.

.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi kararına göre

2004 ve öncesinde takdir komisyonuna sevk edilerek "komisyonda geçen süre" sonsuza kadar zaman aşımı durdurulmasının, anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve iptal kararı 6 ay sonra yürürlüğe girmek üzere, 08 Ocak 2010 tarihli resmi gazetede yayımlanmıştır.Anayasa Mahkemesinin yasa koyucuya yasal boşluk doğmaması için tanıdığı 6 aylık süre 08 Temmuz 2010 tarihinde dolmaktadır.08 Temmuz 2010 tarihinde iptal olacak 213 sayılı VUK’nun 114/2. maddesi hükmünün Anayasa Mahkemesinin kararına göre yeniden düzenlenmesini öngören hükümet tasarısı TBMM’ne 25.05.2010 tarihinde sevk edilmiştir.Tasarının 8. maddesiyle “MADDE 8- 213 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.”” şeklinde değişiklik öngörülmüştür.

Tasarıyla VUK 114.md değişiklik yapılarak, matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması halinde "komisyonda geçen süre"de zamanaşımının durması bir yıllık süreyle sınırlandırılmakta, böylece Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında da ifade edilmiş olan belirsizlik sorunu ortadan kaldırılmaktadır.
Diğer taraftan, anılan hükmün yürürlüğe girmesinden önce matrah takdiri için takdir komisyonuna intikal ettirilmiş olmakla birlikte komisyon tarafından henüz takdir edilmeyen matrahlar ile takdir edildiği halde ilgilisine tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler için ilgili tarh zamanaşımının ne şekilde uygulanacağına ilişkin geçici bir düzenleme ihtiyacı doğmuştur.Aynı tasarının 19. maddesi ile öngörülen geçici maddeyle 1/1/2005 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilen işlemlerde tarh zamanaşımı süresinin 31/12/2012 olarak belirlenmesi yönünde geçici bir düzenleme eklenmektedir.
8/7/2010 kadar bu yasa tasarısı TBMM den geçerek yasalaşması gerekmektedir.Ne olursa olsun 2004 ve önceki yıllara ilişkin 08/1/2010 dan itibaren yapılmış ve 08/7/2010 a kadar ve/veya tasarı yasalaşmasına kadar tüm tarh ve tebliğler anayasaya aykırılığı nedeniyle, dava açılması halinde yargıda iptale mahkumdur.8/7/2010 dan sonra tarh ve tebliğ edilecek 2004 den önceki yıllara ilişkin tarhiyatlar ise yargıda,yok hükmünde karara varılacaktır.
İdarenin hukuka ve anayasaya aykırı, yasaya uygun tarhiyatları için bazı meslektaşlarımız tarafından, mükelleflerine idare ile uzlaşma önerilmektedir. Uzlaşma komisyonlarının önerdiği tutar gecikme zammı belirtilmediğinden mükellef ödeme aşamasında çok yüksek oranlarda gecikme zamları ile karşılaşabilmektedir.
2004 ve önceki yıllara ilişkin tarhiyatları (özellikle yüksek tutarlılar) için mükellefin dava açmasına yardımcı olmak ve mükellefe 1 kuruş dahi ödetmemek mümkün ve gerekli ve de doğru olanı yapmak olduğu gibi mükellefin hukuksal bir hakkıdır.(Yalçın Önder’in makalesinden kısaltmadır)

----------------------------------------------------------------------------------------------

Takdir Komisyonu Kararına Dayalı Tarhiyat-Bumin Doğrusöz

VUK tarh zamanaşımı süresini düzenleyen 114.md vergiyi doğuran olayı izleyen yılbaşından itibaren 5 yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.Bu maddenin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre "Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder."Bu düzenleme, mükellef haklarını önemli ölçüde zedeleyen bir maddedir.Takdir komisyonlarına matrah belirleme konusunda süre verilmemiş, takdir komisyonlarının hizmetin gereklerine göre örgütlenmesi/iyi çalışma koşulları oluşturulmamış, komisyonlarda bekleyen sürenin zamanaşımına etkisi çerçevelenmemiştir. Bunun neticesinde de takdir komisyonlarında dosyalar, biraz da iş yoğunluğu sebebiyle yıllarca bekler hale gelmiştir. Dosyaların komisyonunda yıllarca beklediği süre, mükellef aleyhine gecikme faizinin işlediği dönem olarak uygulanmış, bu uygulamayı düzeltecek yasal düzenlemeler yapılmamıştır. Yani Hazine, idarenin kötü örgütlenmesi ve hizmetin geç çalışmasından nemalanır hale gelmiştir.Hukuk devleti ile bağdaştırılması mümkün olmayan bu düzenleme nihayet Diyarbakır VM Anayasa Mahkemesi'ne taşınmıştır.Yüksek Mahkeme, E. 2006/124 K. 2009/146 sayı ve 15.10.2009 günlü kararı ile anayasaya aykırılık sebebi ile iptal kararı vermiştir.İptal kararının gerekçesine göre "İtiraz konusu kuralda, vergi dairesince takdir komisyonuna başvuru yapıldıktan sonra matrahın tespiti, buna ilişkin kararın oluşturulması ve kararın gönderilmesinde bir süre öngörülmemekte,çalışma süresi tamamen komisyonun takdirine kalmaktadır.Zamanaşımının durmasının süreyle sınırlandırılmaması, vergi mükellefleri yönünden uygulamada keyfiliğe, haksızlığa, eşitsizliğe yol açacak sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.Zamanaşımının durma süresinin belirsizliği, makul ve adil bir sürenin bulunmaması, vergi dairesince matrah takdiri için başvurunun zamanaşımını durdurmak için keyfi olarak kullanılmasında güvence sağlamayacağı gibi yükümlüye vergi tahsilatının geciktiği süre kadar gecikme zammı ve faizi uygulanacak olması da yükümlünün vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doğmasına neden olabilir."

8/1/2010 RG de yayımlanan bu kararının hüküm fıkrasında "Kararın RG de yayımlanmasından başlayarak 6ay sonra yürürlüğe girmesine" karar vermiştir. Dolayısıyla bu iptal kararı, 8 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe girecektir.VUK'nın 114. md iptal edilen fıkrası yeni yasa tasarısı ile yeniden düzenlenmekte ve takdir komisyonunda geçen sürenin zamanaşımını durduracağı yine kabul edilmekle birlikte “iptal gerekçesi doğrultusunda”duran sürenin 1yılı geçemeyeceği' hükmü getirilmektedir.

Tasarının bir başka maddesiyle de VUK'nın eklenmesi öngörülen geçici 28.md 1.1.2005 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak Torba Kanun Tasarısı'nın kanunlaşmasından önce takdir komisyonuna sevk edilmiş dosyalar için takdire dayalı olarak tarh edilecek vergilerde zamanaşımı süresinin sonu 31.12.2012 olarak belirlenmektedir.Bu düzenlemelerin ikiside anayasaya aykırıdır. Ne diyordu Anayasa Mahkemesi gerekçesinde, zamanaşımının durması "yükümlüye vergi tahsilatının geciktiği süre kadar gecikme zammı ve faizi uygulanacak olması da yükümlünün vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doğmasına neden" olacaktır. Her şeyden önce Anayasa Mahkemesi'nin bu pek haklı ve yerinde gerekçesi karşılanmamıştır.

Öte yandan getirilmek istenen geçici madde ile eski düzenlemenin Anayasa Mahkemesi kararı bertaraf edilerek 31.12.2012 tarihine kadar varlığını sürdürmesinin yolu açılmakta, 5–7 yıldır takdir komisyonundaki dosyalar için, yine ve mükellefler aleyhine gecikme faizi de işleyecek şekilde tarhiyat yolu açılmaktadır.

Görülen odur ki, idarenin hizmetin hızlı şekilde yürümesini sağlayamamış olmasının ceremesi yine mükellefe yüklenilmeye devam olunacaktır. Bunun önüne geçilmesinin tek yolu, zamanaşımı süresinin takdir komisyonu kararının beklenilmesi sebebiyle uzadığı hallerde gecikme faizinin işlemeyeceğine dair kanuna madde eklenmesidir.

Asıl yapılması gereken ise takdir komisyonlarının yapısını, altyapısını ve çalışma usullerini yeniden düzenleyerek hızlı çalışmalarını sağlamak ve komisyonda beklemenin zamanaşımına etkisini ortadan kaldırmaktır.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Vakıflar.

Vakfın Tanımı ve unsurları 01.01.2002-4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101.md vakfın tanımı "gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları" olarak yapılmıştır.Demekki malvarlığı ve amaç 2 temel unsurdur. Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir. Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.Malvarlığı vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olmalı, vakfın amaç veya devamını imkansız veya yararsız hale getirmemelidir.
Gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabilirler. Ancak kurucu gerçek kişi ise Türk Medeni Kanununda belirlenen fiil ehliyetine sahip olmalı, tüzelkişi ise fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, kuruluş statüsünde vakıf kurabileceğine ve vakfa malvarlığı özgüleyebileceğine dair hüküm olması gerekir.Vakıfların yöneticilerinin T.C. uyruğunda olmaları esastır. Ancak, vakfa ait eğitim, bilim, sanat, tıp ve sağlık kuruluşlarının yönetim organlarında salt çoğunluk oluşturmamak şartıyla yabancı uyrukluların da görev almalarına ve vakıfların veya kuruluşlarının yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf veya kurumlarla işbirliği yapmalarına Bakanlar Kurulu'nca izin verilebilir.Vakıflar özel hukuk tüzelkişisi olup, Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtilen tüm hak ve yetkilere sahiptir. Vakıflar Gen. Müdürlüğü denetim makamı olup, vesayet makamı değildir. Vakıflarda üyelik olmaz.
Kuruluş şekli-Kurucu sayısında limit yoktur.Vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde yapılacak bir resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır.Ancak vakfın kurulması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurularak tescilinin sağlanması gereklidir. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır. Resmî senetle vakıf kurma işlemi temsilci aracılığıyla yapılabilir. Ancak, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olması ve bu belgede vakfın amacı ile bağışlanacak mal ve hakların belirlenmiş bulunması gereklidir.
Vakıf senedinin içeriği Türk Medeni Kanununun 106.md ,vakıf senedinde vakfın adının, amacının, bu amaca vakfedilen mal ve hakların, vakfın örgütlenme ve yönetim şeklinin ile yerleşim yerinin gösterilmesi zorunludur.Bu senette değişiklik yapılabileceği hükmü olmalıdır.
a)Vakfın adı; kanuna ahlaka adaba aykırı olmamalı ve vakfın amaçları ile uyumlu olmalıdır. 3.kişileri vakfın amacı konusunda yanıltıcı ya da yanlış çağırışımlar uyandıracak isimler verilemez. Her hangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun ismi kullanılamaz. b) Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir. c) Vakfedilen mal ve haklar; kurucuya ait olmalı ve amacı en azından başlangıç itibari ile gerçekleştirmeye yetmelidir.Malvarlığı nakit ise paranın vakıf adına bir devlet bankasına bloke edilerek dekontunun tescil başvurusu yapılan mahkemeye ibrazı, taşınmaz ya da taşınır bir malvarlığı ise değer tespitinin mahkemece yaptırılması ve ilgili sicillerine (tapu sicili, trafik sicili gibi) vakıf adına tescili sağlanmalıdır.Vakfın kurulması ile mal ve haklar vakıf tüzelkişiliğine geçer. d)Organları;Vakfın bir yönetim organı olması zorunludur. Vakfın işleyişinin kolaylaşması açısından, amacının kapsamına ve faaliyetlerine uygun olarak mütevelli heyeti, yönetim organı ve bir denetim birimi olması uygun olur.Bu sayılan organlar dışında onur kurulu,araştırma kurulu, çalışma kurulu gibi vakfın yönetimi ile ilgili olmayan kurulların vakıf organları arasında gösterilmemesi gerekir.Vakfın organlarının kaç kişiden oluşacağı, toplantı ve karar yeter sayılarının senet metninde gösterilmesi, organların görev ve yetki sınırlarının yeterince belirtilmesi halinde, vakfın işleyişinde sıkıntıya düşülmesinin önüne geçilmiş olur. e) Vakfın yerleşim yeri; vakfın faaliyetlerini yürüttüğü merkezin bulunduğu yerdir. Vakıf senedinde gösterilecek adresin açık olarak ayrıntılı şekilde yazılması zorunludur.
Vakıf senedinde değişiklik yapılma yöntemi,vakfın sona ermesinin hangi durumlarda sözkonusu olabileceği ve geçici hükümler olarak kuruluşa kadar nasıl yönetileceği yazılabilir.
Vakfedilen mal varlığı için mahkemeye başvurmadan önce tapuya şerh yapılmalıdır.
Vakfın tescili Vakfın tesciline ilişkin açılan davada mahkemece davanın reddine ya da vakfın tesciline ilişkin vereceği karar, tebliğ tarihinden başlayarak 1ay içinde, başvuran veya Vakıflar GM tarafından temyiz edilebilir.Aynı şekilde, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde, Vakıflar GM veya ilgililer, iptal davası açabilirler.Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir.
Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunur ve Resmî Gazete ile ilân olunur.
VAKFIN KURULUŞUNDAN SONRA YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER
04.5.1990-20508 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 3628 sayılı Mal Bildiriminde bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa göre, vakıfların idare organlarında görev alanlar Vakıflar GM mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar.
Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelikleri ile Komisyon Üyeliklerine seçim ve atamalarda göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde, görevin sona ermesi halinde, ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde verilmesi zorunludur.
Bütün vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan her türlü işlemlerinde önce bağlı bulundukları Vakıflar Bölge Müdürlüğü kanalı ile yazışma yapmaları gerekmekte olup, vakıflar tarafından doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılacak yazışmalar işleme konulmamaktadır.
Vakıfların; gayrimenkul alım, satım, kat mülkiyeti esasına göre inşaat yaptırmaları, işlemleri için Genel Müdürlüğümüzden izin alınması gerekmektedir.Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin (5) numaralı bendi uyarınca işletme hesabı esasına göre defter tutmalarına izin verilenler dışında kalan vakıflar, bilanço esasına göre defter tutarlar. Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapıları gereği bilanço esasına göre defter tutmalarına imkan veya gerek görülmeyenlerin işletme hesabı esasına göre defter tutmalarına izin verilebilir. Ancak; yeni kurulan vakıflar, tescili izleyen en geç bir yıl içinde Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılacak teftişe kadar işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler. Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları zorunludur.Ayrıca, 06.08.1999 tarih ve 23778 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıfların İş ve İşlemlerinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğe uyulması gerekmektedir.
Örnek vakıf senedi:
... VAKFI SENEDİ
VAKIF:Madde 1-Vakfın adı ....... .......Vakfı'dır.İşbu resmi senette sadece vakıf denilecektir.( vakfın adı amaçları ile uyumlu olmalıdır. Her hangi bir kamu kurum veya kuruluşunun ismini alamazlar)VAKFIN MERKEZİ:Madde 2-Vakfın merkezi .......İli, ...... ilçesinde olup, adresi ................' dir. İlgili mevzuat çerçevesinde vakıf yönetim kurulu kararı ve yetkili makamlardan izin almak kaydıyla yurt içinde veya dışında şube ve temsilcilikler açılabilir.VAKFIN GAYESİ:Madde 3- (Gaye Türk Medeni Kanununun 101.maddesinin son fıkrasına aykırı olmamalı, açık, somut olmalı ve süreklilik arz etmelidir.)
VAKFIN FAALİYETLERİ:Madde 4- (Vakfın amacını gerçekleştirmek için yapacağı faaliyetler yazılır. Faaliyetler amaç ile uyumlu olmalıdır)VAKFIN GAYESİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPABİLECEĞİ İŞ VE İŞLEMLER:Madde 5- Vakıf gayesine ulaşmak için yasal sınırlamalar dışında, miktar ve değeri kısıtlanmamış taşınır ve taşınmaz mallara bağış, vasiyet, satın alma ve kiralama suretiyle sahip olmaya ve kullanmaya, vakıflara ilişkin yasa hükümleri uyarınca sahip olduklarını satmaya, devir ve ferağ etmeye, gelirlerini almaya ve harcamaya, vakıf malvarlığına giren bir ya da birden çok taşınmaz mal veya gelirlerini bir ya da bir çok kez yatırımda kullanmaya, vakıf amaç ve hizmet konularına aykırı olmamak koşulu ile yapılacak bağış ve vasiyet, satın alma ve diğer yollarla mal ettiği taşınır ve taşınmaz malları ve paraları yönetim ve tasarrufa, menkul değerleri almaya ve vakfın amacı doğrultusunda bunları değerlendirip satmaya, vakfın amaçlarına benzer çalışmalarda bulunan yurtiçi ve yasal izin alındığında yurt dışındaki vakıflar, gerçek ve tüzel kişiler ile işbirliği yapmaya, kamu kurum ve kuruluşları dışındakilerden yardım almaya, bu yardımı sağlamak için anlaşmalar yapmaya, taşınmaz malların irtifak, intifa, sükna, üst, rehin, ipotek gibi mülkiyetten gayri ayni haklarını kabule, bu hakları kullanmaya, olan ya da olacak gelirleri ile kuracağı sözleşmeler için taşınır ve taşınmaz malların rehin ve ipoteği dahil her türlü güvenceleri almaya, geçerli banka kefaletlerini kabule, vakfın amaç ve hizmet konularını gerçekleştirmek için gerektiğinde ödünç almaya, kefalet, rehin, ipotek ve diğer güvenceleri vermeye, vakfın amaç ve hizmet konularına uygun olarak yürütülen ve yürütülecek projelerden ve her türlü çalışmalardan gelir elde etmeye ve vakfa gelir sağlamak amacı ile olağan işletme ilkelerine göre çalışacak iktisadi işletmeler, ortaklıklar kurmaya, kurulu olanlara iştirake, bunları doğrudan işletmeye yada denetimi altında bir işletmeciye işlettirmeye, vakfın amaç ve hizmet konularından birinin yada tümünün gerçekleştirilmesi için yararlı ve gerekli görülen girişim, tasarruf, mal edinme, inşaat ve benzeri sözleşmeleri yapmaya Türk Medeni Kanununun 48. Maddesinde belirtildiği üzere izinli ve yetkilidir.Vakıf bu yetki ve gelirlerini Türk Medeni Kanunu ile yasaklanan maksatlarla kullanamaz.VAKFIN MAL VARLIĞI:Madde 6- Vakfın kuruluş malvarlığı kurucular tarafından vakfa tahsis edilmiş olan ......'dır.(Nakit, ya da yeterli bir miktarı nakit olmak kaydıyla nakdi değeri olan menkul ya da gayrimenkul olabilir. Nakit ise paranın vakıf adına Vakıflar Bankası ya da bir devlet bankasına bloke edilerek dekontunun mahkemeye ibrazı, gayrimenkul ise tapu bilgilerinin senette belirtilmesi gereklidir.)Kuruluş malvarlığı, vakfın kurulmasını müteakip, malvarlığına yapılacak ilavelerle arttırılabilir.VAKFIN ORGANLARI:Madde 7- Vakıf (. ) kişilik bir yönetim kurulu tarafından yönetilecektir.Yönetim kurulu üyeleri, kendilerinden sonra görev yapmak üzere yerlerini almasını istedikleri üç kişinin adını önceden belirleyerek yazılı olarak yönetim kuruluna verirler. Yönetim kurulu üyeliği listedeki sıraya göre ilk sıradan başlamak üzere adaylara teklif edilir.Yönetim kurulu üyelerinin aday bırakmamaları, adaylardan hiçbirinin görevi kabul etmemeleri veya vakıf yöneticiliğinden uzaklaştırılmaları halinde boşalan yönetim kurulu üyeliğine seçim, kalan yönetim kurulu üyelerinin ortak kararı ile yapılır.VAKIF BAŞKANI VE YARDIMCISI:Madde 8- Yönetim kurulu ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir başkan ve bir başkan yardımcısı seçer. Başkan yardımcısı başkanın yokluğunda onun yetkilerini kullanır.YÖNETİM KURULUNUN TOPLANTI VE KARAR İLKELERİ:Madde 9- Yönetim kurulu ayda en az bir kere vakıf başkanı veya iki üyenin çağrısı ile çoğunlukla toplanır. Kararlar çoğunlukla alınır. Oyların eşitliği halinde başkanın oyu iki oy sayılır. Üst üste üç toplantıya katılmayan üye istifa etmiş kabul edilir. Toplantıya katılamayacak üye bir başka üyeye vekalet verebilir.YÖNETİM KURULUNUN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI:Madde 10- Yönetim kurulu, vakfın idare, temsil ve icra organıdır.Bu sıfatla yönetim kurulu:a) Vakıf gayesi doğrultusunda her türlü kararı alır ve uygular.b) Vakıf faaliyetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlar. Bu bağlamda gerekli iç mevzuat tasarılarını hazırlar.c) Vakıf malvarlığının değerlendirilmesi ve yeni mali kaynaklara kavuşturulması hususunda gereken çalışmaları yapar.d) Vakıf tüzel kişiliği adına, bütün gerçek ve tüzel kişilerle hukuki, mali ve sair konularda gerekli girişimlerde bulunur ve işlemler yapar.e) Görev, yetki ve sorumlulukları açıkça önceden belirlenmek kaydıyla vakfa müdür atar, vakıf genel sekreterliği veya benzeri yardımcı birimler oluşturabilir, gerektiğinde görevlerine son verir.f) Vakıfta çalıştırılacak edilecek personeli belirler, atamasını yapar, ücretlerini tayin eder, gerektiğinde işlerine son verir.g) İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, yurtiçinde ve yurtdışında şube ve temsilcilik açılmasına ve kapatılmasına karar verir, bu hususta gereken işlemleri yapar.h) Vakfın muhasebe işlerini takip ve kontrol eder, hesap dönemi sonunda gelir-gider cetveli ve bilançoların düzenlenerek ilgili idareye gönderilmesini ve ilanını sağlar. i) Gerekli defterleri tutar, yıllık bütçeyi uygular. j) Gerektiğinde vakıf senedinde ilave ve değişiklikler yapar.k) İlgili mevzuat ile vakıf senedi ve vakıf iç mevzuatının gerektirdiği diğer görevleri yapar.VEKİL TAYİNİ:Madde 11- Yönetim kurulu, genel veya belli hal ve konularda, belirteceği esaslar dahilinde kendi üyelerinden bir veya birkaçını, yetkili memur ve memurlarından herhangi bir veya birkaçını, görevlendirebilir, temsilci veya vekil tayin edebilir.DENETİM :Madde 12- Vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce denetlenir.HUZUR HAKKI:Madde 13- (Kamu görevlileri dışındaki yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı veya ücret verilip verilmeyeceği, verilecekse bunun miktarı yazılır. Üyeler arasında kamu görevlisi bulunması halinde 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanunun 2. maddesinin (e) fıkrası gereğince huzur hakkı ödenmeyecektir)VAKFIN GELİRLERİ:Madde 14- Vakfın gelirleri aşağıda gösterilmiştir.a) Vakfın amacına uygun her türlü şartlı, şartsız bağışlar ile yardımlar.b) Vakıf faaliyetlerinden elde edilecek muhtelif gelirler.c) İktisadi işletmeler, iştirakler ve ortaklıklardan sağlanacak gelirler.Vakıf menkul ve gayrimenkulleri ile diğer varlık ve haklarının değerlendirilmesi ile sağlanacak gelirler.VAKIF GELİRİNİN TAHSİS VE SARF EDİLECEĞİ YERLER:Madde 15- Vakfın yıllık gelirlerinin en az üçte ikisi vakfın amaçlarına tahsis ve sarf olunur.RESMİ SENET DEĞİŞİKLİĞİ:Madde 16- Vakıf senedinde yapılacak değişiklikler yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı kararla yapılır.VAKFIN SONA ERMESİ:Madde 17- Vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde vakfın tasfiyesinden arta kalan malvarlığı ........'na (boşluk kısmına vakfın malvarlığının devredileceği konusuna en yakın olan bir başka vakıf ya da kuruluşun ismi yazılacaktır.) devredilir. Vakfın feshi, yönetim kurulunun oybirliğiyle alacağı karar ile mümkündür.VAKIF KURUCULARI:Madde 18- Vakıf kurucularının adı, soyadı, ile vakfa özgüledikleri mali değerler aşağıda gösterilmiştir.1- .... ...... .. ....2- .... ...... .. .....Geçici Madde 1- Vakfın tescili için gerekli tüm işlemleri yapmak üzere ...... ....... yetkili kılınmıştır.

Kooperatif.

Kooperatif Nasıl Kurulur
Kooperatifler en az 7 ortak tarafından imzalanan ana sözleşme ile kurulur.
Kooperatif ana sözleşmesinde bulunması gerekli hususlar şunlardır:
a. Ana sözleşme onay tarihi,,
b. Kooperatifin unvanı ve merkezi,
c. Kooperatifin amacı ve çalışma konuları
d. Ortaklık sıfatını kazandıran ve kaybettiren hal ve şartlar,
e. Ortakların pay tutarı ve kooperetif sermayesinin ödenme şekli, nakti sermayenin en az 1/4 ünün peşin ödenmesi,
f. Ortakların ayni sermaye koyup koymayacakları,
g. Kooperatifin yükümlülüklerinden dolayı ortakların sorumluluk durumu ve derecesi,
h. Kooperatifin yönetici ve denetleyici organlarının görev, yetki ve sorumlulukları,
i. Kooperatifin temsiline ait hükümler,
j. Yıllık gelir gider farklarının hesaplama ve kullanım şekilleri,
k. Kurucuların adı, soyadı, iş ve konut adresleri.


A) KURULUŞ
1. Dilekçe (yetkililer tarafından imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir. Vekaleten imzalanmış ise vekaletin aslı veya tasdikli sureti eklenmelidir.)
2. İlgili Bakanlık tarafından onaylanmış ana sözleşme kitapçığı (2 adet)
3. Bakanlık izin yazısı
4. Kurucuların fotoğraflı nüfus suretleri (noter/muhtar onaylı – 3 nüsha) ve ikametgah
5. Yönetim kurulu üyelerinin kooperatif unvanı altında imza beyannameleri (1 adet)
6. Noter onaylı ana sözleşme özeti (2 nüsha)
7. Taahütname (yetkililer tarafından imzalanmış olmalıdır) 2 adet
8. Yetkililerce İmzalanması ve ortakların resimleri bulunmalıdır.



10.1.2003 Tarih 24984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 24.01.2002 tarih 2002/5089 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince; 1163 sayılı kooperatifler kanununa tabi kooperatiflerde 1 ortaklar payının değeri 1.YTL yükseltilmiştir.Daha sonrada 14/1/2010 da
R.Gazete No. 27462-R.G. Tarihi: 14.1.2010
Sanayi ve Ticaret Bakanlığından: 1163 SAYILI KOOPERATİFLER KANUNUNA TABİ KOOPERATİFLERDE
BİR ORTAKLIK PAYININ DEĞERİNİN 100 TL YÜKSELTİLMESİ VE YENİ PAY DEĞERİNE GÖRE KOOPERATİFLERCE YAPILMASI GEREKLİ OLAN İŞLEMLERE İLİŞKİN TEBLİĞ (TEBLİĞ NO: 2010⁄2)

23⁄7⁄2009 tarih, 27297 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14⁄7⁄2009 tarih, 2009⁄15233 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca; 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa bağlı kooperatiflerde, bir ortaklık payının değeri 100 (Yüz) Türk Lirasına yükseltilmiştir.
Yeni pay değerine göre kooperatiflerce yapılması gerekli olan işlemlere ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaların yapılması uygun görülmüştür.
Bir ortaklık payının değerinin 100 (Yüz) Türk Lirasına yükseltilmesine yönelik söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve dayanağını oluşturan 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19 uncu maddesi hükmü çerçevesinde;
1- Halen faaliyetlerini sürdüren kooperatifler ve üst kuruluşlarının sermayelerinin anasözleşme değişikliğine ve genel kurul kararına gerek kalmadan bir ortaklık payının değeri 100 (Yüz) Türk Lirası olacak şekilde tamamlanması,
2- Anasözleşmesinde bir ortağın birden fazla ortaklık payı taahhüt ve tediye etmesi öngörülmüş olan kooperatiflerde, bir payın yeni değerine (100.-TL) göre taahhüt ve tediye edilecek toplam sermaye tutarının fazla bulunması halinde, anasözleşme değişikliği yapılarak asgari ortaklık payı sayısının azaltılması,
3- Yeni kurulacak kooperatiflerde bir ortaklık payının değerinin 100 (Yüz) Türk Lirası olarak dikkate alınması, kooperatif sermayesinin de en az 7 kurucu ortak sayısı gözetilerek 700 (Yediyüz) Türk Lirası olması, anasözleşmelerin sermaye ve paylarla ilgili maddelerinde ve ayrıca anasözleşmenin sonundaki kuruculara ait beyan maddesinde buna göre düzenleme yapılması, Bakanlığımızca bastırılmış örnek anasözleşmelerdeki 1.-TL biçiminde yazılı olan bir ortaklık payının değerinin de 100 (Yüz) Türk Lirası olarak düzeltilmesi,
4- Yeni pay değerine göre taahhüt edilen pay tutarlarının ortaklarca ödenmesinde anasözleşmenin sermayenin ödenmesine ilişkin hükümlerine uyulması, zorunlu hallerde bu sürelerin uzatılmasına ilişkin anasözleşme değişikliğine gidilmesi,gerekmektedir.

B) ANASÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ
1. Dilekçe (yetkililer tarafından imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir. Vekaleten imzalanmış ise vekaletin aslı veya tasdikli sureti eklenmelidir)
2. Genel kurul tutanağı (2 nüsha noter onaylı)
3. Hazirun cetveli 2 nüsha
4. Bakanlık temsilcisi atama yazısı aslı
5. Tadil mukavelesi (2 nüsha)
6. Tadile ait bakanlık izin yazısı aslı.




C) GENEL KURUL
1. Dilekçe (yetkililer tarafından imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir. Vekaleten imzalanmış ise vekaletin aslı veya tasdikli sureti eklenmelidir)
2. Genel kurul toplantı tutanağı (2 nüsha noter onaylı)
3. Hazirun cetveli 2 nüsha
4. Bakanlık temsilci atama yazısı aslı
5. Genel kurulda yönetim kurulu seçimi var ise görev taksimi ve kooperatifin temsil ve ilzamının ne şekilde olacağına dair noter onaylı yönetim kurulu kararı (2 nüsha).Yetkililerin kooperatif unvanı altında düzenlenmiş imza beyannamesi (1 nüsha)Yönetim kurulu üyelerinin nüfus cüzdan suretleri (noter veya muhtar onaylı – 1 nüsha)Genel kurul ve yönetim kurulu kararında üyelerin adları kısaltılmadan yazılmalıdır.Sicil gazetesi ilanında yaşanan güçlük nedeniyle genel kurul tutanağı okunaklı yazılmalıdır.

D) MERKEZİ BAŞKA BİR SİCİLİN GÖREV ALANINDA BULUNAN KOOPERATİF ŞUBESİNİN AÇILIŞI
1. Dilekçe (Kooperatif kaşesi ile yetkili tarafından imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir)
2. Ana sözleşme, ana sözleşme değişikliklerine ilişkin tadil mukaveleleri, tadil mukavelelerinin kabul edildiği ve son yönetim kurulu seçimine ilişkin genel kurul tutanakları ile bunların ilan edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinin onaylı suretleri
3. Şube açılışına ilişkin 2 nüsha noter onaylı yönetim kurulu kararı. (bu kararda şubenin ticaret unvanı, açık adresi, temsilcileri ve temsil şekli açıkça belirtilecektir)
4. Şube temsilcilerinin şube unvanı altında düzenlenen imza beyannameleri ve noter veya muhtar onaylı nüfus cüzdan suretleri (1 nüsha)
5. Merkezin sicil memurluğundan sicil tüzüğünün 55. maddesine göre alınan belge
6. Taahhütname (yetkili tarafından imzalanmış olmalıdır)






E) MERKEZİ BAŞKA BİR SİCİLİN GÖREV ALANINDA BULUNAN KOOPERATİFİN ŞİRKETİN MERKEZ NAKLİ
1. Dilekçe (Kooperatif kaşesi ile yetkili imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir)
2. Merkezin bulunduğu sicil memurluğunca tescil edilen hususlara ait evrak ile bunların yayımlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinin onaylı suretleri
3. Genel kurul toplantı tutanağı (2 nüsha)
4. Bakanlık izin yazısı aslı 5. Tadil metni (2 nüsha)
6. Bakanlık temsilcisi atama yazısı aslı 7. Hazirun cetveli 2 adet
8. Eski sicil memurluğundan sicil tüzüğünün 47.md göre alınan merkez nakli belgesi
9. Temsil yetkisine sahip olanların kooperatif unvanlı imza beyannamesi (1 nüsha)
10. Yetkililerce İmzalanması, ortakların resimleri bulunmalıdır)
11. Taahhütname (yetkili tarafından imzalanmış olmalıdır)
F) TASFİYEYE GİRİŞ
1. Dilekçe (yetkililer tarafından imzalanmalı, ekindeki evrak dökümünü içermelidir. Vekaleten imzalanmış ise vekaletin aslı veya tasdikli sureti eklenmelidir)
2. Genel kurul toplantı tutanağı (2 nüsha)
3. Hazirun cetveli 2 adet
4. Bakanlık temsilci atama yazısı aslı
5. Tasfiye Memurlarının tasfiye halinde ile başlayan ünvanlı imza beyannamesi Tasfiye girişinin tescili sonrasında Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde alacaklılara çağrıya ait ilanın yapılması gereklidir. Bu yapılmadığı takdirde tasfiye süresinin uzaması durumu ortaya çıkmaktadır.Memurluğumuzda bulunan ilan formları kaşe ve tasfiye memurunun imzası ile ilana verilmelidir.Tasfiye işlemleri kooperatif merkezinden farklı bir adreste yürütülecek ise merkez bu adrese nakledilmelidir.
G) TASFİYE SONU
1. Dilekçe
2. Tasfiye sonuna ilişkin genel kurul toplantı tutanağı (2 nüsha)
3. Hazirun cetveli 2 adet 4. Bakanlık temsilci atama yazısı aslı
5. İ.İ.K’nun 44.maddesine istinaden düzenlenmiş mal beyanı (2 nüsha – kooperatif kaşesi ile tasfiye memuru tarafından imzalanmış olmalı)
Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye sonuna ait genel kurul alacaklıları 3.defa davetten itibaren 1 yıl sonra toplanabilir.Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye soruna ait toplantıda evvelce yapılmayan olağan genel kurullar var ise bu dönemlerin de görüşülerek ibra edilmesi gerekmektedir.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Gece Çalışma.

4857 sayılı iş kanunu MADDE 69— Çalışma hayatında "gece" en geç saat 20.00'de başlayarak en erken saat 06.00'ya kadar geçen ve her halde en fazla onbir saat süren dönemdir.Bazı işlerin niteliğine ve gereğine göre yahut yurdun bazı bölgelerinin özellikleri bakımından, çalışma hayatına ilişkin "gece" başlangıcının daha geriye alınması veya yaz/kış saatlerinin ayarlanması, yahut gün döneminin başlama ve bitme saatlerinin belirtilmesi suretiyle 1.fk nın uygulama şekillerini tespit etmek yahut bazı gece çalışmalarına herhangi bir oranda fazla ücret ödenmesi usulünü koymak veyahut gece işletilmelerinde ekonomik bir zorunluluk bulunmayan işyerlerinde işçilerin gece çalışmalarını yasak etmek üzere yönetmelikler çıkartılabilir.
İşçilerin gece çalışmaları 7,5 saati geçemez.
Gece çalıştırılacak işçilerin sağlık durumlarının gece çalışmasına uygun olduğu, işe başlamadan önce alınacak sağlık raporu ile belgelenir. Gece çalıştırılan işçiler en geç 2 yılda bir defa işveren tarafından periyodik sağlık kontrolünden geçirilirler. İşçilerinin sağlık kontrollerinin masrafları işveren tarafından karşılanır.Gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu raporla belgeleyen işçiye işveren,mümkünse gündüz postasında durumuna uygun bir iş verir.İşveren gece postalarında çalıştırılacak işçilerin listelerini ve bu işçiler için işe başlamadan önce alınan ve periyodik sağlık raporlarının bir nüshasını ilgili bölge müdürlüğüne vermekle yükümlüdür.Gece ve gündüz işletilen ve nöbetleşe işçi postaları kullanılan işlerde, bir çalışma haftası gece çalıştırılan işçilerin, ondan sonra gelen ikinci çalışma haftası gündüz çalıştırılmaları suretiyle postalar sıraya konur. Gece ve gündüz postalarında iki haftalık nöbetleşme esası da uygulanabilir.Postası değiştirilecek işçi kesintisiz en az 11 saat dinlendirilmeden diğer postada çalıştırılamaz
GECE ÇALIŞMASI I- GİRİŞ Günlük çalışma hayatında işçilerin özelikle bazı işlerde gece çalıştırılmaları, bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.Gece çalışmasının bazı zorlukları olduğu da ortadadır.Gece çalışmasının ayrıca düzenlemiştir.4857 sk 69md gece süresi tanımlanmadığı, gece çalışmalarının nasıl yapılacağı düzenlendiğinden, madde başlığı, “Gece Süresi ve Çalışmaları” olarak değiştirilmiş, ancak madde içeriği bakımından 1475 s.k.65.md kural olarak muhafaza edilmiş; ancak AB Direktifine uyum sağlamak amacıyla, eklenen 4.fk.gece çalıştırılacak işçilerin korunması için işe başlamadan önce ve çalışırken sağlık kontrollerinden geçirilmesi ve gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu belgeleyen işçiye mümkünse gündüz postasında durumuna uygun iş verilmesi yükümlülükleri getirilmiş ve son fıkra ile postası değiştirilecek işçinin kesintisiz en az 11 saat dinlendirilmeden diğer postada çalıştırılamayacağı hükmü kabul edilmiştir.Kural olarak çalışma, günün gündüz döneminde günlük çalışma süresine göre yapılır. Bununla birlikte, işyerinin gerekleri, işin niteliği, günlük çalışmanın, gece yapılmasını gerektirebilir. Nitekim faaliyetin devamlılığının esas olduğu, bu nedenle 24 saat faaliyet göstermesi gereken işyerlerinde günlük çalışmanın gece dönemini de içermesi ve işçilerin postalar halinde dönüşümlü olarak gece çalıştırılması söz konusu olduğu gibi bar, pavyon, gazino, oyun salonları gibi çalışmanın gündüz değil de işin niteliği gereği sadece gece yapıldığı işyerleri de mevcuttur. Çeşitli nedenlerle günlük çalışmanın günün gece dönemine denk düşmesi olgusu karşısında İş Hukukunda “gece çalışması” ve buna bağlı olarak “gece çalışma süresi” kavramları ortaya çıkmıştır. Gece çalışması, günlük normal çalışma bağlamında bir çalışma olduğundan çalışma sürelerine ilişkin genel rejim içinde yer almakla birlikte, gecenin doğal olarak uykuya ayrılan bir gün dönemi olması itibariyle işçilerin korunması amacıyla özel bir takım kuralların kabulü zorunlu olmuştur . II- GECE ÇALIŞMALARI 1. Gece Kavramı İş Kanununa göre, çalışma hayatında "gece" en geç saat 20 de başlayarak en erken saat 06 ya kadar geçen ve her halde en fazla 11 saat süren dönemdir(İşK.m.69 f.1) Hükümdeki tanımdan, gece döneminin başlangıç ve bitiş zamanlarının farklı şekilde belirlenebileceği ve devam süresinin de 11 saati aşmamak koşulu ile değiştirilebileceği sonucu çıkmaktadır. Nitekim aynı maddenin 2.fk göre, bazı işlerin niteliğine ve gereğine göre yahut yurdun bazı bölgelerinin özellikleri bakımından, gece döneminin başlangıcının daha geriye alınması veya yaz ve kış saatlerinin ayarlanması mümkündür. Yasa bu hususlarda ve gece çalışmalarına herhangi bir oranda fazla ücret ödenmesi koymak veya gece işletilmelerinde ekonomik bir zorunluluk bulunmayan işyerlerinde işçilerin gece çalışmalarını yasak etmek üzere yönetmelikler çıkartılabileceğine hükmetmiştir(İş K.m.69 f.2). Bugüne kadar bu yönde bir yönetmelik çıkartılmamıştır. 1475 sayılı Yasada çıkartılabileceği belirtilen tüzükler de çıkartılmamıştı . 2. Gece Çalışma Süresi İşçilerin gece çalışmaları 7,5 saati geçemez. Gece işinde günlük çalışma süresinin azami 7,5 saatle sınırlandırılmış bulundurulmasından, bu dönemde çalışan işçilere fazla çalışma yaptırılamayacağı sonucu çıkmaktadır. Ancak koşulları oluşmuşsa, gece süresinde zorunlu nedenlerde ve/veya olağanüstü hallerde fazla çalışma yapılabilmektedir. AB Hukukunda 23/11/1993-93/104 yönerge gece çalışma süresinin 24 saatlik dönemde 8 saatten fazla olamayacağını esas alınan belirli bir periyotta ortalama gece çalışma süresinin 8 saati aşamayacağını belirtmek suretiyle bu periyot içinde kimi günler için 8 saatlik sınırın aşılmasına cevaz vermektedir. Bu yönerge bağlamında “gece işçisi”, günlük normal çalışma süresinin en az 3 saatini gece döneminde geçiren veya yıllık çalışma süresinin belirli bir kısmını gece döneminde geçiren kişi olarak tanımlanmaktadır. 3) Gece Çalışmasında İşverenin Yükümlülükleri 4857 İK gece çalıştırılacak işçiler bakımından işverene bazı yükümlülükler getirmiştir. Buna göre, işçiler gece döneminde çalıştırılmaya başlamadan önce sağlıklarının gece çalışmasına uygun olduğu alınacak sağlık raporu ile belgelenmelidir.Gece çalıştırılan işçiler en geç 2 yılda bir defa işveren tarafından periyodik sağlık kontrolünden geçirilmelidir. İşçilerin sağlık kontrollerinin masrafları işveren tarafından karşılanır(m.69 f.4). Gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu raporla belgeleyen işçiye işveren, mümkünse gündüz postasında durumuna uygun bir iş vermekle yükümlüdür(m.69 f.5). İş Kanununda ve Postalar Halinde Çalışma Yönetmeliğinde işverenin gece çalışmaları ve postalar halinde çalışmalar konusundaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin denetlenmesi amacıyla, işverenlere her postada çalışan işçilerin ad ve soyadlarını kapsayan listeler ile bu işçiler için işe başlamadan önce alınan periyodik sağlık raporlarının bir nüshasını ilgili bölge müdürlüğüne verme zorunluluğu getirmiştir(İş K.m.69/5, Yön. 12).Bu fıkra hükmünde belirtilen sağlık raporları, aynı md 4fk göre,işçinin,gece çalışmasına uygun olduğunu belgeleyen ve işe başlamadan önce alınan raporla gece çalıştırılan işçilerin en geç 2 yılda bir geçirdikleri periyodik sağlık kontrolüne ilişkin raporlardır. Kanun, işçinin sağlık durumunun gece çalışma yapabilecek durumda olmasını aramakla birlikte 5.fıkraya göre,işveren,gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu belgeleyen işçiye mümkünse gündüz postasında durumuna uygun bir iş vermekle yükümlüdür. Durumuna uygun iş, işçinin sağlığının da elverdiği kendi işine uygun, yapabileceği bir iş demektir. İşvereni işçiye gece postasında böyle bir iş vermesi imkân dâhilinde değilse işçi, Kanunun 24.md I.bendinin a fık.göre sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olur.Bu fesih hakkını kullanmayan işçinin, sağlığının bozulduğu gerekçesiyle gece çalışmayı reddetmesi akdi kusur oluşturur. Yargıtaya göre Toplu iş sözleşmesiyle düzenlenen ve sözleşmenin sona ermesi üzerine hizmet akdi hükmü haline gelen gece çalışma zammının işçinin çalışma şekli ve süresi değişmedikçe, gece dönemine giren çalışmaları için ödenmesi gerekir. 4. Gece Çalıştırma Yasağı Gece çalışması, mesleki ve fizyolojik nitelikte risklere ortam hazırlaması, işçinin sağlığını bozması, aile başta olmak üzere sosyal çevreden kopmaya yol açması,kişilik oluşumu,gelişimini olumsuz etkilemesi gibi nedenlerle 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin sanayie ait işlerde gece çalıştırılması yasaklanmış;18 yaşını doldurmuş, kadın işçilerin gece postalarında çalıştırılması için özel düzenlemeler öngörülmüştür(4857 sayılı İş K. Md.73). Gece çalıştırma yasağı, bu sınırlamalar dışında kalan işlerin yapıldığı işyerlerinde ve bu arada hastane, dispanser, eczane, hamam, lokanta, otel gibi yerlerle, sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri için söz konusu değildir. Kanun, çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılamayacağı yasağını sanayie ait işlerde sınırlandırdığından İ.K.bakımından sanayiden sayılmayan işlerde 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin çalıştırılması mümkündür. Buna arşılık kadın işçiler için böyle bir yasak söz konusu olmayıp,bunların gece çalıştırılma esasları 9.8.2004 tarihli Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelikte düzenlenmiştir.4857, 1475 den farklı olarak, kadın işçiler için gece çalıştırma yasağı öngörmemiştir. Md.73/f.2’de sadece,18yaşını doldurmuş kadın işçilerin gece postalarında çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasların bir yönetmelikle gösterileceği hükmüne yer verilmiştir. Oysa 1475-69.md 1 fk. sanayie ait işlerde 18 yaşını doldurmamış erkek çocuklarla her yaştaki kadınların gece çalıştırılmalarının esas itibariyle yasak olduğu hükmüne yer vererek kadınları çocuklarla birlikte değerlendirilmiş; aynı md.2.fk.dayanılarak “işin özelliği icabı kadın işçi çalıştırılması gereken işlerde”18 yaşını doldurmuş kadınların çalıştırılmalarını düzenleyen 27/7/73- 7/6909 sayılı Kadın İşçilerin Sanayie Ait İşlerde Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Tüzük çıkarılmıştır.Tüzüğün 2.md 18 yaşını doldurmuş kadın işçiler, beceriklilik, çabukluk,dikkat isteyen,sürekli olan ve fazla enerji ve kuvvet harcamasını gerektirmeyen işlerde gece postalarında çalıştırılabilirdi. Gece çalıştırma ile ilgili olarak 1475 sayılı eski İş Kanununda sanayie ait işyerlerinde her yaştaki kadınlar için getirilen yasak, kadın-erkek eşitliği ve bu konuda gelişmiş batı ülkelerindeki gelişmeler dikkate alınarak kaldırılmış, gece çalıştırma yasağı sadece çocuk ve genç işçiler için kabul edilmiştir.İş K’nun 73.md göre, sanayie ait işlerde 18yaşını doldurmamış çocuk/genç işçilerin çalıştırılmaları yasaktır (f.1; İPYön. M.5).Yargıtaya göre davacının 08-16 vardiyasında çalıştıktan sonra takip eden 16-24 vardiyasında fazla mesaiye kalmasının istendiği ve bunu kabul etmediği için hizmet akdinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacıdan gece süresinde ve 7.5 saat gibi uzun bir süre ile fazla çalışması istenmiştir. Diğer yandan bir kimsenin 7.5 saat çalıştıktan sonra hiç ara vermeden aynı süre kadar fazla çalışması insan takatini zorlayan bir husustur.Bu nedenle hizmet akdinin haksız olarak feshedildiğinin kabulü gerekir . III- POSTALAR HALİNDE ÇALIŞMA Gece çalışması, kural olarak, faaliyetin günün yirmi dört saatinde kesintisiz sürdürülmek zorunda kalındığı; faaliyetin en azından günün gündüz bölümünü aşıp gece de devam ettiği ve bu bakımdan da günlük çalışmanın, işçi postaları adı altında ayrı işçi grupları oluşturulması ve bir kısmı gündüz bir kısmı gece döneminde olmak üzere ardı ardına çalıştırılmak suretiyle yapıldığı işyerlerinde söz konusu olur. Esasen postalar halinde çalışma, kural olarak, günlük çalışmanın gece çalışması olarak devamını gerektiren faaliyetlerin ortaya çıkardığı bir zarurettir. Kanunun da gece çalışmasını düzenlerken bu hususu dikkate aldığı 69. maddenin 6. ve 7. fıkralarından ve 7.4.2004 tarihli Postalar Halinde İşçi Çalıştırılarak Yürütülen İşlerde Çalışmalara İlişkin Özel Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikten anlaşılmaktadır; Kanunun, postalar halinde çalışmaya ilişkin esaslarına, gece çalışmasına ilişkin düzenlemesi içinde yer vermektedir. Bu itibarla gece çalışmasına ilişkin hükümler bakımından günlük çalışmanın sadece gece yapıldığı, gece faaliyet göstermeyen işyerleri esası oluşturmaz. Şüphesiz bu tür işyerlerinde gece çalışmasına ilişkin esaslar uygulanmak zorundadır; fakat Kanunun gece çalışmasına ilişkin vazederken öncelikle istihdaf ettiği işyerleri, faaliyetin niteliğine göre günün tamamında veya geceyi de kapsayacak şekilde önemli bir kısmında sürdürülmek zorunda kalındığı; bunun içinde postalar halinde çalışma düzeninin uygulanmasının zaruri olduğu işyerleridir. Gece çalışması, özellikle, günün yirmi dört saati sürekli faaliyet gösteren işyerleri bakımından söze konu olan bir çalışmadır. Çünkü bu işyerlerinde günlük çalışmanın gündüz ve gece olarak ayrışması kaçınılmaz bir durumdur. Buna karşılık günün yirmi dört saati kesintisiz faaliyetin gerekmediği diğer işyerleri ve işlerde, zaruret yoksa gece çalışması yapılamaz. Nitekim 4857 sayılı İş K. Md.69/f.2’de de “gece işletilmelerinde ekonomik zorunluluk bulunmayan işyerlerinde işçilerin gece çalışmasını yasak etmek üzere yönetmelikler çıkarılabilir” hükmüne yer verilmektedir.
İşyerlerinde gündüz ve gece devamlı işçi çalıştırılması zorunluluğu yüksek fırın, cam ve seramik işlerinde olduğu gibi işin niteliğinden doğabilir. Buna karşılık işin niteliği devamlı olarak çalışmayı gerektirmediği halde işveren tarafından böyle bir uygulamaya karar verilmiş de olabilir. Postalar Halinde Çalışma Yönetmeliği bu ayırıma göre işçi postalarının sayısının nasıl saptanacağını belirtmektedir.(m. 4/a,b) Postalar halinde çalışmalarda da işçilerin kural olarak gece postalarında yedi buçuk saatten fazla çalıştırılmaları yasaktır. (İş K.m.69/3, Yön. 7) Ancak Postalar Halinde Çalışma Yönetmeliğinde bu konuda bazı istisnalar öngörülmüştür. Bu yönetmeliğin 7. maddesi gereğince zorunlu(İK m.42) ve olağanüstü nedenlerle(İK m.43) fazla çalışma yapıldığında, işçilerin gece postalarında yedi buçuk saatlik çalışma süresinin aşılması ve fazla çalışma yapılması mümkündür .
Postalar halinde çalışmalarda işçilerin sürekli olarak gece postalarında çalışmaları yasa ile önlenmiştir. İş Kanunun 69.maddesinin 7. fıkrasına (Yön 8/1) göre “Gece ve gündüz işletilen ve nöbetleşe işçi postaları kullanılan işlerde, bir çalışma haftası gece çalıştırılan işçilerin, ondan sonra gelen ikinci çalışma haftası gündüz çalıştırılmaları suretiyle postalar sıraya konur.”. Bununla birlikte yasada bir esneklik getirilmiş, işverenlere bir haftalık süre yerine iki haftalık nöbetleşme esasının uygulanabilme olanağı da tanınmıştır(İK.m.69/7, Yön.m.8/3)
4857 sayılı Kanun Postalar Halinde Çalışma Yönetmeliği hükümleri uyarınca kanunen günlük çalışma süresini aşmamak kaydıyla işçi postaları için farklı çalışma sürelerinin tespiti; gece postasının, gündüz postasına/ postalarına göre daha kısa çalışma süresine tabi tutulması; aynı işyerinde farklı işler için farklı sayıda; örneğin yirmi dört saat devam eden işlerde en az üç posta, işyerinin bu nitelikte olmayan işlerinde iki posta tespiti ve uygulanması mümkündür.
İş hayatında gece saat 20.00’de başlayıp ertesi gün 6.00’a kadar devam eden süredir. Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine göre yarısından fazlası geceye isabet eden çalışma karşılığı zamlı olarak ödenir. 16-24 vardiyasının yarısından fazlası geceye isabet etmediğinden bu kalem istek de reddedilmelidir .
IV- İŞÇİLERİN SAĞLIK DURUMLARININ UYGUNLUĞU Günlük çalışma süresi, kimi işlerde göreceli olarak daha kısa tutulmuştur. Bu işler günlük çalışma süresi göreceli olarak daha kısa takdirde işçinin sağlığını olumsuz etkileyecek, sağlığını kaybetmesine yol açabilecek nitelikte işlerdir .
İş Kanununa göre, gece çalıştırılacak işçilerin sağlık durumlarının gece çalışmasına uygun olduğu, işe başlamadan önce alınacak sağlık raporu ile belgelenir. Gece çalıştırılan işçiler en geç iki yılda bir defa işveren tarafından periyodik sağlık kontrolünden geçirilirler. İşçilerin sağlık kontrollerinin masrafları işveren tarafından karşılanır(m.69/V). Gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu raporla belgeleyen işçiye işveren, mümkünse gündüz postasında durumuna uygun bir iş verir(m.69/V).
4857 Sayılı İş K. M.63/son fıkra hükmüne göre sağlık kuralları bakımından günde ancak yedi buçuk saat ve daha az çalışılması gereken işler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının müştereken hazırlayacakları bir yönetmelikle düzenlenir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, kimi işlerde sağlık kuralları bakımından günlük çalışma süresi en fazla yedi buçuk saat olabilir. Diğer bir anlatımla sağlı kuralları bakımından günlük çalışma süresinin göreceli olarak daha kısa tutulduğu işlerde yedi buçuk saat sınırı öngörülmekte; işlerin niteliğine göre bu sınırın altında daha kısa günlük çalışma süreleri 15.04.2004 tarihli ve 25434 sayılı Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedi buçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmelikte belirtilmektedir.
Yönetmeliğin 4. maddesine göre, Kurşun ve arsenik işleri, cam, cıva, çimento sanayi işleri, havagazı ve kok fabrikalarıyla termik santrallerdeki işler, çinko, bakır, alüminyum, demir ve çelik sanayi işleri, kaplamacılık işleri, asit, akümülatör sanayi işleri, kaynak işleri, madenlere su verme işleri, kauçuk işlenmesi, yeraltı işleri, radyoaktif ve radyoiyonizan maddelerle yapılan işler seksen desibeli aşan gürültülü işler, su altında basınçlı hava içinde çalışmayı gerektiren işler ile pnömokonyoz yapan tozlu işler ile tarım ilaçları kullanımı işlerinde günlük çalışma süresi ancak yedi buçuk saattir. Yönetmeliğin 4. maddesine göre de, su altında basınçlı hava içinde çalışılan işlerde günlük çalışma süresi, derinliğe ve basınca bağlı olarak 7 ile 4 saat arasında; cıva izabe işlerinde 6 saat, elementler cıva bulunan ocaklarda görülen işlerde 6 saat; kurşun izabe fırınlarının teksif odalarında biriken kuru tozları kaldırma işlerinde 4 saat, karbon sülfürden etkilenme tehlikesi bulunan işlerde 6 saat, entektisit işlerinde 6 saattir.
V. SONUÇ Günümüzün değişen ekonomik, teknolojik ve sosyal şartları içerisinde bazı işler niteliğinden ötürü hem gündüz hem de gece yapılmak zorundadır. Serbest piyasa ekonomisinin hâkim olduğu günümüzde işletmeler ve ekonomiler dünya ile bütünleşmektedirler. Değişen bu piyasa şartlarında günümüzün klasik işletmecilik anlayışı ve İş Hukuku kuralları da bu değişime uyum sağlamak zorundadır. Sayılan bu nedenlerden dolayı işletmelerin gece çalışmasına gitmeleri tercihten öte bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışma şartları ve işletmecilik anlayışı ne kadar değişirse değişsin, tüm ilke ve kurallar hayatın merkezinde yer alan insan içindir. Bu yüzden İş Hukuku insanı, piyasa ekonomisinin ezici kurallarından kurtararak insan onuruna yaraşır bir hayat ve çalışma şartları sağlamak amacıyla bir takım kurallar koymaktadır. 4857 Sayılı İş Kanununda da bu gelişmeye paralel olarak gece çalışmasını düzenleyen hükümler getirilmiştir. Bir takım düzenlemelerde İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik ve Postalar Halinde İşçi Çalıştırılarak Yürütülen İşlerde Çalışmalara İlişkin Özel Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte düzenlenmiştir.
Söz konusu düzenlemelerin kendinden beklenen amacı yerine getirebilmesi, ülkenin ekonomik, kültürel ve sosyal şartlarına, kanunu uygulayıcıların yorumlarına ve akademik kesimin katkılarına bağlı olacaktır.

23 Haziran 2010 Çarşamba

31 Mayıs 2010 Pazartesi

İstirahat bildirimi.(Muhasebe TR den alıp düzenledim.)

İSTİRAHAT RAPORU VE BİLDİRİMİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR
Tarih: 01.06.2010
Sevgili okuyucularımız, S.G.K’dan angarya iş çıkarma ve kanun dışı idari para cezaları uygulama baş döndürücü bir hızla devam ediyor. S.G.K’nın 12.05.2010 tarihli ve 27579 RG de yayımlanarak yürürlüğe giren tebliği meslek camiasında bir bomba etkisi yarattı. S.G.K uzmanları öyle bir tebliğ hazırladılar ki meslek camiamızın en çok tartışılan üzerinde fikir yürütülen konusu oldu. Bu yazımızın konusu bir hizmet akdiyle bir işverene bağlı çalışan 5510 sayılı Kanunu’nun 4.md a fk tanımlanan sigortalıların, istirahatlı oldukları sürede işçi işveren yükümlülüklerini uygulama esaslarını irdeleyeceğiz.
HANGİ DURUMLARDA İSTİRAHAT RAPORU VERİLİR VE İŞGÖREMEZLİK ÖDENEĞİNDEN YARARLANMA ŞARTLARI NELERDİR? 5510 Sayılı yasa kapsamında yeni adıyla 4/a sigortalı, eski adıyla S.S.K sigortalı olanlar adına iş kazası ve meslek hastalıkları, analık, hastalık kapsamında bu sigorta kollarına prim ödenir. İş kazası ve meslek hastalıkları, analık ve hastalık sigorta kollarında Sosyal güvenlik sistemi tarafından sunulan haklardan da yararlanabilmenin şartı da Kanunda belirtilen prim ödeme gün sayısıdır.
İş kazaları ve meslek hastalıkları kapsamında yapılacak tedavilerde ve işgöremezliğe uğraması halinde prim ödeme şartı aranmaz. İşgöremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için ödeme yapılır
Sigortalı kadının doğum öncesi 8 hafta ve doğum sonrası 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta süreyle istirahatlı sayılması ve çalışmadığı süre boyunca kurum tarafından işgöremezlik ödeneği verilebilmesi için doğum öncesi izin raporu yazıldığı tarihten geriye dönük bir yıl içinde en az 90 gün prim ödenmiş olması şartı aranacaktır. Sigortalılık niteliği devam eden doğumuna 8 hafta veya doktorun onayı ile doğumuna 3 hafta kalıncaya kadar çalışmasına izin verilen sigortalı kadının, işgöremezlik belgesi aldığı tarihten itibaren geriye doğru 1 yıl içinde 90 gün bildirilmiş günü yok ise; işgöremezlik geliri ödenmez.
Hastalık sigortası kapsamında Sağlık uygulama tebliği uyarınca sağlık haklarından faydalanabilmek için; sağlık tesisine müracaat tarihi itibariyle geriye dönük 1 yıl içinde 30 gün prim şartı aranır. Hastalık kapsamında yapılacak tedavilerde istirahati uygun görülen sigortalının işgöremezlik ödeneğinden faydalanabilmesi için rapor tarihi itibariyle geriye dönük 1 yıl içinde en az 90 gün prim ödenmiş olması şartı aranır. Hastalık sebebiyle verilen istirahat raporlarında istirahat süresinin 3.gününden başlamak üzere sigortalıya kurum tarafından işgöremezlik ödeneği ödenir.
İstirahatlı bırakılan sigortalıya bu süre içerisinde çalışmama koşuluyla, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve sigortalı kadının analığı halinde verilecek geçici iş göremezlik ödeneği, yatarak tedavilerde günlük kazancının yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi üzerinden hesap edilecektir.
SİGORTALILARIN VE İŞVERENLERİN BİLDİRİM SORUMLULUĞU S.G.K’nın 12.05.2010 tarihli 27579 RG de yürürlüğe giren sigortalı olan sigortalıların işyerinde çalışmadıklarına dair bildirimin işverenlerce SGK ya gönderilmesine ilişkin esasları düzenleyen tebliğ karmaşık ifadeler ve her cümlenin sonunda 5510 sayılı Kanunun 102.md atıfta bulunarak tebliğde belirtilen usullere riayet edilmemesi halinde uygulanacak idari para cezası hatırlatılmaktadır.SGK 25.05.2010 tarihli ve 2010/66 sayılı genelgesi ile tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.
Sigortalının Sorumluluğu : Bu tebliğin yayınlanmasından önce de işverenlerin e-S.G.K yoluyla çalışamazlık ve vizite kaydı girişi yapmaları mecburi kılınmıştı. Cari ay içinde süresi dolmayan istirahat raporları dışında, en geç ayın 23. gününe kadar aylık sigorta prim bildirgesini verdiğimiz tarihe kadar Kuruma verilen EK 10 eksik gün bildirim formları ile birlikte ibraz edilen istirahat raporları da bu tarihe kadar işveren muhasebe departmanları tarafından e-SGK portalında girişi yapılmaktaydı. Sigortalıların daha öncede olduğu gibi işyerine gelemedikleri günleri tevsik etmek zorundadırlar istirahat raporu alan sigortalılar ya aynı gün muhasebe departmanına istirahat raporunu ibraz etmekte ya da işverene haber vermekle beraber istirahatı bitiminde raporunu ibraz etmektedirler. Kısacası sigortalının tek sorumluluğu sağlık tesisi tarafından düzenlenmiş istirahat raporunu, en geç işbaşı yaptığı gün ibraz etmesi gerekecek.
İşverenin Sorumluluğu İşverenin bildirim yükümlülüklerini 2010/66 sayılı genelgede de düzenlendiği gibi üç özellik arz eden hususu belirtmek gerekir.
3 güne kadar verilen istirahat raporu: Bilindiği üzere SGK hastalık nedeniyle düzenlenmiş istirahat raporlarından ilk 2 güne işgöremezlik ödeneği ödememektedir. Eğer istirahat raporu hastalık nedeniyle 2gün istirahat olarak yazılmışsa; işverenin gerek tebliğde belirtilen gerekse de 2010/66 genelgede belirtilen bildirim yükümlülüğü kapsamına girmemektedir ancak; istirahat raporu iş kazası nedeniyle düzenlenmiş ise; istirahat raporu ister 3gün olsun ister 30gün olsun fark etmez rapor bitiş tarihini takip eden 5 iş günü içinde mutlaka bildirim yapılması gerekecektir. Hastalık nedeniyle düzenlenen istirahat raporlarında Kurum,ilk 2güne ödenek vermez iken;iş kazası için düzenlenmiş istirahat raporlarında süresi kaç gün olursa olsun her gün için ödenek verilir.
10 Güne Kadar Düzenlenen İstirahat Raporları: On güne kadar düzenlenmiş istirahat raporları için bildirim yükümlülüğü, istirahat süresini takip eden gün başlar ve 5 iş günü içinde elektronik ortamda kurumu bildirilmesi gerekecektir.
10 günden fazla süreli istirahat raporları: On günden fazla süreli istirahat raporu denilince öncelikle aklımıza analık istirahat raporu gelir. Sigortalı kadının doğumdan önce 8 hafta doğumdan sonra da 8 hafta olmak üzere 16 hafta izin hakkı bulunmaktadır. Ameliyat vb. durumlarda da sigortalılara 10 günden fazla istirahat raporu düzenlenmektedir. Sigortalıya 10 günden fazla istirahat raporu verilmesi halinde kendisine iki seçenek sunulmuştur. Eğer işgöremezlik ödeneğini 10’ ar günlük sürelerle almak istiyorsa bu durumu işverenine bildirmek zorundadır. Bu durumda çalışamazlık girişi 10’ar günlük sürenin bitiminden takip eden 5 iş günü içinde elektronik ortamda gönderilmesi gerekecektir. Şayet; istirahat raporu 10 günden fazla uzun süreli ise ve sigortalı kendisine 10’ ar günlük sürelerle işgöremezlik ödeneğinin verilmesini talep etmiyorsa istirahat süresi kaç gün olursa olsun istirahat süresinin bitimini takip eden 5 iş günü içinde elektronik ortamda kuruma gönderilmesi gerekiyor.
Buraya kadar anlattıklarımızı kısaca maddeler halinde özetlemek gerekirse

a) Hastalık nedeniyle düzenlenen ve süresi 2 gün olan istirahat raporları için çalışamazlık girişinin yapılmasına gerek yoktur.

b) İstirahat raporu iş kazası nedeniyle düzenlenmiş ise; süresi kaç gün olduğuna bakılmaksızın elektronik ortamda kuruma bildirilmesi gerekecek.

c) 10 güne kadar düzenlenen istirahat raporlarının bildirimi, istirahat süresinin bitimini takip eden 5 iş günü içinde bildirilmesi gerekir.

d) 10 günden fazla düzenlenen istirahat raporları için çalışamazlık giriş sigortalının talebine bırakılmıştır. Sigortalı, 10 günlük sürelerle işgöremezlik ödeneği almak istiyorsa 10 günlük sürenin bitimini takip eden 5 iş günü içinde bildirimin yapılması gerekecek eğer; sigortalının böyle bir talebi olmazsa raporun bittiği günü takip eden 5 iş günü içinde bildirimin yapılması gerekir.

e) Yukarıda belirtilen bildirim sürelerinde bildirimin yapılmadığı tespit edildiğinde işverene 5 iş günü içinde bildirimin yapılması için yazı ile tebliğ edilecek bu tebligata rağmen işveren bildirimi yapmazsa ipc uygulanabilecek.İşyerinin bağlı olduğu SGK müdürlüğünden tebliğ yazısı gönderilmeden idari para cezası uygulanmayacaktır.

f) 2010/66 sayılı genelgede dikkatimizi çeken bir diğer hususta Kurumun kontrol ve denetimle görevli memurlarınca yapılan denetimlerde kendisine istirahat raporu ibraz edilmiş olmasına rağmen bildirimi geç yapan işverenler hakkında tebligat yazısı gönderilmeden ipc uygulanabilecektir.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

İhtirazi Kayıtla Beyanda Dikkat Edilmesi Gerekenler.

İhtirazi Kayıtla Beyanname Verilmesi Ve Sonrasında Yaşanan Hukuki Süreç
Mükelleflerce, yasal gerekçe göstererek beyan edilen matrah ya da matrah kısmı üzerinden, tarh edilen vergiye, dava hakkının saklı tutulması yolunda beyannameye yazılı nota, ‘’ihtirazi kayıt’’ denilmektedir.
İhtirazi kayıtla beyan, mükelleflerin gelirinin istisna ve muafiyet gibi nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığı konusunda şüpheye düştükleri matrahlar için başvurdukları bir yoldur. Bu gibi durumlarda mükellefler ihtirazi kayıtla beyanname vererek daha sonra dava yoluna gidip haksız ödedikleri vergiyi geri isteyebileceklerdir.
Mükelleflerin ihtirazi kayıtla beyanname vermeleri ile ilgili olarak gerek vergi kanunlarında gerekse Vergi Usul Kanunu’nda herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, ihtirazi kayıtla beyan müessesesi, vergi sistemimiz içerisinde uygulanmamaktadır. Bu esasta ; vergiye tabi olup olmadığı konusunda tereddüt ettikleri matrahları ihtirazi kayıtla beyan etmekte ve bunun üzerinden salınan vergiye itiraz etmektedirler.
Vergi Usul Kanunu’nun 378. Maddesinde, Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.
Kanun maddesinde Mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacaklarını hükme bağlamıştır.
Ancak ihtirazi kayıtla verilen beyannameler ile ilgili dolaylı bir düzenleme İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun madde 27/3’de düzenlenmiştir. Söz konusu maddede, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilecek vergilerin dava konusu yapılmasının, bu vergilerin tahsilini durdurmayacağı hükme bağlamıştır. Ancak bunlarla ilgili yürütmenin durdurulması talebinde bulunabileceğini öngörmektedir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun madde 27/3 ‘’ ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz…’’ hükmünü incelediğimizde ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere karşı dava açılabileceği, dolayısıyla yükümlülerin beyan ettikleri matraha ilişkin olarak ihtirazi kayıt koymalarının mümkün olduğu anlaşılmaktadır.

İhtirazi Kayıtla Beyanname Verirken ve Sonrasında Dikkat Edilmesi Gerekli Hususlar

· ihtirazi kayıtla verilen beyanname ile birlikte ihtirazi kaydı içeren dilekçe verilmesi veya beyannamenin herhangi bir yerine İHTİRAZİ KAYITLA BEYANDIR şeklinde kayıt düşülmesi gerekir

· Verilen beyanname ile yapılan tahakuka karşı otuz (30) gün içinde dava açılması gereklidir. (V.U.K 377 ve İYUK md 7.)


‘’ Mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilirler’’ V.U.K md.377



‘’Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.’’ İYUK md 7.



· İhtirazi kayıt dilekçeleri ancak Vergi Mahkemelerine dava açılması durumunda hukuksal nitelik kazanır.Bu süreçte mükellefin dava açmaması idarenin eylemini fiilini kabul ettiği anlamına gelir.

· Tahakuk eden verginin kanuni ödeme süresi içinde ödenmesi gerekir,

· Beyannamenin İhtirazi kayıtla verilmesi tahsil işlemini durdurmaz, ancak yürütmeyi durdurma kararı veya yargı kararının olması tahsil işlemini durdurur.


Vergi Mahkemesinde Dava Açmaya Yetkili Kişi ve Kurumlar



Vergi mahkemesinde dava açmaya yetkili olanlar;



* Mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilirler.



Gerçek kişiler bizzat kendileri dava açabilecekleri gibi vekilleri vasıtasıyla da dava açabilirler. Dava ehliyetine sahip kişinin vekili sıfatıyla dava açacak kişinin avukat olması şarttır.



Küçükler ve kısıtlılar ile tüzel kişiler de vergi davalarını kanuni temsilcileri veya bunların avukat vekilleri vasıtası ile açabilirler.



* Vergi dairesi, tadilat ve takdir komisyonlarınca tahmin ve takdir olunan matrahlara karşı vergi mahkemesinde dava açabilir.



Vergi Mahkemesinde dava açılırken dikkat edilecek hususlar



Vergi davaları; vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır.

Dava dilekçelerinde;



* Tarafların ve varsa vekillerin veya temsilcilerin ad ve soyadları veya ünvanları ve adresleri,
* Dava konusu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
* Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi (tebliğ tarihi),
* Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarda tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarı,
* Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası, bulunmalıdır.
* Ayrıca dava konusu belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenmelidir.



……………VERGİ MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACI: Ad Soyad yazılmalıdır.

T.C. KİMLİK NUMARASI/VERGİ KİMLİK NUMARASI (**):

Adresi:

VEKİLİ:

DAVALI: Davalı idarenin adı yazılmalıdır.

Davalı İdarenin Adresi:

VERGİ VE CEZANIN NEVİ (***):

DÖNEMİ (***):

MİKTARI (***):

DAVA KONUSU İŞLEMİN TEBLİĞ TARİHİ:

TALEP KONUSU: Davalı idarenin işlemine karşı talep ve istem özetlenmelidir.

AÇIKLAMALAR: Maddi olay ve açıklaması yapılmalıdır.

HUKUKİ DAYANAK VE DELİLLER:

SONUÇ VE İSTEM:

Ad ve Soyad

İmza


Yürütmenin Durdurulma



Vergi mahkemelerinde tarhiyat aşamasında dava konusu edilen vergi ve cezaların tahsili işlemleri, yürütmeyi durdurma kararına gerek olmaksızın kendiliğinden durur. Tahsilât aşamasında dava konusu edilen vergi ve cezaların tahsili işlemlerinin durması mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmesine bağlıdır.

Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar vermektedir.

Vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Bu tür davalarda ayrıca yükümlülerin yürütmenin durdurulmasını istemelerine gerek yoktur. Genel kural bu olmakla birlikte vergi davaları ile ilgili yürütmenin durdurulması talep edilmesine gerek bulunulmaması kuralının istisnalarından biride İhtirazi kayıtla verilen beyannamelerdir. Yani İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine salınan maliyükümlülüklerle ilgili tahsil işlemlerinden dolayı açılan davalar tahsil işlemini durdurmaz.Ödemenin durması için mahkemeden ayrıca yürütmeyi durdurma kararı talep edilmelidir.



Yürütmenin durdurulmasının mahiyeti ve şartları

* İYUK 27/3 Telafisi güç ve imkânsız zarar doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
* Yürütmenin durdurulması kararı istem üzerine verilir. Yönetsel yargı yerleri kendiliğinden yürütmenin durdurulması kararını veremezler.
* Yürütmenin durdurulması ya dava dilekçesi ile birlikte veya dava açıldıktan sonra istemde bulunarak verilir.
* İYUK 27/3 Yürütmenin durdurulması kararı verilen dosyalar öncelikle incelenir.
* İYUK 27/3 Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir. Ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir.
* Yürütmenin durdurulmasında özel tebligat yöntemi uygulanabilir. Tebligat süreleri kısaltılabilir, tebliğ memur eliyle yapılabilir.


Danıştay’a Temyiz Başvurusu



Vergi yargılamasında, Danıştay dava daireleri ile idare ve vergi mahkemelerinin kararları ancak bu mahkemelerin bir hukuk kuralını yanlış uygulamaları durumunda temyiz edilebilir. Burada söz konusu edilen hukuk kuralı geniş kapsamlıdır. Yasaları, tüzükleri, yönetmelikleri, sözleşmeleri içine alır.



Danıştay, vergi mahkemesinin kurul halinde verdiği kararları temyiz yoluyla incelemektedir. Danıştay’a, vergi mahkemesinin kararını tebliğini takip eden günden itibaren otuz (30) gün içinde başvurulabilir. Temyiz başvurusu, vergi mahkemesi kararının yürütülmesini durdurmaz. Bu kararların yürütülmesini durdurabilmek için Danıştay’dan teminat karşılığı yürütmenin durdurulması istenilmesi ve bu istemin de kabul edilerek karara bağlanmış olması gerekmektedir.


Danıştay’ın Vergi Mahkemesi Kararını Onaması ve Bozması


Temyiz üzerine Danıştay, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına veya onanmasına karar verir.

Danıştay tarafından mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi halinde, dava dosyası mahkemesine gönderilir ve olağan yargılama süreci tamamlanmış olur.



Danıştay tarafından mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi halinde ise, ilk derece mahkemesince bozma kararına uyulmasına veya ilk kararında ısrar edilmesine karar verilir.

* Vergi mahkemesi Danıştay’ın bozma kararına uyarsa, yeniden yargılama yapmak suretiyle bozma kararı doğrultusunda yeni bir karar verir. Bu karara karşı da tarafların ilk karar üzerine yaptıkları gibi temyiz yoluna başvurmaları mümkündür.
* İlk derece mahkemesince ısrar kararı verilmesi halinde, ısrar kararının temyizi mümkün olup bu durumda temyiz incelemesi bir üst kurul olan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından incelenir. Kurulun kararları kesindir.

Kaynak :

1. Gelirler idaresi
2. Vergi Usul Kanunu
3. İdari Yargılama Usulü Kanunu





Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Serkan KAHRIMAN

23 Mayıs 2010 Pazar

Veraset ve İntikal Vergisi

Veraset ve intikalde uygulama incelikleri
Türkiye’de karşılıksız servet intikali vergiye tabidir. İntikal iki yoldan olmaktadır. Birincisi; ölen bir kimseden miras ve vasiyet yoluyla başkalarına geçen servet olup, Veraset Vergisi’ne tabi tutulur. İkincisi; hayatta olan kişiler arasında bağış yoluyla geçen servet intikali olup, İntikal Vergisi’ne tabi tutulur. Veraset yoluyla intikalde vergi tahakkukundan itibaren 3 yılda ve mayıs ve kasım aylarında 6 taksitte ödenir. Çekiliş, talih oyunları ve diğer intikallerde 1 ay içinde tamamı ödenir.Vergide esas Türkiye’de bulunan mallar ile ivazsız yani karşılıksız olarak mal iktisap edenin TC vatandaşlığına göre belirlenmiştir. Buna göre; malları nerede olursa olsun muris (miras bırakan kişi) veya tasarrufu yapan şahıs TC tabiiyetinde ise, muris veya tasarrufu yapan kim olursa olsun (Türk veya yabancı) malları Türkiye Cumhuriyetinde ise vergiye tabi olacaktır.
Neler Veraset ve İntikal Vergisi’ne tabi?
TC vatandaşları arasındaki karşılıksız mal intikali. TC vatandaşından yabancı uyruklulara karşılıksız mal intikali (Mallar ve yabancının ikametinin Türkiye olması halinde). Yabancı uyruklular arasında karşılıksız mal intikali (Malların Türkiye’de olması halinde). Yabancı uyruklulardan TC vatandaşına karşılıksız mal intikali.
Neler Veraset ve İntikal Vergisi’nden istisna?
Ev eşyası ile murise ait zat eşyası ve aile hatırası olarak muhafaza edilen tablo, kılıç, madalya gibi eşya. Menkul ve gayrimenkullerden evlatlıklar da dahil olmak üzere füruğ yani; alt soy, çocuk çocuğu ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinin 109.971,füruğ yoksa eşe isabet eden miras hissesinin 220.073.-TL’si. Karşılıksız intikalde 2.535.-TL’si. Para ve mal kazanılan yarışma ve çekilişlerde ikramiyelerin 2.535.-TL’ si.
Beyanname verilme süresi
VİV Beyannameleri iki başlıkta gerçekleşiyor. Buna göre; Veraset tarikiyle vuku bulan intikallerde: Ölüm Türkiye’de olup mükellefler de buradaysa ölüm tarihinden sonra 4 ay, mükellefler yabancı bir memleketteyse 6 ay içinde beyanname verilmelidir. Ölüm yurtdışında mükellefler Türkiye’de ise 6 ay, mükellefler müteveffanın bulunduğu yerin dışında başka bir yabancı ülkedeyse 8 ay; gaiplik halinde ise kararın ölüm siciline kaydolunduğu tarihi takip eden 1 ay içinde beyanname verilecektir. “Diğer suretle vaki intikallerde” ise malların hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde beyanname verilmelidir.
Beyannamelere eklenecek belgeler
Beyanname verilirken, birçok belge de eklenmesi gerekiyor. Bunları maddelerle şöyle sıralamak mümkün: 1. Veraset İlamı, Ölüm ve Mirasçı Bildirimi 2. Murisin son ikametgâh senedi. 3. Murisin taşınmazlarının tapuları ve emlak bildirim örnekleri 4. Murisin beyannamede indirime konu olan borçlarının belgeleri 5. Murisin varsa bankadan mevduat hesabı yazısı 6. Muristen otomobil veya herhangi bir motorlu taşıt kalmışsa ruhsat fotokopileri. 7. Matraha dahil unsurlardan ipotek alacağı varsa bununla ilgili bilgiler.
Hibe işlemlerinde ise vergi dairesinde aranan beyanname dışındaki belgeler ise; “hibeye konu tarafların nüfus cüzdanı örneği ve ikametgâh ilmühaberi , tapu sureti, emlak vergisi bildiriminin tasdikli sureti” dir.
(Bu yazı 22/5/2010 Cumhuriyet Gazetesinde Yahya Arıkan'ın köşesinden alındı,
bir ekleme ben yapayım, veraset tariki ile intikaller dışındaki intikallerde vergi oranı %10 dan başlar sadece verasette % 1 den başlar ve istisna tutarlarıda çok farklıdır bu genellikle gözden kaçar ve ölüm halinde ödenecek olan verginin 10 katından fazla vergi erken intikallerle -hibe, rızai taksim gibi- ödenir.)

20 Mayıs 2010 Perşembe

İşyeri Bildirgesi ekleri.

İşyeri Bildirgesi İle Birlikte Verilecek Belgelerde Değişiklik Var
İşverenlerin en geç sigortalı çalıştırmaya başladıkları tarihte vermeleri gereken işyeri bildirgesi verme uygulamasında 12.05.2010’da yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile birtakım değişiklikler yapıldı. Buna göre;
-Daha önce genel olarak istenen yerleşim belgesi talebi daimi mahiyetteki işyerlerine münhasır olacak.
-İşveren vekiline ait noterden onaylı vekâletname ve imza sirküleri olarak istenen belgeler gerçek kişi işverenler yönünden kendilerinin, tüzel kişi işverenler yönünden ise tüzel kişiliği temsile yetkili kişilerin imza sirkülerinin ibrazı şeklinde bir ay içinde SGK’ya, elden verme veya posta yoluyla gönderme biçimindeki uygulamaya devam edilecek. Ancak imza sirküleri vermesi gereken kişilerin, SGK birimine bizzat başvurarak kimliklerinin tespitiyle birlikte imza beyanlarının alınmasını sağlamaları halinde ayrıca imza sirküleri verilmesine gerek olmayacak.
-Bu belgelere ek olarak
tüzel kişilere özgü olarak hükmi şahsiyetin tescil edildiği Ticaret Sicil Gazetesi ile imza sirkülerinin;
adi ortaklıklarda, noter onaylı ortaklık sözleşmesinin;
ihale konusu işlerde, işin sözleşmesi veya işin üstlenildiğini gösterir idarenin yazısının;
inşaat işyerlerinde, yapı ruhsatının fotokopisi, varsa arsa sahibi ile müteahhit arasındaki noter onaylı inşaat yapım sözleşmesinin verilmesi uygulamalarına devam edilecek.
Kapıcılık işyerlerinde, kat maliklerinin isim, adres ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını gösterir listesinin verilmesi zorunlu olmayacak.

İşyeri Bildirgesi İle Birlikte Verilecek Belgelerde Değişiklik Var

İşverenlerin en geç sigortalı çalıştırmaya başladıkları tarihte vermeleri gereken işyeri bildirgesi verme uygulamasında 12.05.2010’da yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile birtakım değişiklikler yapıldı. Buna göre;

-Daha önce genel olarak istenen yerleşim belgesi talebi daimi mahiyetteki işyerlerine münhasır olacak.

-İşveren vekiline ait noterden onaylı vekâletname ve imza sirküleri olarak istenen belgeler gerçek kişi işverenler yönünden kendilerinin, tüzel kişi işverenler yönünden ise tüzel kişiliği temsile yetkili kişilerin imza sirkülerinin ibrazı şeklinde bir ay içinde SGK’ya, elden verme veya posta yoluyla gönderme biçimindeki uygulamaya devam edilecek. Ancak imza sirküleri vermesi gereken kişilerin, SGK birimine bizzat başvurarak kimliklerinin tespitiyle birlikte imza beyanlarının alınmasını sağlamaları halinde ayrıca imza sirküleri verilmesine gerek olmayacak.

-Bu belgelere ek olarak

tüzel kişilere özgü olarak hükmi şahsiyetin tescil edildiği Ticaret Sicil Gazetesi ile imza sirkülerinin;

adi ortaklıklarda, noter onaylı ortaklık sözleşmesinin;

ihale konusu işlerde, işin sözleşmesi veya işin üstlenildiğini gösterir idarenin yazısının;

inşaat işyerlerinde, yapı ruhsatının fotokopisi, varsa arsa sahibi ile müteahhit arasındaki noter onaylı inşaat yapım sözleşmesinin verilmesi uygulamalarına devam edilecek.

Kapıcılık işyerlerinde, kat maliklerinin isim, adres ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını gösterir listesinin verilmesi zorunlu olmayacak.

İthalatın kayda alınması tebliği.2009

http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2008/12/20081231M2-22.htm

İş ortaklıkları.-Veysi Seviğ Referans 19/5/2010

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=139952&YZR_KOD=157

Kurumlar Vergisi Yasası'nın 2/7 maddesinde yer alan tanımlamadan anlaşılacağı üzere iş ortakları; "Sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, yabancı devletlere, yabancı kamu idare ve kuruluşlarına ait veya bağlı iktisadi kamu kuruluşları ile dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan" iş ortakları olarak mükellefiyet tesis edilmesini talep edenlerdir.
Yasal tanımlamaya göre iş ortaklarının kurulması halinde, bu ortaklıkların istemi üzerinde kurumlar mükellefiyeti tesis edilebilmekte, aksi takdirde bu ortaklıklar adi ortaklık veya konsorsiyum gibi faaliyet göstermektedirler.
Kurumlar Vergisi uygulamasına yönelik olarak yayımlanan (1) seri numaralı genel tebliğ gereği olarak iş ortaklıklarının Kurumlar Vergisi mükellefiyeti sayılabilmesi için en az aşağıdaki unsurları taşımaları gerekmektedir.
* Ortaklardan en az birisinin Kurumlar Vergisi mükellefi olması
* Ortaklığın belli bir işi sonuçlandırmak üzere yazılı bir sözleşme ile kurulması
* İş ortaklığı konusunun belli bir iş olması
* Birlikte yapılacak olan işin belli bir süre içinde gerçekleştirilmesinin öngörülmesi
* İş ortaklığıyla işveren arasında bir yüklenim sözleşmesinin yapılmış olması
* Tarafların, müştereken yüklenilen işin belli bir veya birden fazla bölümünden değil, tamamından işverene karşı sorumlu olmaları
* İşin bitiminde kazancın paylaşılması
* Birlikte yapılması öngörülen ve müştereken yüklenilen işin bitimi ve Vergi Usul Yasası'nda mükellefiyetle ilgili ödevlerin tamamının yerine getirilmesiyle mükellefiyetin sona erdirilmesi.
Yukarıda belirtilen koşullar dikkate alındığında iş ortakları konsorsiyumdan farklılık göstermektedir. Çünkü konsorsiyum sözleşmelerinde her ortağın yapacağı iş ayrıca gösterilmekte olup, sözü edilen ortak kendi yapacağı işten sorumlu tutulmaktadır. Bu bağlamda da yüklenim sözleşmesinde yer almamakla birlikte kendi aralarında yapacakları sözleşme ile her ortağın yükleneceği işin ayrı ayrı belirlenmesi ve işverenin de bu sözleşmeyi kabulü halinde, bu tür ortaklıklar da konsorsiyum olarak tanımlanmaktadır.
Dolayısıyla iş ortaklıkları devamlılık gösteren ve aynı nitelikteki iş veya işler için değil, belirli bir süre içinde bitecek bir iş için kurulabilmektedir. Bu bağlamda da iş ortaklıkları tam mükellef olarak tescil edilmektedir.
İş ortaklıklarında vergilendirme sonucu kalan kazanç ortaklara payları oranında dağıtılmakta, bu durumu tüzelkişi ortaklar için bu kâr payı iştirak kazancı olarak kabul edilmektedir. Gerçek kişiler açısından ise elde edilen kazanç menkul sermaye iradı olarak dikkate alınmaktadır.
Kurumlar Vergisi (1) sıra numaralı genel tebliğinin 2.5.3 numaralı bölümünün son paragrafı uyarınca, "Kurumlar Vergisi mükelleflerinin zararlarının bu mükelleflerin ortaklarınca indirim konusu yapılması mümkün olmayıp aynı durum Kurumlar Vergisi mükellefi iş ortaklarının zararları için de geçerlidir."
Buna göre, belli bir iş için kurulan iş ortaklıkları eğer Kurumlar Vergisi mükellefiyeti tesis ettirirlerse, bu takdirde vergilendirme ve kâr dağıtımı açısından Kurumlar Vergisi Yasası'nda yer alan hükümlere tabi olacak, bunun sonucunda da işin zararla sonuçlanması halinde bu zarar ortakların mükellefiyet durumlarına göre diğer kazançlarından mahsup konusu yapılamayacaktır.
Ancak eğer iş konsorsiyum olarak üstlenilecek olursa, bu takdirde konsorsiyumu oluşturan ortaklar, işin sonucuna göre elde ettikleri kazancı ana faaliyet konusunun sonuç hesaplarına intikal ettirebileceklerdir.
Bir başka açıdan "İş ortaklığının kazancı elde etmesi ve kazancın tam mükellef ortaklara dağıtılması halinde ortaklar açısından oluşan iştirak kazancının vergiden istisna edilmiş olması özel bir statü olan iş ortaklığında faaliyet sonucu meydana gelen ve mahsup olanağı bulunmayan zararın ortaklarca mahsubuna engel teşkil" etmemelidir. Bunun sonucu olarak zararını mahsup etme imkânı bulunmayan iş ortaklığının zararının ortaklarca indirilmesi yani mahsup edilebileceği ileri sürülebilir.
Gerçekte iş ortaklığı yapılması üstlenilen tek bir iş için olduğundan bu işin kazançlı sonuçlanması halinde vergilendirilmesi, mevcut yasal düzenleme çerçevesinde kolay olmaktadır. Ancak elde edilen menfi sonucun yani işin zararla sonuçlanması halinde, bu ortaklıklarda zarar mahsubundan yararlanmak mümkün olamamaktadır.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun kararına göre de "Kurumlar Vergisi mükelleflerinin zararlarının, bu mükelleflerin ortaklarınca indirilebilmesi mümkün olmayıp aynı durum Kurumlar Vergisi mükellefi iş ortaklarının zararları için de geçerlidir." (Danıştay VDDK E. No: 2007/2306, K. No: 2008/4933)

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Takdir komisyonu (tk) kararına dayalı tarhiyatlar

(Bumin Doğrusöz'ün 17/5/2010 Referans'daki yazısından özetle)
VUK tarh zamanaşımı süresini düzenleyen 114. md veriyi doğuran olayı izleyen yılbaşından itibaren 5 yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.Bu maddenin 2.fk "Şu kadar ki,vergi dairesince matrah takdiri için tk na başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı komisyon kararının vergi dairesine tevdiini izleyen gün işlemeye devam eder." Buna göre vergi dairelerince tk gidildiğinde dosyanın tk da beklediği süre kadar zamanaşımı süresi işlememekte, dosyanın daireye gelişinden itibaren süre kaldığı yerden itibaren işlemeye devam etmektedir.
Bbu düzenleme,mükellef haklarını zedeleyen bir maddedir.Çünkü,ilk olarak tk na matrah belirleme konusunda süre verilmemiş,tk nın hizmetin gereklerine göre örgütlenmesi ve iyi çalışma koşulları oluşturulmamış,tkda geçen sürenin zamanaşımına etkisi çerçevelenmemiştir. Bunun neticesinde de tk da dosyalar, biraz da iş yoğunluğu sebebi ile yıllarca bekler hale gelmiştir.Bu kötü örgütlenmenin acısı/bedeli de mükellefe yüklenmiştir.Dosyaların tkda yıllarca beklediği süre, mükellef aleyhine gecikme faizinin işlediği dönem olarak uygulanmış, bu uygulamayı düzeltecek yasal düzenlemeler yapılmamış,hazine,idarenin kötü örgütlenmesi ve hizmetin geç çalışmasından nemalanır hale gelmiştir.
Hukuk devleti anlayışı ile bağdaştırılması mümkün olmayan bu düzenleme nihayet Diyarbakır Vergi Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşınmıştır.Düzenlemeyi anayasal buyruklar açısından inceleyen Mahkeme, E. 2006/124 K.2009/146 sayı ve 15.10.2009 günlü kararı ile anayasaya aykırılık sebebi ile iptal kararı vermiştir.İptal kararının gerekçesine göre "İtiraz konusu kuralda, vergi dairesince takdir komisyonuna başvuru yapıldıktan sonra matrahın tespiti, buna ilişkin kararın oluşturulması ve kararın gönderilmesinde bir süre öngörülmemekte, çalışma süresi tamamen komisyonun takdirine kalmaktadır. Ancak, zamanaşımının durmasının süreyle sınırlandırılmaması, vergi mükellefleri yönünden uygulamada keyfiliğe, haksızlığa, eşitsizliğe yol açacak sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Zamanaşımının durma süresinin belirsizliği, makul/adil bir sürenin bulunmaması, vergi dairesince matrah takdiri için başvurunun sırf zamanaşımını durdurmak için keyfi olarak kullanılmasında güvence sağlamayacağı gibi yükümlüye vergi tahsilatının geciktiği süre kadar gecikme zammı ve faizi uygulanacak olması da yükümlünün vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doğmasına neden olabilir."
Ancak Yüksek Mahkeme 8.1.2010,RGde yayımlanan bu kararının hüküm fıkrasında "Kararın RG de 'de yayımlanmasından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesine" karar vermiştir. Dolayısıyla bu iptal kararı, 8/7/2010 de yürürlüğe girecektir.
Anayasa Mahkemesi'nin kararın yürürlük tarihi olarak ileri bir tarihi belirlemesi, yasama ve yürütme organına yönelik bir belirleme olup, bu süre zarfında iptal olunan düzenlemenin yerine hukuka uygun yeni bir düzenleme yapılmasını sağlama amacını taşımaktadır. Bu nedenle dosyanın takdir komisyonunda bulunduğu sürece zamanaşımının duracağı yönündeki düzenleme ‘kanuni idare' ilkesinin gereği olarak idare için yürürlüktedir.Ancak bunu fırsat bilen vergi idaresi, takdir komisyonunda bekleyen dosyaları hızla sonuçlandırarak belirlenen matrahlara göre yapılacak tarhiyatları 8/7/2010'dan önce tebliğ etme telaşına girmiştir.Pekçok mükellefe,yıllar öncesine ilişkin yapılmış tarhiyatlar tebliğ edilmiştir.
Tebliğ edilen tarhiyatlar, 2001, 2003 gibi yıllara ait olup,tk da dosyanın yaklaşık 4-5 yıl beklediği tarhiyatlardır.Belki Anayasa Mahkemesi'nin kararı olmasaydı, tarhiyatlar bir bu kadar süre daha alabilecekti ve mükellefler bu sürelerde işleyen gecikme f. ödeyeceklerdi.
Bu şekilde tkk dayalı tarhiyata muhatap olan ve idarenin tk başvurusu olmasaydı tarhiyatın zamanaşımına uğramış olacağı mükellefler için gidilecek tek yol, yargı yoludur.

Açılacak davada, önce VUK 114/2 maddesinin anayasaya aykırılığını ileri sürmek ve sonra da zaten iptal edilmiş olduğundan bahsetmekle ,bu davalar mükellefler lehine sonuçlanacaktır. Çünkü mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce kararın yürürlüğe girmesi ileri bir tarihe bırakılmış olsa dahi, kararlarında anayasaya aykırılığı artık Yüksek Mahkeme kararı ile sabit olmuş bir düzenlemeyi esas alamayacaklarından, bu tarhiyatlar zamanaşımı sebebiyle iptal edilecektir.Bu nedenle idarenin bu konudaki çabası bize göre boşunadır.

16 Mayıs 2010 Pazar

Miras yolu ile işyeri devri.

Murisin çocuklarının mirastan feragat ederek eşine kalan işyerinin devri hk.(14.11.2005)

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)


Sayı : B.07.1.GİB.4.06.18.02/32-229-..../……
Konu : Murisin çocuklarının mirastan feragat ederek eşine kalan işyerinin devri hakkında.

……………………….
……………………………………

İlgi: ……tarihli ve …. sayılı dilekçeniz.


İlgi dilekçenizde;
- Eşinizin vefatından sonra çocuklarınızın eşinize ait “manifatura işyerindeki haklarından feragat ederek size bırakmak istediklerini,
- Gelir Vergisi Kanununun 81.1 maddesine göre, çocuklarınızın haklarından feragat etmelerini müteakip vergi dairesine kayıt yaptırdığınızda veya bütün varisler ayrı ayrı mükellefiyet kaydı yaptırdıklarında;
-Bilançonun aktif ve pasifi ile bütün halinde mi devir alınacağı,
-Çocuklarınızın haklarından feragat etmeleri halinde katma değer vergisi doğup doğmayacağı,
-Bilançodaki ticari mallara ve demirbaşlara ilişkin fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği,
-İşletmenin yasal defterlerine mi devam edileceği yoksa, yeniden defter tasdik ettirme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında tereddüte düşülerek Başkanlığımızdan görüş talep etmektesiniz.
Konuya ilişkin olarak Gelir ve Kurumlar Vergileri Müdürlüğü ile Katma Değer ve Özel Tüketim Vergileri Müdürlüğünün görüşleri dikkate alınarak gerekli açıklamalar aşağıda yapılmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80’inci maddesinin son fıkrasında faaliyetine devam eden ticari bir işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticari işletmeye dahil amortismana tabi iktisadi kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançların ticari kazanç sayılacağı hükme bağlanmış; 5 numaralı bendinde ise faaliyeti durdurulan bir işletmenin kısmen veya tamamen elden çıkarılmasından doğan kazançların, değer artış kazancı olarak vergiye tabi tutulacağı belirtilmiştir.
Yine aynı Kanunun 81’inci maddesinin 1’inci bendine göre ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin kayıtlı değerleriyle (bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması halinde değer artış kazancının hesaplanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 12’nci maddesinde, ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar, denilmiş aynı Kanunun 2686 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle değişik 16’ncı maddesinde “Vergi Kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde ölüm dolayısıyla mirasçılara geçen ödevlerin yerine getirilmesinde bildirme ve beyanname verme sürelerine üç ay eklenir.” hükmü yer almıştır.
Aynı Kanunun 164’üncü maddesinde; ölümün işi bırakma hükmünde olduğu belirtildikten sonra, ölüm olayının mükellefin mirası reddetmemiş mirasçıları tarafından vergi dairesine bildirileceği ve mirasçılardan herhangi birinin ölümü bildirmesinin diğer mirasçıları bu ödevden kurtaracağı hüküm altına alınmış olup, ölüm olayının da ölümün vukuu bulduğu tarihten itibaren 1 ay içerisinde herhangi bir mirasçı tarafından vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, 229 uncu maddesinde de; “ Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan 2001/1 sıra Vergi Usul Kanunu İç Genelgesinde ”….Vergi Usul Kanununun mükerrer 257’nci maddesinde yer alan yetkiye istinaden, murisin mevcut defter ve belgelerinin ölüm tarihini içeren hesap dönemi sonuna kadar işe devam eden mirasçılar tarafından kullanılması uygun görülmüştür.” denilmektedir.
Bu hükümler çerçevesinde, ferdi bir işletmenin sahibinin ölümü halinde ölüm tarihi itibariyle ticari işletmenin faaliyetini durdurduğu kabul edilmektedir.
Sahibinin ölümüyle kanuni mirasçılara intikal eden ferdi bir işletmenin kayıtlı değerleriyle aynen devir alınmaması ve işletmeye dahil varlıkların yeniden değerlemeye tabi tutulması halinde (ölüm tarihi itibariyle yapılan değerleme) söz konusu varlıklar yeni değerleriyle mirasçılara intikal edeceğinden, işletmedeki kıymetler yeni değerleriyle maliyeti yükseltip karı azaltacağı için bu durumda ölen kimse adına değer artış kazancı hesaplanıp vergileme yapılması gerekmektedir.
Öte yandan, ferdi işletmenin kayıtlı değerleriyle aynen devir alınması halinde değer artış kazancı yönünden herhangi bir vergileme yapılması söz konusu olmayıp, ölüm dolayısıyla mirasçılara intikal eden işletmenin devir alınarak işletmenin faaliyetine mirasçılardan bir veya birkaçı tarafından devam edilmesi halinde; sadece faaliyette bulunan mirasçılar için ticari kazanç bakımından mükellefiyet tesisinin yapılacağı tabiidir.
Bu durumda, faaliyette bulunmayan diğer mirasçıların kendilerine intikal eden ortaklık hisselerini diğer mirasçılara veya başka kimselere satmak suretiyle elden çıkarmalarından doğan kazancın ise değer artış kazancı olarak vergilendirileceği tabiidir.
Diğer taraftan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1’inci maddesine göre, Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, katma değer vergisine tabiidir.
Bu nedenle murisin ölümü nedeniyle kanuni mirasçıları tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin aynen devir alınması, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81’inci maddesinin 1 numaralı bendi gereğince vergilendirilmeyecek değer artışı kazançlarından olduğundan katma değer vergisine tabi olmayacaktır. Ayrıca bu devir işlemi nedeniyle fatura düzenlenmesi söz konusu değildir.
Ancak diğer mirasçıların, feragat ederek haklarını murisin eşine devretmeleri, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 2’nci maddesine göre bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi hükmü gereğince teslim sayılarak katma değer vergisine tabi tutulacaktır.
Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda; murisin ölümünden dolayı işletmenin kayıtlı değerleriyle aynen devir alınarak işletmenin faaliyetine mirasçılardan bir veya birkaçı tarafından devam edilmesi halinde; sadece faaliyette bulunan mirasçılar için ticari kazanç bakımından mükellefiyet tesis ettirilmesi, bununla beraber murisin mevcut defter ve belgelerinin ölüm tarihini içeren hesap dönemi sonuna kadar işe devam eden mirasçılar tarafından kullanılmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Bilgi edinilmesini rica ederim.




Mirasçılar, noterden Feragatname çıkartsın. (yurtdışında yaşayan mirasçı adına da vekaleti olan bir mirasçı hem asaleten hem vekaleten hareket etmiş olacak -genel vekaletmeyi kullanarak-)
Murisimiz ........'ın vefatı nedeniyle diğer mirasçılarla birlikte intikal eden ............. adresindeki dükkanın işletme hakkı üzerindeki bilcümle mirasçılık hak ve hisselerimizin tamamından bu kerre yine mirasçılardan olan ....... doğumlu,.../.../19... doğumlu ............... lehine bedelsiz olarak feragat ettiğimizi noter huzurunda kabul ve beyan ederiz.
Feregat edenler:
imza

6 Mayıs 2010 Perşembe

Yıllık Ücretli İzin

10 soruda yıllık izin uygulaması
1- Yıllık ücretli izin süresi nasıl hesaplanır? Yıllık izin süresi hesaplanırken, işyerinde işe başladığı gün esas alınır. Buna göre işyerinde 1 yılı dolduran kişi, yıllık ücretli izne hak kazanır. İşyerindeki hizmeti 1-5 yıl arasında olanlara yılda 14 gün, 5-15 yıl arası olanlara 20 gün, 15 yıl ve daha fazla hizmeti olanlara ise 26 günden daha az izin verilemez. İşçi ile işveren anlaşırsa, bu süreler uzatılabilir ancak kısaltılamaz. 18 yaşından küçük,50 yaşından büyük çalışanlara, kıdemleri ne olursa olsun, 20 günden az izin verilemez. İzin hakkının hesaplanmasında, aynı işverene ait farklı işyerlerinde yapılan çalışmalar da dikkate alınır. Bunun yanında; • Kaza ve hastalık sebebiyle çalışılmayan günler,
• Kadın işçilerin doğum izinleri,
• Kanunen işe gitmeye engel durumlar,
• İşyerinde zorlayıcı sebeplerle işin tatil edildiği durumlarda 15 günlük süre,
• Hafta tatili, genel tatil ve ulusal bayram günleri,
• Röntgen çalışanlarına verilen izinler,
• İşyerindeki veya dışındaki işçi kurullarına veya sendika toplantılarına katılma süreleri,
• Evlenme ve ölüm izinleri ile ücretli izin süreleri, yıllık ücretli izin hesabında çalışılmış sürelerden sayılır.
2-Yıllık izin günleri bölünebilir mi? İşveren, çalışanın hak ettiği ücretli izni bölemez. Bu izni bir defada kullandırmak zorundadır. Ancak işçi isterse, yıllık izin süresi bir bölümü 10 günden az olmamak şartıyla en fazla üçe bölünebilir.
3- Diğer izinler yıllık izne mahsup edilir mi? İşveren tarafından yıl içerisinde her ne amaçla olursa olsun verilen ücretli ya da ücretsiz izinler, yıllık ücretli izne mahsup edilemez.
4-Tatil günleri yıllık izinden sayılır mı? İzin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram,genel tatil günleri yıllık izinden sayılmaz.Yıllık izne, bu tatil günleri kadar ekleme yapılır.
5-Yıllık izin için yol izni hakkı var mı? Bir çalışan, yıllık iznini işyerinin kurulu olduğu yerden başka bir yerde geçirecekse ve bunu belgeleyebiliyorsa (otel rezervasyonu, uçak bileti, seyahat acentesi belgesi vs.), işveren tarafından kendisine 4 güne kadar ücretsiz izin verilmek zorundadır.
6- Yıllık iznin ücreti nasıl ödenir? İşveren, yıllık izne çıkacak çalışanının izin süresine tekabül eden ücretini peşin olarak veya avans şeklinde vermek zorundadır.
7-Yıllık izinde sigorta primleri ödenir mi? Yıllık izin süresi boyunca, işveren tarafından iş kazası ve meslek hastalığı primleri hariç, analık, hastalık, malullük, yaşlılık ve ölüm primleri ödenir.
8-İşten ayrılırken hak edilen yıllık izinler ne olur? İş akdinin sona erdiği tarihte, çalışanın hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine dair ücreti, en son aldığı ücret üzerinden hesaplanarak ödenir.
9-Aynı işyerinde yeniden çalışmaya başlarsanız izniniz nasıl hesaplanır? İşçi işten ayrılır ve yeniden aynı işyerine başlarsa, kıdemi sıfırlanmış olur.
10-Emeklilik sonrası çalışmada yıllık izin nasıl hesaplanır? 9. maddede yapılan açıklama emeklilik sonrası çalışmaya devam etme halinde de geçerlidir. Örneğin hâlihazırda çalışmakta olduğu işyerinden emekli olan ama aynı işyerinde çalışmaya devam edenler emekli aylığına müracaat için işten ayrılma şartı olduğundan, fiilen işten ayrılmasa dahi yasal olarak ayrılmış sayılacağından, emeklilik sonrası kıdem sıfırlanacaktır.

Emlak Vergisi Bildirimi vermemeye uygulanacak ceza hakkında.

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun “Usul Hükümleri” başlıklı 37. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Kanun’a göre alınacak vergiler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.” hükmü yer almaktadır. Ayrıca aynı maddede, kanunda kullanılan “vergi dairesi” tabirinin, belediyeleri ifade ettiği belirtilmektedir. Emlak Vergisi Kanunu’nun uygulanmasında, Vergi Usul Kanunu’nun vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere;

1- Belediye gelir şube müdürü, gelir şube müdürü olmayan yerlerde belediye hesap işleri müdürü, hesap işleri müdürü olmayan yerde muhasebeci, vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisini haizdir.

2- Vergi Usul Kanunu’nda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, belediye başkanları tarafından kullanılır.

BİLDİRİMLERİN SÜRESİNDE VERİLMEMESİ HALİNDE UYGULANMASI GEREKEN CEZA
Emlak Vergisi Kanunu’nun “Bildirim Verme ve Süresi” başlıklı 23. maddesinde, bildirim verme ve süresiyle ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, 32. maddesinde ise, “Bildirimin süresinde verilmemesi halinde, vergi idarece tarh edilir. İdarece tarhiyatta her yıla ilişkin vergi değeri, 29. madde hükmü dikkate alınarak hesaplanır.” denilmektedir.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341. maddesinde; “Vergi ziyaı mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Aynı Kanun’un 344. maddesinde de; vergi ziyaı suçu mükellef veya sorumlu tarafından 341. maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verilmesi olarak tanımlanmıştır.

Emlak vergisi, her 4 yılda bir olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı izleyen Ocak ve Şubat aylarında tahakkuk etmektedir. Vergi değerini tadil eden nedenlerden dolayı bildirim yapılması gereken hallerde, vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana geldiği bütçe yılını izleyen Ocak ayında tahakkuk etmektedir. 2009 yılında emlak vergi değerleri yeniden belirlenmiş olduğundan, 2010 yılı emlak vergileri Ocak, Şubat 2010 aylarında tahakkuk edecektir. Dolayısıyla, 31 Aralık 2009’a kadar yapılması gereken emlak vergi bildiriminin Şubat 2010 ayı içinde yapılması halinde, henüz verginin tahakkuk etme süresi geçmemiş olduğundan ortada vergi ziyaı yoktur. Bu nedenle vergi ziyaı cezası kesilmesi söz konusu değildir.

Vergi ziyaı kesilmesi için, bildirimin verginin tahakkuku için kanunda öngörülen süre geçtikten sonra yapılması veya süre geçmesine rağmen yapılmaması gerekmektedir.

Emlak vergisi mükellefleri;

- Yeni inşa edilen binalarda inşaatın sona erdiği veya inşaatın sona ermesinden evvel kısmen kullanılmaya başlanmış ise her kısmın kullanılmasına başlandığı,

- Emlak Vergisi Kanunu’nun 33. maddesinin 1 ila 7 numaralı fıkralarında belirtilen vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması hallerinde de, değişikliklerin meydana geldiği, bütçe yılı içerisinde emlakın bulunduğu yerdeki ilgili belediyeye “Emlak Vergisi Bildirimi”ni vermeleri gerekmektedir.

Değişikliklerin bütçe yılının son üç ayı içinde meydana gelmesi halinde bildirim, olayın meydana geldiği tarihten itibaren üç ay içinde ilgili belediyeye verilecektir.

Bildirimin zamanında yapılmaması veya hiç yapılmaması halinde ise, bildirimin yapıldığı zaman veya bildirimin yapılmadığının tespit edildiği zaman verginin tahakkuk süresinin geçip geçmediğine bakılır. Tahakkuku süresi geçmişse vergi ziyaı cezası, geçmemişse 14 TL usulsüzlük cezası uygulanacaktır.