| ||||||
muhasebe büromuzda karşılaştığımız sorulara hemen bulduğumuz yanıtları burada biriktiriyoruz.
| ||||||
16.09.2011 - SAKINCALI MÜKELLEF KORKUSUNDAN KURTULMAK Yeni uygulamanın adı KDV iadesi risk analiz projesi.Bu proje dayanağını KDVGT 84den almakta.Tebliğ,vergi iadeleri ile müteselsil sorumluluk ilkelerini belirtiyor.Özel ve genel esaslar olarak iki bölümü var.Olumsuz mükellef olduğu yönünde tespiti ya da raporu bulunanlar özel esaslara tabi oluyor.Diğer bir ifadeyle bu,kod listesine alınan sakıncalı mükellefler demek.Bu listelerden çıkmak başlı başına bir sorun. Örneğin yüzlerce mükelleften alışı olan bir işletme,alış yaptığı firmalardan birinin sakıncalı olması halinde kendisini de bu listede görüyor.Bu nedenle ticari itibar bozulan mükellef, listesinden çıkabilmek için çeşitli incelemelere muhatap oluyor ya da yargı süreci ile baş başa kalıyor.İşte adım adım mükelleflerin başına gelen olumsuzluklar ve korkulu rüyadan uyanmak isteyenler için izlenmesi gereken yol haritası
SAHTE BELGE DÜZENLEYEN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLAR Mal/hizmet bedelinin banka kanalıyla veya çek yoluyla ödenmesi çare olmuyor.Bu olumsuzluktan kurtulabilmek için dört önemli işlem yapılabilir.
1.Düzeltme beyannamesi verilerek söz konusu alışlara ait KDV, indirim listelerinden çıkarılabilir.
2.Düzeltme beyannamesi verilmezse,olumsuz alışlara ilişkin KDV nin 4 katı tutarında teminat verilerek genel esaslara dönüş sağlanabilir.
3.Olumsuz alış zamanaşımına uğramışsa,mükellefin müteselsil sorumluluğu bulunmamaktadır.
4.Söz konusu alışlar için KDV tevkifatı yapılmış ve vergi dairesine ödenmiş ise,tevkifat yapılan alışlardan dolayı mükellefin müteselsil sorumluluğu bulunmamaktadır.
SAHTE BELGE KULLANAN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLAR Sahte belge kullananlar listesine girenlerden mal veya hizmet alan mükelleflerin,yukarıda sıralananların yanı sıra bu alışların banka yoluyla ya da TTKdaki çeklerle yapılmış olduğunun vergi dairesine belgelendirilmesi gerekiyor. Adresinde bulunmayan veya mükelleflerden alışlar.Bu mükelleflerden alışları olan işletmeler şu 3 işlemi yapabilir.
1.Adreste bulunmama veya mükellefiyetin kapatıldığı dönemden önceki dönemler için,yani mükellefin faal olduğu dönemlerde yapılan alışlar için herhengi bir sorumluluk bulunmamaktadır.
2.İlgili dönemlerdeki sözkonusu alışlar için düzeltme beyanı verip KDV indirimlerinden çıkarılabilir
3.Düzeltme beyannamesi verilmezse ,olumsuz alışlara ilişkin KDV nin 4 katı tutarında teminat verilerek genel esaslara dönüş sağlanabilir.
DEFTER VE BELGELERİNİ İNCELEME ELEMANINA İBRAZ ETMEYEN MÜKELLEFLERDEN ALIŞLAR Bu durumda şunlar yapılmalıdır:
1.İlgili dönemlerdeki alışlar banka yoluyla ya da TTK da belirtilen çeklerle yapılmış ve belgelendirilebiliyorsa, alış yapan mükellefin müteselsil sorumluluğu yoktur.
2.Ödemeler,banka yolu ya da çekle yapılmamışsa,söz konusu alışlar için düzeltme beyannamesi vermek suretiyle KDV indirimlerinden çıkarılabilir.
3.Defter belge ibraz etmeyen mükellef hakkında olumsuzluk kalkarsa ,bu durum vergi dairesine bildirilmelidir.
Tüm bu açıklamalardan sonra bir önemli yöntem de yargı yoludur.İlgili listeden çıkmak isteyen mükellef,önce vergi dairesi müdürlüğüne başvurmalı,bu başvurunun reddi üzerine de işlemin iptali istemiyle vergi mahkemelerinde genellikle de yürütmeyi durdurma talepli dava açabilir.Olumlu sonuç almak mümkündür.Danıştay 4.Dairesinin,konuyu kişi hak ve hürriyetleri ile ilişkilendirerek mükellef lehine verdiği karar vardır. Anılan kararlarda, kod listesine alınan mükellefin,gerek vergi dairesinin gereksede ilgili hiyerarşik üst makamların,mükellefleri bu şekilde kategorize edecek yasal düzenlemeye sahip olmadıkları gibi anayasada buna izin veren bir hüküm olmadığı belirtilmiştir.Üstelik bu sınıflandırmanın,anayasa ile güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil edeceği,mükellefin kod listesinde yer alması işleminin hukuka aykırı olacağı vurgulanmıştır.Ancak bazı yargı kararlarında ise kod listelerinin hazırlayıcı idari işlemler olduğu,yasal tespitlere hızlı bir şekilde ulaşabilmek için oluşturulmuş bu listelerin icrai bir etkisinin olmadığı yönünde kararlarda verilmektedir.Yahya Arıkan
2003 yılından bugüne kadar yayımlanan 59 KDV sirküleri tek sirkülerde toplandı. Yeni yayımlanan 60 sayılı KDV sirküleriyle, daha önce yayımlanan 59 sirküler yürürlükten kaldırılmış, söz konusu sirkülerlerde yer alan açıklamalar tek sirkülerde toplanmıştır.
60 sayılı sirkülerin içeriği: Bu sirkülerinde esas olarak kaldırılanlardaki açıklamalar, ifadeleri değiştirilerek veya olduğu gibi korunarak yer almıştır.Bunun yanında sirkülerde, yeni bazı konulara ilişkin önemli açıklamalara da yer verilmiştir.Sirküler orta büyüklükteki bir kitap boyutundadır.
Sirkülerde yer alan önemli açıklamalar
- Türkiye'de yerleşik bir mükellefin, yine Türkiye'de yerleşik bir başka mükellefe yurt dışında verdiği hizmetin verginin konusuna girmediği, doktor ve avukat örneği üzerinden açıklanmıştır.Bu açıklama,Türkiye'de kdv yüklenildiği ancak hizmetin yurt dışında verildiği durumlarda, işlem hizmet ihracı sayılmadığı için yüklenilen KDV'nin iadesini ortadan kaldırması açısından önemlidir.
- Türkiye'deki bir firmanın yurt dışından ithal edeceği mallara ilişkin olarak yurt dışındaki firmalardan yurtdışında aldığı kalite kontrol ve benzeri hizmetler, hizmetten Türkiye'de yararlanıldığından, KDV'ye tabidir.
- İşin sözleşme şartlarına uygun yapılmaması, işin verilen süre içerisinde tamamlanmaması, sözleşmenin feshedilmesi gibi nedenlerle tazminat, cayma bedeli vb. adlarla yapılan cezai şart mahiyetindeki ödemeler, herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV'nin konusuna girmez.
- GV açısından gmsi olarak tanımlansada,bir işletme/müessesenin belirli bir bedel/süre dahilinde başkasının kullanımına bırakılması şeklindeki işletme hakkının kiralanması işlemleri KDV'ye tabidir. Bu çerçevede örneğin; kamu kurum ve kuruluşlarınca verilen işletme hakkı devirleri KDV'ye tabi olacaktır.
- Hasılat paylaşımı ve gelir paylaşımı gibi yöntemlerle yapılan inşaat işlerinde, bağımsız birimlerin üçüncü şahıslara satışında, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihte sadece müteahhit tarafından üçüncü şahıslara fatura düzenlenir ve faturada gösterilen toplam bedel üzerinden bağımsız birimin niteliğine göre %1 veya %18 oranında KDV hesaplanır.
- Yurtdışındaki müşteriler için ifa edilen hizmetler,hizmetin ifa edildiği dönemde, bedelin döviz olarak Türkiye'ye gelmesi beklenilmeden ihracat istisnası kapsamında beyan edilir. Bu şekilde beyan edilen işlemlerle ilgili yüklenilen ve indirim konusu yapılamayan vergilerin iadesi, hizmet bedeli döviz olarak Türkiye'ye gelmeden yerine getirilmez.
- Finansal kiralama şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilecek yatırımlarda; finansal kiralama şirketi ile yatırımcı arasında yapılan sözleşmede belirtilen sürenin sonunda, makine-teçhizatın yatırımcının mülkiyetine geçmemesi veya yatırımın teşvik belgesinde öngörüldüğü şekilde gerçekleşmemesi halinde, finansal kiralama şirketine yapılan teslim sırasında alınmayan vergi yatırımcıdan vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faiziyle birlikte tahsil edilir.
- Serbest bölge içinde gerçekleşen hizmet ifaları KDV'den istisnadır. Hizmeti ifa edenin serbest bölgede faaliyette bulunma ruhsatının olup olmamasının istisna uygulanmasına etkisi yoktur.
- Teknokentte üretilsedei,KDVK geç.20.md sinde sayılanlar dışındaki teslim ve hizmetler istisna kapsamına girmez.Dolayısıyla;oyun programları, network uygulamaları gibi yazılımlar istisna kapsamında değildir. Bu yazılımların istisna kapsamında sayılmamasının gerekçesi sirkülerde yer almamaktadır. Açıklamada yer alan "gibi" ifadesinin hangi yazılımları nitelediği de anlaşılamamaktadır. Teknokentte faaliyette bulunan bir firmanın, bölgede ürettiği yazılım programı satışı ile bu yazılımın güncelleme işi KDV'den istisnadır. Güncelleme dışında bu yazılımla için bakım/destek hizmetleri istisna kapsamında yer almaz.
- İmalatçılardan ihraç kayıtlı alınan malları ihraç edenlerin yüklendiği KDV için iade talebinde bulunabileceği KDV tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanması sonucu hesaplanan tutar ile ihraç kayıtlı teslim bedeli üzerinden hesaplanan KDV arasındaki farkı aşamaz. Bu çerçevede, ihracatçıya yapılacak azami iade tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanarak hesaplanır.
- Geçmiş dönemlere ilişkin olarak bir düzeltme beyannamesi verilmesi halinde, en son KDV beyannamesi de dâhil olmak üzere aradaki tüm KDV beyanlarının buna göre düzeltilmesi gerekir.Ancak,düzeltme beyannamesinin verildiği dönemden en son vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesine kadar, bu düzeltme neticesinde aradaki vergilendirme dönemlerinde ödenecek bir vergi çıkmaması kaydıyla,her dönem için ayrı beyannamesi verilmesine gerek yoktur. Bu tür durumlarda düzeltmenin yapıldığı vergilendirme dönemi ile en son vergilendirme dönemine ilişkin, düzeltme beyannamesi verilmesi yeterlidir.
- Finansal kiralamaya konu olup sözleşme süresi sonunda mülkiyeti kiracı şirkete geçen taşınmazların kiracı şirket tarafından satışında, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-r maddesindeki "Kurumların aktifinde iki tam yıl süreyle bulunma" koşulunun gerçekleşmesinde, taşınmazın kiracı şirket tarafından iktisap edildiği tarih esas alınır.
01.10.2008 gününden itibaren 5510 sayılı yasayla İsteğe bağlı sigortalılık mevzusunda köklü değişiklik yapılmıştı.5510 sayılı yasadan önce isteğe bağlı sigortalılık ikiye ayrılıyordu; Birincisi,506 sayılı yasanın 85.maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılık, diğeri ise 1479 sayılı Bağkur kanununun 79.maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılıktı.
5510 sayılı yasanın 50.,51., ve 52.maddeleri yukarda bahsettiğim yapıyı altüst etti ve 51.maddenin 2. Fıkrası ve son fıkrasında da belirtildiği üzere gerek Ay içerisinde 30 günden az çalışanların 30 güne tamamlayan süreleri ve gerekse İsteğe bağlı sigorta primi ödenmiş süreler, malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanmasında dikkate alınır ve bu süreler 5510 sayılı yasanın 4.maddesinin (b) bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak kabul edilir hükmü amirdi.
25.02.2011 GÜN VE 27857 SAYILI RESMİ GAZETE DE YAYIMLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİREN 13.02.2011 TARİHLİ VE 6111 SAYILI “BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İLE SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU VE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN”UN 24. VE 32.MADDELERİYLE BAZI İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILARIN STATÜLERİ 4/1(A) KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLECEK .
Bu durumda;
1-)5510 sayılı yasanın 5/g bendi değişti; Yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri (daha önce 4/1(b) bendinde değerlendirilirken) 01/10/2008 tarihinden itibaren 4.maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık olarak değerlendirilecek.
Örnek verecek olursak; Türkiye ile arasında uluslararası sözleşme imzalamış olan Almanya da inşaat işi yapan X firması çalışanları çalıştıkları süre boyunca isteğe bağlı ödemişlerse bu süreler 01/10/2008 den itibaren 4/1-(a)bendi kapsamında değerlendirilecektir.
2-)5510 sayılı yasanın 51.maddesi gereğince ay içinde 30 günden az çalışmaları nedeniyle kalan süreleri, isteğe bağlı sigortaya prim ödeyerek 30 güne tamamlayan sigortalıların isteğe bağlı hizmet sürelerinden 01/10/2008 - 24/02/2011 tarihleri arasında 4/1-(b),25/02/2011 tarihi ve sonrası 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak değerlendirilecek.
Örnek verecek olursak; X işletmesinde, ALİ ÖZBEK isimli çalışan 10 gün istirahat almış olsun. SGK hizmet bildirgesinde de 10 gün eksik gün bildirilsin. Bu 10 günlük sürenin isteğe bağlı ödenmesi halinde 10 günlük süre 4/1-(a) olarak değerlendirilecektir.
Sonuç olarak; İsteğe bağlıda kısmen eskiye dönüş yapılmıştır. Zaten işlerliği son derece sıkıntı yaratacak olan 01/10/2008 sonrası düzenlemeye kısmen son verilmiştir. Öyle sanıyoruz ki; yasanın ilgili maddelerinde yeniden düzenlemeye gidilecek ve isteğe bağlı sigortalılıkta yaratılan gereksiz kaos ortadan kaldırılacaktır.
Recep İyigün-Ali Özbek-Muhasebe TR
08.09.2011 - Yeni Türk Ticaret Kanunu'na göre kâr dağıtımı yedek akçeler Mevcut Ticaret Kanunu'muzda, esas itibariyle, sermaye şirketlerinde yıllık kâr dağıtımı bir zorunluluk olarak kabul edilmiş ve bazı hallerde kanun koyucu tarafından da kâr ve zarar hesabının alacak bakiyesinin başka bir deyişle bilançoya göre hâsıl olan kârın pay sahiplerine dağıtılması esası konmuştur. Anonim ve limitet şirketlere ortaklarca konulan sermaye payına paralel olarak, dönem sonunda dağıtılabilir safı dönem kârından veya serbest yedek akçelerden ayrılan ve her ortağa ödenecek kâr payı ortakların şirketi kurma amaçlarının ana nedenidir. Bazı indirimlerden sonra ortaya çıkan yıllık kar ortaklara dağıtılır ya da şirketin kısa ve uzun vadeli ihtiyaçları ve planlan çerçevesinde şirket bünyesinde bırakılır.
Kar dağıtımı sırasında dikkat edilmesi gereken bir konu geçmiş yıl zararlarının durumudur. Türk Ticaret Kanunu'nun 470'inci maddesinde kâr payının sadece safı kârdan ve bu amaçla ayrılmış olan yedek akçelerden dağıtılabileceği belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nda yedek akçenin de safı kardan ya da dağıtılması gereken kardan ayrılacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrılan yedek akçenin şirketin zararlarım kapamada kullanılabileceği göz önüne alındığında, bir zarar mevcut ve indirilmesi de zorunlu iken geçmiş yıl zararlarım düşmeden yedek akçe ayrılmasının her hangi bir faydası olmayacaktır. Çünkü şirketin gerçek kârı, önceki yıl zararlarından düşülmesinden sonra anlaşılabilecektir.
Yeni TTK'da kâr dağıtımı ve yedek akçeler ile ilgili hükümlerin düzenlenmesinde, eski TTK'daki hükümler esas alınmakla birlikte ekonomik ve ticari hayatın gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan yeni kurumlara ve yeni anlayış ve ilişkilere de yer verildiği anlaşılmaktadır. Yeni Türk Ticaret Kanunu'nda şirketin kar dağıtımı kadar varlığını sürdürme ve uzun dönemde ortaya çıkabilecek riskleri göz önünde tutma gerekliliği de ön plana çıkarılmıştır. Yedek akçeler ve fonlar bu çerçevede ele alınabilir. Yedek akçeler Yedek akçe genel olarak, elde edilen şirket karının dağıtılmayarak şirket bünyesinde bırakılan kısmı olarak tanımlanır. Yedek akçeler ayrılmalarını gerekli kılan kaynaklara göre üçlü bir tasnife tabi olabilir. ; - TTK hükümleri göre ayrılan yedek akçeler, - Şirket ana sözleşmesine dayanarak ayrılan yedek akçeler - Genel kurul kararıyla ayrılan yedek akçeler Yedek akçelerin kaynağı ve ayrılma esasları-Eski TTK'ya göre dağıtılabilir kâr ve yedek akçeler:Eski TTK'nın 470'inci maddesinde ortaklara dağıtılabilir karın tanımı yapılmıştır. Buna göre, kâr payı, ancak safi kârdan ve bu gaye için ayrılan yedek akçelerden dağıtılabilir şeklinde tanımlanmıştır. Öte yandan, eski TTK'nın "Anonim şirketin hesapları ile ilgili" kısmın, envanter ve bilançoya ilişkin 457'nci maddesinde, safi kazancın bilançoya göre hesap ve tespit olunacağını belirtmiştir. Dikkat edilirse, her iki yasa maddesinde farklı kâr tanımlarına yer verilmiştir. TTK'nın gerek yedek akçelerin ayrılmasına esas olacak kârda, gerekse ortaklara dağıtılacak kâr payında "safi kâr" ifadesi kullanılmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere, ortaklara dağıtılacak kâr, bilançoda görülen "safi kazançtan" farklı bir kârdır. Bu kâr da, şirket genel kurulunca onaylanan bilançoya göre saptanan kârdan, şirketin tüzel kişiliğine ilişkin ödenmesi gereken kurumlar vergisi indirildikten sonra kalan kardır. GVK'nın 94/6-b-i maddesi uyarınca, kurum bünyesinde yapılan %15 stopajın, şirketin tüzel kişiliğine ilişkin ödenen vergiler bu hesaplamada dikkate alınmaz Kesilen bu vergiler şirket ortakları ile ilgili olup, kurum sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödemektedir.Yeni TTK'ya göre dağıtılabilir kâr ve yedek akçeler:Yeni TTK'nın 507'nci maddesine göre her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre, pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış "Net Dönem Kârına" payları oranında katılma hakkına sahiptir. Eski TTK'nın 455'inci maddesine karşılık olan bu düzenlemede yer alan ibare, "Safi Kazanç" ibaresi olmakla birlikte, kar payı tanımını yapan 470'inci maddede yer alan ibare ise "Safi Kâr"dır. Safi kâr, yukarıda belirttiğimiz üzere, şirketin tüzel kişiliği ile ilgili vergiler çıktıktan sonra kalan kısımdır. Yeni TTK'da ortaklara dağıtılacak kâr payı ile ilgili kavram karmaşıklığına son verilerek, artık "Net Dönem Kârı" ortaklara dağıtılabilecek kâr olarak esas alınmıştır. Kaldı ki, TMS'ye göre, düzenlenen mali tablolarda vergi karşılığı ayrıldıktan sonra gösterilmek zorunda olunan "Net Dönem Kârı" ile söz konusu yeni düzenleme bir uyumludur. Öte yandan yeni TTK'nın 508'inci maddesinde, "Yıllık Kâr" bilançoya göre belirlenir, ifadesi kullanılmıştır. Bu düzenleme ile 507'nci madde de yer alan net dönem kârı ifadesi birlikte değerlendirildiğinde, artık ortaklara dağıtabilecek kârın "Net Dönem Kârı" olduğu, yeni TTK'da açık olarak ortaya konulmuştur. Yedek akçelerde bu tanımlamalar dikkate alınarak ayrılacaktır.Yedek akçelerin ayrılması: I- Kanuni yedek akçe: 1- Genel kanuni yedek akçe (md 519)Yedek akçelerin ayrılması ile ilgili maddenin ifadesi aşağıda olduğu gibidir. 1) Yıllık kârın %5i, ödenmiş sermayenin %20sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. 2) Birinci fıkradaki sınıra ulaşıldıktan sonra da; a) Yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan primin, çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için kullanılmamış bulunan kısmı,
b) Iskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedeli için ödenmiş olan tutardan, bunların yerine verilecek yeni senetlerin çıkarılma giderlerinin düşülmesinden sonra kalan kısmı,
c) Pay sahiplerine %5 kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın %10u genel kanuni yedek akçeye eklenir.
3) Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir.
4) İkinci fıkranın (c) bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, başlıca amacı başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında uygulanmaz.
5) Özel kanunlara tabi olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır.
Maddenin gerekçesinde, halen yürürlükte olan TTK'nın ilgili 466'ncı maddesinin ana unsurlarının korunduğu farklı yorumlara neden olan ifa yapısının değiştirildiği belirtilmektedir. Ancak eski TTKda 1'inci tertip yedek akçenin ayrılacağı baz olarak safi kâr esas alınırken yeni düzenlemede yıllık kar ifadesine yer verilmiştir. Daha çok yedek akçe ayrılması hedeflenmiştir. Ayrıca yedek akçe ayırma üst sınırı olan %50 oranının bazı da esas sermaye değil, çıkarılmış sermaye olarak değiştirilmiştir.
2- Şirketin iktisap ettiği kendi pay senetleri için ayrılan yedek akçe ve yeniden değerleme fonları(md 520) Şirketin kendi hisse senetlerine sahip olması şirketin kuruluş felsefesine çok uygun düşmese de madde ile bunun şartları belirtilmiştir. Buna göre;
l) Şirket, iktisap ettiği kendi payları için iktisap değerlerini karşılayan tutarda yedek akçe ayırır. Bu yedek akçeler, anılan paylar devredildikleri veya yok edildikleri takdirde iktisap değerlerini karşılayan tutarda çözülebilirler.
2) Yeniden değerleme fonu ile ilgili mevzuat uyarınca pasifte yer alan diğer fonlar, sermayeye dönüştürüldükleri ve yeniden değerlendirilen aktifler amorti edildikleri veya devredildikleri takdirde çözülebilirler.Öte yandan, iptal edilen hisse senetleri ile ilgili yedek akçenin ayrılmasında, yeni TTK'daki düzenleme eski düzenlemeden farklıdır. Bu farklılık; eski hükümde, iptal konusu olan hisse senetleri ile ilgili ödenmemiş kısmını, çıkarılan yeni hisse senedinin hasılatından düştükten sonra, kalan kısmın yedek akçeye ayrılması hüküm altına alınırken, yeni düzenlemede; iptal edilen hisse senetlerinin ödenmiş kısmından, yalnızca, yeni hisse senedinin ihraç giderleri düşüldükten sonra kalan kısmının yedek akçelere ayrılması öngörülmüştür.2.tertip yasal yedek akçenin ayrılmasında ise,pay sahiplerine %5 oranında 1.temettü ayrıldıktan sonra, kardan pay alacak kişilere (ortaklar/personel,işçiler vs.)dağıtılacak tutarın, %10'u ifadesi kullanılmıştır. Eski TTK'daki "1/10'u ifadesi yerine, "%10" ifadesi kullanılarak, süregelen tartışmaya son verilmiştir.
II-Şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçe 1-İhtiyari yedek akçe yerine şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçe Eski 467.md yeni hali şöyledir. Yedek akçeye yıllık kârın %5 inden fazla bir tutarın ayrılacağı ve yedek akçenin ödenmiş sermayenin %20 sini aşabileceği hakkında esas sözleşmeye hüküm konabilir. Esas sözleşme ile başka yedek akçe ayrılması da öngörülebilir,harcanma yolları ve şartları belirlenebilir.
2- Genel ve işçiler lehine yardım akçesi (md522)Eski TTK 468.md yeni haliyle güncellenerek devam etmektedir. Maddeye göre;
1) Esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri için yardım kuruluşları kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya bu amacı taşıyan kamu tüzel kişilerine verilmek üzere yedek akçe ayrılabilir.
(2)Yardım amacına özgülenen yedek akçelerin ve diğer malların şirketten ayrılması suretiyle bir vakıf veya kooperatif kurulması zorunludur. Vakıf senedinde, vakıf malvarlığının şirkete karşı bir alacaktan ibaret olacağı da öngörülebilir.
(3)Şirketin bu amaca Özgülediği yedek akçeden başka, yöneticilerden, çalışanlardan ve işçilerden aidat alınmışsa, iş ilişkisinin sonunda, vakıf senedine göre yapılan ayrımdan yararlanamadıkları takdirde çalışanlara ve işçilere hiç değilse ödedikleri tutarlar ödeme tarihinden itibaren kanuni faiziyle birlikte geri verilir.
3- Kâr payı ile yedek akçeler arasında ilgi Yeni TTK'nın 523.md göre (Eski 469);
(1) Kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payı belirlenemez.
(2) Genel kurul;
a)Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse,
b)Bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa,kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir.
(3) Esas sözleşmede hüküm bulunmasa bile, genel kurul, şirketin işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya diğer yardım ve hayır amaçlarına hizmet etmek üzere, bilanço kârından yedek akçe ayırabilir.
Getirilen düzenlemeler, işletmeleri;
TMS, (Türkiye Muhasebe Standartları),
TFRS (Türkiye Finansal Raporlama Standartları) hükümlerine uygun olarak muhasebe kayıtlarını ve tablolarını tutmak zorunda bırakmaktadır.
TMS ve TFRS uygulaması mevcut tekdüzen hesap planı çerçevesinde bir çok yenilik ve değişiklikler ile hesapların işleyişinde de değişiklikler getirmiştir.
Bu düzenlemeleri kısaca sayalım.
a. Ticari ve mali kar zarar uygulamaları değişiklikleri
b. Dönem sonu değerleme işlemlerine ait yenilikler
c. İktisadi kıymetlerin değerlemesinde vergi usul kanunu ile farklılıklar
d. TMSye göre finansal tablo düzenleme farkları
e. Tahakkuk esası ve işletmenin sürekliliği kavramları ile yeni ölçüm yöntemleri
f. Gelir tablosundaki olağan ve olağandışı kavramlarının uygulamasındaki farklılıklar
g. Vergi gideri, vergi geliri kavramları
h. Ertelenmiş vergi varlığı ve ertelenmiş vergi yükümlülüğü kavramları
i. Ticari kar, mali kar, kanunen kabul edilmeyen giderler, indirim ve istisnalar uygulamaları
j. Stoklar standardı uygulaması Gibi konularda bugün kullanılan sistemle önemli bir takım farklılıklar doğmaktadır.
Bunları ileride yazılarımızda konu etmeyi düşünüyoruz.
Ancak, uygulayıcı olan muhasebecilerin (SMMM) en kısa zamanda TFRS ve UFRS konusundaki seminerlere katılmaları ve burada belirtilen kavramları öğrenerek tatbik etmeye hazır hale gelmeleri büyük önem kazanmıştır.
Neyse, bir muhalefet yapmayı görev bilelim. Yeni Türk Ticaret Kanunu sayesinde muhasebeciler biraz daha fazla saçlarını yolacaklardır.
Bu kanunla, çözüm yolları bulunmazsa ve biz de abartırsak, dört muhasebe doğmuş olacaktır.
.
a.. Türk Ticaret Kanununa ve TMS/UFRS ye göre muhasebe ve tablolar
b. Mali mevzuata göre muhasebe ve mali tablolar
c. SPK mevzuatına göre muhasebe ve mali tablolar
d. Yabancı sermayeli kuruluşların sistemine göre muhasebe ve mali tablolar Ne diyelim.?
Gerek firmalara ve gerekse muhasebecilere hayırlı işler diyerek yazımıza devam edelim.
.
Bu düzenlemeler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda aşağıdaki maddelerde yapılmış olup uyum mecburiyeti de bulunmaktadır.
Kanun: 88 inci maddesinde -Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun yetkisini belirlemiştir. MADDE 88- (1) 64 ilâ 88inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar.
514 ilâ 528inci maddeler ile Kanunun ilgili diğer hükümleri saklıdır.
Maddenin birinci fıkrasından anlaşılmaktadır ki, gerçek ve tüzel kişilerin ticari defterlerine, küçük ve orta ölçekli işletmelere, ticaret şirketlerinin finansal tablolarıyla konsolide hesaplara ve hatta eğer gerekli görülürse esnafa bile TMS uygulanabilecektir.
Maddenin aşağıdaki ikinci fıkrasında belirtildiği üzere anonim şirketlerin hesapları ile ilgili bütün yetki de TMS.ye bırakılmıştır.
Böylece de TMS IFRS yani uluslar arası muhasebe standartları ile aynı olduğundan IFRS da ülkemizde uygulanmış olacaktır.
(2) Bu düzenlemeler, uygulamada birliği sağlamak ve finansal tablolara milletlerarası pazarlarda geçerlilik kazandırmak amacıyla, Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına tam uyumlu olacak şekilde, yalnız Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından belirlenir ve yayımlanır.
(3) Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunca, değişik ölçütteki işletmeler ve sektörler için, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları tarafından farklı düzenlemelere izin verildiği hâllerde özel ve istisnai standartlar konulabilir; bunları uygulayanlar, söz konusu durumu finansal tablo dipnotlarında açıklarlar.
TMS ile IFRS aynı olduğundan bazı işletme ve sektörler için TMS de farklı düzenlemeler yapılmasına izin verilebilse bile farklı uygulama yapanlar, bu uygulamalarını dipnotlarda belirtmelidir.
(4) Kanunlarla, belirli alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kurulmuş bulunan kurum ve kurullar, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun onayını almak şartıyla, kendi alanları için geçerli olacak standartlar ile ilgili olarak ayrıntıya ilişkin, sınırlı düzenlemeleri yapabilirler.
Yasanın 88 inci maddesinin 4. fıkrası ülkemizde bulunan bütün kurum ve kuruluşların TMS yı tatbik etmesi zorunlu olup ancak ve ancak TMS den izin almak şartıyla ufak tefek değişiklikler yapabilecektir.
Böylece ülkemizde uygulama birliği sağlanmış ve ülkemiz standartları ile dünya standartlarının aynı olması ve ülkemizin dünyaya uyumu sağlanmış olacaktır.
.
Herhangi bir yabancının okuyacağı Türk şirketinin tablosu onun ülkesinde okuyacağı tablo ile aynı olacaktır.
Hüküm bulunmayan hallerde 88 inci maddenin beşinci fıkrasında belirtildiği üzere dünyada yaygın uygulaması bulunan genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uyulacaktır.
(5) Türkiye Muhasebe Standartlarında hüküm bulunmayan hâllerde, ilgili oldukları alan dikkate alınarak, dördüncü fıkrada belirtilen ayrıntıya ilişkin düzenleme, ilgili düzenlemede de hüküm bulunmadığı takdirde milletlerarası uygulamada genel kabul gören muhasebe ilkeleri uygulanır.
Kanun, ayrıntılı ve teknik nitelikteki muhasebe ilkelerinin belirlenmesi görevini Türkiye Muhasebe Standartları kuruluna vermiş olup kurul bu yetkilerini aşağıda verdiğimiz geçici birinci maddedeki gibi kullanacaktır.
GEÇİCİ MADDE 1-
(1) Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından belirlenen Türkiye Muhasebe Standartları;
a) Türkiye Muhasebe Standartları, Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) ve yorumları ile,
b) Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Türkiye Finansal Raporlama Standartlarından (KOBİ/TFRS) oluşur.
(2) Aşağıda sayılanlar TMS/TFRS ve Yorumlarını uygulamakla yükümlüdürler:
a) Bu Kanunun 1534 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) ila (e) bendlerindeki sermaye şirketleri,
b) TMS/TFRS ve Yorumlarını uygulamayı tercih edenler.
(3) Aşağıda sayılanlar KOBİ/TFRSnı uygulamakla yükümlüdürler:
a) Bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalan ve işletme yönetiminde yer almayan işletme sahipleri, işletmeye borç verenler ve kredi derecelendirme kuruluşları gibi dış kullanıcılar için genel amaçlı finansal tablo düzenleyen işletmeler.
b) TMS/TFRSnı uygulamayı tercih eden KOBİ tanımındaki işletmelerden tekrar KOBİ/ TFRS uygulamasına dönmek isteyen işletmeler.
(4) Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu, küçük ölçekli işletmeleri KOBİ/TFRSndan kısmen veya tamamen muaf tutmaya veya bunlar için ayrı standartlar belirlemeye yetkilidir.
(5) Türkiye Muhasebe Standartları (TMS/TFRS ve Yorumları ile KOBİ/TFRS) ve kavramsal çerçevede belirlenen ilkeler bu Kanunun ticari defterlere, finansal tablolara ve raporlamaya ilişkin hükümleri ile ilgili diğer hükümlerine de uygulanır.
TMS ve TFRS uygulamalarının uygulaması ve yürürlük tarihleri TTK 1534 üncü maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. MADDE 1534- (2) Bu Kanunun Türkiye Muhasebe Standartları ile ilgili hükümlerinin yürürlüklerine aşağıdaki hükümler uygulanır.
Bu Kanun;
a) 1523 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarında tanımlanan büyük ölçekli sermaye şirketleri ile bunların konsolidasyon kapsamına giren bağlı şirketleri, iştirakleri ve şirketler toplulukları,
b) Sermaye Piyasası Kanununa göre, ihraç ettikleri sermaye piyasası araçları borsada veya teşkilatlanmış diğer bir piyasada işlem gören şirketler, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve konsolidasyon kapsamına alınan diğer işletmeler,
c) Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan bankalar ile bağlı ortaklıkları,
d) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda tanımlanan sigorta ve reasürans şirketleri,
e) 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda tanımlanan emeklilik şirketleri, bakımından 1/1/2013 tarihinde yürürlüğe girer.
(3) Küçük ve orta ölçekli sermaye şirketleri ile bu maddenin ikinci fıkrasında sayılanlar dışında kalan her ölçüdeki gerçek ve tüzel kişi tacirler için yayımlanan ve yayımlanacak olan özel Türkiye Muhasebe Standartları 1/1/2013 tarihinde yürürlüğe girer.
(4) Bu Kanunun anonim şirketlerin denetlenmesine ilişkin 397 ilâ 406 ncı maddeleri 1/1/2013 tarihinde yürürlüğe girer.
Yazımızın başından beri belirttiğimiz üzere yeni Türk Ticaret Kanunu ile artık TMS ve UFRS standartları daha öne çıkacak olup meslek mensupları bu konular üzerinde kendilerini eğitmeli ve söz konusu standartları tatbik edebilmelidirler.
Yazar : Cevdet Akçakoca / YMM