.

.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Arsa Karşılığı Hâsılat Paylaşımı ve Kat Karşılığı Suretiyle Yapılan İnşaat İşlerinde İşverenlik Sorunu ( Naif ADAR )


22 Haziran 2011 Çarşamba, 13:12 tarihinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Nedim Yılmaz tarafından eklendi
Arsa Karşılığı Hâsılat Paylaşımı ve Kat Karşılığı Suretiyle Yapılan İnşaat İşlerinde İşverenlik Sorunu
Yaklaşık son on yılda hem üretilen inşaatların sayısı ve niteliği ve hem de inşaat üretiminde kullanılan usuller bir hayli geliştirilmiştir.
I- GİRİŞ
Kat karşılığı inşaat yapımı çok yabancı olmadığımız bir uygulamadır. Bunun yanı sıra, mülk sahiplerinin yapı kooperatifi olarak teşekkül ederek inşa ettikleri işyeri ve konutlar olduğu gibi, kooperatif kurulduktan sonra arsa payı ortaklığı kurularak, müteahhide konut ya da işyeri yaptırılabilmektedir. Ülkemizde son dönemlerde konut üretimi ağırlıklı olarak Toplu Konut İdaresi’nin denetim ve gözetimi altında özel inşaat firmaları tarafından sağlanmaktadır. Toplu Konut İdaresi eliyle üretilen inşaatların yanı sıra sektörde Emlak GYO da önemli bir aktör olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Konut ve işyeri-büro üretiminde başlangıçta arsa payının müteahhide tapuda devredilmeden yapılan arsa karşılığı hâsılat paylaşımı yöntemi ve gerek kat karşılığı inşaat işleri ve kooperatifler tarafından müteahhitlere yaptırılan ya da kooperatif eliyle yapılan inşaat işlerinde sorumluluk ve yükümlülüklerin mal edilmesi açısından işverenlik sıfatının tespiti büyük önem arz etmekte ve bu konuda farklı görüşler yer almaktadır. Bu yazımızda kısaca sözü edilen yöntemlerle konut ve işyeri üretilmesi usullerine değinilecek ve bu usullerle inşaat üretilirken sosyal güvenlik uygulamaları açısından işverenlik müessesesinin tespitinin önemi üzerinde duracağız.
II- ARSA KARŞILIĞI KONUT VE İŞYERİ İNŞA EDEN KOOPERATİFLER
Arsası ve dolayısıyla inşaat ruhsatı kendi adına olmayan diğer bir ifade ile başkalarının arsası üzerinde kat karşılığı inşaat yapan konut yapı kooperatiflerinin bu alanla ilgili uygulamaları hakkında Danıştay 4. Dairesi konu ile ilgili olarak verdiği bir karar ile(1)106 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde yer alan “inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmesi gerektiğine” ilişkin düzenlemenin yürürlüğünü durdurmuştur. Tebliğ’in yürürlüğünün durdurulması gerekçesi şu şekilde ifade edilmiştir; “Asıl amacı üyelerine ucuz konut temin etmek olan konut yapı kooperatiflerince yapılan inşaat taahhüt işlerinde istisna ve indirimli orandan yararlanılabilmesi için anılan düzenlemelerde başkaca bir şart öngörülmemiştir. Dolayısıyla, dava konusu Tebliğ ile inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği adına tescil olmasının da gerektiği şeklindeki düzenleme ile açıklama özelliği aşılarak, söz konusu düzenlemelerde öngörülmeyen ve vergilerin kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde istisna ve indirimli orandan yararlanma hakkını kısıtlar nitelikte yeni bir şart getirilmiş bulunmaktadır. Kanun’un amacına aykırı olarak, tanınan hakkın kötüye kullanılması suretiyle KDV avantajından yararlanmak amacıyla ticari organizasyon oluşturulduğunun hukuken geçerli olarak tespit halinde ise, istisnadan ve indirimli orandan yararlanılamayacağı tabiidir” denilmektedir.
Danıştay’ın konu ile ilgili olarak verdiği başka bir karar gerekçesinde de şöyle denildiği anlaşılmaktadır.(2) “Kat karşılığı inşaat işlerinin özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle bina inşaat ruhsatının kat karşılığı inşaat işi yapan konut yapı kooperatiflerinin adına düzenlenmiş olması söz konusu olamayacağından, bina inşaat ruhsatının konut yapı kooperatifleri adına alınmaması nedeniyle iade isteminin reddi yolunda tesis edilen işlemde yasaya uyarlılık bulunmamakta ve indirim imkânı bulunmayan KDV’nin iadesi gerekmektedir.”
Her iki karar gerekçesinden de görüleceği üzere, fiili uygulamaların ruhuna aykırı olarak öngörülen yasal gereklilikler sonucunda sadece hak mahrumiyetleri doğmamakta, bunun yanı sıra, gerçeğe aykırı olarak tesis edilen arsa mülkiyetleri gayrimenkul inşa edildiğinde beraberinde yeni çıkmazlara yol açabilmektedir.
III- KAT KARŞILIĞI VE ANAHTAR TESLİM SURETİYLE İNŞAAT YAPIMI
Kişilerin; satın almış oldukları arsaları üzerine daire ya da dükkan inşa edecek mali gücünün olmaması ve şirketlerin de satın almış oldukları arsa üzerine daire ya da dükkan inşa etmek için yeterli finansman gücüne sahip olmamaları ya da likidite düşüncesiyle inşa maliyetinden kaçınmak için kat karşılığı arsa anlaşması ile daire ya da dükkan sahibi olma yoluna gitmesi sıklıkla görülmektedir.
İnşaat firmalarının şahıs veya işletmelerden satın almaksızın, inşaat bitiminde tamamlanan birimlerin bir kısmının devri ile edinilen ve üzerinde inşaat imali gerçekleştirilen arsa teminleri, “kat karşılığı veya arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri” olarak ifade edilmektedir(3).
Anahtar teslimi ihale edilen iş için, ihale edenin asıl işverenliğinden söz edilemez. Asıl işverenlikten söz edilebilmesi için işin bir bölümünün ihale edilmesi, diğer bölümünün kendi işçileri ile bizzat yapılması gerekir. Asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı bu kanundan doğan yükümlülüklerden alt işveren ile birlikte sorumludur. Buna karşın bir işin bütünüyle devri durumunda veya anahtar teslimi ile ve ihale ile bütünüyle verilmesi durumunda işi devreden kişinin işverenlik sıfatı kalkacağından sorumluluk tespitine ilişkin davada ve buna bağlı tazminat davasında sorumluluğu cihetine gidilemeyeceği ve dolayısıyla husumet yöneltilemeyeceği ortadadır(4)
IV- ARSA SATIŞI KARŞILIĞI HASILAT PAYLAŞIMI YOLUYLA GAYRİMENKUL SAHİBİ OLUNMASI
A- ARSA SATIŞI KARŞILIĞI HASILAT PAYLAŞIMI KAVRAMI
Arsa Satışı Karşılığı Hâsılat Paylaşımı yönetimi ile firmalar portföyünde bulunan arsa ve arazileri konut ve işyeri inşa ettirmek için ihale yöntemiyle ve üretilecek konut ve işyerlerinin satılıncaya kadar mülkiyeti arsa sahibinde kalmak şartıyla yüklenici firmalara söz konusu arsa ve araziler ihale edilerek teslim etmektedirler. Arsa Karşılığı Gelir Paylaşımı ile Arsa Satışı Karşılığı Hâsılat Paylaşımı yöntemleri arasında isim farklılığı dışında uygulama açısından herhangi bir farklılık bulunmamaktadır(5)
B- ARSA KARŞILIĞI HÂSILAT PAYLAŞIMI YOLUYLA GAYRİMENKUL ÜRETİMİ YÖNTEMİ
Arsa karşılığı hasılat paylaşımı yöntemiyle yapılan inşaatlarda, arsa sahibi firmalar konut veya işyeri inşaat inşa ettirmek için ihale yöntemiyle ve üretilecek konut ve işyerinin mülkiyeti satılıncaya kadar firmada kalmak şartıyla mevcut arsa ve arazilerini müteahhit firmalara ihale yöntemiyle vermektedirler. Konut ve işyerlerinin gelir paylaşımı esasına göre yapılması durumunda arazi sahibi ile müteahhit firma arasında sözleşme imzalanmakta ve sözleşmeye istinaden elde edilecek hasılatın sözleşmede yer alan belirli bir yüzdesi arsa sahibine kalan yüzdesi müteahhit firmaya kalmaktadır. Uygulamada en çok TOKİ iştiraki olan Emlak GYO aktifinde bulunan taşınmazlar bu usulle değerlendirilmektedir.
Her iki hâsılat paylaşımı yöntemi ile yüklenici firmalara söz konusu arsa ve araziler ihale edilerek teslim edilmektedir. Bu yöntemlerle inşaat yaptırılacak araziler üzerinde SPK lisanslı uzmanlar tarafından fiyat tespit yapılmakta ve sonrasında yasal zorunluluk olarak ihale ilan edilir(6).
İhaleye katılanlardan toplam satış geliri ve şirket payı teklifleri alınır. Açık artırmada en yüksek teklifi veren firmaya iş verilir ve bu firmayla sözleşme imzalanarak her türlü yapım, reklam, satış ve finansman gibi her türlü maliyetleri üstlenir. Satışı yapılan konut ve ticari ünite alıcılarının talep etmeleri halinde kat irtifakı olarak veya iskânları alınması aşamasında kat mülkiyeti tapusu olarak verilir. Yüklenici tarafından inşaata başlama ruhsatı alınması ve sözleşmede belirlenen satışa esas hususların yerine getirilmesini müteakip SPK lisanslı uzman aracılığıyla belirlenen fiyatlar üstünde olacak şekilde satış fiyatları belirlenir.
C- SÖZLEŞMENİN HUKUKİ BOYUTU
Arsa karşılığı gayrimenkul sahibi olunması durumu, arsanın elden çıkarılması karşılığında elde edilen bir edinim, arsa sahibinin arsasını daire veya işyeri yapımı karşılığı müteahhide vermesi işlemi ivaz karşılığı devir işlemi olarak değerlendirilebilir(7). Bu durumda arsa sahibi sahip olduğu arsa payının bir kısmını bir ivaz karşılığında müteahhide devretmektedir. İvaz karşılığı devir görüntüsü dışında arsa karşılığı gayrimenkul sahibi olunması durumu servetin değerlendirilmesi ve biçim değiştirmesi olarak da değerlendirilebilir.
Sözleşme uyarınca, gelir paylaşımı esasına dayalı arsa karşılığı inşaat işlerinde altyapı dahil olmak üzere gerekli tüm plan ve projelerinin hazırlanması ilgili idare ve belediyelerden onayı ile her türlü ruhsatın alınması işlemi müteahhit firma tarafından gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde onaylı projelerine göre sözleşme ve şartnameler doğrultusunda konut inşaatlarının açık ve kapalı otoparklarının, kavşaklarının, peyzaj ve çevre tanzimi imalatları ile bağımsız bölümlerinin iskan ve kat mülkiyeti tapularının alınması, bağımsız bölümlerin pazarlanması, satışı ve alıcılara teslimi müteahhit firma tarafından gerçekleştirilmektedir.
Kat karşılığı inşaat işinden farklı olarak arsa karşılığı gelir paylaşımı esasına dayalı inşaat işlerinde, inşa edilen bağımsız bölümler yerine bunların satış hâsılatı paylaşılmaktadır. Buna göre; arsa sahibine hâsılattan verilen pay, müteahhide teslim edilen arsanın karşılığıdır. Bu teslim nedeniyle arsa sahibi tarafından arsa satış bedeli olarak müteahhide bir fatura düzenlenmesi gerekmektedir. İnşaat devam ederken “satış vaadi sözleşmesi” ile satışlar yapılmaktadır.
V- SONUÇ
Arsa karşılığı hâsılat paylaşımı yöntemi ve gerek kat karşılığı inşaat işleri ve kooperatifler tarafından müteahhitlere yaptırılan ya da kooperatif eliyle yapılan inşaat işlerinde sorumluluk ve yükümlülüklerin mal edilmesi açısından işverenlik sıfatının tespiti büyük önem arz etmektedir.
Arsa karşılığı hâsılat paylaşımı yönteminde, arsa mülkiyeti iş bitinceye kadar sözleşme ile arsa sahibi üzerinde kalmakla birlikte, işin fiili olarak yürütümünden sorumlu olan yüklenici adına, kat karşılığı ve anahtar teslim suretiyle yapılan münferit ya da kooperatiflerin yaptırdıkları müşterek inşaat işlerinde inşaat işini fiili olarak yapan yüklenici adına ve yapı kooperatifleri eliyle yapılan inşaat işlerinde kooperatif adına sosyal güvenlik nezdinde dosya tescil edilmesi büyük önem arz etmektedir. Zira mülk sahibi ya da başkasına inşaat yaptıran kooperatif adına dosya tescil ettirmesi durumuyla uygulamada sıkça karşılaşılmakta, bu durumda ise, arsa malikleri bizzat işçi çalıştırmadıkları ve ikmal edilen işi yapacak maddi yeterliğe sahip olmadıkları halde büyük mali yükümlülüklerle karşılaşabilmektedirler. Bu nedenle, mülk sahipliği ile işin fiili ikmalinden doğan işverenlik durumunun karıştırılmamasının mağduriyetleri ortadan kaldıracağı kanaatindeyiz.
Kenan KOÇAK*

611 e göre ek stok beyanı ile ödenen kdv iade konusu yapılabilir mi? Yanıt:Evet Dayanak: 6111 s.yasa GT No:1 VII-A-5

VII- STOK BEYANLARINA İLİŞKİN HÜKÜMLER

A- İŞLETMEDE MEVCUT OLDUĞU HALDE KAYITLARDA YER ALMAYAN EMTİA, MAKİNE, TEÇHİZAT VE DEMİRBAŞLARIN KAYDA ALINMASI

5- Beyan Edilerek Ödenen KDV'nin İade Konusu Yapılıp Yapılamayacağı

3065 sayılı Kanunun 29/2 ve 32 nci maddeleri uyarınca, söz konusu maddelerde belirtilen işlemler nedeniyle yüklenilen vergiler, indirim yoluyla telafi edilememeleri halinde iade konusu yapılabilmektedir.

Bu çerçevede, 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinden faydalanarak, kayıtlarda yer almayan emtia dolayısıyla hesapladıkları KDV'yi bu Tebliğin (VII/A-4) bölümünde belirtildiği şekilde beyan edip ödeyen ve bu vergiyi indirim hesaplarına intikal ettiren mükellefler tarafından, beyana konu emtianın, 3065 sayılı Kanun uygulamasında iade hakkı tanınan işlemlerde kullanılması durumunda, beyan edilerek ödenen ve indirim hesaplarına alınan söz konusu verginin yüklenilen verginin hesabında dikkate alınması ve dolayısıyla iade konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, makine, teçhizat ve demirbaşlar nedeniyle bahse konu uygulama kapsamında beyan edilerek sorumlu sıfatıyla ödenen KDV'nin indirim konusu yapılması mümkün olmadığından, bu verginin iadesi de söz konusu olmayacaktır.

19 Haziran 2011 Pazar

6111 de Mahsuplar.

6111 SAYILI KANUNA GÖRE YAPILACAK ÖDEMELER İÇİN MAHSUP İŞLEMLERİNDE DİKKAT EDİLECEK ÖNEMLİ HUSUSLAR
Bilindiği üzere 6111 sayılı Kanuna göre yapılandırılan borçlar, matrah artırımı, stok ve kasa afları ile ilgili olarak ilk taksit ve peşin ödemelerin 30/06/2011 tarihine kadar yapılması gerekmektedir.
6111 sayılı Kanunun 18/5 Maddesi aşağıdaki gibi düzenlenmiştir:

Mad.18 Başvuru ve ödeme süresi ile şekli :(5) Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine ödenmesi gereken amme alacaklarına uygulanmak üzere, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak için başvuruda bulunan ve ödenecek tutarları ilgili vergi mevzuatı gereği iade alacağından kendi borçlarına mahsuben ödemek isteyen borçluların, bu taleplerinin yerine getirilebilmesi için başvuru ve/veya taksit süresi içinde ilgili mevzuatın öngördüğü bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz olarak ibraz etmeleri şarttır. Bu takdirde, ilgili mevzuatın borçlunun mahsup talebine esas aldığı tarih itibarıyla bu Kanuna göre ödenecek tutara mahsup işlemleri yapılır, mahsup talebine konu tutardan daha az tutarda mahsubun yapılması halinde, mahsuben ödeme suretiyle tahsil edilemeyen tutar için borçluya bildirimde bulunularak eksik ödenen bu tutarın bir ay içerisinde ödenmesi istenilir. Bu süre içerisinde eksik ödenen tutarın, ödenmesi gerektiği tarihten ödendiği tarihe kadar gecikilen her ay ve kesri için 6183 sayılı Kanunun 51. maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte ödenmesi halinde eksik ödenen tutar için bu Kanun hükümleri ihlal edilmiş sayılmaz.”
KESİNTİ (STOPAJ)YOLU İLE ÖDEMİŞ OLDUKLARI VERGİLERDEN İADELERİNİ,GELİR/KURUMLAR VERGİSİ MATRAH ARTIRIMINDA TAHAKKUK EDEN VERGİLERDEN,MAHSUP EDEMEYECEKLER.
6111 Sayılı kanunun 6/ 8. maddesi ise aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.
Mad. 6- Gelir ve kurumlar vergisinde matrah artırımı:(8) Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin bu madde hükmünden yararlanarak beyan ettikleri matrahları artırmaları halinde, daha önce tevkif yoluyla ödemiş oldukları vergiler, artırılan matrahlar üzerinden hesaplanan vergilerden mahsup edilmez.
6111 sayılı kanunun 18/5. maddesinde belirtilen koşullar yerine getirilmesi kaydı ile 6111 kanuna göre yapılacak ödemelerden her türlü iade alacağı mahsubu yapılabilecektir.
Ancak; GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ MATRAH ARTIMINDAN dolayı hesaplanan vergiler için 6111 Sayılı kanunun 6/ 8. maddesine göre; mükelleflerin daha önce tevkif yoluyla ödemiş oldukları vergiler, artırılan matrahlar üzerinden hesaplanan vergilerden mahsup edilemeyecektir.
Yukarıdaki maddeler ışığında;ÖRNEK:Kurumlar vergisi matrah artırımında bulunan (x) İnşaat Limited Şirketi GVK. 94/3. Maddesine göre Birden fazla yıllara yaygın inşaat işlerinden dolayı Kesinti yapılan %3 lük Vergilerinden dolayı iade edilecek vergi KURUMLAR VERGİSİ MATRAH ARTIRIMINDAN DOLAYI Tahakkuk eden vergilerden mahsup edilemeyecektir. Ancak; 6111 sayılı KDV matrah artırımından, Kasa fazlası, Ortaklardan Olan Alacaklar Affından, Kesinleşmiş Vergi Borçlarından ve Stok Affından dolayı hesaplanan vergilerinden mahsubunu isteyebileceklerdir.Yukarıdaki örnek açıklama matrah MÜKELLEFLERİ için de geçerlidir.Diğer taraftan mahsup yasağı sadece GVK 94/3. fıkrası için değil, GVK 94. maddesinin tüm fıkralarındaki kesintiler ile KVK 15 ve 30. maddelerindeki tevkifatlar içinde geçerlidir.İlimizdeki Bazı Vergi Daireleri yukarıdaki açıklamalarımız çerçevesinde yanlış mahsup taleplerini red etmektedirler.Müşterilerinizin ve sizlerin zor durumda kalmaması için mahsup taleplerinizi açıklanan hükümlere göre 30/06/2011 tarihine kadar yapınız. Kanun hükümlerine göre yanlış mahsuplarınız söz konusu ise düzeltilmesi için vergi dairelerine müracaat ediniz. Yahya ARIKAN

11 Haziran 2011 Cumartesi

LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLÜĞÜ VEYA ORTAKLIĞINDAN AYRILAN KİŞİNİN AYRILMA TARİHİNDEN SONRAKİ ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU

I- GİRİŞ

Türk Ticaret Kanunu’nun 503. maddesine göre, iki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir. Limited şirketlerde şirketi temsile yetkili kişi ya da kişiler bulunmaktadır. Limited şirket, kuruluşu itibari ile basit bir şirket türü olduğundan ve uygulamada en çok karşılaşılan şirket olma özelliği taşıdığından vergi sisteminde yer alan bazı müesseselerden haksız kazanç temin etmek için sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek gibi amaçlarla da kurulabilmektedir. Uygulamada limited şirket ortak ve müdürü olan kişilerin söz konusu şirketteki hisselerini ve müdürlük görevlerini devrettiklerine zaman zaman rastlanmaktadır.

Bu yazımızda limited şirket müdürlüğü veya ortaklığından ayrılan kişinin ayrılış tarihinden sonraki şirketin vergi borçlarından sorumluluk durumu konulu çalışmamıza yer verilmiştir.

II- LİMİTED ŞİRKET ORTAK VE TEMSİLCİLERİNE İLİŞKİN DÜZENLEMELER

A- ORTAK VE MÜDÜRLERİN LİMİTED ŞİRKETİ YÖNETME DURUMLARI

Türk Ticaret Kanunu’nun 540. maddesine göre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir, kuruluştan sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildirler ve limited şirketin temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak o hükmi şahıs adına limited şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunan hakiki şahıs limited şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir.

1- Ortak Olmayan Ancak Genel Kurul Kararı İle Belirlenen Müdürler

Türk Ticaret Kanunu’nun 541. maddesine göre; şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili, ortak olmayan kimselere de bırakılabilir. Bu gibi kimselerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümler tatbik olunur. Ortak olan müdürlere ilişkin düzenlemelere anılan Kanun’un 540. maddesinde yer verilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 542. maddesine göre ise; müdürlerin haiz oldukları temsil salahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dair olan 321. madde hükmü tatbik olunur. Anılan maddeye göre, vazifelerini ifa dolayısı ile müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket mesul olur.

2- Şirket Ortak ve Müdürlerinin Temsil ve Yetkileri

a- Şirketi Temsil Durumu

Müdürlerin temsil ve yetkileri ve bu temsil yetkilerinin sınırları Türk Ticaret Kanunu’nun 540 ve devam eden maddelerin­de düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 542. maddesine göre müdürlerin haiz oldukları temsil selahiyetinin kapsamı ve sınırlanması konusunda anonim şirketin idare meclisine dahil olan 321. madde hükmü tatbik olunur.

Müdürlerin başlıca görevi şirketi idare etmektir. Müdürler Kanun ve ana söz­leşmede belirtilen görevleri yerine getirirler. Şirketin maksat ve mevzuunu gerçekleştirebilmek için pek çok hukuki veya ti­cari işlemlerin yapılması gerekir. Şirket müdürü tarafından şirket üçüncü kişilere karşı gerektiğinde borçlandırılır veya üçün­cü kişilerden şirketi alacaklı kılacak yazılı veya sözlü anlaşmalar yapabilir.

Şirketi idare etmek her ortak için ana sözleşmede aksi belirtilmediği sürece hem bir hak hem de bir ödevdir. Ortaklar isterlerse bu haklarını idare ve temsil yetkilerini bazı ortaklara veya üçüncü şahıslara bırakabilecekleri gibi hak ve temsil yetkilerini de ayırabilirler.

Tek müdür var ise tüm temsil yetkisinin onda olması en doğal yoldur. Birden çok müdür tayin edilmiş olması halinde ise bu durumda bunların tek başlarına mı, yok­sa müştereken imza ile mi hareket edecekleri ana sözleşme ve genel kurul ka­rarlarında belirtilmiş olması gerekmektedir.

3- Limited Şirketlerde Müdürlerin Sorumluluğu

Limited şirketler ile ilgili olarak “Anonim Şirket Hükümlerine Yapılan Atıflar” başlıklı Türk Ticaret Kanunu’nun 556. maddesine göre şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesi hakkında anonim şirketin bu hususlara mütaallik hükümleri tatbik olunur.

Anılan maddede limited şirketlerde şirketin idaresine yetkili olan kimselerin sorumlulukları ve cezai müeyyideleri ile ilgili olarak anonim şirketler faslına yollama yapılmış ve buradaki hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır. Buna göre limited şirketlerdeki müdürler, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuyla aynı mesuliyet altında çalışmaktadırlar.

a- Limited Şirketlerde Müdürlerin Sorumluluktan Kurtulması Durumu

Burada limited şirket bahsinde bulunan ve anonim şirket konusuna atıf yapan Türk Ticaret Kanunu’nun 556. madde hükmünün nazara alınması gerekmektedir. Böylece limited şirketlerde müdürlerin sorumluluktan kurtulması konusunda anonim şirketlerde, yönetim kurulunun sorumluluktan kurtulması konusu ile ilgili hükümler uygulanacaktır.

III- LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLÜĞÜ VEYA ORTAKLIĞINDAN AYRILAN KİŞİNİN ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARINDAN SORUMLULUK DURUMU

A- AYRILIŞ TARİHİNDEN SONRA SORUMLULUK

Tüzel kişilerde, geçmiş dönemlere ait vergi ve buna bağlı alacakların tüzel kişiliğin varlığından alınamaması durumunda, vergi ve buna bağlı alacaklar ait oldukları dönemdeki kanuni temsilciden alınmaktadır. Ancak, şirket yönetim kurulunun (limited şirketlerde müdürlerin) çeşitli nedenlerle (istifa, azil, ölüm, görev sürelerinin sona ermesi gibi) ayrılmaları halinde, şirketin, ayrıldıkları tarihten sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu olup olmayacakları uygulamada tereddütlere yol açmaktadır (1).

Bize göre limited şirket müdür veya ortağının ayrılma tarihinden önceki dönemlere ait olan, şirketin kamuya olan borçlarından sorumluluğu devam eder. Ancak, ayrılma tarihinden sonraki tarihlere ait kamuya ait borçlardan ise temsilcinin sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir. Zira ayrılma tarihinden sonra şirket ortak veya müdürünün hukuki anlamda herhangi bir tasarruf yapma yetkisi bulunmamaktadır.

B- KONUYA İLİŞKİN YARGI KARARLARI

Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun bir Kararı’nda (2); “şirket yönetim kurulu üyeliğinden ayrılan ortağın ayrılma tarihinden sonraki vergi ve cezalardan sorumlu tutulamayacakları” ifade edilmektedir. Bu Karar’da özetle; “Yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi indiriminin kabul edilebilmesi için yasal defterlere kayıtlı olduğunun kanıtlanması yükümlülüğü, yönetim kurulundan fiilen ayrılmakla şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi konusunda yetkisi kalmayan davacıya değil faaliyeti sürmekte olan şirkete aittir.

Davacının kanuni temsilcilik sıfatının sona ermesinden sonraki şirket temsilcileri tarafından yerine getirilmesi gereken defter ve belge ibraz etme ödevinin davacı tarafından yerine getirilmediğinden bahisle yapılan tarhiyatta davacının kasıt ve ihmali bulunduğundan söz edilerek Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca şirketten alınamayan vergi ve cezalardan sorumlu tutulması hukuka uygun bulunmamaktadır.

Bu durumda davacı iddialarının 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesinde yazılı nedenlerden olan “borcun bulunmadığı” iddiası kapsamında kabulü ile ödeme emrinin iptali yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.” denilmektedir.

Kanuni temsilci değişikliğinin vergilendirme dönemi içerisinde meydana gelmesi durumunda, yeni temsilcinin sorumluluğu, içinde bulunulan dönemin başından itibaren başlar. Temsilcinin ayrıldığı tarihte, hesap döneminin kapatılması ve sorumluluğunun vergi dairesi tarafından iki temsilci itibarıyla bölünmesi söz konusu değildir. Yeni temsilci ile eski temsilci, gerektiğinde, kendi aralarında sözleşme yapabilirler. Bu sözleşmeye göre; eski temsilcinin, vergilendirme döneminin ayrıldığı tarihten önceki kısmından yeni temsilciye karşı sorumlu olması mümkün olabilmektedir (3).

Danıştay Dördüncü Daire’nin bir Kararı’nda; limited şirket adına düzenlenen ödeme emrinin şirketteki hisselerini devreden dolayısıyla ortak sıfatı taşımayan davacıya tebliğ edilmesi, bu ödeme emrinin şirkete tebliğ edilmiş sayılmasını gerektirmeyeceği gibi bu ödeme emrinde yer alan vergi ve cezalardan davacının şahsen sorumlu tutulması sonucunu doğurmayacağı belirtilmektedir (4).

Konumuz ile ilgili olması nedeni ile anonim şirket için Danıştay Dördüncü Daire tarafından verilen bir Karar’da; “Davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmasından sonra yapılan inceleme üzerine salınan vergilerin şirketten alınamamasında, bu vergilerin tahakkuk ettiği dönemde yönetim kurulu üyesi olmayan davacının tutum ve davranışının etkili olduğu söylenemeyeceği gibi bu tahakkuka karşı dava açması veya işlemden kalkan dosyayı işleme koydurarak varsa şirketin hakkının korunması da hukuken kendisine ait değildir. Davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde beyanname vermek, buna göre belirlenen vergileri zamanında ödemek gibi vergi ödevlerini yerine getirmediği ya da şirket tüzel kişiliği adına tarhiyat yapılmasına neden olan vergi ziyaının davacı tarafından yapılması gereken ödevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklandığı yolunda bir tespit de bulunmamaktadır. Şirkete ait söz konusu borçların ödenmemesinin davacının tutum ve davranışından kaynaklandığından söz edilerek davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir (5).

Danıştay Yedinci Daire’nin verdiği bir Karar ise konumuza ışık tutmaktadır. Söz konusu Karar’da; “Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri tarihten itibaren başlayacağı, seçilmeden önceki dönemler için muafiyet belgesi alınmamış olması nedeniyle salınan vergi ve kesilen cezadan, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulması mümkün değildir.” denilmektedir (6).

Konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; limited şirket ortak veya müdürlüğünden ayrılan kişinin ayrıldıktan sonraki tarihe ait şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir.

C- MUVAZAALI DURUMUN TESPİTİ HALİNDE SORUMLULUK

Muvazaa içeren eylem, gerek gerçek eylem, gerekse gizlenmiş eylem her ne kadar yasalara uygunluk göstermiş olsa bile, asıl amaç “aldatma kastı” taşıdığı için yasalara uygunluk göstermesine rağmen eylem hukuken geçersiz sayılır. Aldatma kastı taşıyan eylemlerin tümü bir ekonomik olaya dayanmaktadır (7).

6183 sayılı Kanun’un 17, 18 ve 110. maddelerinde muvazaalı durum ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, vergiye ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğundan, istifanın muvazaalı olması, diğer bir ifadeyle görünüşte istifa etmesine rağmen ilgilinin fiilen şirketi idareyi sürdürdüğünün ve vergi ödevlerinin yerine getirilmemesine yol açıldığının saptandığı gibi hallerde ilgilinin şirketin vergi borçlarından sorumlu tutulabileceği tabiidir (8).

Dolayısı ile muvazaalı durumun tespiti hailinde şirket ortak ve müdürlerinin ayrılış tarihinden sonraki şirketin vergi borçlarından sorumluluklarının devam etmesi gerektiği kanaatindeyiz.

IV- SONUÇ

Günümüz şartlarında limited şirket ortaklığından veya müdürlüğünden ayrılmalara sıkça rastlanmaktadır. Limited şirket ortak veya müdürlüğünden ayrılan kişinin ayrıldıktan sonraki tarihe ait şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir. Ancak muvazaalı durumlar bu durumun istisnasını oluşturmaktadır.


* Eskişehir Defterdarlığı, Eskişehir Vergi Dairesi Başkanı

(1) Şükrü KIZILOT, “İstifa Eden Yöneticinin Vergi Borcu Sorumluluğu”, ‘Mali Yaklaşım Köşesi’, Sabah, 18.04.1998, s. 9

(2) DVDDGK’nın, 26.11.1999 tarih ve E. 1999/131 K. 1999/505 sayılı Kararı.

(3) Vehbi KARABIYIK, “Kanuni Temsilcilerin Değişmesi Halinde Sorumluluk” Yaklaşım, Aralık 2003, Sayı: 132, s. 153-156

(4) Dn. 4. D.’nin, E. 1998/2355, K. 1999/850 sayılı Kararı.

(5) Dn. 4. D.’nin, 16.04.1993 tarih ve E. 1992/1559, K. 1993/1613 sayılı Kararı.

(6) Dn. 4. D.’nin, 19.03.1985 tarih ve E. 1984/1488 ve K. 1985/848 sayılı Kararı (Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler, Yaklaşım Yayınları, Ankara 1993, s. 1712-1714).

(7) Salih ÖZEL, “Vergi Hukukunda Muvazaa” Yaklaşım, Aralık 2005, Sayı: 156, s.195-198

(8) DVDDGK’nın, E. 1995, K. 1995/116 sayılı Kararı.


Fethi Aygün-Yaklaşım 2006 Ocak sayı 157

6111 TEŞVİK SGK GENELGESİ 2011/45



4.1- 4447 Sayılı Kanunun Geçici 10 uncu Maddesinde Yer Alan Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteğinden Yararlanma Şartları ve Süresi

4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için,

Sigortalı yönünden;

a) 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olması,

b) 18 yaşından büyük olması,

c) İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde Kurumumuza verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı olmaması,

ç) Fiilen çalışması,

İşyeri yönünden;

d) Özel sektör işverenlerine ait olması,

e) Sigortalının, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması,

f) Yasal ödeme süresi geçmiş prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması,

g) Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kurumumuza verilmesi,

ğ) Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi

Şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, yukarıda belirtilen şartlar 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılması için gerekli genel şartlar olup, sigortalının;

http://www.sgk.gov.tr/wps/wcm/connect/ca02e48047273727a9b9fd553b2c4d09/2011_45.pdf?MOD=AJPERES

4.1- 4447 Sayılı Kanunun Geçici 10 uncu Maddesinde Yer Alan Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteğinden Yararlanma Şartları ve Süresi

4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için,

Sigortalı yönünden;

a) 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olması,

b) 18 yaşından büyük olması,

c) İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde Kurumumuza verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı olmaması,

ç) Fiilen çalışması,

İşyeri yönünden;

d) Özel sektör işverenlerine ait olması,

e) Sigortalının, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması,

f) Yasal ödeme süresi geçmiş prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması,

g) Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kurumumuza verilmesi,

ğ) Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi

Şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, yukarıda belirtilen şartlar 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılması için gerekli genel şartlar olup, sigortalının;

a) Erkek olması halinde, işe giriş tarihi itibariyle 18 ila 29 yaş aralığında ya da 29 yaşından büyük olup olmadığı,

b) İşe giriş tarihi itibariyle veya çalışmakta iken; mesleki yeterlilik belgesine sahip olup olmadığı, mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi bitirip bitirmediği, Türkiye İş Kurumunca düzenlenen ii gücü yetiştirme kursunu bitirmiş olup olmadığı, işe alındığı işyerinde mesleki yeterlik veya mesleki ve teknik öğretim ya da İŞKUR kurs belgesinde belirtilen mesleklerde ya da alanlarda çalıştırılıp çalıştırılmadığı,

c) Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsiz olup olmadığı,

hususları destekten yararlanma süresini etkileyen şartlardır.


Bu Maddeye Dikkat :

4.3- Destek Kapsamına Girmeyen Sigortalılar
Söz konusu destek hükümleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalıĢanlar, aday çırak, çırak ve öğrenciler, harp malulleri ile 3713 ve 2330 sayılı kanunlara göre vazife malullüğü aylığı alanlardan yalnızca kısa vadeli sigorta kollarına tabi olanlar, yalnızca iĢsizlik sigortasına tabi olanlar, yurt dıĢında çalıĢanlar, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluĢturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıĢtırılan hükümlü ve tutuklular, Türkiye ĠĢ Kurumu tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliĢtirme ve değiĢtirme eğitimine katılan kursiyerler ve iĢ kaybı tazminatı alanlar hakkında uygulanmaz.
Dolayısıyla, 06111 kanun numarası, özel nitelikteki iĢyeri iĢverenlerince, 2-7- 12-14-19-20-21-22-23-25-28-41-42-43-44-90-91-92 no.lu belge türü seçilmek suretiyle düzenlenecek olan aylık prim ve hizmet belgeleri için seçilemeyecektir.

Özellikle bir çok işyerinde açık öğretim v.s. okuyan öğrenciler bulunmaktadır. Bu maddeye göre destekden faydalanamayacaklar.

10 Haziran 2011 Cuma

YMM veya SMMM’lerin Yetkileri Genişliyor 10.06.2011

YMM veya SMMM’ler Kendi E-Beyanname Şifreleri İle Mükelleflerinin Borçlarını Sorgulayabilecek
E-Beyanname uygulamasının en çok eleştirilen yönlerinden birisi Meslek Mensuplarının kendi şifresi ile beyannamelerini verdikleri mükelleflerinin borç sorgulama, dilekçe verme ve bilgi girişi işlemlerinin yapamamalarıydı.Meslek mensupları bu işlemleri yerine getirebilmek için mükelleflerine ayrıca bir e-beyanname şifresi aldırmakta ve bu durumda her defasında her mükelefi için yeniden giriş yapma gerekliliği ortaya çıkarıyor ve bunun yanında Gelir İdaresi Başkanlığının verdiği mükellef şifrelerini daha sonra sorgulamaması nedeniyle beyanname imzalatma yükümlülüğü bulunan mükelleflerin Meslek Mensubu kullanmadan kendi şifreleri ile beyanname göndermelerine yol açıyordu.

Gelir İdaresi Başkanlığı yaptığı düzenleme ile bu sıkıntılara son verdi.

Artık Meslek Mensupları mükellefleri tarafından vergi dairesine \\\"İNTERNET HİZMETLERİ KULLANIMINA İLİŞKİN YETKİ VERME FORMU\\\" nun verilmesini sağlayarak Meslek Mensubu E- Beyanname Şifresi ile mükelleflerinin \\\"Borç Sorgulama, Dilekçe Verme ve Bilgi Girişi\\\" işlemlerini gerçekleştirebilecektir.

Konuya İlişkin GİB açıklaması aşağıda sunulmuştur.
Yeni İnternet Vergi Dairesi ile başkasının adıma işlem yapabilmesi için neler yapmam gereklidir? Yetki Verme Nedir? Yeni İnternet Vergi Dairesi’nin özelliklerinden biri olan \\\"Başkası Adına İşlem Yapma\\\", ancak yetki verme ile mümkün olmaktadır.

Örneğin bir meslek mensubuna (SM, SMMMM) sizin adınıza işlem yapma yetkisi verdiğinizde,muhasebeciniz kendi hesabı ile sizin işlemlerinizide gerçekleştirebilecektir. Bunun için önce bir form doldurarak ne tür yetkiler vermek istediğinizi belirtmelisiniz.
Yetki Verme Formu Yetki Verme işleminin gerçekleşmesi için İnternet Hizmetleri Kullanımına İlişkin Yetki Verme Formunu doldurup bağlı olduğunuz vergi dairesine teslim etmelisiniz.Yetki formunda bulunan tüm alanların eksiksiz bir şekilde doldurulması gerekmektedir. Formda hem yetki veren hem de yetki verilen kişiye ait bilgiler istenmektedir.
Formda bulunan \\\"Vergi Kimlik Numarası\\\" alanına, T.C vatandaşı olan gerçek kişiler, T.C kimlik numaralarını yazmalıdır.
Formda bulunan \\\"Adı Soyadı / Unvanı\\\", \\\"Doğum Yeri / Tüzel Kişilerde Kanuni Merkezi\\\", \\\"Doğum Tarihi / Tüzel Kişilerde Kuruluş Tarihi\\\" alanlarına sırasıyla; gerçek kişiler ad soyad, doğum yeri, doğum tarihi bilgilerini girerken tüzel kişiler ünvan, resmi kuruluş yeri ve kuruluş tarihi bilgilerini girmelidir.Yukarıda belirtilen alanların yanısıra formdaki diğer alanlar doldurulurken yetki veren ve/veya yetki verilen kişi bir adi ortaklık şeklindeki mükellef ise bu ortaklığa ait bilgiler kullanılmalıdır.

Formun bir diğer bölümü olan \\\"Yetki Çeşidi\\\" kısmında yetki verilen kişinin, yetkiyi veren adına hangi işlemleri yapmaya yetkili olacağı belirtilmelidir. Burada en az bir kutucuğu işaretlemelisiniz. Bunun yanısıra her üç kutucuğu da işaretleyebilirsiniz. \\\"Sorgulama\\\", yetki verilen kişinin mükellef adına sadece sorgulama işlemlerini yapabilieceğini belirtmektedir. \\\"Dilekçe Verme\\\", mükellef adına \\\"Borcu Yoktur Yazısı\\\" vb. dilekçeleri almak için kullanılır. \\\"Bilgi Girişi\\\" ise mükellefe ait YMM, Belge Basım, Fatura/Çek vb. bilgilerin girilmesi ile ilgilidir.

Form eksiksiz bir şekilde doldurulup koşullar okunduktan sonra hem yetki veren hem de yetki verilen kişi tarafından imzalanmalıdır. Yeki formunu imzalayıp vergi dairesine teslim ederek formda yazılı bulunan koşulları kabul ve taahhüt etmiş olursunuz.
Yetki verme formunun teslim edilmesinin ardından yetki verilen kişi başkası adına işlem yapmaya başlayabilir.

Başkası Adına İşlem Yapma Kendisine, başkası adına işlem yapma yetkisi verilen kişi, İnternet Vergi Dairesinde kendi hesabına giriş yaptıktan sonra kolayca adına işlem yaptığı mükellefi değiştirebilir. Bunun için kendi hesabını kapatıp yeniden başka bir hesapla giriş yapmak zorunda kalmaz.Eğer başkası adına işlem yapma yetkiniz varsa İnternet Vergi Dairesine giriş yaptıktan sonra sağ tarafta giriş bilgilerinizin göründüğü kısımda \\\"Değiştir\\\" düğmesi belirir.

Ortaklar Cari Hesabının Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Müessesesi ile İlişkisi ( Naif ADAR )

MSUGT uyarınca bilançonun aktifinde yer alan 131 ve 231- Ortaklardan Alacaklar, pasifinde yer alan 331 ve 431- Ortaklara Borçlar hesaplarını THP’ndaki açıklama ve işleyişine uygun olarak muhasebeleştiren kurumlar vergisi mükellefleri doğal olarak “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç” veya “örtülü sermaye” konusuna doğrudan muhatap olabileceklerdir.Çünkü adı geçen hesaplar temettü ödemeleri hariç işletmeden ortaklara veya ortaklardan işletmeye ödünç verme ve benzeri işlemlerde kullanılmaktadır ki bu durumda KVK 12ve 13.md gereği örtülü sermaye ve transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç müesseseleri gündeme gelir.

Bu konu özellikle sisteme halen uyamayan ve ortaklar cari hesaplarını eski alışkanlık çerçevesinde çalıştırmaya devam eden sermaye şirketleri açısından incelenecektir. Eski K.V.K.’nın uygulandığı dönemde yargıya intikal eden bir uyuşmazlık sonucu verilen aşağıdaki karar, örtülü kazanç müessesesi ile ortaklar cari hesabı ilişkisinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

1-“Ortaklar cari hesabının “kasa” gibi kullanıldığı, gider ödemeleri ile yapılan tahsilatın bu hesapta izlendiği,tahsil edilen ihracat bedeli,destekleme primi vb. paraların, yapılan ürün ödemelerine ilişkin giderlerin bu hesapta muhasebeleştirildiği ve işletmeye ait nakit giriş ve çıkışlarının ortaklar cari hesabında izlendiği, bu hesaba yapılan tüm kayıtların işletme ile ilgili olduğunun anlaşıldığı,bu durumda ortaklarına ödünç para verilmediğinden, faizden söz edilemeyeceği, hesap işleyişinin mahiyeti araştırılmadan, salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı ve bu hesaptan ortaklara ödünç para verildiği varsayımı ile saptanan matrah farkı üzerinden davacı şirket adına yapılan cezalı tarhiyatta yasal isabet görülmediği”gerekçesi ile kabul ederek cezalı tarhiyatı terkin eden Adana Birinci Vergi Mahkemesi’nin 24.06.1993 tarih ve E.1993/27, K.1993/757 sayılı Kararı’nın Vergi Dairesince bozulması istemi ile yapılan temyiz başvurusu üzerine ise Danıştay’ın 3. Dairesi aynı gerekçe ve nedenlerle Vergi Mahkemesi Kararını uygun görmüş temyiz istemini reddederek Vergi Mahkemesi Kararını oybirliği ile onamıştır.

2- Yargıya intikal eden, başka bir uyuşmazlık konusunda da kararın gerekçesi aynı mahiyettedir. Buna göre; “Hesap işleyişinin gerçek mahiyeti araştırılmadan salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı ve bu hesaptan ortaklara ödünç para verildiği varsayımı ile saptanan matrah farkı üzerinden davacı şirket adına yapılan cezalı vergilemede yasal uyarlık görülmemiştir”gerekçesi ile cezalı tarhiyatı terkin eden Adana Birinci Vergi Mahkemesi’nin 22.06.1993 tarih ve E.1993/29, K.1993/720 sayılı Kararı’nın Vergi Dairesince bozulması istemi ile yapılan temyiz başvurusu üzerine, nihai Kararda Danıştay 3. Dairesi aynı gerekçe ve nedenlerle Vergi Mahkemesi Kararı’nı uygun görmüş temyiz istemini reddederek Vergi Mahkemesi Kararı’nı oybirliği ile onamıştır.[2]

3-Son olarak Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından verilen yeni tarihli bir karar ise şöyledir;[3]“Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendi uyarınca istemin kabulünü gerektirecek nitelikte bulunduğundan, yükümlü karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 27.2.2004 günlü ve E:2003/292, K:2004/20 sayılı kararı kaldırıldıktan sonra yükümlü şirketin temyiz istemi incelendi:Dosyanın incelenmesinden, inşaat taahhüt işiyle uğraşan davacı şirketin, ortağa aktarılan paranın iş avansı niteliğinde olduğu ve işletmede kullanıldığı, bu hesabın kapatılmamasının belgesi temin edilemeyen mal ve hizmet alışından kaynaklandığı, şirketin yapımını üstlendiği konut yapı kooperatifinin bir kısım işlerinin taşerona verildiğinden paranın bir bölümünün buraya aktarıldığı, hakediş belgelerinde yazılı olan bir çok emtia ve hizmetin, belgesinin olmaması nedeniyle, kooperatif kayıtlarında giriş kaydının bulunmadığı, taahhüt edilen 210 konut ile sosyal tesisin sıhhı tesisat, asansör ve elektrik tesisatları yapıldığı halde yasal kayıtlarda işçilik gideri ve hizmet alımı gözükmediği, şirketin 26.11.1998 tarihinde düzenlediği hakediş bedelleri tutarı 413 milyar lira olmasına karşın, bu işlerle ilgili hizmet üretim maliyetinin 164 milyar lira olduğu, bu hususların şirketin defter ve belgelerinde inşaat işiyle ilgili olarak yer alan mal ve hizmet alımları ile kooperatife tanzim edilen hakediş belgelerinin kıyaslanmasıyla görüleceğini ileri sürerek dava açtığı anlaşılmaktadır. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında şirketin kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler, idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarla ödünç para alması veya vermesi halinde kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı kurala bağlanmıştır.Maddede tanımı yapılan örtülü kazanç dağıtımından söz edilebilmesi için ortağa kaynak aktarılması yeterli olmayıp, bu kaynağın hangi amaçla aktarılmış olduğunun ve ortak tarafından ne şekilde kullanıldığının, örtülü kazanç dağıtımının amaçlanıp amaçlanmadığının belirlenmiş olması gereklidir. Olayda ise, dosyada mevcut inceleme raporunda, şirketten alınan paraların şirketin işlerinde değil, ortağın özel ihtiyaçlarında kullanıldığı yönünde bir tespit bulunmamaktadır.Bu durumda, davacı şirket iddiaları ile defter ve belgeler ve hakediş raporları karşılaştırılarak, ortağa yapılan ödemelerin iş avansı olup olmadığı, bunların sipariş avansı hesabında izlenip izlenmediği hususlarının belirlenmesi ve hakediş ödemeleri ile yapılan işlerin boyutu gözönüne alınarak, ortağa aktarılan paranın şirket işlerinde kullanılıp kullanılmadığının yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile saptanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, vergi asılları ve bunlara bağlı cezalar yönünden davayı reddeden vergi mahkemesi ısrar kararı hukuka uygun görülmemiştir. Bu nedenlerle, yükümlünün temyiz isteminin kabulü ile Ordu Vergi Mahkemesinin 28.4.2003 günlü ve E:2003/123, K:2003/196 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 1.10.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.”

Yukarıda özetlerine yer verilen yargı kararlarından anlaşılacağı üzere, ortaklar cari hesabının örtülü kazanç müessesesi kapsamında değerlendirilebilmesi için hesap işleyişinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerekmektedir. Ortaklar cari hesabına yapılan tüm kayıtların işletme ile ilgili olduğunun anlaşıldığı durumlarda,salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı gerekçesiyle örtülü kazanç değerlendirmesi yapılması mümkün değildir.Cem Tekin 10/6/2011

8 Haziran 2011 Çarşamba

SGK’nın yeni tuzağına dikkat-Ali Tezel.


Şirket ortağısınız ama geçmişten beridir devam ede gelen SSK sigortalısı olduğunuz için Bağ-Kur’a prim ödemiyorsunuz.Bu arada SSK emekliliğiniz gelmiş,emekli olmak için ayın ortasında işten çıkıp SSK’ya dilekçe verdiniz,işte tuzak burada başlıyor,SSK’dan Bağ-Kur borcunuz var diye emekli etmiyorlar.Edilenleri de şimdi faiziyle beraber geri istiyorlar…

“1994 yılından beridir şirket ortağıyım ama hayatımda hiç Bağ-Kur’lu olmadım. Ancak, 1989 yılından beridir de çeşitli şirketlerde SSK’lı çalışmalarım vardı. Buna uygun olarak da 13 Nisan 2009 günü işten çıktım ve 15 Nisan 2009 günü SSK’ya emeklilik dilekçesi verdim. Beni SSK’dan emekli ettiler her ay aylığımı alırken bu ay emekli aylığımı kestiler ve bana 89 milyar lira borç çıkardılar. Bana ödedikleri tüm aylıkları istiyorlar. Ayrıca beni 14 Nisan 2009 gününden beridir Bağ-Kur’lusun Bağ-Kur prim borcun da var diyorlar. Şimdi ne yapma gerekir?” SGKnın yeni bulduğu tuzaklardan biri bu.Konunun 2 detayı var birincisi, çalışma süreleri içinde hem Bağ-Kur hizmet süresi hem de Bağ-Kur’a borcu olanlardan SSK’dan emekli olmayı düşünenler,uygulama değişikliği nedeniyle sakın Bağ-Kur borcunu ödemeden emeklilik için dilekçe vermeyiniz.Bağ-Kur borcu ödeninceye kadar aylığınız bağlanmaz ve birikmeye başlamaz.İkincisi ise SSK’dan emeklilik için işten ayrılmayı ayın sonu günü yapılmazsa tıpkı sizin gibi olurlar.

***SSK’dan ayın son günü çıksanız sorun olmazdı.Siz şirket ortağısınız aslında Bağ-Kur’lu olmanız lazım ama SSK sigortalılığınız devam ettiği için Bağ-Kur, SSK devam ettiği sürece devreye girmiyor. Siz ise 13 Nisan 2009 günü işten ayrılmışsınız ve 15 Nisan 2009 günü SSK’ya emeklilik dilekçesi vermişsiniz ama işten çıkışınızın ertesi günü olan 14 Nisan 2009 günü Bağ-Kur devreye girmiş.SSK emekliliği ise emeklilik dilekçesi verdiğiniz günü takip eden aybaşı olan 01.05.2009 günü başlayacaktı.

***17 günlük Bağ-Kur borcu olmuş 2 yıldan beri aldığınız SSK emekli aylıklarının kesilmesine sebep olan 2009 yılı Nisan ayında ortaya çıkan 17 günlük Bağ-Kur prim borcudur.Emekli olduğunuz 1 Mayıs 2009 günü itibariyle size 17 günlük Bağ-Kur prim borcunuz var diye ödediklerini geri istiyorlar ve 2 yıllık süreden beridir de sizi Bağ-Kur’lu sayıyorlar.

***1 Ekim 2008’den önce Bağ-Kur borcunun önemi yoktu 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye kadar farklı bir uygulama vardı. Yani, hem Bağ-Kur (1479 veya 2926 sayılı Bağ-Kur Kanunları) hem de 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gereğince çalışmaları olup da en son SSK’dan emekli olmak isteyenlerin, Bağ-Kur’a borcu olup olmadığının hiçbir önemi yoktu.

Örneğin; 20 yıl yani 7200 gün Bağ-Kur hizmetinden sonra 3,5 yıl yani 1260 gün SSK’lı çalıştıktan sonra,Bağ-Kur’a yüklüce bir borcu olduğu halde SSK’ya emeklilik dilekçesi verenlerin Bağ-Kur’a borcu olup olmamasının önemi yoktu.

Emeklilik dilekçesinden sonra SSK, Bağ-Kur’a hizmetleri birleştirmek için yazı gönderiyor, Bağ-Kur borç ödeninceye kadar hizmetleri SSK’ya bildirmiyordu ama 1 yıl sonra dahi olsa borç ödendikten Bağ-Kur, SSK’ya hizmet bildirince ilgili kişinin ilk kez SSK’ya dilekçe verdiği andan itibaren emekli aylıkları birikiyordu.Yani, Bağ-Kur’a borcunuz ödeninceye kadar işlemler duruyor ama borç ödendikten sonra SSK emekli aylığınız ilk müracaat ettiğiniz günden başlatılıyordu.Yeni uygulama Kanunsuz bir şekilde Bağ-Kur borcunun ödendiği tarihi baz alıyor…
1 Ekim 2008 günü (506, 1479, 2925, 2926 sayılı Kanunlarında yerine) yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunu’nda bu tür bir ibare yok iken SGK tarafından hazırlanan ve 28 Ağustos 2008 günü Resmi Gazetede yayınlanıp, 1 Ekim 2008 gününden geçerli olan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği (SSİY) gereğince uygulama tamamen değiştirildi.SSİY’nin 61.md 2.fk gereğince, “(2) Kanunun 4.md 1.fk nın (b) bendi kapsamında geçen hizmetlerle birlikte Kanunun 4.md 1 fk (a) ve (c) bentleri kapsamında aylık bağlanacağı durumlarda, Kanunun 4.md 1.fk nın (b) bendi kapsamında geçen hizmetler, prim ve prime ilişkin her türlü borçların ödendiği tarih itibarıyla geçerli sayılır ve aylık bu tarihi takip eden ay başından itibaren başlar.” denildi.Yani, eskiden Bağ-Kur (4/b) hizmetiniz var ve sonrasında SSK’da daha çok hizmetiniz oldu ve SSK’dan emekli olmak için dilekçenizi verdiniz ama Bağ-Kur’a borcunuz olup olmadığını da bilmiyorsunuz. Eğer emekli aylığınızın başına bir şey gelmesin diyorsanız SSK’ya emekli aylığı dilekçesini verdikten hemen sonra koşa koşa Bağ-Kur’a gidip borcunuz olup olmadığını ağızla değil dilekçeyle sorunuz. Borcunuz varsa da ödeyiniz. Sizin durumunuzda olanlar ise ya SSK’lı işten ayın sonu günü ayrılmalılar veya ayın ortasında ayrıldılarsa hemen bir aylık Bağ-Kur primi ödemelidirler.

Mahkeme ile sorun çözülür Yönetmelikler,Kanunlarda yazılı usul ve esasları daha ayrıntılı açıklamak,başvuru usul/esasları ile gerekli olan belge ve formları düzenlemek için ilgili kurum/kuruluşlarca hazırlanan mevzuatlardır. Yönetmelik Kanun’a aykırı olamaz,kanun’da düzenlenmemiş hususları düzenleyemez, yeni kural getiremez,kanun’un yasaklamadığı hususlar konusunda yasak getiremez. İşte bu nedenle de SSİY’nin yukarıdaki 61.md 2.fk sı yasaya açıkça aykırıdır. Bu nedenle de 1/10/2008 den sonra SSK’ya emeklilik dilekçesi vermiş olup da Bağ-Kur borcunuz var denilerek emeklilik talebi daha geç yerine getirilenler, birikmesi gereken emekli aylıkları konusunda İş Mahkemesinde dava açmaları gerekmektedir.
Öte yandan, benim Bağ-Kur’a borcum var ve ödeme imkanım da yok şimdi ise Bağ-Kur ve SSK hizmetlerimle SSK’dan emekli olmak istiyorum. Eskiden olduğu gibi SSK’ya emeklilik dilekçemi vereyim, emekli aylıklarım biriksin,Bağ-Kur borcunu ödemeye yetecek kadar birikince gidip bir yerlerden kısa vadeli borç alayım,Bağ-Kur borcumu ödeyip emekli olayım diyorsanız, bunun için İş Mahkemesinde dava açmanız gerekir.Siz de tarafınıza çıkarılan 17 günlük Nisan 2009 Bağ-Kur borcu nedeniyle iptal edilen emekliliğiniz için mahkemeye gidiniz.

5 Haziran 2011 Pazar

Süresi 30/6/2011de bitecek Bilanço düzeltmeleri

Süresi 30 Haziranda bitecek Bilanço kalemleri düzeltmeleri

- Kasada olmayan 31.12.2010 tarihli bilançoda görünen tutarlar, - Ortaklardan alacaklar hesabında görünen fiilen olmayan alacaklar, - Kayıtlarda yer almakla birlikte fiilen bulunmayan emtialar, - İşletmede olan kayıtlarda olmayan emtia,makine,teçhizat,demirbaşlar.

Mevcut olmayan kasa ve ortaklardan alacakların beyanı Kurumlar Vergisi mükellefleri, 31.12.2010 tarihi itibarıyla düzenledikleri bilançolarında görülmekle birlikte işletmelerinde bulunmayan kasa mevcutlarını ve ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlarını 30/6/2011 e kadar vergi dairelerine beyan etderek kayıtlarını düzeltebilecekler. Beyanda bulunan mükellefler, beyan edilen tutarlar üzerinden % 3 oranında vergi hesaplayacak,ve beyanname verme süresi içinde ödeyecekler.

Kayıtlarda yer aldığı halde işletmede mevcut olmayan emtiaların beyanı Bu durumdaki emtea için 30/6/2011 e kadar fatura düzenlenip,tüm vergisel yükümlülükler yerine getirilerek fiili duruma uygun hale getirmeleri imkanı. Faturalanan ve yasal defterlere kaydedilen emtia ile ilgili işlemler, normal satış işlemlerinden bir farklılık arz etmemekte. Faturada emtianın tabi olduğu oranda KDV hesaplanacak ve ilgili dönem beyannamesine dahil edilecek. Satış hâsılatı yıllık Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının hesaplanmasında da dikkate alınacak.

İşletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların beyanı Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları yasal kayıtlarına intikal ettirmek suretiyle, kayıtlarını fiili duruma uygun hale getirmelerine imkân sağlandı. Teslimleri genel orana (%18) tabi makine, teçhizat ve demirbaşlar ile emtianın rayiç bedeli üzerinden %10 oranı, teslimleri indirimli orana (%1, %8) tabi makine, teçhizat ve demirbaşlar ile emtianın rayiç bedeli üzerinden ise tabi oldukları oranın yarısı esas alınmak suretiyle KDV hesaplanacak.Düzenleme, bütün Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerini kapsamakta. Uygulama kapsamına; serbest meslek erbabı, ferdi ticari işletmeler, adi ortaklıklar, kolektif şirketler, adi komandit şirketler ile sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıkları dahil bulunmakta.Beyanname ve ekindeki envanter listesi ile, en geç 30 Haziran 2011 tarihine (bu tarih dahil) kadar vergi dairesine verilecek. Tahakkuk edecek vergi de aynı süre içinde ödenecek.

Emtialar için beyan edilerek ödenen KDV'nin iadesi 30/6/2011 e kadar beyan edilip, üzerinden KDV'si ödenen emtiaların ihraç veya diğer iade hakkı tanınan işlemlerde kullanılması halinde ödenen KDV mükellefe iade konusu yapılabilecek. Kanun gereği bu imkândan faydalanan mükelleflerin vergisel olarak herhangi bir yük üzerinde kalmayacak. Emtialar için geçerli olan bu durum makine teçhizat ve demirbaşlar için ödenen KDV için söz konusu değil

4 Haziran 2011 Cumartesi

PKKK 2011/5

PKKK (para kredi koordinasyon kurulu) 2011/5 nolu Tebliğ:

-Lokanta kafeterya zinciri de kapsama alındı.

-Patent,faydalı model,endüstriyel tasarım tescili için

harcamalar sınırsız olarak kapsama alındı.

-Yurdışı mağaza açılış+kira desteği 300.000 den 500.000$ a

çıktı

-Bu işlem için danışmanlık ve mimari destek 200.000 den

400.000 $ a çıktı

-franching de 10 mağazaya kadar kirada %50 ,2 yıl ve yıllık

100.000$ a kadar destek verilecek,

-her türlü danışmanlık ,satın alınan yada kiralanan yazılım

için eğitim dahil harcamanın %50 si üst sınır 500.000$

-moda ve endüstriyel tasarımcı için %50 ve üst sınır

200.000$

-süre 5 yıl ama değerlendirmeye göre +5 yıl.

2 Haziran 2011 Perşembe

Kavramsal Çerçeve,TMS nin Anayasası.

TMS nin Anayasası: Kavramsal Çerçeve

KÇ, TMS ye göre hazırlanacak finansal tabloların tabi olacakları usul ve esasları belirler ve finansal tabloları düzenlerken karşımıza çıkan sorunla ilgili muhasebe standartlarında bir düzenleme yoksa bu soruna ilişkin çözüm üretilmesine rehberlik eder. Bu işlevleri dışında,KÇ standartların geliştirilmesinde, bağımsız denetçilerin görüş beyan etmelerinde ve finansal tablo kullanıcılarının tabloda yer alan bilgileri yorumlamasında yardımcı olur.
KÇ her işletme için tam finansal tablo seti olarak adlandırılan 5 adet finansal tablonun hazırlanmasını öngörmektedir. Bunlar; Dönem sonu finansal durum tablosu(bilanço), döneme ait gelir tablosu,döneme ait özkaynaklar değişim tablosu, döneme ait nakit akış tablosu, önemli muhasebe politikalarını özetleyen dipnotlar ile finansal tabloların ayrılmaz bir parçası olan açıklama kısımlarıdır.

KÇ, Finansal tablolarda yer alan bilgilerin işe yaraması için anlaşılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir ve karşılaştırılabilir özelliklerine sahip olması gerektiğini, bu özelliklere sahip olmayan bilgilerin Finansal tablo kullanıcılarının işine yaramayacağını belirtmektedir. KÇ de finansal tabloların düzenlenmesi ile ilgili olarak tahakkuk esası ve işletmenin sürekliliği varsayımlarına yer verilmiştir. Bu varsayımlardan Tahakkuk Esası İşlem ve olayların gerçekleştiği anda kayıt altına alınmasını, süreklilik varsayımı ise aksi bir hüküm olmadığı sürece, işletme faaliyetlerinin sonsuza dek süreceğini ifade eder.

KÇ de Bilanço olarak bildiğimiz Finansal durum tablosunu 3 ana unsura ayırmıştır. Bunlar varlık, borç ve öz kaynaklardır.KÇ de gelir tablosu iki ana unsura ayrılmıştır. Bunlar gelir ve giderdir.

Kavramsal Çerçeve,finansal tabloları oluşturan unsurların tahakkuk ettirilebilmesi için yani bilançoda gösterilebilmesi için aşağıdaki belirtilen şartları taşıması gerektiğini ifade etmektedir.
•Varlıkların, tahakkuk ettirilebilmesi için gelecekte işletmeye ekonomik yarar sağlamalı ve maliyetinin ya da değerinin güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
• Borçların tahakkuk ettirilebilmesi için, mevcut bir borcun olması ve bu borcun ödenmesi sırasında işletmenin kaynaklarında çıkış olacağının tahmin edilmesi ve maliyetinin ya da değerinin güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
•Gelirin, tahakkuk ettirilebilmesi için varlıklarda bir artış ya da borçlarda azalış nedeni ile ekonomik fayda da bir artış olması ve güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
•Giderin, tahakkuk ettirilebilmesi için varlıklarda bir azalış ya da borçlarda artış nedeni ile ekonomik fayda da bir azalış olması ve güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.

KÇ finansal tablolarda yer alacak kalemlerin parasal tutarlarının belirlenmesi için 4 ölçüm esasına yer vermiştir. Bunlar Tarihi Maliyet Cari Maliyet, Net Gerçekleşebilir Değer,Bugünkü Değerdir.

KÇ sermayeyi Finansal ve Fiziki açıdan 2 ayrı şekilde tanımlamıştır. Finansal açıdan sermaye yatırılan para veya yatırılan satın alma gücünü, Fiziki açıdan sermaye ise üretim kapasitesini ifade etmektedir.

Unutulmaması gereken bir husus KÇ de yer alan bir kural TMS da ki kuralla çelişiyorsa TMS de ki kuralın dikkate alınması gerekmektedir.


Sedat ERYÜREK
ASMMMO
Danışma Meclisi Sekreteri