muhasebe büromuzda karşılaştığımız sorulara hemen bulduğumuz yanıtları burada biriktiriyoruz.
.
7 Aralık 2011 Çarşamba
GEÇİCİ KABUL TARİHİ
Anılan Kanun’un 2361 sayılı Kanunla değişmeden önceki şeklinde geçici kabul tarihi konusunda yeterli açıklık olmamakla birlikte Maliye Bakanlığı 30.9.1967 gün ve 85 seri no’lu GVK Genel Tebliği ile “geçici kabul tarihi” konusuna açıklık getirmiştir. Yani bugün Maliye Bakanlığında görev yapan bazı yöneticiler doğmadan önce bu konu çözümlenmiştir.
Söz konusu Genel Tebliğde geçici kabulün tatbikat şekli açıklandıktan sonra, işin durumuna göre üç farklı tarihle karşılaşıldığı ifade edilmiştir. Bunlar;
Kabulün yapıldığı tarih – Tutanak tarihi
Kabul tarihi - İtibari tarih
Tasdik tarihi’dir.
Tebliğde, yukarda sayılan muhtelif kabul tarihlerinin aynı yıl içinde olması halinde gelir vergisi yönünden bir mahsur ortaya çıkmadığına işaret edilerek; bu tarihlerin farklı yıllara rastlaması halinde, işin bitim tarihi olarak hangi tarihin esas alınacağı konusunda tereddüt yaşandığı belirtilerek, aynen şu ifadeye yer verilmiştir.
“Bu güçlüklerin ortadan kaldırılarak taahhüt işlerine ait kazançların vergilendirilmesinin sıhhatli ve tereddüdü mucip olmayacak şekilde yürütülmesi bakımından muvakkat kabulün tutanakla tevsik edildiği tarihin esas alınması uygun görülmektedir.”
Tebliğin sonunda da, “bu itibarla Gelir Vergisi Kanunu’nun 42 ve 44’ncü maddelerinde sözü edilen işin bitim tarihinden muvakkat kabulün komisyon tarafından fiilen yapıldığını tevsik eden “tutanak tarihinin” anlaşılması ve tatbikata o şekilde vehçe verilmesi icap eder.” denildikten sonra, “bundan böyle bu esas dairesinde işlem ifası rica olunmuştur.” Ancak bugünün “yöneticileri” eski üstadlarının “rica”sını kabul etmemektedirler.
B-Yapılan Değişiklikte Onay Tarihinin Esas Alınması Kabul Edilmektedir.85 no’lu Genel Tebliğdeki bu açıklamalara rağmen farklı uygulama ve görüşler ortaya çıkmış olmalı ki, Maliye Bakanlığı’nın bu görüş ve uygulaması 2361 sayılı Kanunla 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere GVK’nun 44.maddesine, “muvakkat kabulün yapıldığı yıl” ibaresi yerine “geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın düzenlendiği tarih” ibaresi eklenerek Tebliğdeki açıklamalar kanuni dayanağa kavuşturulmuştur.
1 “Geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan iş” deyiminden Bayındırlık İşleri genel Şartnamesi kapsamındaki, (2886 sayılı DİK Kapsamındaki) işleri anlamak gerekir. 1
Gelin görün ki, Tebliğden 32 yıl, kanun değişikliğinden 18 yıl geçtikten sonra Maliye Bakanlığı hiçbir gereği olmadığı halde hem Kanun hem Tebliğ yürürlükte olduğu halde, vergi dairelerine veya mükelleflere yazılan özelgelerle yerleşmiş ve doğru olan uygulamayı değiştirmiştir.
Danıştay’ın işin bitiminin geçici kabul tutanağının düzenlendiği tarih olduğuna ilişkin pek çok kararı vardır. Bu kararlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir.
Danıştay 4.Dairesinin 8.6.1977 gün ve E:1976/3104; K:1977/1892 (Ş.Kızılot, Danıştay Kararları ve Özelgeler, Cilt:1 Sy:557)
Danıştay 4.Dairesinin 12.4.1977 gün ve E:1976/67; K:1977/1003 (Ş.Kızılot, Age Cilt:1 Sy:559)
Danıştay 4.Dairesinin 5.7.1972 gün ve E:1969/5573; K:1972/4781
Danıştay 3.Dairesinin işin bitim tarihinin geçici kabul tutanağının onaylandığı tarih olduğu yönünde tespit edebildiğimiz bir kararı bulunmaktadır.2 Ancak, bu karardaki olayın özelliği dikkate alındığında, bu karardaki ifadenin süregelen uygulamayı değiştirmeye neden gösterilemeyeceği görüşündeyiz.
Maliye Bakanlığı’nca verilen bir özelgede Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinde “Geçici kabul tutanağı, muayene ve kabul işlerine ilişkin yönetmelik gereğince, idarece onaylandıktan sonra geçerli olur.” denildiğinden bahisle, Gelir Vergisi Kanunu’nun 42.maddesi kapsamına giren inşaat ve onarma işlerinde işin bitim tarihi olarak geçici kabulün fiilen yapıldığını tevsik eden geçici kabul tutanağının düzenlendiği tarih esas alınacaktır. Ancak, geçici kabul tutanağı idarece onaylanmadığı sürece işin bitim tarihini tevsik eden belge olarak kabul edilmesi mümkün olmayacağından, bu durumda onay tarihi itibariyle işin bittiğinin kabul edilmesi gerekir.”3
Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi 20.6.1936 gün ve 2/4869 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yayınlanmıştır. Bu Şartnamenin 36.maddesi ile 1984 yılında değiştirilen 29.8.1984 tarih ve 84/8520 sayılı Şartnamenin 41.maddesi arasında anlam yönünden hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
Kanun hükmü bir kararnameye feda edilemez. Kaldı ki, 44.madde hükmü özel bir hükümdür.
Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi 85 no’lu Tebliğ yayınlandığı tarihte de yürürlükteydi. Tebliğde bu ifadeye yer verilmiş olup, bu yeni bir durum değildir. 44.maddenin lafzı açıktır. Lafzın açık olduğu yerde başka gerekçe, dayanak aramanın hiç bir anlamı yoktur.4
Yılların Maliyecisi ve Vergi Hukukçusu Sayın Yılmaz Özbalcı’da, “geçici kabulün tutanak düzenleme tarihinde yapılmış sayılacağı vergi idaresince öteden beri kabul edilmektedir. 44.maddede yapılan değişiklikle bu husus aynı zamanda Kanun hükmüne bağlanmıştır.” değerlemesinde bulunmuştur.5 Anılan kitabın son baskısında ise, idari
2 Danıştay 3.Dairesinin 21.5.1992 gün ve E:1991/2621 ; K:1992/1825 sayılı kararı. (Ş.Kızılot, Age Cilt:1 Sy:553)
3 Maliye Bakanlığı’nın 01.11.1996 gün ve GEL.050/5026-3/51475 sayılı özelge. (Ş.Kızılot, Age. Cilt:4 Sy:133)
4 Kanunun açık lafzı karşısında gerekçesindeki “tasdik tarihi” ibaresinin bir geçerliliği olamaz.
5 Yılmaz ÖZBALCI GVK Yorum ve Açıklamalar – 1984 Sy:302
yorumla çözülebilecek hususların, bu çerçevede çözüme bağlandıktan sonra, ayrıca Kanun hükmüne bağlanmasını mali geleneğimizde yerleşmiş tutumdan kaynaklandığı yorumunu yapmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, bazı hallerde Kanun da yeterli olmuyor.
Vergi uygulaması yönünden önemli olan işin büyük ölçüde tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Uygulamada geçici kabul tutanağı ilgili ita amiri tarafından ayrıca onaylanmaktadır. Onay tarihindeki gecikme işin vergisel boyutunun yeterince bilinememesinden veya idari prosedürden kaynaklanmaktadır. Onay tarihinin sonraki tarihi taşıması işin teknik veya fiili durumuyla ilgili değildir. Esasen “geçici kabul” adından da anlaşılacağı üzere bir “kabullenme”dir. İşin kesin bitirildiği anlamına gelmemektedir. Bilindiği gibi geçici kabul işin %95’inin tamamlandığının tespiti üzerine yapılabilmektedir.
C-İşin Bitiminin Geciktirilmesinin Maliye ve Mükellef Açısından Sakıncaları
1-Maliye Yönünden Yukarda da belirtildiği gibi tutanak tarihi ile onay tarihinin aynı takvim yılı içinde olması vergi uygulaması yönünden önem arz etmemektedir. Onay tarihinin ertesi yıla sarkması halinde, Maliye’nin yeni anlayışına göre, söz konusu işten elde edilen kazanç bir yıl sonra beyan edileceğinden, ödenmesi gereken vergi bir yıl geç ödenmiş olacaktır. Bu durum açıkça Devletin aleyhinedir. Kurumlardan kar payı alan gerçek kişiler de temettü beyannamelerini en az 1 yıl geç verecekleri için Devletin alacağı gecikmektedir.
2-Mükellef Yönünden Bilindiği gibi yıllara yaygın inşaat ve onarma işlerinde iş sona ermeden yani geçici kabul yapılmadan işten elde edilen kar veya zararın çıkartılması gerek Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğine göre gerekse GVK’nun 42-44.maddelerine göre mümkün değildir. Örneğin kar eden bir şirket söz konusu karı bilançosuna aktaramadığı için ortaklarına kar dağıtımı yapamamaktadır. Hukuken kar dağıtamayan şirketten ortakların çekecekleri paralar, bu defa Maliye denetim elemanlarınca “örtülü kazanç dağıtımı” gerekçesiyle cezalı işleme tabi tutula bilmektedir.
Diğer yandan şirket karlı olduğu halde bu durum bilançosuna yansıtılamadığı için bilanço gerçek durumu yansıtmamakta, özsermaye oranı düşük hesaplandığı için mükellef bazı ihalelere girememektedir.
Şirketin söz konusu işten zarar ettiği varsayıldığında da mükellefin hakedişlerinden kesilen vergileri iade alması bir yıl geriye kalmış olmaktadır. Böyle bir durumda zarar eden şirket telafisi imkansız bir durumla karşılaşmış olmaktadır.
D-Geçici Kabul Tutanağının Düzenlendiği Tarihten Sonra Ödenen Hakediş Bedellerinden Kesilen Vergilerin Durumu Yıllara yaygın inşaat işi ile uğraşan mükelleflerin son yıllarda yaşadığı diğer bir olumsuz durum da, bazı kamu kurumları ve Belediyeler tarafından geçici kabul tutanağının düzenlendiği tarihten sonra yapılan hakediş ödemelerinden de GVK’nun 94/3.maddesine göre vergi kesintisi yapmalarıdır.
GVK’nun 44.maddesinin 2.fıkrasında, “bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın karı veya zararının tespitinde dikkate alınır.” hükmü yer aldığı halde bazı idareler konuyu yeterince bilmedikleri için yaptıkları ödemelerden kesinti yapmaya devam etmektedirler.
Bazı vergi daireleri bu gibi durumlarda geçici kabul tarihinden sonra yapılan vergi kesintilerinin mükellefin vergi borcuna mahsubunu kabul etmemektedir. Mükellefe kesintiyi yapan ilgili idareden kesilen parayı iade alması önerilmektedir. Oysa kesilen vergi Devletin kasasına girmiştir. Maliye Bakanlığı’nın bu konu hakkında istikrarlı bir görüşe sahip olmadığı görülmektedir.
“Mükellef şirketin bir sonraki dönem karı olarak beyan edebileceği kazancını kendi iradesiyle 1995 yılı Nisan ayında beyan etmesi, vergilendirme yönünden bir farklılık yaratmayacağı ve söz konusu işlem mükellefçe de kabul gördüğünden bu konuda düzeltme yapılmasını gerektirecek bir neden görülmemektedir.”6
Ancak, başka bir mükellefin yukarda belirtilen özelgeyi emsal göstererek 9.1.1998 tarihinde geçici kabul tutanağı düzenlenen işe ait geliri 1997 yılı geliri olarak beyan eden bir mükellefe, Ankara Defterdarlığınca verilen cevapta söz konusu işe ait gelirin geçici kabul tutanağının onaylandığı yılın (1998) geliri olarak beyan edilmesi gerektiği belirtilmiştir. 7
Verilen başka bir özelgede ise,
“Kesin kabul sırasında usulsüz olarak tevkif edilen vergilerin mükellefin talebi doğrultusunda ve 169 seri no’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği çerçevesinde mahsup veya iadesi gerekir.” denilmiştir. (31.5.1996 gün ve Gel:0.51/5100-190-2336 Cilt:4 Sy:135)
Bize göre mükellefin iade talebi olmadığı sürece, gelirin erken beyan edilmesinin hiçbir sakıncası bulunmamaktadır.
Ankara Defterdarlığınca verilen başka bir özelgede ise,
“Bu itibarla, geçici kabul tutanağının düzenlenmesinden sonra işin kati kabulünü sağlamak için yapılan işler karşılığında ödenen istihkak bedelleri üzerinden yapılan tevkifatın, kesintiyi yapanın bağlı bulunduğu vergi dairesince iade edilmesi gerekmektedir.
Ancak, geçici kabul tutanağının düzenlendiği tarihten sonra yapılan işlerle ilgili istihkak bedelleri ile yıllara sair inşaat işi niteliğinde olmayan işler için yapılan ödemelerden gereksiz yere yapılan gelir vergisi kesintilerinin, mükellefçe (adına vergi tevkifatı yapılan) ilgili vergi dairesinden iadesinin talep edilmesi de mümkün bulunmaktadır.
Öte yandan, söz konusu kesintilere dayanak oluşturan istihkak bedelinin (94’üncü madde uyarınca yapılacak kesinti matrahının ) ilgili olduğu yıl için verilen kurumlar vergisi beyannamesinde beyan edilen kazancın tespitinde dikkate alınmış olması şartıyla, bu Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 23.01.1995 gün ve Gel.051/5113-10/65392 sayılı özelgesi Ş.Kızılot Danıştay Kararları ve Özelgeler Cilt:3 Sy:121
7 Ankara Defterdarlığı Vasıtasız Vergiler Gelir Müdürlüğü’nün 12.4.1999 gün ve KVK-13000-518/2988 sayılı yazısı.
vergilerin beyannamede mahsup edilecek vergiler arasında gösterilmesi halinde bunun, Vergi Usul Kanunu’nun düzeltme hükümleri çerçevesinde yapılmış bir düzeltme talebi olarak kabul edilerek beyanname tarihi itibariyle düzeltmenin yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, sözü edilen vergilerin mükelleflerin kendilerinin diğer vergi borçlarına mahsup edilmek suretiyle iadesinin yapılması da mümkün bulunmaktadır. Bu çerçevede mükelleflerin mahsup taleplerine ilişkin dilekçenin vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih itibariyle mahsup işlemi yapılmış sayılacağından, bu tarihten itibaren mahsubunu talep ettikleri vergi borçları için gecikme zammı uygulanmıyacaktır.”
Ancak bu özelgenin sonunda da, bu şekilde mahsup veya iade talep eden mükelleflerin incelemeye sevk edileceği belirtilmektedir. Oysa, GVK’nun 94/6 (b) maddesine göre yapılacak mahsuplarda inceleme yapılmayacağı 47 no’lu KVK Tebliğde açıkça belirtilmiştir.
E- SONUÇ-Maliye Bakanlığı gibi gelenekleri olan köklü bir kuruluşun kendi koyduğu kuralları ve yasayı bir kenara koyarak kişisel düşüncelerle, yasaya ve Genel Tebliğe aykırı bir uygulama içine girmesini kabul etmek mümkün değildir. Eğer 32 yıldır yürürlükte olan bir uygulama hatalı ise bunun yöntemi, hiç olmazsa konunun bir Genel Tebliğ ile açıklanmasıdır. Vergi Daireleriyle mükellefleri ve müşavirleri birbirine karşı getirmeye, hiç yoktan ortada bir karmaşa yaratmaya kimsenin hakkı olmasa gerek.
Geçici Kabulden Sonra Yapılan Ancak Geçici Kabule Kadar Olan İşlerle İlgili Ödemelerden Stopaj Yapılır mı?
GVK md 44, geçici kabul tutanağının onaylandığı tarihte yıllara yaygın inşaat ve onarım işi bitmiş olacağından, bu tarihten sonra yapılan hak ediş ödemelerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmaması gerekmektedir. Ancak Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nca verilen bir özelgede, geçici kabul tutanağının onaylandığı tarihten sonra ancak geçici kabule kadar yapılması gereken işler ile ilgili olarak bir hakediş ödemesi yapılması halinde, yapılan bu hakediş ödemesinden de gelir vergisi tevkifatı yapılacağı yönünde görüş bildirilmiştir.
GVK ’nun bu konudaki hükmü hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açıktır. Geçici kabul tutanağının idarece onaylandığı tarihte yıllara yaygın inşaat ve onarım işi bitmiştir. Bu tarihten sonra yapılan ödemelerin geçici kabule kadar yapılan işler ile bir bağlantılı olup olmadığının tespitine ilişkin bir hüküm kanunda yoktur. Kanunda yer almayan bir hususun yorum yoluyla tevkifat kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle de geçici kabul tutanağının idarece onaylandığı tarihten sonra yapılan hakediş ödemelerinin hiçbir şarta bağlı olmaksızın gelir vergisi tevkifatına tabi olmaması gerekir.
Adı geçen özelgenin ilgili bölümleri aşağıya alınmıştır.
“Öte yandan, ilgide kayıtlı dilekçeniz ve eklerinden; taahhüdünüz altında tamamlanan yıllara sari ........... işine ait geçici kabul tutanağının 28.3.2006 tarihinde onaylandığı, şirketinize onay tarihinden sonra 15.6.2006 tarihli 11 No.lu hakediş ödemesi yapıldığı ve bu ödeme üzerinden ............ tarafından gv tevkifatı yapıldığı, kv beyannamenizdeki mahsup sonucu iadesi gereken verginin borçlarınıza mahsup edilmesi talebinizin ............... Vergi Dairesi Müdürlüğü’nce “geçici kabul tarihinden sonra yapılan hakediş ödemesinden kesinti yapılmaması gerektiği” gerekçesiyle yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
Ancak yapılan hakediş ödemelerinin; geçici kabule kadar yerine getirilen işlere ilişkin olması halinde söz konusu ödeme üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan 11 no’lu hakediş icmalinin incelenmesi neticesinde 15.06.2006 tarihli hakediş ödemesinin 22.04.2005-05.05.2006 tarihleri arasında yapılan işlere ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Geçici kabul tutanağının onay tarihi 28.03.2006 tarihi olmakla birlikte söz konusu işe ilişkin geçici kabul tutanağının sonuç bölümünde eksik işler listesinde belirtilen işlerin 12.07.2006 tarihine kadar tamamlanmak üzere geçici kabulün yapılmasının komisyonca uygun görüldüğü belirtilmiştir.
Bu itibarla, söz konusu hakediş ödemesinin geçici kabule kadar yapılan işlere ilişkin olması nedeniyle söz konusu ödeme üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiğinden, yapılan kesintinin iadesinin 252 Seri No’lu Tebliğin “1-Tevkif Yoluyla Kesilen Vergilerin Mahsup ve İadesi” bölümündeki açıklamalar dikkate alınarak yerine getirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, hakediş raporları, istihkakları ödeyenleri işi üstlenen firmaya karşı borçlu durumda gösteren bir işlem olduğundan, hakediş raporlarının ita amirince onaylandığı tarihte hesaben ödemenin gerçekleştiği kabul edilmektedir.
Buna göre, tevkifatın; hakediş bedellerinin hesaben ödendiği tarih itibariyle yapılması gerekmektedir. Ayrıca, söz konusu hakediş ödemesinin döviz cinsinden yapıldığı anlaşıldığından, tevkifatın matrahının hesaben ödemenin yapıldığı tarihteki döviz alış kuru dikkate alınarak hesaplanan YTL karşılığı tutar olacağı tabiidir.” (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı B.07.1.G.İ.B.4.06.16.01/08-GVK-42-13 sayılı özelgesi) Hüseyin Yalçın
4 Aralık 2011 Pazar
Reform mu?
1956 dan beri muhasebeciyiz, 1978 den beride kararları veren benim, Özal'a kadar önemli değişiklik olmadan uygulanan vergi sistemi özalla birlikte her yıl "reforme" edildi,edile edile geçti yıllar, bir şey her yıl genellikle aralık-ocak döneminde yapılıyor ise onun adı "reform"mu olur? Her yl yapılan değişiklik, işte 2011 de kullanılan defterlerin kullanım süresi 31/12 de dolacak, yenisi hazırlıyoruz şimdi, yani bu yılın "defter reformu" yapılıyor bu ay!
İBS
GİRİŞ- Daha önce isteğe bağlı sigortalılık ile yalnızca ölüm, malullük ve yaşlılık sigorta kolları primi ödenerek uzun vadeli sigorta kollarından istifade edilmekte iken 01/10/2008 tarihinden sonra yeni sosyal güvenlik yasasının da yürürlüğe girmesiyle birlikte, isteğe bağlı sigortalılardan genel sağlık sigortası primi de zorunlu olarak kesilmeye başlanmış ve genel sağlık sigortası kapsamına alınmışlardır.
İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI OLMA ŞARTLARI VE BAŞLANGICI -İsteğe bağlı sigorta; kişilerin isteğe bağlı olarak prim ödemek suretiyle uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık sigortasına tâbi olmalarını sağlayan sigortadır.İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için Türkiye'de yasal olarak ikamet edenlerde;
a) Bu Kanuna tâbi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmamak veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte, ay içerisinde 30 günden az çalışmak veya son bir yıl içinde 360 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmamak,
b) Kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olmak,
c) 18 yaşını doldurmuş bulunmak,
d) İsteğe bağlı sigorta talep dilekçesiyle Kuruma başvuruda bulunmak,şartları aranır.
İBS,kişinin ikametgâhının bağlı bulunduğu sosyal güvenlik merkezine ikametgâh ekinde kuruma vereceği işe giriş bildirgesi ile yaptığı müracaatın Kurum kayıtlarına intikal ettiği tarihi takip eden günden itibaren başlamaktadır.İBSli olarak prim ödenen tarihlerde,4.md ye göre sigortalı olmayı gerektirecek çalışması bulunduğu tespit edilenlerin, zorunlu sigortalılıkla çakışan isteğe bağlı prim ödenen süreleri iptal edilerek, bu süreye ilişkin ödedikleri primler ilgililere iade edilir.Ancak çakışan isteğe bağlı prim ödemelerine gecikme zammı/gecikme faizi hesaplanmaz Bunun yanında mevcut bulunan zorunlu sigortalılık mevcutsa isteğe bağlı sigortalılık tescili kurumca yapılmaz.
İBS NİN SONA ERMESİ-a)İBS sini sona erdirme talebinde bulunanların, primi ödenmiş son günü takip eden günden,
b) Aylık talebinde bulunanların, aylığa hak kazanmış olmak şartıyla talep tarihinden,
c) Ölen sigortalının ölüm tarihinden,itibaren sona erer.
İBS ye devam etmekte iken aylık talebinde bulunanların sigortalılıkları, aylığa veya toptan ödemeye hak kazanılmış olmak koşulu ile talep tarihinden itibaren sona erdirilmektedir.
İBS sigortalının Kanunun 51.md 2ve3.fk. hükmü saklı kalmak kaydıyla Kanunun 4.md 1.fk a,b,c bentleri kapsamına tabi çalışmaya başladığı tarihten bir gün önce sona erdirilir.Eğer isteğe bağlı sigortalı vefat etmiş ise,ölen sigortalının prim borcu bulunmaması halinde ölüm tarihi itibariyle İsteğe bağlı sigortalılığı kurumca sona erdirilmektedir.
İBS PRİMLERİ VE ÖDENMESİ-İBS primi, 82.md ye göre belirlenen prime esas kazancın alt sınırı ile üst sınırı arasında, sigortalı tarafından belirlenen günlük kazanç ve prim ödeme gün sayısı üzerinden bulunacak kazancın % 32'sidir. Bunun % 20’si malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, % 12'si genel sağlık sigortası primidir.
İBS olanlar,bakmakla yükümlü olunan kişi olsa dahi,60.md 1.fk b bendi(bağkur) kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılır ve genel sağlık sigortası primini de ödemekle yükümlüdürler.İBS sağlıktan yararlanması için, 30 gün prim ödeme şartını yerine getirmesi akabinde sosyal güvenlik merkezi sağlık sunucusuna kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu ailesini kimlik belgeleriyle birlikte kaydettirmesi gerekmektedir. Prim günü 90 günden az ise ibs nin sona ermesinin ardından 10 gün; 90 günden fazla prim günü var ise 100 gün boyunca sağlık hizmetlerinden faydalanmak mümkündür.
Ait olduğu aydan itibaren en geç 12 ay içinde 89.md 2.fk göre hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte ödenmeyen süreler, sigortalılık süresinden sayılmaz. Bu 12 aylık süreden sonra ödenen primler 89.md 3.fk.na göre iade edilir.
İBS sı olanların zorunlu sigortalılık nedeniyle prim borcu varsa ,ibs ye tâbi ödenen primler öncelikle zorunlu sigortalılık nedeniyle Kuruma olan borçlarına mahsup edilir.
İşsizlik Sigortası Fonundan İşsizlik maaşı almakta olanların ise,ibs olamayacakları yönünde bir düzenleme olmadığından prime esas günlük kazancın % 32’si oranınca prim ödemek şartıyla ibs olmalarında bir mahsur bulunmamaktadır.www.muhasebenet.net
Yeni Sosyal Güvenlik Yasasının birçok hükmü 1.10.2008de uygulamaya konulmuştur. Ancak ilk defa sigortalı olanların emeklilik şartları 30.04.2008 tarihinden sonra işe girenler için bilindiği üzere sabitlenmiş ve bu bağlamda bu tarihten sonra işe girenlerde 4/A’lılık, 4/B’lilik,4/C’lilik ve isteğe bağlı sigortalılığın emeklilik yönünden bir farkı kalmamıştır.
Kanunun 4.md 1.fk a bendi kapsamında sigortalı olarak çalışanlardan ay içinde 30 günden az çalışan ya da tam gün çalışmaması nedeniyle ay içindeki gün sayısı 30 günden az olan sigortalılar isteğe bağlı işe giriş bildirgesinde ilgili yerleri doldurarak İsteğe bağlı sigortaya prim ödemek koşuluyla noksan sürelerini 30 güne tamamlamaları mümkündür. Söz konusu sigortalıların zorunlu sigortalı olacağı gün sayısını beyan etmeleri zorunludur. Ancak, ay içindeki zorunlu çalışma gün sayısının değişmesi halinde sigortalıların yeniden beyanda bulunmaları gerekmektedir.
İbs olmak için talepte bulunanlardan diğer Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerinde/Sosyal Güvenlik Merkezlerinde İbs dosyası olduğu tespit edilenlerin tescil işlemleri geciktirilmeden sonuçlandırılarak kurumca bilahare bu dosyaları istenerek birleştirilmesi sağlanmaktadır.
1/10/2008’den önce ilk defa işe girmiş olanların nereden ve hangi maaşla emekli olacakları konusunda son 7 yıllık sürede en çok 4A’ya mı, 4B’ye mi, 4C’ye göre mi prim ödediklerine bakılmaktadır. Bu önemli değişiklikle,1/10/2008den sonra ödenecek ibs primleri, sadece 4B’ye yani eski ismiyle Bağ-Kur’a tabi hizmet olarak sayılmaktadır.
SONUÇ-Yeni düzenleme ile ibs zorunlu olarak genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. Emekli olmak için isteğe bağlı sigorta primi ödeyen sigortalılar sağlık hizmetlerinden yararlanamadıklarından dolayı ibs olmak yerine çalışmadıkları işyerlerinde kağıt üzerinde sigortalı olarak gözükmeyi tercih etmekteydi.Bu uygulama sayesinde bu çarpıklık giderilmiş oldu. Kısmi süreli olarak veya ay içinde hastalık ve istirahat sebebiyle eksik günü bulunan sigortalılara bu süreler için borçlanma imkânı getirilmesi gibi uygulamalarla aslında kurumun eskiye nazaran sosyal güvenlik sisteminin açık yönlerini kapatma gayreti içinde olduğunu bizlere gösteriyor.İbs en dikkat çekici değişikliklerinden biri de ödenen primlerin 4/B’li olarak sayılmasıdır. Emeklilik hesabı yapan sigortalıların bu durumun farkında olarak olası prim ödemeleri ve hizmet süreleri kaybına uğramamaları için bu durumu göz önünde bulundurması gerekmektedir.
2 Aralık 2011 Cuma
Don yağının kdv oranı.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)[/CENTER]TARİH: 06.10.2008
Sayı : KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.28.8836
Konu :Don yağı tesliminde uygulanacak KDV oranı,
... A.Ş.
İlgide (…’de kayıtlı dilekçeniz … tarih ve … sayılı yazımız ile Bakanlık Makamı’na iletilmiş olup Makamlarından alınan … tarih ve … sayılı yazıda;
Başkanlığınızca ... A. Ş. 'ye hitaben tayin olunan … tarih ve … sayılı muktezanın, …yazımızdaki açıklamalar doğrultusunda düzeltilmesinin gerektiği bildirilmiştir.
Bunun üzerine alınan … yazınızda, .... A.Ş.'nin ürettiği "don yağ"ın, insan gıdası veya insan gıdası elde etmeye yönelik olmadığı veyahut insan gıdası üreten yağ ve yemek fabrikalarına satışının yapılmadığı, sabun ve kozmetik ile yem sanayinde kullanıldığı belirtilerek, bu hususlar da dikkate alınarak "don yağ"m tesliminde uygulanacak katma değer vergisi oranının yeniden değerlendirilmesi istenilmektedir.
"Don yağ"a ilişkin olarak ilgi (…yazımızda belirtilen görüşe ayrıca ilave edilecek bir husus bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, ithal ve teslimleri indirimli oranda katma değer vergisine tabi bulunan mal ve hizmetleri belirleyen Kararları birleştiren 24.12.2007 tarih ve 2007/13033 Karar ile yapılan düzenlemede de; II sayılı listenin "A" bölümünün 11. sırasındaki "15. no.lu faslında yer alan yağlardan insan gıdası olarak kullanılmaya elverişli olanlar ile bunların üretiminde kullanılmaya elverişli olan ham yağlar" ibaresi aynen korunmuştur.
Bu çerçevede "don yağ"ın kullanım ve satışının yapıldığı teslim yerine bakılmaksızın insan gıdası olarak kullanılmaya elverişli olması halinde 2007/13033 Kararın yürürlüğü olan 31.12.2007 tarihinden itibaren de II sayılı listenin "A" bölümünün 11. sırasındaki 15. fasıl kapsamında olan eşyalardan bu sırada sayılanlar arasında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ancak söz konusu "don yağ"ın insan gıdası olarak kullanılmaya elverişli olmaması halinde ise katma değer vergisi oranları ile ilgili (I) ve (II) sayılı listelerde yer almadığı göz önünde bulundurularak, genel oranda katma değer vergisine tabi tutulması gerekmektedir.” denilmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
[RIGHT]Başkan a.
Grup Müdür V.[/RIGHT]
28 Kasım 2011 Pazartesi
YTTK ya Göre Denetçilerin Atanması ve Görevden Alınması
I- GİRİŞ-İçerik ve sistematik olarak birçok yeniliği ihtiva eden YTTK’da,aş ve ltd organları yeniden organize edilmiş ve bir takım yeni düzenlemeler yapılmıştır.ETTK da şirket organlarından sayılan “Denetim Kurulu” kanuni ifadeyle murakıplık müessesi yerini uluslararası denetim standartlarına uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılması öngörülen bağımsız denetime bırakmıştır. Bağımsız denetimin serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler veya bunların ortak olduğu bağımsız denetim kuruluşları tarafından yerine getirilmesi öngörülmüştür.
Ayrıca, YTTK’da konuyla ilgili olarak, bağımsız denetimin nasıl yapılacağı, denetimin konusu ve kapsamının ne olacağı, kimlerin denetçi olabileceği, denetçilerin seçilmesi ve görevden alınmasının usulü, denetçilerin görev ve sorumlulukları, yapılan denetimin sonuçları ve etkileri gibi hususlarda düzenlemeler de yer almaktadır. Bu çalışmamızda 6102 sayılı Kanun’da büyük bir önem atfedilen bağımsız denetim kapsamındaki bağımsız denetçilerin atanması ve görevden alınması konusu üzerinde durulacaktır.
II-YTTK ya GÖRE BAĞIMSIZ DENETÇİLERİN ATANMASI-Şirketin finansal tablolarını uluslar arası denetim standartlarına uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlemekle görevli olan bağımsız denetçiler şirket genel kurulu, topluluk denetçisi ise ana şirketin genel kurulu tarafından seçilecektir (YTTK md. 399).
Şirketin denetimi aynı zamanda yönetiminin denetlenmesi anlamına geleceğinden kanun koyucu denetçinin seçilmesi görevini genel kurula vermiş ve bu görevin devredilemeyeceğini de hükme bağlamıştır (YTTK md. 408). Böylelikle yönetim kurulunun hem şirketin işlem ve faaliyetlerini yürütmesi hem de bu işlem ve faaliyetleri denetleyecek olan denetçiyi seçmesinin önüne geçilmiştir. Başka bir anlatımla, şirket faaliyetlerini yürüten organla bu faaliyetleri denetleyecek denetçiyi seçecek organı ayırmıştır.
Diğer taraftan, genel kurul toplantısından önce denetçinin seçimi konusunda bir çalışma yapılması gerekeceği açıktır. Bu kapsamda yönetim kurulu tarafından sözleşme imzalanması düşünülebilecek bağımsız denetçiler veya bağımsız denetim kuruluşları genel kurula sunulmalıdır. Zira olağanüstü haller dışında yılda 1kez toplanan genel kurulun hiçbir çalışma ve öneri olmadan denetçi seçmesi ve bu konuda karar alması beklenemez. Kanun’da bu konuda açık bir hüküm bulunmasa da söz konusu çalışmanın yönetim kurulu tarafından yerine getirilmesi gerekecektir.Pay sahiplerinin de bu konuda teklifleri varsa yönetim kurulunun önerilerinin yanında söz konusu tekliflerinde dikkate alınması ve genel kurulca bir değerlendirme yapılarak denetçi atanması uygun olacaktır.
Ayrıca, genel kurulca denetçi seçimine ilişkin yapılacak değerlendirmede ve alınacak kararda Kanunun 400. maddesinde belirtilen, denetçinin bağımsızlık şartlarını taşıyıp taşımadığı ve denetçi niteliklerine sahip olup olmadığı hususlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bağımsız denetçiyi seçme görevi genel kurulun yetkisinde olmakla birlikte yine Kanunda belirtilen özel durumlarda yönetim kurulu da denetçiyi seçebilecektir. Bu bağlamda, denetçinin fesih ihbarında bulunması durumunda yönetim kurulu geçici bir denetçi seçmek ve fesih ihbarını genel kurulun bilgisine, seçtiği denetçiyi de genel kurulun onayına sunmakla yükümlüdür. Ancak her halükarda seçilen denetçi genel kurulun onayına sunulmak zorundadır (YTTK md. 399).
Diğer taraftan, denetçilerin her faaliyet dönemi için seçilmesi gerekmektedir. Denetçinin görevini yerine getireceği faaliyet dönemi bitmeden seçilmesi şarttır. Bununla birlikte, eğer denetçi genel kurul tarafından faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar seçilememişse, yönetim kurulunun, her yönetim kurulu üyesinin veya her bir pay sahibinin istemi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince bir denetçi atanacaktır (YTTK md. 399).Seçilen denetçinin ticaret siciline tescil edilmesi ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirketin internet sitesinde ilan edilmesi gerekmektedir. Bu görev ise yönetim kuruluna verilmiştir.
III-YTTK ya GÖRE BAĞIMSIZ DENETÇİLERİN GÖREVDEN ALINMASI-Kanun’da öngörülen denetimin arzulanan amaca ulaşması, bağımsızlık ilkesinin sağlanması, keyfi davranışların önüne geçilmesi amacıyla seçilen denetçinin görevden alınmasına belirli sınırlamalar getirilmiştir. Kanun’da denetçi ile yapılan sözleşmenin devamlılığı ilke olarak kabul edilmiş, gerek şirket tarafından denetçinin görevden alınması gerekse denetçi tarafından sözleşmenin feshedilmesi istisnai bir durum olarak düzenlenmiştir.Buna göre bir önceki bölümde ayrıntılı olarak belirtildiği üzere genel kurulca atanan denetçi, ancak şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ve haklı sebeplerin varlığı halinde görevden alınabilir (YTTK md. 399).Haklı sebebin ne olduğu Kanunda açıkça belirtilmese de meslekî yetersizlik, denetçinin çalışma tarzı, şirkete zaman ayıramaması, bilgi sızdırması, taraf tutması gibi nedenler haklı sebep olarak değerlendirilebilecektir.
Belirtilen düzenleme ile Kanun denetçiye, denetim faaliyetini baskı altında bulunmadan gerçekleştirmesi, işini bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak yerine getirmesi amacıyla bir nevi güvence sistemi oluşturmuştur. Ayrıca, denetçi ile yapılan sözleşmenin ‑kural olarak- feshedilmemesi ilkesi kabul edilerek, yönetim kurulunun istemediği denetçiyi görevden uzaklaştırması olanağı ortadan kaldırılmıştır.
Burada bahsedilmesi gereken önemli bir husus da bir denetçinin görevden alınmasının, yerine yenisinin atanmış olmasına bağlı olduğudur. Yoksa denetçi azledilip daha sonra yerine yenisi atanamaz (YTTK md. 399). Mahkeme denetçinin görevden alınması yönündeki istemi değerlendirirken öncelikle haklı bir sebebin olup olmadığına bakacak ve haklı sebebin olduğuna kanaat getirirse başka bir denetçi atayacaktır. Yani mahkemenin bir denetçiyi görevden alma ve başka bir denetçiyi atama kararı, eşzamanlı olmalıdır. Başka bir deyişle, yönetim kurulu veya genel kurul, denetçi ile yapılan sözleşmeyi feshedip kendiliğinden başka bir denetçi atayamayacaktır.
Diğer taraftan, Kanun’da denetçinin görevden alınmasına ilişkin davanın kimler tarafından açılabileceği sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiştir. Buna göre denetçinin görevden alınmasına ilişkin istem, yönetim kurulu, sermeyenin yüzde onunu, halka açık şirketlerde esas veya çıkarılmış sermayenin yüzde beşini oluşturan pay sahipleri tarafından yapılabilecektir. Ancak, azlığın bu davayı açabilmesi için, denetçinin seçimine genel kurulda karşı oy vermiş, karşı oyunu tutanağa geçirtmiş ve seçimin yapıldığı genel kurul toplantısı tarihinden itibaren geriye doğru en az üç aydan beri şirketin pay sahibi sıfatını taşıyor olması şarttır.
Yukarıda belirtilen kişiler, denetçi seçiminin Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmesinden itibaren üç hafta içinde bu davayı açabilirler. Kanunda belirtilen üç haftalık dava açma süresinin hak düşürücü bir süre mi olduğu konusunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, söz konusu süre geçtikten sonra, seçilmiş olan denetçinin, denetçi niteliklerini kaybetmesi ya da bağımsızlığını zedeleyecek bir durumun gerçekleşmesi veya ortaya çıkması durumunda da açılabileceği düşünülmektedir.
IV- SONUÇ-YTTK ile ETTK’da şirket organlarından sayılan “Denetim Kurulu” yerini bağımsız denetime bırakmıştır.YTTK denetçilerin seçimi ve görevden alınmalarıyla ilgili bir takım sınırlamalar getirmiş ve şirket organlarına, pay sahiplerine ve yargı mercilerine bir takım görevler yüklemiştir.
Bu bağlamda Kanun, denetçilerin seçilmesi görevini şirket genel kuruluna vermiş ve bu görevin devredilemeyeceğini de ayrıca belirtmiştir. Yönetim kurulunun denetçiyi seçmesi hususu istisnai bir durum olarak öngörülmüş, ancak seçilen denetçinin her halükarda genel kurulun onayına sunulması zorunlu kılınmıştır. Genel kurulun denetçi seçme görevini yerine getirmemesi durumunda denetçinin mahkeme tarafından atanacağı da hükme bağlanmak suretiyle bu konudaki boşluk doldurulmaya çalışılmıştır.
Diğer taraftan, Kanun’da, denetçi ile yapılan sözleşmenin devamlılığı ilke olarak kabul edilmiş, gerek şirket tarafından denetçinin görevden alınması gerekse denetçi tarafından sözleşmenin feshedilmesi istisnai bir durum olarak düzenlenmiştir.
Buna göre, genel kurulca atanan bir denetçinin, ancak mahkeme tarafından ve haklı sebeplerin varlığı halinde görevden alınabileceği hüküm altına alınmış, bir denetçinin görevden alınabilmesi için yerine yenisinin atanmış olması şart koşulmuştur. Bu düzenleme ile Kanun denetçiye, denetim faaliyetini baskı altında bulunmadan gerçekleştirmesi, işini bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak yerine getirmesi amacıyla bir tür güvence sistemi oluşturmuştur. Yönetim kurulu veya genel kurulun, denetçi ile yapılan sözleşmeyi feshedip kendiliğinden başka bir denetçi ataması engellenmiştir.
Sonuç olarak, eski anlayış ve uygulama terk edilerek şirketler açısından denetimin önemi vurgulanmış, hali hazırdaki yeterli bilgiye sahip olup olmadığına bakılmaksızın genel kurulca rastgele denetçi seçilmesi uygulaması ve bu denetçiler tarafından hazırlanan çok kısa hiçbir muhasebe ve denetim tekniği kullanılmadan hazırlanan tahlil, inceleme, değerlendirme, analiz, öngörü ve delil içermeyen raporlama anlayışının yerine, denetimin, bu konuda yeterli bilgiye sahip, şirket organizasyonundan ayrı bağımsız denetçiler tarafından uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yerine getirilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenlemeler pay sahiplerine, yöneticilere, şirket alacaklılarına, yatırımcılara ve kamuoyuna doğru bilgilerin sunulması, mevcut durumdan hareketle alınması gereken önlemlerin belirlenmesi, doğru kararların alınması gibi olumlu etkilerinin olacağı düşünülmekle birlikte, söz konusu hükümlerin etkileri uygulamaya başlandıktan sonra netlik kazanacaktır.Hasan Tepeli-E Yaklaşım.
Herkese sağlık sigortası.
Genel Sağlık Sigortası,1/12012 de yürürlüğe girecek. Böylece yeşil kartı ve sosyal güvencesi olmayanlar da sağlık hizmetinden yararlanabilecek.Bu kişilerden ailedeki fert başına geliri asgari ücretin 1/3 den az olanların primini devlet ödeyecek. Hazine’nin üstleneceği sağlık primi ile bu kişiler, tıpkı sigortalılar gibi sağlık hizmeti alacak.Çalışırken işsiz kalanlarda bundan yararlanabilecek.
Halen işsiz kalan biri,100 gün sağlık hizmetinden yararlanabiliyor. İş bulamaması halinde 100 günden sonra sağlık hakkı sona eriyor. Yeni uygulamada başka bir geliri yoksa ya da ailenin geliri kişi başına asgari ücretin 1/3 den azsa primlerini Hazine ödeyecek. Brüt asgari ücret 837TL,1/3 ü 279TL.4 kişilik ve geliri 1,116TL’nin altında olan ailenin sağlık primini,1/1/2011 den itibaren Hazine üstlenecek.
Sosyal güvencesi olmayıp geliri asgari ücretin 1/3 ünden fazla olanlar gelirine göre kademeli olarak sadece sağlık primi ödeyip sağlık hizmeti alabilecekler.Ailedeki kişi başına geliri asgari ücretin 1/3ü ile asgari ücret arasında olanlar,33TL prim ödeyerek sağlık hizmeti alabilecek.Ailedeki kişi başına geliri asgari ücret ile asgari ücretin 2katı arasında olanlar 100TL,asgari ücretin 2 katından fazla olanlar ise 200TL ödeyip sağlık hizmeti alabilecekler.
Sosyal güvenlik mevzuatına göre,özel sigortalar hariç kişilerin sadece sağlık primi ödeyerip sağlık güvencesinden yararlanma hakkı bulunmuyor.Bu hakka kavuşabilmesi için sigortalı olması ve emeklilik primi ile sağlık primini birlikte ödemesi şart.1/1/2012 den itibaren vatandaşa yalnız sağlık primi ödeyerek sağlık güvencesinden yararlanma hakkı geliyor.Artık isteyenler gelirine göre 33-200TL arasındaki primi ödeyerek genel sağlık sigortalısı olabilecekler.Böylece diğer sigortalılar gibi sağlık güvencesine kavuşacaklar.
27 Kasım 2011 Pazar
YTTK da denetim.
YTTK 'na göre yapılacak denetim şu anda uygulanmakta olan YMM tam tasdik vergi denetimi ile SPK bağımsız dış denetimden farklı. YTTK da yapılacak bağımsız denetim, şirketin tam tasdik vergi denetimini yapan yeminli mali müşavir ile bağımsız denetimini yapan şirket yapamayacak. Bağımsız denetim yapan kişi veya kuruluşun tam bağımsızlığı ve başka bir hizmetten dolayı şirketle ilişkisi olmaması gerekir.
Eski TTK da şirketlerin denetimi uzman bilgisine sahip olması zorunlu bulunmayan murakıplar eli ile yapılmakta idi.YTTK sermaye şirketlerini, bağımsız denetleme kurumu veya yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlerin denetimine bıraktı. YTTK na göre Bağımsız Denetim 2013 yılından itibaren yürürlüğe girecek.
Kimler denetçi olamayacak –YTTK denetimde uzmanlık, bağımsızlık ve şeffaflığa büyük önem vermekte. Bu nedenle denetçinin ve denetimin vasıf ve niteliklerini büyük bir titizlikle ayrıntılı olarak düzenlemiş.Buna göre büyük ölçekli şirketlerin denetimi ile KOBİ'lerin denetimi noktasında ikili bir ayrıma gidildi,büyük ölçekli sermaye şirketleri için denetçi, ortakları ancak yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan bağımsız bir denetleme kuruluşu olabilecek.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu (KGMDSK) esasları belirleyecek-Bağımsız denetleme kuruluşlarının kuruluş ve çalışma esasları ile denetleme elemanlarının nitelikleri yönetmelikle düzenlenecek. Bu konuda yeni kurulan KGMDSK yetkili olacak. Maliye Bakanlığı'na ilgili kuruluş olarak bağlanan kurul tarafından bu konuda çıkarılacak ikincil düzenlemeler ile bağımsız denetçilik yeniden tanımlanacak.Orta ve küçük ölçekli anonim ve limited şirketler, bir veya birden fazla yeminli mali müşaviri veya serbest muhasebeci mali müşaviri denetçi olarak seçebilecek.
Yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir, bağımsız denetleme kuruluşu ortaklarından biri denetim yapılacak şirketler ilişkisi ve bağlantısı bulunanların denetim yapmasını yasaklıyor.
Bağımsız denetim yapan diğer denetimleri yapamıyor -Ayrıca bir kişi ya da kurumun hem denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde (denetleme dışında) faaliyette veya katkıda bulunması hem de söz konusu şirketin denetçisi olmasına izin verilmemekte. Tabiri caizse yeni TTK bir koltukta birden fazla karpuz taşınmasına müsaade etmemekte. Bu durumda halka açık şirketlerde bir denetim grubu hem SPK açısından bağımsız dış denetimi, hem de TTK'ya göre denetimi yapamayacak. Yapması durumunda yapılan denetim geçersiz sayılacak.
Bunu bir yavru şirketi aracılığıyla da yapamayacak. Yeni TTK'ya göre bir bağımsız denetleme kuruluşunun, bir şirketin denetlenmesi için görevlendirdiği denetçi 7 yıl arka arkaya o şirket için denetleme raporu vermişse,o denetçi en az 2 yıl için değiştirilecek.
24 Kasım 2011 Perşembe
2011 den 12 ye ticari sınıf değiştirme:
1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7200000000 (129000TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (180.000 TL) lirayı aşanlar;
2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (70.000 TL) lirayı aşanlar;
3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (129.000 TL) lirayı aşanlar;
4. Her türlü ticaret şirketleri (Adi şirketler iştigal nevileri yukardaki bentlerden hangisine giriyorsa o bent hükmüne tabidir.);
5. Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzelkişiler (Bunlardan işlerinin icabı bilanço esasına göre defter tutmalarına imkan veya lüzum görülmeyenlerin, işletme hesabına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade edilir.);
6. İhtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler.
1. Dönemin iş hacmı 177.mdde yazılı hadlerden %20yi aşan nispette düşük olursa,veya;
2.Arka arkaya 3 dönemin iş hacmı 177.md deki hadlere göre %20 kadar düşüklük gösterirse.
1.Dönemin iş hacmı 177.md deki hadlerden %20 yi aşan nispette fazla olursa, veya;
2.Arka arkaya 2 dönemin iş hacmı 177.md deki hadlere nazaran %20 ye kadar fazlalık gösterirse
1-Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan;
Yıllık Alışları 129.000+ 13.235.40= 142.000 x 1,2=170.400TL veya
Yıllık Satışları 180000+18468,80=198.000 x1,2=237.600TL aşanlar,
2- Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşanlar;
Gayri safi iş hasılatı 70.000+7.182=77.000 x 1,2= 92.400TL
3- 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde ;
G.S.İ.H x5 + Yıllık Satış Tutarı 129.000+13.235,40= 142.000 x1,2=170.400TL
23 Kasım 2011 Çarşamba
Yurt Dışına Götürülen Türk İşçilerle İlgili İş-Kur İşlemleri
2- Yabancı Uyruklu Firmalardan İstenilecek Belgeler
G- HİZMET AKDİNİN UYGULANMASINDAN DOĞAN ANLAŞMAZLIKLAR
21 Kasım 2011 Pazartesi
TTK cezalar.
B-) Ticari Defterlerin Açılış Ve Kapanış Tasdiklerini Yaptıramayanlar,Md 64/3 ; her Tacir, Ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerini notere yaptırması zorunlu olup Bu zorunluluğa uymayanların iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları gerektiği kanun 562. md de yer almaktadır.
C-) Gerçeği Yansıtmayan Envanter çıkaranlar, Kanun 66’üncü maddesi; Her tacir yılsonunda ticari işletmesinin envanterini çıkarması ve çıkardığı envanterin gerçeği yansıtması gerektiğini belirtilmiştir. Bu madde hükümlerine aykırı davranan yani Gerçeği yansıtmayan Envanter çıkaranlara iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde öngörülmüştür.
D-)Saklaması Zorunlu Belgelerini İbraz Etmeyenler Kanun 86’ıncı maddesine göre; saklanması zorunlu olan belgeleri sadece dijital ortamda ibraz edebilen kimse, giderleri kendisine ait olmak üzere o belgelerin okunabilmesi için gerekli olan yardımcı araçları kullanıma hazır bulundurmalı; icap ettiği takdirde belgeleri, giderleri kendisine ait olmak üzere bastırarak ve yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmadan okunabilen kopyalarını sunabilmelidir.” Bu yükümlülüğe uygun olarak saklanması zorunlu belgelerini ibraz etmeyenler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları 562. maddesinde yer almaktadır.
E-) Defter Tutma Yükümlülüğüne Uymayanlar Defter tutma yükümlülüğü md 67 de düzenlenmiş olup bu maddeye göre her tacir, ticari defterlerini Türkiye Muhasebe standartlarına uygun olarak tutmak ve İşletmenin ticari işlemlerini ve mal varlığını gerçekçi bir şekilde ticari defterlere yansıtmak zorundadır. Ayrıca tacir defterlerini üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutmalıdır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanunda öngörülmüştür.
F-) Belgelerin Kopyasını Saklamayanlar Kanun 64/2göre; her Tacir, işletmesi ile ilgili olarak gönderilmiş olan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikro fiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekilde bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklaması gerektiğini, bu belgelerin yetkili mercilerce istenmesi durumunda ibraz etmeyen tacirlerin,200günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılması gerektiği 562.md de yer almaktadır.
G-)Usulüne uygun olarak defterlerini tutmayanlar, Kanun 65’üncü maddesine göre; her Tacir Ticari defterlerini ve gerekli diğer kayıtları Türkçe tutması. Kısaltma, rakam, harf, ve sembol kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtmesi, Defterlerin yazımları ve diğer gerekli kayıtların, eksiksiz, doğru zamanında ve düzenli olarak tutması, yazılı kayıtlarda yanlışlık varsa tek çizgi ile çizmesi, dijital kayıtla ilgili değiştirmelerde, Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yapmaması, Defterler elektronik defter ortamında tutacaksa tutulan defterler TMS uygun olması, Ayrıca Defterlerin ve gerekli diğer kayıtların elektronik ortamda tutması durumunda, bilgilerin saklanma süresinde bunlara ulaşılmasının ve bu süre içinde bunların her zaman kolaylıkla okunmasının temin etmesi gerekmektedir. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranan tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde yer almaktadır
H-)Türkiye Muhasebe Standartlarına Aykırı Hareket Edenler md 64-88 hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerçek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken TMSK tarafından yayımlanan,TMSna, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kurala uymayan tacirler TTK’nun 562/2’inci maddesine göre; yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasıyla karşı karşıya kalacaklardır.
I-) YTTK Göre Denetleme Yetkisine Sahip Denetin Elemanlarına Defter Ve Belge Sunmamak Denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler TTK’nun 562/4’üncü maddesine göre; fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İ-) Yeni TTK’nın 524’üncü maddesindeki ilanı yaptırmayanlar Anonim şirketler ve toplulukların finansal tablolarını düzenlemekle yükümlü yönetim kurulları bilanço gününden itibaren altı ay içinde; finansal tablolarını, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararını, denetçinin 403’üncü madde uyarınca verdiği görüşü ve genel kurulun buna ilişkin kararını, Türkiye Sicili Gazetesinde ilan ettirmeyen ve şirketin internet sitesine koymayan yönetim kurulları ”TTK’nun 562/6 maddesine göre; iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar.
J-) Sermaye Şirketlerinin İnternet sitesi açmaması 1524.md göre; sermaye şirketlerinin; internet sitesi açma zorunluluğu veya mevcut olan internet sitelerinde yayınlanması zorunlu olan bilgileri 1/7/2013 den itibaren yayınlamaları gerekmektedir. Bu tarihten itibaren 3ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenlere. 562/12md göre 3 aya kadar hapis ve 100güne kadar adli para cezası uygulanacaktır.Sedat ERYÜREK
17 Kasım 2011 Perşembe
Borç taksitlendirmede rasyolar.
"Kasa+banka+kısa vadeli alacaklar/ Kısa vadeli borçlar"formülü sonucu bulunacak rasyonun "2,00" ve altında olması halinde, bu durum borçlu açısından "çok zor durum" hali olarak kabul edilmiştir.
Rasyonun, "1,50" ve altında olması Borçların kademeli ödeme planına göre tecil ve taksitlendirilebilmesi için, rasyonun "1,50" ve altında olması, borçlunun da bu yönde talepte bulunması gerekmektedir. Ras-yosu "1,50" ve altında olmakla beraber kademeli ödeme talebinde bulunulmaması halinde ise borçlar en fazla 24 aya kadar eşit taksitler halinde ödeme planına bağlanacaktır.
Ancak, rasyosu "1,51" ve üzerinde çıkan borçlular talep etseler dahi borçlarının kademeli ödeme planına bağlanmasına imkan bulunmamaktadır.Diğer taraftan, tecile yetkili makamlarca, borcun miktarına ve borçlunun çok zor durumuna bakılarak, borcun talep edilen tecil süresinden daha az bir sürede ödenebileceğine kanaat getirilmesi halinde daha az süreli taksitlendirme işlemi yapılabilecektir.
Rasyonun "1,51" ila "2,00" aralığında olması Rasyonun "1,51" ila "2,00" aralığında olması durumunda, tecil ve taksitlendirme talebinde bulunan işverenlerin borçları, azami 20 aya kadar eşit taksitler halinde olmak üzere ödeme planına bağlanabilecektir. Bu durumdaki işverenlerin borçlarının, kademeli ödeme planına göre taksite bağlanması ve borcun 20 aydan fazla taksitlendirilmesi talepleri kabul edilmeyecektir.
Yine, tecil ve taksitlendirmeye yetkili makamlarca borç tutarına ve borçlunun çok zor durumuna bakılarak borcun talepte bulunulan tecil süresinden daha az bir sürede ödenebileceğine kanaat getirilmesi halinde 20 aydan veya talepte bulunulan tecil süresinden daha az süreli taksitlendirme işlemi yapılabilecektir.
Rasyonun "2,01" ve üzerinde olması Rasyonun "2,01" ve üzerinde olması halinde, işverenin çok zor durum halinin bulunmadığı, mali durumunun SGK alacağını defaten ödemeye uygun olduğu kabul edilerek borçluların tecil ve taksitlendirme talepleri reddedilmektedir.
Cari ay primlerinin aksatılması Tecil ve taksitlendirmeye konu borca ilişkin son ayı izleyen ayların (cari ayların) ödenmemiş olması durumunda; cari ay primlerinin, en geç önceden belirlenmiş olan tecil süresi dahilinde ödenmesi şartıyla, tecil ve taksitlendirme işleminin bozulmaması uygun görülmüştür.Buna göre, diğer taksitlendirme şartları yerine getirildiği sürece borç türü bazında tecile konu olan borca ilişkin cari ay borçlarının ödenmemesi halinde, ödenmemiş cari ay borçlarının sayısına bakılmaksızın en geç önceden belirleniş olan tecil ve taksitlendirme süresinin sonuna kadar ödenmesi kaydıyla, taksitlendirme işlemi bozulmayacaktır.
5 Kasım 2011 Cumartesi
Defter tasik de yeni uygulama!
Muhasebeci Defter Bilgi Girişi ve Sisteme Muhasebeci Kaydı (Muhasebecilere yetki ve şifre verilme işlemleri) sayfaları için hazırlanan Kullanım Kılavuzu 10.11.2011 den önce TNBOnline sayfalarında yayınlanacaktır.İşlemlerde sorun yaşanmaması için sistemin açılacağı 10.11.2011 tarihinden itibaren her noterliğin, muhasebecilere bilgi vererek sisteme tanıtması ve defter listelerini elektronik ortamda girmeleri hususunda bilgi vermeleri gerekmektedir.
Bilgi İşlem Müdürlüğü’ndeki yeni dönem bilgi sistemleri dönüşüm çalışmaları sürdürülmektedir.Çalışmalar,yeni yazılımlarının hazırlanması,iş sürekliliği için gerekli ağ altyapısının kurulması,yardım masasının yeniden yapılandırılması,bilgi güvenliği altyapısının kurulması başlıklarında devam etmektedir. Bunların dışında mevcut çalışan yazılımların desteği de sürdürülmektedir.
Yeni dönem yazılımlarının gerçekleştirme çalışmaları uluslararası yazılım geliştirme standartlarına (CMMI) uygun yürütülmektedir. Standartlara uyumluluk için altyapılar kurulmuş,çalışacak olan teknik personelin eğitimleri tamamlanarak yazılım geliştirme işlemleri başlatılmıştır.5000den fazla kullanıcısı olan yazılımların internet hattı olmadan da çalışabileceği tarzda bir altyapı hazırlanmaktadır.