. Bu tespitin YMM raporuyla mükellef tarafından yaptırılması da mümkün bulunmaktadır. Vergi inceleme raporu veya YMM raporuyla yapılan tespit üzerine gümrük idaresine gönderilecek (EK:12) bilgi formundaki "Satılan Miktar" sütununa, ithal edilen maldan vergiye tabi malın imalinde kullanılan miktar yazılacaktır. Gümrük idaresince, formda gösterilen bu miktara isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir.
j. İthal edilen malların yukarıda bentler halinde sayılan teslimlerin dışında yapılacak yurtiçi teslimlerinde; bu teslimlerle ilgili hesaplanan ÖTV'nin beyanı üzerine, vergi dairesince (EK:12) bilgi formu düzenlenerek ilgili gümrük idaresine gönderilecektir. Gümrük idaresince, bu formdaki beyana konu teslim miktarına isabet eden ÖTV tutarı kadar teminatın çözümü işlemi gerçekleştirilecektir."

9 Mart 2010 Salı

kdv iadesi,ssk primi mahsubu hk.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI KDV MAHSUPLARI HAKKINDA DUYURU
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan alınan yazıya istinaden, 08.03.2010 tarihinde İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü ile varılan mutabakat sonucu,
Kurumumuza olan borçlarını KDV iade alacaklarından mahsup ettirmek isteyen işverenlerimiz bundan böyle sadece cari ay prim borçları için geçerli olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumundan KDV İadesi Borç Döküm Formu almaksızın, Sosyal Güvenlik Kurumunca e-sigorta kapsamında üretilen barkotlu tahakkuk fişi ile doğrudan ilgili vergi dairesine başvurararak mahsup işlemlerini gerçekleştirebileceklerdir.
Yasal süresi geçmiş prim borçlarının mahsup işlemlerini ise Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan alacakları KDV İadesine İlişkin Borç Döküm Formu ile gerçekleştirebileceklerdir.


BİLGİ:
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü
Adres: Cumhuriyet Bulvarı No:5 PK: 35252 Konak - İZMİR
Tel : 483 99 88
Faks: 483 55 75

3 Mart 2010 Çarşamba

Konsorsiyum giderleri.

- Kurumların birleşmeye yönelik olarak yaptıkları giderleri ilk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul etmeleri ve dolayısıyla aktifleştirmeleri mümkündür.

Ekonomik kriz nedeniyle holding bünyesinde yeniden yapılanmaya gitmek zorunda kaldık. Bu amaçla bazı şirketlerimizi birleştirdik. Birleşme işlemlerinin gerçekleşmesi aşamasında yapılan harcamaları aktifleştirip aktifleştiremeyeceğimiz konusunda tereddüde düştük. Çünkü Vergi Usul Kanunu'nun 282. maddesinde konuya ilişkin açık bir hüküm yok.
KVK md 8. uyarınca ticari kazanç gibi hesaplanan kurum kazancının tespitinde mükellefler; birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye giderlerini, ticari kazanç gibi hesaplanan kurum kazancının tespitinde, hasılatlarından indirebilmektedirler.
Vergi Usul Yasası'nın 282. maddesi uyarınca da "Kurumun tesis olunması (kurulması) veya yeni bir şubenin açılması veyahut da işlerin devamlı bir suretle genişletilmesi için yapılan ve karşılığında maddi bir kıymet iktisap olunmayan giderler, ilk tesis ve taazzuv gideri olarak kabul edilmiştir.

Kurumlar Vergisi uygulaması ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan (1) seri numaralı KVGT nin "Genel kurul toplantıları için yapılan giderler ile birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye giderleri" başlıklı 8.3 numaralı bölümünde de ifade edildiği üzere "birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye aşamalarında yapılan giderler" kurum kazancının tespitinde giderleştirilmektedir. Ancak söz konusu yasa maddesinde de öngörüldüğü üzere bu tür giderlerin aktifleştirilmesi mükelleflerin tercihine bırakılmış olup, söz konusu yasa maddesinde "ilk tesis ve taazzuv giderlerinin aktifleştirilmesi ihtiyaridir." Şeklinde hükme bağlanmıştır.
Maliye Hesap Uzmanları Derneği tarafından yayımlanan Beyanname Düzenleme Kılavuzu'nda konuya ilişkin olarak yapılan açıklamalara göre faaliyet halindeki kurumlarda;
• Sermayenin artırılması için yapılan giderler,
• Tahvil ve benzeri borçlanma senetlerinin ihraç edilmesi,
• Birleşme, devir, şekil değiştirme dolayısıyla yapılan giderler,
• Yeni şube açılması için yapılan giderler,
• İşlerin devamlı surette genişletilmesi için yapılan giderler ilk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul edilmiştir.
Bu harcamalar; söz konusu işlerin yapılabilmesi için gerçekleştirilen genel kurul giderlerini de kapsamaktadır.Bu açıklamalar çerçevesinde kurumların birleşmeye yönelik olarak yaptıkları giderleri ilk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul etmeleri ve dolayısıyla aktifleştirmeleri mümkündür.

Diğer yandan kurumların birleşmeye yönelik genel kurul toplantıları için yapacakları harcamaların giderleştirilmesinde, söz konusu giderler; ilan ve ortakların genel kurul toplantısından haberdar edilmesi için yapılan benzeri nitelikteki duyuru giderleri ile, toplantı salonu kira bedeli ve benzeri giderler ile sınırlıdır. Bu bağlamda genel kurula katılan ortakların yol giderleri bu tür giderler arasında değildir. Bu tür giderler kurum tarafından karşılansa bile giderleştirilemez. Çünkü genel kurula katılmak için yapılan yol giderleri kuruma ait gider olmayıp, ortakların kuruma koydukları sermayelerin idaresi ile ilgili giderlerdir. (Vural, İrfan "Yorum ve Açıklamalarla Kurumlar Vergisi Kanunu" Gelirler Kontrolörleri Derneği, Ocak 2009, sf: 431)

Kurumlar ilk tesis ve taazzuv giderlerini doğrudan gider olarak kayıtlarına intikal ettirmeyerek aktifleştirmeye karar vermeleri halinde yapılan bu tür giderler mukayyet (muhasebedeki kayıtlı) değerleri ile aktifleştirilmesi halinde, aktifleştirilen giderlerin beş yıl içinde eşit tutarlarda itfa edilmesi mümkündür. (V.Seviğ)

Konsorsiyum.

KONSORSİYUM KAVRAMI VE KONSORSİYUM ŞEKLİNDE İHALELİ İŞİN TAAHHÜT EDİLMESİ HALİNDE İŞİN SOSYAL SİGORTALAR KURUMU�A BİLDİRİLMESİ İLE TESCİLİ
I. GİRİŞ İdareler [1], ihale yolu ile yaptırdıkları her türlü işleri üzerine alanları 506 sayılı Yasanın 83.Maddesi gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu�a bildirmekle yükümlü kılınmışlardır. Öte yandan belirtilen Kanun hükmü gereği çıkarılan Sigorta Primlerinin Hakedişlerinden Mahsup Edilmesi ve Ödenmesi ile Kesin Teminatların İadesi Hakkında Yönetmeliğin [2] 6. Maddesi uyarınca İhale konusu işle ilgili işverenin, Kuruma prim ve gecikme zammı borcu bulunmadığına dair ilişiksizlik belgesi ibraz edilmedikçe, işverene ait kesin teminat iade edilmemektedir. Belirtilen Kanun maddesi ile yükleniciye iş yaptırtan İdareye başlıca üç yüküm yüklenmektedir;
- İş yaptırtılan müteahhidin Kuruma bildirilmesi,
- Prim borcu ile gecikme zammı belgelenmedikçe teminatın iade edilmemesi,
- Kurumun Prim borcu ile gecikme zammı alacağının ödenmemesi durumunda bu alacağı teminattan keserek veya teminatı paraya çevirerek Kurum hesabına yatırılması
İdareye karşı ihaleli iş taahhüt eden bütün gerçek ve/veya tüzel kişiler, taahhüt edilen işin niteliği gereği işçi çalıştırılması zorunlu ise bu işi Kuruma bildirmek zorundadırlar. Bu yazımızın konusunu konsorsiyum kavramı ve konsorsiyum şeklinde ihaleli işin taahhüt edilmesi halinde işin Sosyal Sigortalar Kurumu�a bildirilmesi ve tescil işlemleri oluşturacaktır.
II. SSK BİLDİRİLMESİ VE TESCİLİ GEREKMEYEN İHALELİ İŞLER
A. PİYASADAN HAZIR HALDE MAL ALINIP SATILMASI İhaleli işin konusu piyasadan hazır halde alınıp satılan işlerden ise, İdare,bu işleri Kuruma bildirilmesine,hakedişlerinden herhangi bir kesinti yapılması ve teminat iadesi hususunda ilişiksizlik belgesi aranmasına gerek bulunmamaktadır. [4] Sigortalı çalıştırılmasına gerek olmadan Piyasadan hazır halde her türlü mal alıp satılması bu kapsamdadır. İdarenin ihtiyacı olan elbise veya malzemeyi yüklenicinin doğrudan doğruya piyasadan hazır halde temin ederek işi ifa etmesi buna örnek olarak gösterilebilir.
B. İŞİN MAHİYETİ İTİBARIYLA,İŞYERİ DIŞINDA YAPILMASI GEREKMEYEN İŞLER Bir müteahhidin ihale yolu ile yüklendiği işin mahiyeti itibarıyla,işyeri dışında yapılması gerekmeyen işlerden (mal teslimi, mal satılması, proje çizimi) olması durumunda, ihale konusu işin ifası sırasında işçi alınmış olsa dahi, ihale konusu işin yapıldığı ayrı ve bağımsız bir işyeri mevcut olmadığından ihale konusu işten dolayı tescili gereken bir işyeri ve işverenlik durumu söz konusu olmayacaktır. [5]
C. İHALELİ İŞİN SÜREKLİ İŞYERİ İŞÇİLERİ İLE İFA EDİLMESİİhale konusu işi yüklenen müteahhidin, işi, hariçten işçi alınmaksızın (Kurumda tescilli) mevcut olan sürekli ( mahiyet kodu �ki�lan) işyeri işçileriyle ifa etmesi halinde, işyerinin yeniden Kuruma bildirilmesi ve tesciline gerek bulunmamaktadır. Sadece bu durumu Üniteye [6] yazılı olarak (devamlı işyerine ait sicil numarasını da belirtecek şekilde) bildirmesi yeterli olacaktır. [7]
III. KONSORSİYUMU OLUŞTURAN YÜKLENİCİLERİN SOSYAL SİGORTALAR KURUMU�A BİLDİRİLMESİ VE TESCİL İŞLEMLERİ
A. KONSORSİYUM KAVRAMI Küresel rekabetin gelişmesi neticesinde, bir kısım işlerin şirketlerce tek başına yapılabilir olması imkanı ortadan kalkmış, bu yöntemin kârlılığı istenen ölçüde sağlayamadığı da belirlenmiştir.Bu sonuç doğrultusunda, şirketler, kendi güçlerini ve bağımsızlıklarını korumakla birlikte, sadece belirli süreli, belli işlerde(yüksek teknoloji, sermaye, teknik bilgi ve uzmanlaşma gerektiren işlerde) ortak girişim riskine girmeyi daha uygun bulmuşlardır. Özellikle inşaat sektöründe ve yatırım alanlarında gerek ulusal gerekse uluslararası alanda şirket gruplaşmalarına rastlanmaktadır. Genelde bu gruplaşmalara Joint Venture -Konsorsiyum �Ortak Girişim adı verilmektedir. Bu gruplaşmalar tamamen akdi bir esasa dayanıp, belli bir işin ifasını amaçlamaktadırlar. [8]
Sosyal Sigortalar mevzuatında �rtak Girişim�veya �onsorsiyum�ile ilgili tanımlama ve düzenlemelere gidilmemiştir. Bu konuda yapılan düzenlemelerde 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa atıfta bulunulmaktadır.
Küresel rekabet, fiili uygulamalar ile başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası kuruluşların ihale uygulamaları da dikkate alınarak düzenlenen 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun [9] �anımlar�başlıklı 4. maddesinde; Ortak girişimlere yer verilmiştir. Buna göre Ortak girişimler [10]; İhaleye katılmak üzere birden fazla gerçek veya tüzel kişinin aralarında yaptıkları anlaşma ile oluşturulan iş ortaklığı veya konsorsiyumlar şeklinde olabilecektir.
Kanunun �rtak Girişimler�başlıklı 4964 sayılı Yasanın [11] 10. maddesi ile değişik 14. maddesinde ise Konsorsiyum oluşumu ve ihaleyi üstlenmesi halinde yapılacak işlemlere yer verilmiştir. Bu maddeye göre; konsorsiyum üyeleri, hak ve sorumluluklarını ayırarak işin kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili kısımlarını yapmak üzere ortaklık yaparlar.İdareler, işin farklı uzmanlıklar gerektirmesi durumunda, ihaleye konsorsiyumların teklif verip veremeyeceğini ihale dokümanında belirtirler. Ayrıca ortaklardan konsorsiyum yaptıklarına dair konsorsiyum anlaşması ve bu anlaşmada koordinatör ortağın belirtilmesi istenecektir. Diğer yandan konsorsiyum anlaşma ve sözleşmesinde, konsorsiyumu oluşturan gerçek veya tüzel kişilerin, işin hangi kısmını taahhüt ettikleri ve taahhüdün yerine getirilmesinde koordinatör ortak aracılığıyla aralarındaki koordinasyonu sağlayacakları belirtilmesi de öngörülmüştür. [12]
B. İHALELİ İŞİN SOSYAL SİGORTALAR KURUMU�A BİLDİRİLMESİ VE TESCİL İŞLEMLERİ 4734 sayılı Kamu İhale Kanununu hükümleri de göz önünde bulundurularak yeni Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği�de [13] Konsorsiyuma ilişkin yapılacak işlemlerle ilgili olarak düzenlemelere yapılmıştır.
01.05.2004 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Yönetmeliğinin (5/e) maddesinde; Konsorsiyumu oluşturan üstlenicilerin her birine müstakilen istihkak ödenmesi ve bu üstleniciler tarafından idareye ayrı ayrı teminat verilmiş olması kaydıyla, her bir üstlenici için verecekleri işyeri bildirgesine istinaden ayrı ayrı işyeri dosyasının açılabileceği�hükmüne yer verilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu uygulamasında; işyeri, işveren, Aracı tanımları ve bunlarla ilgili işlemler, hatta bütün düzenlemelerin odak noktasında �igortalı�ulunmaktadır. [14] Bu bağlamda üstlenilen ihaleli iş;
- Piyasadan hazır halde alınıp satılan işlerden ise,
- İşin mahiyeti itibarıyla, işyeri dışında yapılması gerekmeyen işlerden ise
- Hariçten işçi alınmaksızın (Kurumda tescilli) mevcut olan devamlı işyeri işçileriyle ifa edilmiş ise,Kuruma �şyeri bildirgesi�verilmesi gerekmemektedir. İşyeri bildirgesi şekil şartına tabidir. Bildirimin yerine getirilmiş sayılabilmesi için mutlaka belirtilen yönetmelikte gösterilen şekle uymak gerekmektedir.Buna göre Kuruma yapılacak bildirim ve tescil işlemlerini bir örnekle somutlaştıralım.
ÖRNEK: ( A ), ( B ), ( C ) gerçek ve/veya tüzel kişilerinin konsorsiyum şeklinde ( X ) taahhüt konusu işi üstlendiklerini, bu iş için her bir kişinin ayrı ayrı idareye teminat verdiğini ve kendilerine müstakilen istihkak ödemesinde bulunulacağını varsayalım;Bu durumda konsorsiyumu oluşturan ( A ), ( B ), ( C ) kişileri, taahhüt konusu iş nedeniyle sigortalı çalıştırmaya başlamışlar ise, her biri ayrı ayrı olarak örneği Kurumca hazırlanan �şyeri Bildirgesini�iki nüsha düzenleyip en geç sigortalı çalıştırmaya başlandığı tarihte işyerini çevresine olan Üniteye [15] vermek zorundadırlar. Ayrıca işyeri bildirgesine Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği�in 10. maddesinde belirtilen belgeleri [16] de ekleyeceklerdir. Örneğimizde üstlenicilerden ( A ) nın hariçten işçi çalıştırmaksızın mevcut olan devamlı işyeri işçileri ile veya hiç işçi çalıştırmaksızın Bağ-Kur sigortalısı şirket ortaklarının çalışması ile işi ifa ettiğini varsaymamız halinde ise, bu durumda sigortalı çalıştırılması söz konusu olmadığından Kuruma �şyeri bildirgesi�verilmeyecektir. Sadece durumu belirtir bir yazı işi çevresine olan Üniteye verilecektir.Ünite de (işin bitirilmesinden sonra) bu durumun araştırılması için Sigorta teftiş Kurulu Başkanlığı�ın ilgili Grup Başkanlığı�a sevk edecektir.
IV. SONUÇ Sigortalı çalıştırılması gereken İhaleli işin Konsorsiyum şeklinde üstlenilmesi halinde;yüklenicilerin her birine müstakilen istihkak ödenmesi ve bu üstleniciler tarafından idareye ayrı ayrı teminat verilmiş ise; Konsorsiyum oluşturan her bir üstlenici, örneği Kurumca hazırlanan �şyeri Bildirgesini�ve eklerini iki nüsha düzenleyip en geç sigortalı çalıştırmaya başlandığı tarihte işyerini çevresine olan Üniteye vermek zorundadırlar. Ancak; Konsorsiyum şeklinde üstlenilen ihaleli iş dolayısıyla, Konsorsiyumu oluşturan üstlenicilerden, hariçten işçi çalıştırmaksızın mevcut olan daimi işyeri işçileri ile veya hiç işçi çalıştırmaksızın Bağ-Kur sigortalısı şirket ortaklarının çalışması ile işi ifa edelerin ise Kuruma işyeri bildirgesi vermesine gerek bulunmamaktadır. Diğer yandan üstlenici,hiç sigortalı çalıştırmadan piyasadan malzeme temini ile ihaleli işin, üzerine düşen kısmını ifa etmiş ise bu durumda da bu üstlenicinin Kuruma işyeri bildirgesi vermesine gerek bulunmadığı gibi başka bir (Kuruma karşı) yükümlülüğü de bulunmayacaktır.


[1] Genel bütçeli kuruluşlar, Katma bütçeli kuruluşlar, İl özel idareleri, Belediyeler, Kamu iktisadi kuruluşları, Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşlar, Döner sermayeli kuruluşlar ile bu kurum ve kuruluşların teşekkül, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri
[2] Belirtilen Yönetmeliğin yürürlüğe konulması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 187/1988 tarihli ve 024282 sayılı yazısı üzerine 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3395 sayılı Kanunla değişik 83 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 23/3/1989 tarihinde kararlaştırılmış, 08.04.1989 tarih ve 20133 sayılı Resmi Gazete�e yayımlanmıştır.
[16] T.C kimlik numarasını gösteren nüfus cüzdanı örneği, İkametgah belgeleri ile imza sirkülerini,
Kayıtlı oldukları meslek kuruluşlarından alacakları belgeleri,üzel kişilerde hükmi şahsiyetin tescil edildiği Ticaret sicil gazetesi ile imza sirkülerini, İşyeri açmak için aldıkları ruhsat örneğini,Bağlı bulundukları vergi dairesinin adını ve vergi hesap numarasını gösterir bir belgeyi, Adı ortaklıklarda tüm ortakların onaylı T.C kimlik numarasını gösteren nüfus kayıt örneklerini ve ikametgah belgelerini, İşveren vekillerinin noterden onaylı vekaletnamelerini ve imza sirkülerini, Defter ve belgelerini düzenleyen ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yetki almış bulunan serbest muhasebecilerin veya serbest muhasebeci mali müşavirlerinin ilgili meslek kuruluşu tarafından onaylanmış belgesini ve Diğer kurumlar uyarınca tutmak zorunda oldukları defterlerin türünü gösteren resmi nitelikteki belgeler.
KONSORSİYUM BEYANNAMESİ
İhale kayıt numarası:
[idarenin adı] tarafından ihaleye çıkartılmış bulunan [işin adı] işine müşterek teklif vermek ve söz konusu iş uhdemize ihale olunduğu takdirde sözleşme akdedilerek işin ifası ve bitirilmesi amacı ile, özel bir ortaklık kurmuş bulunuyoruz. İhalenin üzerimizde kalması halinde konsorsiyum sözleşmesi, sözleşme imzalanmadan önce noterliğe tasdik ettirilerek idareye verilecektir. Konsorsiyumun koordinatör ortağı, işin bitimine kadar [koordinatör ortağın adı]’ dır.
Koordinatör ortağın konsorsiyumu her konuda temsile tam yetkili olduğunu, idare tarafından koordinatör ortağa yapılacak bildirimlerin konsorsiyuma yapılmış sayılacağını, vermiş olduğumuz müşterek teklif neticesinde, iş üzerimizde kaldığı takdirde sözleşmenin bütün ortaklarca müştereken imza edileceğini ve akdedilecek sözleşme ile ilgili diğer bütün hususlarda koordinatör ortak olarak göstermiş olduğumuz ortağımızın, ortaklığımız nam ve hesabına hareket etmeye tam yetkili olacağını, her birimizin akdolunacak sözleşmenin konusuna ve kapsamına girecek işlerin ve taahhütlerin ve sözleşmeden doğup da ortaklığımıza yönelecek yükümlülüklerin yerine getirilmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağımızı ve iş sonuna kadar kurduğumuz özel ortaklıktan ayrılmayacağımızı; aksi takdirde sözleşmenin feshi, teminatın gelir kaydı hususlarında [idarenin adı] yetkili olacağını, idarece koordinatör ortağa yapılacak bütün yazışma ve tebligatların konsorsiyuma yapılmış sayılacağını, sözleşme konusu işin tamamlanmasından önce koordinatör ortak dışındaki ortaklardan herhangi birinin ölümü, iflası, ağır hastalığı, tutukluluğu veya özgürlüğü kısıtlayıcı bir cezaya mahkum olması veya dağılması gibi durumlarda koordinatör ortak ve konsorsiyumun geri kalan diğer ortaklarının teminat da dahil işin bütün yükümlülüklerini ve sorumluluklarını üzerine alacağını ve işi bitireceğini, beyan, kabul ve taahhüt ederiz.

Sıra no
Ortağın
adı ve soyadı/ticaret unvanı Taahhüt ettiği
iş kısmı
Tebligat
adresi

1)
2)
3)
...)
n)

KOORDİNATÖR ORTAK ÖZEL ORTAK ÖZEL ORTAK ÖZEL ORTAK ÖZEL ORTAK
İmza İmza İmza İmza İmza

Konsorsiyum

Konsorsiyum, iki veya daha çok gerçek ya da tüzel kişinin her birinin, belli bir işi yapmak amacıyla, ortaklaşa taahhüt etmiş oldukları işin bir bölümünün yerine getirilmesinin sorumluluğunu diğerlerinden bağımsız olarak yüklenmek suretiyle katkılarını birleştirmelerini ifade etmektedir.
Konsorsiyumun ortak girişimden farkı, ortakların her birinin belli bir işi yapmak amacı ile hareket ediyor olmasıdır. Dikkat edilirse konsorsiyumlarda ortaklar, işi kül halinde değil belirli nitelikteki işleri yapmak suretiyle hareket etmektedirler.
Konsorsiyumun, yakın bir kavram olan ortak girişimden başlıca farkı, konsorsiyumu oluşturan her bir tarafın sadece kendi yaptığı bölüm ile sorumlu olmasıdır. Bir başka deyişle, konsorsiyum ortakları arasında müşterek, müteselsil sorumluluk, kural olarak, yoktur. Tabi bu durumun, konsorsiyum ile iş sahibi arasındaki sözleşmede veya konsorsiyumun hukuki ilişki kurduğu diğer hukuk kişileri ile akdedilen sözleşmelerde de düzenlenmesi gerekir, aksi takdirde, Borçlar Kanunu’nun adi şirkete ilişkin hükümleri uyarınca konsorsiyumun tüm ortakları, borcun tamamından sorumlu olacaktır.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Bavul Ticareti ve Özel Fatuıra

BAVUL TİCARETİNDE KATMA DEĞER VERGİSİ UYGULAMASI
Türkiyede İkamet Etmeyenlere Özel Fatura ile Yapılan Satışlar Hakkında Tebliğin (İhracat 2003/3) 1.md özel fatura düzenlenmek suretiyle yapılacak satışların, özel fatura kapsamı eşyanın yurt dışı edildiğinin tespiti amacıyla özel faturanın ilgili gümrük idaresinde onaylatılması ve mal bedeli dövizlerin, aracı banka veya özel finans kurumlarına satılarak döviz alım belgesi düzenletilmesi kaydıyla, İhracat Yönetmeliğine göre ihracat olarak kabul edileceği ifade edilmiştir.KDV Md 11 prg.:1-b Türkiye'de ikamet etmeyen yolcuların satın alarak Türkiye dışına götürdükleri malların teslimi anında KDV tahsil edileceği, gümrükten malın çıkışı anında fatura veya belgenin ibrazında ise tahsil edilen KDV iade olunacağı hüküm altına alınmıştır.Sistem 43 KDVGT ile düzenlenmiş olup kdv satışta tahsil edilip malın yurt dışına çıkarılışını müteakip alıcıya iade edilmesi şeklinde uygulanmaktadır.Talepleri değerlendiren Bakanlık alıcıların önce KDV ödemesi ve daha sonra bu vergiyi geri almaları şeklindeki düzenlemeye ek olarak bu tür satışların KDV tahsil edilmeksizin yapılması suretiyle istisnanın satış aşamasında uygulanabilmesi imkanını sağlamıştır. Uygulamaya konulan yeni sistem ile ilgili olarak 61, 64 71 ve 84 Numaralı KDV GT de gerekli açıklamalar yapılmıştır.

A-Bavul Ticareti Yapabilmenin Şartları Kdv tahsil etmeden bavul ticareti kapsamında satış yapmak isteyen mükelleflerin uygulamada İstisna Belgesi olarak adlandırılan Türkiye'de İkamet Etmeyenlere Döviz Karşılığı Satışlarda Kdv İhracat İstisnası İzin Belgesi" sahibi olmaları gerekmektedir. Bu belge mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi tarafından verilecektir.İstisna Belgesi almak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin, gerçek usulde Kdv mükellefi olmaları ve haklarında smiyb düzenlediği veya bilerek kullandığı konusunda rapor yazılmış olmaması gerekmektedir. Bu şartları taşıyan bazı mükelleflerin hatalı uygulamalar içersinde bulunduğunun vergi inceleme elemanları tarafından tespiti üzerine, istisna belgesine sahip mükellefler Tebliğde yer alan şartları taşıyıp taşımadıklarının yanında o kapsamda işlem yapma kapasitesine sahip olup olmadıkları konusunda da incelenip, araştırılmakta ve belirli aralıklarla (Örneğin 2-3 ayda bir işyerinde yapılacak yoklamalarla) kontrol edilmektedir.

B-İstisnadan Yararlanabilecek Kişiler İstisna Belgesine sahip mükelleflerden döviz karşılığı satın aldıkları mallar için KDV ödememe imkânına sadece, Türkiyee ikamet etmeyen ve satın aldığı malı yurt dışına götüren Türk uyruklu veya yabancı uyruklu alıcılar faydalanabilecektir. TC tabiiyetinde bulunan gerçek kişiler Türkiyede mukim sayıldığından prensip olarak istisnadan yaralanamazlar.TC tabiiyetinde olmakla birlikte, bir yabancı ülkede ikamet etmekte olduklarına dair o ülke resmi makamlarından alınmış ikamet tezkeresi veya bu mahiyette bir belgeye sahip olanlar söz konusu istisnadan faydalanabilecektir.Kendilerine Türkiyede geçici veya daimi ikamet tezkeresi verilmiş yabancı uyrukluların ise istisnadan faydalanması mümkün değildir.

C- KDV Tahsil Edilmeden Satış Yapılması İstisna Belgesine sahip mükelleflerin yukarıda belirtilen kişilere döviz karşılığı yaptıkları satışlarda KDV tahsil etmeden işlem yapabilme şartları şu şekilde sıralanabilir:

1-Yapılan Satış Belli Bir Tutarı Geçmelidir Türkiyede ikamet etmeyenlere yapılan mal satışlarına ait faturada gösterilen vergisiz bedel toplamının 600 TLin üzerinde olması gerekmektedir. (93 KDVGT ile 01.02.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere belirlenen tutar). Belirlenen haddin hesabında aynı faturada gösterilen birden fazla mal çeşidine ait bedellerin toplamı dikkate alınacaktır.

2-Özel Fatura Kullanılmalıdır Bavul ticareti kapsamında yapılan satışlarda şekil ve muhtevası MB ve GM tarafından belirlenen ve 61 KDVGT ekinde örneği bulunan "Özel Fatura" nın kullanılması gerekmektedir. Özel Fatura 5 nüsha olarak düzenlenecek, 1 inci nüshası alıcıya verilecektir. 2,3 ve 4 üncü nüshalar malın gümrükten çıkışı sırasında onaylatılacak, 5 inci nüsha ise satıcıda kalacaktır. Türkiyede İkamet Etmeyenlere Özel Fatura ile Yapılan Satışlar Hakkında Tebliğin 2.md , özel faturalar, ilgili gümrük idaresine ibrazından önce veya gümrük idaresine onaylatılmasını müteakip İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliklerine de onaylatılması halinde, Belgesiz İhracat Kredisi, Dahilde İşleme İzni, Dahilde İşleme İzin Belgesi ve Vergi Resim Harç İstisnası Belgesi ile ilgili işlemlerde gümrük beyannamesi yerine kabul edilmektedir.
Diğer taraftan, özel fatura kapsamındaki ihracat, özel faturayı düzenleyen firmaya ait ihracat taahhütlerine, özel fatura üzerinde unvanı kayıtlı olması halinde ise imalatçı firmaya ait ihracat taahhütlerine de sayılmaktadır. Ancak, deri ve deri mamulleri dışındaki tekstil ve konfeksiyon ürünleri satışına ilişkin özel faturalar, Dahilde İşleme İzni ile Dahilde İşleme İzin Belgesi ihracat taahhüdüne sayılmamaktadır.

3-Döviz, Banka veya Özel Finans Kurumlarına SatılmalıdırBavul ticareti kapsamında yapılan satışlara ait döviz bedeli Bankalara veya Özel Finans Kurumlarına satılacak ve buna ilişkin olarak düzenlenecek döviz alım belgesinin (DAB) aslı veya noter onaylı örneği, ilgili döneme ait Katma Değer Vergisi beyannamesine eklenecektir.Döviz bürolarında bozdurulan ve bunlar tarafından düzenlenen döviz alım belgeleri ile iade talebinde bulunulması mümkün bulunmamakta olup, bu satışa ilişkin rakamlar genel esaslara göre beyan edilerek ödenecektir. Bu şekilde ödenen vergi, söz konusu satış bedellerine ilişkin dövizlerin bankalar veya özel finans kurumlarında bozdurulması ve dövizlerin bozdurulduğu dönemde ibrazı zorunlu olan belgelerin de ibraz edilmiş olması, halinde genel esaslar çerçevesinde KDV iade ve mahsup işlemlerinin yapılması gerekmektedir.Öte yandan, DAB üzerinde özel faturaya ilişkin bilgiler bulunmamakla beraber vergi dairesince yapılacak olan inceleme sonucunda bozdurulan DAB in özel fatura ile ilgili olduğunun anlaşılması halinde KDV iade ve mahsup işlemlerinin yapılması mümkündür.Türkiyede ikametgâh etmeyenlere döviz karşılığı yapılan satışlara ilişkin düzenlenen döviz alım belgesindeki tutarın, fiili ihracat miktarı ile aynı olması gerekmektedir. Döviz alım belgesindeki döviz tutarının ihraç edilen mal bedelini karşılamaması halinde ise istisna hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Bu durum, Türkiyede ikamet etmeyenlere döviz karşılığında satış yapan mükelleflere tecil terkin sistemi kapsamında gerçekleşen teslimler içinde geçerli olacaktır.

4-Mallar Belirlenen Gümrük Kapılarından Yurt Dışına Çıkarılmalıdır Satın alınan malların satın alma tarihinden itibaren 3 ay içinde MB görüşü üzerine GMca belirlenecek gümrük kapılarından yurt dışına çıkarılması ve bu gümrük kapılarında onaylatılan Özel Faturaların çıkış tarihinden itibaren en geç 1 ay içinde satıcıya intikal etmiş olması gerekmektedir.GM ve MB değerlendirmesi sonucu yayımlanan 1997/1 Sıra Numaralı KDV iç genelgesinde istisnanın, İstanbul, İzmir, Antalya, Samsun, Trabzon, Edirne ve Artvin illerindeki bütün gümrük kapılarından yut dışına çıkarılacak mallar için uygulanacağı belirtilmiştir. Daha sonra özel faturayla işlem yapmaya yetkili kılınan gümrük idareleri arasına Kırklareli Dereköy, Tekirdağ Çorlu ve Iğdır Dilucu Gümrük Müdürlüğü de eklenmiştir.

5-Yapılan Satışlar İhracat İstisnası Kapsamında Beyan Edilmelidir İstisna Belgesine sahip mükelleflerce satılan mallara ait Özel Faturanın 2, 3, ve 4 üncü nüshalarının gümrük görevlileri ve İl Defterdarlıklarınca görevlendirilen vergi denetmeni veya Maliye memuru tarafından birlikte onaylanması gerekmektedir. Bu şekilde onaylatılan Özel Faturaların 2 nüshası gümrük görevlilerine teslim edilecek, 4 üncü nüshası ise çıkış tarihini izleyen 1 ay içinde satıcıya intikal ettirilecektir.Gümrükte onaylatma işinin satıcılar tarafından yaptırılması esas olmakla birlikte, alıcıların da ÖFnın 2, 3, ve 4 üncü nüshalarını onaylatıp 4 üncü nüshayı satıcıya intikal ettirmesi mümkündür. Ayrıca, kargo ile yapılan mal göndermelerinde taşıyıcı firma,birden fazla satıcıya ait ÖF onaylatarak satıcılara intikal ettirebilecektir. Bu kapsamda yapılan satışlar, ihracat istisnasına ilişkin esaslar çerçevesinde beyan edilecektir. Buna göre, Türkiye'de ikamet etmeyenlere 1 ay içinde yapılan satışların toplam bedeli,beyannamenin 24. satırına dahil edilecektir. Bu satışlardan en geç beyanname verme süresinin son gününe kadar faturaları gümrükte onaylatılarak satıcılara intikal ettirilenler, bu süre içinde döviz alım belgesi de temin edilmek şartıyla, aynı beyannamenin ihracat istisnasına ait 25. satırında gösterilerek KDV matrahından indirilecektir. Bu döneme ait beyannameye, gümrükte onaylanan ÖFtarih, sıra ve seri numaraları ile tutarlarını ihtiva eden bir listenin yanı sıra bu tutarlara ait döviz alım belgeleri de eklenecektir.Liste işletme yetkililerince kaşe/imza tatbiki suretiyle onaylanacaktır. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere, özel fatura ile satışı yapılarak fiilen yurt dışı edilen mallara ait iade talebi satış faturasının ilgili gümrükten onaylı bir örneği ile D.A.B.in de satışın yapıldığı döneme ilişkin katma değer vergisi beyannamesinin verilme süresine kadar temin edilmesi durumunda satışın gerçekleştiği dönemde yapılacaktır. Bu süreye kadar gerekli belgelerin temin edilememesi durumunda, söz konusu satışa ilişkin rakamlar genel esaslara göre beyan edilecek, iade talebi ise Tebliğde belirtilen sürelere uyulmak kaydıyla gümrükten onaylı faturanın ve usulüne uygun düzenlenmiş DAB ın satıcıya ulaştığı dönemde yapılabilecektir.

D-Bavul Ticaretinde Tecil-Terkin Uygulaması Türkiye'de ikamet etmeyenlere döviz karşılığı satışlarda, İstisna Belgesi alan mükelleflere imalatçılar tarafından yapılacak ihraç kaydıyla teslimlerde,KDV 11/1-c md kapsamında işlem yapılabilecektir. İstisna Belgeli satıcılara ihraç kaydıyla teslimde bulunanların tecil edilen vergilerinin terkin işlemleri için, gümrükte tasdik edilen ÖF nüshasının aslı veya noter ya da yeminli mali müşavir tarafından onaylanmış örneği ibraz edilecektir.İstisna Belgeli satıcılara ihraç kaydıyla teslimde bulunanlar lehine doğacak Katma Değer Vergisi iade alacaklarının nakden iadesi mümkün olmayıp mahsuben iade söz konusu olacaktır.

E-İstisna Belgesi Olmadan Satış Yapanların Durumu Türkiyede ikamet etmeyenlere döviz karşılığı yapılan satışlarda (Bavul Ticareti) katma değer vergisi istisnasının uygulanmasının en önemli şartlarından birisi ilgili vergi dairesinden alınan İstisna Belgesidir.Vergilemede olayların gerçek mahiyetinin esas olduğunu göz önünde bulunduran Maliye Bakanlığı istisna belgesi olmadan satış yapan mükelleflerin hak kaybına uğramamaları için bir düzenleme yapmıştır. Buna göre, istisna belgesi alma hakkına ve koşullarına sahip olmakla birlikte bu belgeyi almaksızın satış yapan yükümlüler, KDVGT61 uygun şekilde gerçekleşip sonuçlanan satış ve teslimleri için yapılacak bir vergi incelemesi ile tespit edilmesi kaydıyla istisna kapsamında kabul edilmesi mümkün olabilecektir.

IV-BAVUL TİCARETİNDE KDV İADESİ Türkiyede ikamet etmeyen kişilere döviz karşılığı özel fatura ile yapılan satışlardan (bavul ticareti) ve bavul ticareti yapanlara ihraç kaydıyla mal teslimlerden doğan katma değer vergisi iadesi taleplerinin değerlendirilmesi KDVGT84 belirlenmiş esaslara göre yapılacaktır.

A-Nakden veya Mahsuben İadede Aranacak Belgeler Bavul ticareti kapsamında yapılacak KDV iadelerinin sonuçlandırılması için gerekli olan belgeler şu şekilde sıralanabilir:
- Gümrükçe onaylı özel faturaların aslı veya fotokopisi,
- İhracatın gerçekleştiği döneme ilişkin olarak indirilecek KDV listesi,
- İhraç edilen malın bünyesine giren vergi miktarına ilişkin hesaplamaları gösterir tablo,
- Bankalar veya ÖFK tarafından düzenlenmiş DAB (aslı veya ilgili banka veya ÖFK şubesince onaylanmış örneği ya da dövizin yurt dışından geldiğini gösteren bankadan alınmış belge)

B-Mahsuben İade Bavul ticaretinden doğan KDV iade alacağı, hak sahibi mükellefin kendisinin, ortaklarının veya mal ya da hizmet satın aldığı kişilerin vergi borçlarına, ithalat sırasında uygulanan vergilere, SSK prim borçlarına mahsubu miktarına bakılmaksızın inceleme raporu ve teminat aranılmadan yerine getirilir.İade alacağı öncelikle mükellefin ithalde alınanlar dışındaki vergi borçlarına mahsup edilir. Artan bir miktar olursa mükellefin isteğine bağlı olarak; kendisinin, ortaklarının veya mal ya da hizmet satın aldığı mükelleflerin ithalde alınanlar dahil vergi borçlarına veya SSK prim borçlarına mahsubu yapılır. Mükelleflerin iadesini istedikleri KDVnin kendilerinin, ortaklarının veya mal ve hizmet satın aldıkları kişilerin borcuna mahsubunu talep etmeleri mahsup dilekçesi ile mümkündür. Ancak, iade alacağının mal ve hizmet alımında bulunmadığı mükelleflerin vergi borçlarına mahsubunun yapılması için dilekçe yeterli değildir. Noterden düzenlenecek temlikname ile katma değer vergisi iade alacağının vergi borçlarına mahsubunu talep etmesi halinde bu temliknameye istinaden mahsup taleplerinin yerine getirilecektir.Mahsup talebi, yukarıda belirtilen belgeler tamamlanmadıkça hüküm ifade etmez. Mahsup talebinin yerine getirilmesinde gümrük beyannamelerinin teyidi beklenmez. Ancak teyidin olumlu gelmemesi halinde mahsup tarihi itibarıyla gerekli tarhiyat işlemi yapılır.KDVGT61 uyarınca Türkiyede ikamet etmeyenlere döviz karşılığı özel fatura ile satış yapanlara ihraç kaydıyla teslimde bulunanların iade talepleri münhasıran mahsup yoluyla yerine getirilir. Bir başka ifade ile bu mükelleflere nakden iade yapılmaz.

C-Nakden İade İstisna Belgesine sahip satıcıların Türkiye'de ikamet etmeyenlere yapacakları istisna kapsamındaki teslimlerden doğacak Katma Değer Vergisi iade alacakları, öncelikle mükellefin kendi vergi borçlarına mahsup edilecektir. Mahsup edilecek vergi borcu olmaması veya iade alacağının tamamını karşılamaması halinde nakden iade yapılabilecektir.4.000 TL geçmeyen nakden iade talepleri inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yerine getirilir. İade talebi yukarıda sayılan belgelerin nakden iade talebine ilişkin dilekçe ekinde ibrazı ile işleme konulur. 4.000TL geçmeyen nakden iade taleplerinin inceleme raporu ve teminat aranmadan yerine getirilebilmesi için gb ve/veya öf nın teyidinin mutlaka alınması gerekir. Mükelleflerin teyit işlemini beklemeden iade almak istemeleri halinde, teminat vermeleri şartıyla nakden iade talepleri yerine getirilir.Mükellefçe süresinde başvuru yapılıp gerekli belgeler ibraz edildiği halde gümrük beyannamelerinin veya gümrükçe onaylı fatura ya da özel faturaların teyidi alınamadığı için yerine getirilemeyen iade talepleri, tarh zamanaşımı süresinin geçmesi halinde, teyit beklenmeksizin yerine getirilir.Buna göre, gümrük beyannamelerinin veya gümrükçe onaylı fatura veya özel faturaların gümrük idarelerinden teyidi istenildiği halde tarh zamanaşımı süresi içinde teyit alınamaması halinde, teyit verileceği yönünde bir yazı olmaması şartıyla teyit beklenilmeksizin iade işlemi yapılacaktır. Bu husus ihraç kaydıyla teslimlerde tecil edilen verginin terkini ve iade işlemlerinde de geçerlidir. Gümrük beyannameleri veya bunlara ilişkin listelerin teyidi gerçekleşen kısmına isabet eden tutarların kısmen iadesi de mümkündür.
2005 yılı için 53.000 TL aşmayan iade talepleri YMM raporuna göre yerine getirilebilmektedir. Tam tasdik sözleşmesinin bulunması durumunda da belirttiğimiz limitler göz önünde bulundurularak, inceleme raporu ve teminat aranmadan iade yapılır. Süresinde düzenlenmiş tam tasdik sözleşmesi bulunan sektörel dış ticaret şirketlerinin KDVGT61 kapsamın yapılan BT ile ilgili iade taleplerinde iade edilecek tutar, ortak bazında 53.000 YTL sınır aşılmamak kaydıyla, iade talep edilen dönemde ortaklardan alınarak ihraç edilen mal bedellerine ilişkin KDV toplamı dikkate alınarak hesaplanacaktır.YMM düzenledikleri raporlarda gümrük beyannamelerinin veya gümrükçe onaylı fatura ya da özel faturaların teyidinin alınmamış olması halinde teyit işlemleri vergi dairesince yapılır.4.000 TL tutarını aşan ve YMM tasdik raporu ibraz edilmeyen durumlarda mükelleflerin nakden iade talepleri teminat göstermeleri şartıyla yerine getirilir.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Sermaye Taahhüdünü Yerine Getirmeyen Ortak.

ŞİRKETLERDE SERMAYE TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYENLERE UYGULANABİLECEK YAPTIRIMLAR

Yusuf Ziya TAŞKAN
Kırıkkale Üniversitesi İİBF Öğretim Görevlisi


I- GİRİŞ
Şirket ortaklığı, içerisinde çeşitli hakları ve borçları barındıran bir bütünlük arz eder. Başka bir anla-tımla, ortaklık sıfatı sahibine bir yandan çeşitli haklar sağlarken, bir yandan da onu bazı yükümlülük-lerle karşı karşıya getirir. Türk Ticaret Kanunu, düzenlemiş bulunduğu bütün şirket türlerinde ortakla-rın hak ve borçlarını ayrıntılı biçimde tanzim etmiş bulunmaktadır (1).
Uygulamada yaygın olarak karşılaşılan; anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi, ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirket-lerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.
Kanun, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır. Bu yaptırımlar, her iki şirket bakımından özü itibariyle benzer olmakla birlikte, uygulanma biçimleri bakımından bazı farklılıklar da taşımaktadır.
Bu yazıda, anonim ve limited şirketler bakımından sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesine bağ-lanan sonuçlar ayrı ayrı ele alınacaktır.
II- ANONİM ŞİRKETLERDEKİ DURUM
A- GENEL BİLGİ
Yukarıda da belirtildiği gibi, anonim şirketlerde ortakların asli borcu sermaye koyma borcunu yerine getirmektir. Sermaye koyma borcu iki şekilde ortaya çıkmış olabilir. Bunlardan birincisi; “nakdi ser-maye koyma borcu”, ikincisi ise; “ayni sermaye koyma borcu”dur. Ayni sermaye koyma borcunun kısmi olarak yerine getirilmesi, işin doğası icabı mümkün değildir. Buna göre, ayın karşılığı değerler, bir defada teslim edilerek borç ifa edilmiş olur. Oysa nakdi sermaye koyma borcu, uygulamada genellikle karşılaşıldığı gibi, kısımlar halinde yerine getirilmektedir. Bu durumda ortaklarca ser-maye taahhütlerinin yerine getirilmemesi önemli bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı Tebliğ (2)’de de bu duruma paralel şekilde, ano-nim şirketlerin kuruluşu sırasında tanzim edilecek anasözleşmelerde sermaye maddesinde; “serma-yenin muvazaadan ari biçimde taahhüt edildiği ve nakdi sermayenin ¼’ünün ödendiği ya da şirketin kuruluşunun tescili tarihinden itibaren üç ay içerisinde, kalanının da en geç üç yıl içeri-sinde olmak üzere şirkete ödenme zamanının belirtileceği” açıklanmıştır.
Buna göre; ortakların taahhüt edilen sermaye payının 1/4’ünü şirketin tescil edildiği tarihten itibaren üç ay içinde, kalanını ise üç yıl içinde ödemesi gerekmektedir.
B- APEL VE KALAN SERMAYE BORCUNUN ÖDENMESİ
Genel olarak, sermaye koyma borcunun kalan ¾’lük kısmının ödenme zamanı, anasözleşmede miktar ve tarih olarak belirtilebileceği gibi, bu yetki genel kurul ya da yönetim kurulunca da kullanılabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 406. maddesi gereğince ortakların sermaye borcunun kalan kısmını yerine getirmeleri için ilan yoluyla yapılan çağrıya uygulamada “apel” denilmektedir (3). Şirket anasözleşmesinde bu çağrının yapılma biçimi ile ilgili özel kuralların bulunması durumunda bu kural-lara da uyulması gerekir.
Ancak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yukarıda değinilen Tebliğ’den sonraki uygulaması, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktarların açıkça gösterilmesi şeklindedir. Bakan-lık bu esas doğrultusunda, belirtilen ilkeye uygun olmayan anasözleşmeler için düzeltme beyannamesi alma yoluna gitmektedir. Buna göre, örneğin bir anonim şirketin kuruluşu sırasında anasözleşmenin sermaye maddesi aşağıdaki örneğe uygun olmalıdır:
“... Sermayenin 1/4’ü şirketin tescili tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalan 3/4’ü ise, ../../.... , ../../.... , ../../.... tarihlerinde üç eşit taksitte ödenecektir. Bu husustaki ilanlar anasözleşmenin ilanlara ilişkin maddesi uyarınca yapılır...”
Bu durum karşısında ödeme tarihleri ve ödenecek miktarlar açıkça belirlenmiş olduğundan yeni uygu-lamaya göre, “apel” olarak adlandırılan ödeme çağrısının yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
C- SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİNİN SONUÇLARI
TTK’nın 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.
Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra taki-binde bulunabilir ve sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir.
Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır. İskat aşağıda ayrıca incelenecektir.
Bunun dışında, şirket anasözleşmesi ile ortakların temerrüt halinde cezai şart ödemeleri de kararlaştı-rılmış olabilir. Böyle bir hükmün varlığı halinde sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortaklar, cezai şart ödeme zorunluluğu ile de karşı karşıya kalabilirler.
D- İSKAT İŞLEMİ
İskat; kısaca “sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması” olarak tanımlanabilir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “pay sahibi belirlenen tarihte ser-maye koyma borcunu yerine getirmeyip, temerrüde düşerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetki-lidir.”
İskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur (4).
İskat işleminin uygulanabilmesi için izlenecek yol Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinde göste-rilmiş bulunmaktadır. Buna göre şirket yönetim kurulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koy-ma borcunu zamanında yerine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda bulunur. Bu çağ-rının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanacak ilan ve anasözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.
Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla çağrı yapılması gerekir.
Söz konusu çağrıda ortak bir ay içinde ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mah-rum edileceği ve şirketten çıkarılacağı kendisine ihtar edilir. Bu süre içinde de ortak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemelerden doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.
Yargıtay’ın çok sayıda kararında, öncelikle ortaklara borç miktarının bildirilmesi ve bunun ödenmesi için belli bir süre verilmesi, daha sonra ise Kanun’un 407. maddesinde yer alan iskat ihtarına ilişkin çağrının yapılması gerektiği vurgulanmaktadır (5). Ancak, yukarıda açıklanan yeni uygulama çer-çevesinde kanımızca, böyle bir şeye gerek yoktur. Çünkü yeni uygulamaya göre, ödenecek miktar-lar ve ödeme tarihleri anasözleşmede açıkça gösterilmiş bulunmaktadır. Kanun’un 407. maddesinin birinci fıkrasına göre ise; “Sermaye koyma borcunu vaktinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara lüzum olmaksızın temerrüt faizi ödemekle mükelleftir.”

III- LİMİTED ŞİRKETLERDEKİ DURUM
A- GENEL BİLGİ
Türk Ticaret Kanunu, limited şirketler açısından da sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi durumunda, şirketin başvurabileceği iki imkan öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre; zamanında ser-maye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağa karşı şirket bu borcun “icra yoluyla tahsilini” seçebilece-ği gibi, “ortağın şirketten ihracı ve payının paraya çevrilmesi” yoluna da gidebilir.
Yukarıda değinilen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tebliği’nde, limited şirketler için de anonim şirketlere paralel düzenleme yapılmıştır. Buna göre, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktar-ların açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Bu durumda limited şirketler açısından da sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağın te-merrüde düşmüş olması için, belirtilen zamanda ödeme yapmamış olması yeterlidir, başkaca bir işleme ya da ihtara gerek yoktur.
B- ANONİM ŞİRKETLERDEN FARKLI YÖNLERİ
Türk Ticaret Kanunu, limited şirketlerle sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortaklarla ilgili düzen-lemelerinde, anonim şirketlere nazaran bazı farklılıklara yer vermiş bulunmaktadır. Bu farklılıklar aşağıdaki biçimde açıklanabilir:
1- Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortak-lıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.
Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas ser-mayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarıla-bilir.
2- Ortaklıktan çıkan ortağın payı, diğer bir ortak tarafından gerçek değeri üzerinden satın alınmadığı takdirde, şirket tarafından açık artırma yoluyla satılabilir. Çıkarılan ortak da dahil olmak üzere, bütün ortakların onayıyla payın diğer bir şekilde paraya çevrilmesi de mümkündür (TTK Md. 530/I).
Anonim şirketlerden farklı bir başka nokta da bu düzenlemenin devamında görülmektedir. Buna göre, elde edilen paradan ortağın borcu kesildikten sonra geri kalanı ortağa verilir (TTK Md. 530/II).
IV- SERMAYE ARTIRIMLARINA İŞTİRAK ETMEYEN ORTAKLARIN DURUMU
Bazı durumlarda, özellikle anonim şirket genel kurullarında sermaye artırımı kararı alındığı halde, bir kısım ortakların, artırılan sermayeye iştirak etmek istememeleri söz konusu olmaktadır.
Bu gibi durumlarda, yukarıda açıklanan hükümlerin doğrudan doğruya uygulanması mümkün değildir. Çünkü Türk Ticaret Kanunu’nun 394. maddesinde, ortakların artırılan sermayeden yeni pay almaları bir hak olarak nitelendirilmiştir. Uygulamada bu hak “rüçhan hakkı” olarak adlandırılmaktadır. Ka-nun’a göre, genel kurulda aksi kararlaştırılmamış olmak şartıyla her ortak, yeni paylardan şirket sermayesindeki payı ile orantılı miktarını alabilir. Yönetim kurulu, yeni payların bedellerini gazeteler-le ilan eder. Bu ilanlarda yeni pay alma hakkının kullanılması için öngörülen sürenin 15 günden az olmaması gerekir. Kanımızca bu kuraldan çıkan sonuca göre, ortakların sermaye artırımı ile oluşan yeni paylardan almaya zorlanması mümkün değildir.
Bu gibi durumlarda izlenmesi gereken yol aşağıdaki biçimde açıklanabilir:
1- Yönetim kurulu, aksi yönde bir genel kurul kararı mevcut değilse, yeni pay edinmek istemeyen ortakların paylarını öncelikle diğer ortaklara teklif eder. Diğer ortaklara bu konuda karar vermeleri için en az 15 günlük süre tanınması gerekir.
2- Diğer ortakların da yeni payları almak istememeleri durumunda, söz konusu paylar şirket dışından üçüncü kişilere satılabilir.
V- SONUÇ
Anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli bor-cu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.
Türk Ticaret Kanunu, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır.
Anonim şirketler açısından, Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.
Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket ya mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir veya sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir. Ser-maye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işle-mine başvurmaktır.
Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılaca-ğının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.
Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.


(1) Örneğin limited şirketler açısından bu hak ve borçlar hakkında geniş bilgi için bkz. Şükrü KIZILOT – Saygın EYÜPGİLLER, Şirketler Muhasebesi, Vergilendirilmesi Hukuku ve Mevzuatı, Yaklaşım Yayınları, Ankara 1999, s.349 vd.; Anonim şirketler için bkz. a.g.e., s. 985 vd.
(2) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı İç Ticaret: 1995/1 Sayılı Tebliğ (13.08.1995 tarih ve 22373 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
(3) Şükrü KIZILOT, Memleketimden Vergi Manzaraları, Sabah Kitapları, İstanbul 1998; Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku, Mimoza Yayınları, Konya 1995, s. 295
(4) PULAŞLI, a.g.e., s. 295
(5) Yargıtay 11. Hukuk D., 23.11.1982 tarih ve E. 4697, K. 4895 Sayılı Kararı ( PULAŞLI, a.g.e., s. 295); Yarg. 11. HD., 17.09.1995 tarih ve E: 3498, K. 4619 Sayılı Kararı; Yarg. 11. HD., 20.10.1986 tarih ve E. 4539, K. 5426 Sayılı Kararı (Gönen ERİŞ, Türk Ticaret Kanunu, Tica-ri İşletme ve Şirketler, Cilt: 1, Ankara 1992, s. 1196 vd)

Sermaye Taahhüdünü Ödemeyen Ortak.

ŞİRKETLERDE SERMAYE TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEYENLERE UYGULANABİLECEK YAPTIRIMLAR

Yusuf Ziya TAŞKAN

Kırıkkale Üniversitesi İİBF Öğretim Görevlisi

I- GİRİŞ

Şirket ortaklığı, içerisinde çeşitli hakları ve borçları barındıran bir bütünlük arz eder. Başka bir anlatımla, ortaklık sıfatı sahibine bir yandan çeşitli haklar sağlarken, bir yandan da onu bazı yükümlülüklerle karşı karşıya getirir. Türk Ticaret Kanunu, düzenlemiş bulunduğu bütün şirket türlerinde ortakların hak ve borçlarını ayrıntılı biçimde tanzim etmiş bulunmaktadır (1).

Uygulamada yaygın olarak karşılaşılan; anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi, ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.

Kanun, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır. Bu yaptırımlar, her iki şirket bakımından özü itibariyle benzer olmakla birlikte, uygulanma biçimleri bakımından bazı farklılıklar da taşımaktadır.

Bu yazıda, anonim ve limited şirketler bakımından sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesine bağlanan sonuçlar ayrı ayrı ele alınacaktır.

II- ANONİM ŞİRKETLERDEKİ DURUM

A- GENEL BİLGİ

Yukarıda da belirtildiği gibi, anonim şirketlerde ortakların asli borcu sermaye koyma borcunu yerine getirmektir. Sermaye koyma borcu iki şekilde ortaya çıkmış olabilir. Bunlardan birincisi; “nakdi sermaye koyma borcu”, ikincisi ise; “ayni sermaye koyma borcu”dur. Ayni sermaye koyma borcunun kısmi olarak yerine getirilmesi, işin doğası icabı mümkün değildir. Buna göre, ayın karşılığı değerler, bir defada teslim edilerek borç ifa edilmiş olur. Oysa nakdi sermaye koyma borcu, uygulamada genellikle karşılaşıldığı gibi, kısımlar halinde yerine getirilmektedir. Bu durumda ortaklarca sermaye taahhütlerinin yerine getirilmemesi önemli bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nitekim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı Tebliğ (2)’de de bu duruma paralel şekilde, anonim şirketlerin kuruluşu sırasında tanzim edilecek anasözleşmelerde sermaye maddesinde; “sermayenin muvazaadan ari biçimde taahhüt edildiği ve nakdi sermayenin ¼’ünün ödendiği ya da şirketin kuruluşunun tescili tarihinden itibaren üç ay içerisinde, kalanının da en geç üç yıl içerisinde olmak üzere şirkete ödenme zamanının belirtileceği” açıklanmıştır.

Buna göre; ortakların taahhüt edilen sermaye payının 1/4’ünü şirketin tescil edildiği tarihten itibaren üç ay içinde, kalanını ise üç yıl içinde ödemesi gerekmektedir.

B- APEL VE KALAN SERMAYE BORCUNUN ÖDENMESİ

Genel olarak, sermaye koyma borcunun kalan ¾’lük kısmının ödenme zamanı, anasözleşmede miktar ve tarih olarak belirtilebileceği gibi, bu yetki genel kurul ya da yönetim kurulunca da kullanılabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 406. maddesi gereğince ortakların sermaye borcunun kalan kısmını yerine getirmeleri için ilan yoluyla yapılan çağrıya uygulamada “apel” denilmektedir (3). Şirket anasözleşmesinde bu çağrının yapılma biçimi ile ilgili özel kuralların bulunması durumunda bu kurallara da uyulması gerekir.

Ancak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yukarıda değinilen Tebliğ’den sonraki uygulaması, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktarların açıkça gösterilmesi şeklindedir. Bakanlık bu esas doğrultusunda, belirtilen ilkeye uygun olmayan anasözleşmeler için düzeltme beyannamesi alma yoluna gitmektedir. Buna göre, örneğin bir anonim şirketin kuruluşu sırasında anasözleşmenin sermaye maddesi aşağıdaki örneğe uygun olmalıdır:

“... Sermayenin 1/4’ü şirketin tescili tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalan 3/4’ü ise, ../../.... , ../../.... , ../../.... tarihlerinde üç eşit taksitte ödenecektir. Bu husustaki ilanlar anasözleşmenin ilanlara ilişkin maddesi uyarınca yapılır...”

Bu durum karşısında ödeme tarihleri ve ödenecek miktarlar açıkça belirlenmiş olduğundan yeni uygulamaya göre, “apel” olarak adlandırılan ödeme çağrısının yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

C- SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİNİN SONUÇLARI

TTK’nın 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir ve sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir.

Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır. İskat aşağıda ayrıca incelenecektir.

Bunun dışında, şirket anasözleşmesi ile ortakların temerrüt halinde cezai şart ödemeleri de kararlaştırılmış olabilir. Böyle bir hükmün varlığı halinde sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortaklar, cezai şart ödeme zorunluluğu ile de karşı karşıya kalabilirler.

D- İSKAT İŞLEMİ

İskat; kısaca “sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması” olarak tanımlanabilir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “pay sahibi belirlenen tarihte sermaye koyma borcunu yerine getirmeyip, temerrüde düşerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetkilidir.”

İskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur (4).

İskat işleminin uygulanabilmesi için izlenecek yol Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinde gösterilmiş bulunmaktadır. Buna göre şirket yönetim kurulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koyma borcunu zamanında yerine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda bulunur. Bu çağrının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanacak ilan ve anasözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla çağrı yapılması gerekir.

Söz konusu çağrıda ortak bir ay içinde ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mahrum edileceği ve şirketten çıkarılacağı kendisine ihtar edilir. Bu süre içinde de ortak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemelerden doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.

Yargıtay’ın çok sayıda kararında, öncelikle ortaklara borç miktarının bildirilmesi ve bunun ödenmesi için belli bir süre verilmesi, daha sonra ise Kanun’un 407. maddesinde yer alan iskat ihtarına ilişkin çağrının yapılması gerektiği vurgulanmaktadır (5). Ancak, yukarıda açıklanan yeni uygulama çerçevesinde kanımızca, böyle bir şeye gerek yoktur. Çünkü yeni uygulamaya göre, ödenecek miktarlar ve ödeme tarihleri anasözleşmede açıkça gösterilmiş bulunmaktadır. Kanun’un 407. maddesinin birinci fıkrasına göre ise; “Sermaye koyma borcunu vaktinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara lüzum olmaksızın temerrüt faizi ödemekle mükelleftir.”


III- LİMİTED ŞİRKETLERDEKİ DURUM

A- GENEL BİLGİ

Türk Ticaret Kanunu, limited şirketler açısından da sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi durumunda, şirketin başvurabileceği iki imkan öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre; zamanında sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağa karşı şirket bu borcun “icra yoluyla tahsilini” seçebileceği gibi, “ortağın şirketten ihracı ve payının paraya çevrilmesi” yoluna da gidebilir.

Yukarıda değinilen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tebliği’nde, limited şirketler için de anonim şirketlere paralel düzenleme yapılmıştır. Buna göre, anasözleşmenin sermaye maddesinde ya da sermaye artırımı durumunda sermaye maddesinin yeni şeklinde ödeme tarihlerinin ve ödenecek miktarların açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

Bu durumda limited şirketler açısından da sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortağın temerrüde düşmüş olması için, belirtilen zamanda ödeme yapmamış olması yeterlidir, başkaca bir işleme ya da ihtara gerek yoktur.

B- ANONİM ŞİRKETLERDEN FARKLI YÖNLERİ

Türk Ticaret Kanunu, limited şirketlerle sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortaklarla ilgili düzenlemelerinde, anonim şirketlere nazaran bazı farklılıklara yer vermiş bulunmaktadır. Bu farklılıklar aşağıdaki biçimde açıklanabilir:

1- Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.

Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.

2- Ortaklıktan çıkan ortağın payı, diğer bir ortak tarafından gerçek değeri üzerinden satın alınmadığı takdirde, şirket tarafından açık artırma yoluyla satılabilir. Çıkarılan ortak da dahil olmak üzere, bütün ortakların onayıyla payın diğer bir şekilde paraya çevrilmesi de mümkündür (TTK Md. 530/I).

Anonim şirketlerden farklı bir başka nokta da bu düzenlemenin devamında görülmektedir. Buna göre, elde edilen paradan ortağın borcu kesildikten sonra geri kalanı ortağa verilir (TTK Md. 530/II).

IV- SERMAYE ARTIRIMLARINA İŞTİRAK ETMEYEN ORTAKLARIN DURUMU

Bazı durumlarda, özellikle anonim şirket genel kurullarında sermaye artırımı kararı alındığı halde, bir kısım ortakların, artırılan sermayeye iştirak etmek istememeleri söz konusu olmaktadır.

Bu gibi durumlarda, yukarıda açıklanan hükümlerin doğrudan doğruya uygulanması mümkün değildir. Çünkü Türk Ticaret Kanunu’nun 394. maddesinde, ortakların artırılan sermayeden yeni pay almaları bir hak olarak nitelendirilmiştir. Uygulamada bu hak “rüçhan hakkı” olarak adlandırılmaktadır. Kanun’a göre, genel kurulda aksi kararlaştırılmamış olmak şartıyla her ortak, yeni paylardan şirket sermayesindeki payı ile orantılı miktarını alabilir. Yönetim kurulu, yeni payların bedellerini gazetelerle ilan eder. Bu ilanlarda yeni pay alma hakkının kullanılması için öngörülen sürenin 15 günden az olmaması gerekir. Kanımızca bu kuraldan çıkan sonuca göre, ortakların sermaye artırımı ile oluşan yeni paylardan almaya zorlanması mümkün değildir.

Bu gibi durumlarda izlenmesi gereken yol aşağıdaki biçimde açıklanabilir:

1- Yönetim kurulu, aksi yönde bir genel kurul kararı mevcut değilse, yeni pay edinmek istemeyen ortakların paylarını öncelikle diğer ortaklara teklif eder. Diğer ortaklara bu konuda karar vermeleri için en az 15 günlük süre tanınması gerekir.

2- Diğer ortakların da yeni payları almak istememeleri durumunda, söz konusu paylar şirket dışından üçüncü kişilere satılabilir.

V- SONUÇ

Anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.

Türk Ticaret Kanunu, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır.

Anonim şirketler açısından, Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket ya mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir veya sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir. Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır.

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.

Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını temsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.

(1) Örneğin limited şirketler açısından bu hak ve borçlar hakkında geniş bilgi için bkz. Şükrü KIZILOT – Saygın EYÜPGİLLER, Şirketler Muhasebesi, Vergilendirilmesi Hukuku ve Mevzuatı, Yaklaşım Yayınları, Ankara 1999, s.349 vd.; Anonim şirketler için bkz. a.g.e., s. 985 vd.

(2) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı İç Ticaret: 1995/1 Sayılı Tebliğ (13.08.1995 tarih ve 22373 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

(3) Şükrü KIZILOT, Memleketimden Vergi Manzaraları, Sabah Kitapları, İstanbul 1998; Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku, Mimoza Yayınları, Konya 1995, s. 295

(4) PULAŞLI, a.g.e., s. 295

(5) Yargıtay 11. Hukuk D., 23.11.1982 tarih ve E. 4697, K. 4895 Sayılı Kararı ( PULAŞLI, a.g.e., s. 295); Yarg. 11. HD., 17.09.1995 tarih ve E: 3498, K. 4619 Sayılı Kararı; Yarg. 11. HD., 20.10.1986 tarih ve E. 4539, K. 5426 Sayılı Kararı (Gönen ERİŞ, Türk Ticaret Kanunu, Ticari İşletme ve Şirketler, Cilt: 1, Ankara 1992, s. 1196 vd)

Kdv iade listeleri hk GİB açıklaması-19/2/2010

Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listeleri
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listelerinin Doldurulmasına İlişkin Açıklamaları Hk.

Gelir İdaresi Başkanlığı 27.01.2010 tarih ve 53 Seri No.lu KDV Sirküleri uyarıca KDV iade taleplerinde elektronik ortamda alınacak indirilecek ve yüklenilen KDV listelerinin doldurulmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.

Söz konusu açıklamalara duyurumuzun ekinde yer verilmiştir.

Saygılarımızla,

Recep Bıyık

Mevzuat, Araştırma ve Eğitim Başkanı, YMM

EK

Gelir İdaresi BAşkanlığı'nın 19.10.2010 tarihli Elektronik Ortamda Gönderilecek KDV İade Listeleri Hakkında Duyuru

Bilindiği üzere, 27.01.2010 tarih ve 53 Seri No.lu KDV Sirküleri ile KDV iadesi talep eden mükelleflere, iadeye ilişkin belirlenen listelerini elektronik ortamda İnternet Vergi Dairesinden gönderme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu Sirkülerde belirtilen indirim ve yüklenim KDV listelerinin doldurulmasına ilişkin olarak aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun (VUK) 219 uncu maddesinde; muamelelerin muhasebe fişlerine kaydedilmesi ve defterlere kayıtların bu fişler üzerinden yapılması halinde belgelerin muhasebe fişlerine kaydedilmesinin, defterlere kaydedilmesi hükmünde olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, muhasebe fişlerinde yer alan belgelerin esas defterlere kanunî süresinde işlenmesi gerekmektedir.

Kayıtlarını muhasebe fişleri gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten müesseselerde; yazar kasa ve perakende satış fişlerinin adı geçen vesikalar aracılığıyla yasal kayıtlara intikal ettirilmesi halinde; her yazar kasa ve perakende satış fişinin ayrı ayrı indirilecek KDV listesine girilmesi yerine bu belgelerin kaydedildiği muhasebe fişine ait bilgilerin girilmesi yeterlidir.

Buna göre, muhasebe fişinin indirilecek KDV listesine kaydedilmesi sırasında “Satıcının Vergi Kimlik/TC Kimlik Numarası” sütununa “3333333333” şeklinde giriş yapılması gerekmektedir. Ayrıca, bu imkândan sadece muhasebe fişine kayıtlı yazar kasa veya perakende satış fişleri için yararlanılanılması gerekmekte olup bu şekilde listeye girişi yapılabilecek muhasebe fişlerine kayıtlı belgelerin toplam KDV’si, indirilecek KDV listesinin toplam KDV tutarının % 5’ini aşamaz. Diğer taraftan, muhasebe fişine kayıtlı olmayan yazar kasa veya perakende satış fişleri ile muhasebe fişine kayıtlı olsa dahi her bir faturanın had sınırı gözetilmeksizin ayrı ayrı girilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, KDV Kanununun 29/1-a maddesinde, KDV mükelleflerinin faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi, bu Kanunda aksine bir hüküm olmadıkça indirebilecekleri; 34/1 maddesinde, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV’nin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği, aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, fatura ve benzeri vesikalarda KDV’nin ayrıca

gösterilmesine gerek bulunmayan işlemlerde vergi indirimin nasıl belirleneceği konusunda Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

VUK’nun 232 nci maddesinde ise birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

1 - Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

2 - Serbest meslek erbabına;

3 - Kazançları götürü usulde tespit olunan tüccarlara;

4 - Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

5 - Vergiden muaf esnafa;

sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunların da fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı 204 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinde, mükelleflerin ticari faaliyetlerine ilişkin olarak işyerlerinde kullanılmak ve tüketilmek amacıyla satın aldıkları (Kırtasiye, büro ve temizlik malzemeleri gibi) ve bedeli fatura düzenleme mecburiyetini belirleyen Kanuni haddi aşmayan diğer bir anlatımla perakende satış fişi (veya yazar kasa fişi) düzenleme sınırları içinde kalan mal ve hizmet bedelleri için düzenlenen perakende satış veya yazar kasa fişlerinin gider belgesi olarak kabul edilmesinin 213 sayılı VUK’nun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak uygun görüldüğü, ancak işletmenin tüketimi dışında satışa konu olacak mal ve hizmetlerin alımlarında ise bedeli ne olursa olsun fatura düzenlenmesi defterlere faturalara dayanılarak kayıt yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Ayrıca, 206 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinin (G) bölümünde, 204 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinde gider belgesi olarak kabul edilen perakende satış veya yazar kasa fişlerinde ayrıca gösterilen katma değer vergisinin, bu belgelerin kanuni defterlere de kaydedilmesi şartıyla, genel hükümler çerçevesinde indirim konusu yapılacağı belirtilmiştir.

Yapılan bu açıklamalara göre, KDV mükelleflerinin yazar kasa veya perakende satış fişlerine istinaden indirim hakkından yararlanmaları konusunda yukarıdaki usul ve esaslar çerçevesinde hareket etmeleri gerekmekte olup, yazar kasa veya perakende satış fişlerinin indirilecek ve yüklenilen KDV listelerine bu çerçevede kaydedileceği tabiidir.

Diğer taraftan, dileyen mükellefler, 2010 Ocak ve Şubat dönemlerinde gerçekleştirdikleri iade hakkı doğuran işlemlerine ilişkin olarak verecekleri yüklenilen KDV listelerinde “Bünyeye Giren Mal ve/veya Hizmetin KDV'si” sütununu boş bırakarak İnternet Vergi Dairesi üzerinden

12 Şubat 2010 Cuma

Ba Bs

BA BS FORMLARININ VERİLME SÜRESİ VE PARASAL LİMİT Bugünkü (04/02/2010) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 396 sayılı VUK Genel Tebliği ile Ba ve Bs formlarının verilme süresi, formlara yazılacak belge çeşitlerinin tanımı, diğer bölümün kaldırıldığı ve parasal limit değişikliği olduğu açıklanmıştır.
BA BS FORMLARININ VERİLME SÜRESİ DEĞİŞTİRİLMİŞTİR. Genel tebliğde de görüleceği gibi 2010 Ocak döneminden itibaren verilecek Ba Bs formlarının verilme süresi, ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar verilmesi gerektiği şeklinde açıklanmıştır. Buna göre 2010 yılı Ba Bs formlarının verilme sürelerine ilişkin takvim aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.
DÖNEMİ BA BS FORMLARININ VERİLME SON GÜNÜ
OCAK / 2010 01.03.2010 ŞUBAT/ 2010 31.03.2010
MART / 2010 30.04.2010 NİSAN / 2010 31.05.2010
MAYIS / 2010 30.06.2010 HAZİRAN / 2010 02.08.2010
TEMMUZ / 2010 31.08.2010 AĞUSTOS / 2010 30.09.2010
EYLÜL / 2010 01.11.2010 EKİM / 2010 30.11.2010
KASIM / 2010 31.12.2010 ARALIK / 2010 31.01.2011
PARASAL LİMİT DEĞİŞMİŞTİR. DİĞER BÖLÜM KALDIRILMIŞTIR.Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, “Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı (Tablo III)” bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
BA BS FORMLARINA YAZILACAK BELGELERİN TANIMI YENİDEN YAPILMIŞTIR.
Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.

Trafik cezası tebligatı hk.

[KARAYOLLARI TRAFİK YÖNETMELİĞİ-Tutanak Düzenleyenlerin Yükümlülüğü Madde 162- Tutanak düzenleyenler;
a) Tutanaklarla ilgili olarak;
1) Tutanaklara bağlı olduğu birimin adı bulunan kaşe damgayı basmak, bastırmak ve birimin adını yazmak,
2) Adını, soyadını, görev ünvanını ve sicil numarasını yazarak veya bu bilgiler bulunan kaşe damgayı her nüshasına basarak imza etmek,
3) Tutanaklar, tebliğ yerine geçmek üzere, hakkında işlem yapılana imza ettirmek ve bir nüshasını vermek,
4) Tutanakları imza etmekten kaçınanlar için imza etmedi,
5) Tescil plakasına göre işlem için Kanunun 116 ncı maddesi,
6) Zorunlu hallerde resmi ve özel kurum veya kuruluşların sorumluları için "gıyabında" yazarak kayıt koymak,
7) Suça el koymaların birden fazla olması halinde mahkemelik suç tutanağını en az 2 görevli tarafından imzalamak,
8) Yalnızca alındıların her sayfasını, bağlı olduğu kuruluşun resmi mührü ile mühürlemek,ile yükümlüdürler.
TRAFİK PARA CEZALARININ TAHSİLİNDE VE TAKİBİNDE UYGULANACAK ESAS VE USULLER İLE KULLANILACAK BELGELER HAKKINDA YÖNETMELİK Tescil Plakasına Göre Düzenlenen Tutanaklar İçin Yapılacak İşlemler Madde 10 - (Değişik madde: 22/04/2003 - 25087 s. R.G/Yön)
Karayolları Trafik Kanununun 116 ncı maddesi hükümleri gereğince, görevlilerce yetki sınırları içerisinde tescil plakasına göre düzenlenen tutanaklar;
a) Aracın kayıtlı olduğu kuruluştan arşiv kayıtlarına göre araç sahibi veya işleteni tespit edilerek (birden fazla ise ilk sıradaki) tutanağın boş kalan yerleri doldurularak ilgiliye 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliğ edilir ve tutanağın bir nüshası takip ve tahsil için ilgili mal sandığına gönderilir.Tebligat işlemine yedi iş günü içinde başlanır. Yapılan tebligatta bu şekilde uygulanan cezalar için, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebilecekleri belirtilir. İtiraz, ödemeyi ve ödeme ile ilgili süreyi durdurur. Ancak itiraz üzerine verilen kararlar kesindir.
b) Tescil plakasına göre tutanak düzenlenen araçlar, tutanağın düzenlendiği yerin dışında başka bir tescil kuruluşuna kayıtlı olup bilgisayar sorgulamasında adresi tespit edilemiyorsa adres tespiti için tutanağın iki nüshası ilgili tescil kuruluşuna yedi iş günü içerisinde gönderilir.Tescil kaydına göre araç sahibi veya işleteninin adresleri arşiv kayıtlarından tespit edilir ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca 7 iş günü içerisinde tebliğ işlemlerine başlanarak tebligat yapılır, tutanağın bir sureti de takip ve tahsili için ilgili mal sandığına gönderilir.

11 Şubat 2010 Perşembe

Telif kazancı istisnası.

Telif Hakları Nedir?
Telif hakları, kişinin yarattığı fikir eserlerinin her mülkten daha fazla o kişiye ait oldukları düşüncesine dayanır [UNESCO 1989, s.17]. Telif hakları, yazar ve sanatçıların kendi eserlerine sahip olma haklarının kanunda ifade edilmesidir. Telif hakları kanunları ülkeden ülkeye değişir. Türkiye’de telif halkları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunur. Bu kanun, ilim ve edebiyat eserleri (bilgisayar programları dahil), musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserlerini konu almaktadır ve bu alanlardaki eserlerin sahiplerine manevi ve mali olmak üzere iki grupta ele alınan haklar tanımaktadır.
Manevi haklar, eser sahibinin, eserinin sahipliğini üstlenme ve eserinin özelliğine ve bütünlüğüne saygı gösterilmesini talep etme hakları ile ilgilidir. Mali haklar ise eser sahibinin eserinden kazandığı para ile geçinebilmesini sağlayan haklardır. Bunlar işleme, çoğaltma, yayma ve temsil etme haklarıdır. Eser sahiplerinin izni olmadan başkaları bu hakları kullanamazlar. Tanınan bu hakların koruma şekli, süresi ve getirilen istisna ve sınırlamalar eser türüne göre farklılık göstermektedir.
Getirilen istisna ve sınırlandırmalar, eğitim ve araştırmayı ve genel olarak toplumun bilgilenmeye olan ihtiyacını göz önüne alır. Buna “dürüst kullanım” veya "adil kullanım" (fair use) doktrini adı verilir. Böylece, fikir ve sanat eserleri kanunu, ilk bakışta birbiriyle çelişir görünen fert olarak yaratıcının hakları ile toplumun bilgi ve öğrenmeye olan ihtiyacını dengelemeye çalışır. Bu dengeyi kurmaktaki amaç yaratıcılığı teşvik etmek, bilim ve sanatları geliştirmektir.
Telif hakları kanunları, iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerinde ve diğer alanlarda meydana gelen gelişmeler göz önüne alınarak zaman zaman güncelleştirilmektedir. Nitekim, Türkiye’de 1951’de kabul edilerek yürürlüğe giren FSEK, 1983 ve 1995 yıllarında iki defa değiştirilmiştir. İnternet’in dünyada ve Türkiye’de gelişmesi bu kanunun bir üçüncü defa değiştirilmesini gerektirecek bir olaydır.

Bilimsel kongre sempozyum ve benzeri toplantılarda bildiri sunulması ve bu bildiri metninin katılımcılara dağıtılması karşılığında eseri hazırlayıp sunana ödenen bedel telif bedeli , kazanç türü telif kazancı oluyor ve GVK 18.maddeye göre gv den istisna ancak bu sitisnanın gvk 94 e şumulü yok.

5 Şubat 2010 Cuma

http://www.tesmer.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=80

4 Şubat 2010 Perşembe

Şüpheli Alacaklar ve karşılık ayrılması.

ŞÜPHELİ ALACAKLAR KARŞILIĞI AYIRMA KOŞULLARI-VUK 323 md Ticari ve Zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasındaki alacaklarının şüpheli alacak sayılacağını hükme bağlamıştır. Şüpheli hale gelmiş alacaklar için değerleme gününün tasarruf değeri ile pasifte karşılık ayrılır. Ayrılan karşılığın hangi şüpheli alacaklarla ilgili olduğu da karşılık hesabında gösterilmelidir. Kanun maddesi şüpheli alacağa karşılık ayırma işlemini mükellefin ihtiyarına bırakmıştır. Ancak bu ihtiyarlığı doğrudan gider yazma şeklinde anlamamak gerekir.
A- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRABİLECEK MÜKELEFLER: Bilanço esasına göre defter tutan,ticari yada zirai kazanç elde eden mükellefler: Bu durum muvacehesinde; işletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabının ticari, zirai ve serbest meslek faaliyetinden doğan ve şüpheli alacak durumuna düşmüş dava ve icra safhalarındaki alacakları için şüpheli alacak karşılığı ayırmaları ya da doğrudan gider yazmaları mümkün değildir.
B- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRMA KOŞULLARI:
1- Şüpheli Alacak Ticari ve Zirai Faaliyet Kapsamında Yapılan Mal Teslimi veya Hizmet İfasından Kaynaklanmalıdır: Şüpheli hale gelmiş ticari veya zirai alacağa karşılık ayrılabilmesi için alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmalıdır. Ayrıca, karşılık ayrılacak alacak, işletmenin kanuni defterlerine hasılat kayıt edilmelidir. Teslim veya hizmet gerçeği yansıtmalıdır. Gerçeği yansıtmayan alacak belgeli olsa dahi şüpheli alacak için karşılık ayrılmaz.Bilindiği üzere Gelir Vergisi unsurlarından sadece ticari ve zirai kazancın elde edilmesinde tahakkuk esasi kabul edilmiştir.Bu gelir unsurlarında alacağın tahakkuku elde etme için yeterli sayılmıştır.Bu nedenle vergileme için alacağın tahakkuk etmesi yeterlidir. Tahsil şartı aranmaz. Oysa diğer gelir unsurlarında; örneğin serbest meslek kazançlarında elde etme dolayısıyla vergileme için gelirin tahsili mecburidir. Bu nedenle ticari ve zirai kazanç dışındaki diğer gelir unsurları ile ilgili bulunan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün değildir.
2- Karşılık Ayrılacak Alacağın Ödeme Vadesi Geçmiş Olmalıdır: Kanun maddesine göre ticari ve zirai bir alacağın şüpheli alacak sayılabilmesi için diğer bir şart ise, defter kayıtlarında yer alan alacağın vadesinin geçmiş olması gerekir. Diğer bir anlatımla vadesi gelmemiş alacaklar için karşılık ayrılamaz. Ancak vadesi gelmediği halde tahsili şüpheli olan alacaklar içinde karşılık ayrılabilmekte, fakat bu tür karşılıklar safı kazancın tesbitinde gider olarak indirilmesine izin verilmemektedir.
3- Alacak, Dava veya İcra Safhasında Bulunmalı yada Yapılan Protestoya veya Yazı ile Bir Defadan Fazla İstenmesine Rağmen Ödenmemiş Bulunan Dava ve İcra Takibine Değmiyecek Küçük Alacaklar Olmalıdır: Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olan ve bu faaliyetler çerçevesinde elde edilen belgeli ve belgesiz alacaklara karşılık ayrılması için alacağın dava ve icra safhasında olması gereklidir. Ayrıca dava ve icraya verilmeyecek kadar küçük alacaklara karşılık ayrılabilmesi için de borçlu protesto edilmeli ya da borçluya birden fazla taahhütlü isten yazısı gönderilmelidir. Ancak alacağın dava ve icra safhasına intikal olayı şüpheli alacak sıfatının kazanılması ve karşılık ayrılması için tek başına yeterli değildir. Kanun koyucu şüpheli alacaklar için karşılık ayırıp bu karşılıkların gider olarak yazılabilmesi için gerekli kanuni çabaların gösterilmesini şarta bağlamıştır. Yoksa şeklen dava yoluna gidilip olayın bu aşama takipsiz bırakılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olmayacaktır. İdare karşılık ayırma olayından muvazaa tesbit ederse zamanında tahsil edilmeyen vergi cezalı olarak tahsil edilir. İcra takibinin ciddi olarak takip edilmemesi nedeniyle dosyası takipten düşen alacakların şüpheli alacak kabul edilmediği yolunda Danıştay Kararları da mevcuttur. (Dnş. 4. D. 25. 12.1984 T.E. 1986/2?68 K. 1987/1552)
4- Alacak Teminata Bağlı Olmamalıdır: Şüpheli alacak karşılığı ayırabilmenin bir şartı da, karşılık ayrılacak alacak teminatlı olmamalıdır. Bir alacak menkul rehni veya gayrimenkul ipoteği şeklinde aynı bir teminata bağlanmış ise bu alacak için karşılık ayrılması mümkün değildir. Ayrıca kefalete bağlı alacaklarda teminatlı alacak olarak kabul görmektedir. Karşılık ayrılacak alacak kısmen teminatlı ise, alacağın teminatsız kısmına karşılık ayrılması gerekir. Alacağa karşı mal haczedildiği durumlarda ise haczedilen mallar teminat niteliğini taşınmadığından şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına mani değildir. Ayrıca Danıştay üçüncü dairesince sadır olunan bir kararda borçlunun mal varlığına ihtiyati veya normal haciz konulması alacağı teminatlı kılmayacağından dava ve icra safhasında bulunan bu alacağın şüpheli alacak sayılması hükmünü taşımaktadır. (Dnş. 3.D.22.05.1990 T.E. 1989/45R0, K. I 990/ 1491 )
C- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMAYACAK ALACAKLAR:
1- Karşılık Ayrılan Alacak Kamu Kurum ve Kuruluşlarından Ulan Alacaklardan Olmamalıdır: Ticari ve zirai kazanç elde eden mükelleflerin kamu kurum ve kuruluşlarından, faaliyetleri ile ilgili olan alacakları devletin güvencesinde olduğu görüşünden hareketle karşılık ayrılmaması gerekir. Diğer taraftan 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun 70 inci maddesi alacaklı amme idarelerinin de alacaklarından dolayı Devlet mallarını haciz edemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum muvacehesinde bir alacağa karşılık ayırmak için belli başlı koşul alacağın dava ve icra aşamasında olmasıdır. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşları borçlarından dolayı icraya verilmeyeceğinden ticari ve zirai kazanç sahibi mükelleflerin bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırmamaları gerekir.
2- Ticari ve Zirai Faaliyet Dışı Alacaklara Karşılık Ayrılmaz: Şüpheli alacak müessesesi; yalnız işletmelerin kazanç sağlama amacına yönelik olarak yaptığı işlemlerden kaynaklanan alacaklar için kabul edilmiştir. Bu nedenle işletme sahibinin hatırı için verilen bir borcun tahsil edilememesi, başkaları lehine verilen teminatların lehdarı tarafından paraya çevrilmesi dolayısı ile veya verilen kefalet nedeniyle doğan alacağın tahsil edilememesi durumlarında bütün koşullar yerine getirilse dahi şüpheli alacak karşılığı ayrılmaması gerekir. Ancak bu tür alacaklar için karşılık ayrıldığı takdirde Şüpheli Diğer Alacaklar Karşılığı" hesabında izlenir. Bu tür alacaklar için ayrılan karşılıklar safi kazacın tesbitinde gider olarak kabul edilemezler.
SONUÇ: Şüpheli alacak karşılığı, alacağın şüpheli hale geldiği hesap döneminde ayrılır ve zarar olarak kayıtlara intikal ettirilir. Ancak şüpheli halde geldiği yılda karşılık ayrılmayan alacak için izleyen yılda karşılık ayrılabileceği hususunda Danıştayın kararı vardır. (Dnş. 4. 10.11.1992 T.E. 1992/719 K. 1992/4809 Sayılı Karar) Diğer taraftan işletmeler beyan dönemlerini zararla kapatsalar dahi bu husus şüpheli alacaklısına karşılık ayırmalarına mani değildir. Yukarıda izatı edildiği üzere şüpheli alacaklara karşılık ayırma ve bunları gider yazma hususu sadece bilanço esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahibi mükelleflere tanınmıştır. Bu mükellefler kazançlarının elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili şüpheli alacaklarına karşılık ayırabilirler.
İşletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahibi mükellefler şüpheli alacaklarına karşılık ayıramazlar. Bu nedenle ticari ve zirai kazanç sahipleri kanunun bu maddesi ve lehlerine konmuş diğer maddelerinden faydalanabilmeleri için, ciroları bilanço esasına göre def- ter tutmaya yeterli olmasa dahi biran önce bilanço esasına göre defter tutmaları gerektiği özellikle Ticari kazanç sahiplerine tavsiye olunur.
Eski Türmob başkanı M.Timur dan alıntıdır.