.

.

16 Ekim 2014 Perşembe

İş Kazaları-Nevzat Erdağ

İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işveren, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun77. maddesinin açık buyruğudur.
Türk hukuk mevzuatında iş kazalarından dolayı riskler; oluşmaması için İş Hukuku mevzuatı ile oluştuktan sonra kişinin uğradığı zararın giderilmesi için Sosyal Sigortalar ve Borçlar hukuku mevzuatı ile güvenceye alınmıştır.
Mevzuat nedir?
Herhangi bir alandaki faaliyetleri ve ilişkileri düzenlemek üzere yetkili bir mercii tarafından düzenlenen hukuk kurallarının tümüne birden verilen isimdir.
·                         Mevzuat, Resmi Gazete’de yayınlanan ve uygulanması zorunlu olan;
·                         Yasa (Kanun),
·                         Kanun hükmünde kararname,
·                         Tüzük,
·                         Yönetmelik,
·                         Genelge,
·                         Talimat ve
·                         Tebliğlerden oluşmaktadır.
İş Kazası Nedir?                 
5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde iş kazası tanımı yapılmıştır. Sigortalının geçirdiği kazanın iş kazasısayılması ancak durumlarının bu tanıma uyması ile mümkündür. Buna göre iş kazası;
·                       Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada,
·                       İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
·                       Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
·                       Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
·                       Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,
·                       Meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaydır.
 Neler İş kazası Olarak Değerlendirilir?
Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için dört unsurun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar;
1.                     Kazaya uğrayanın sigortalı olması,
Kaza sonucu bedence veya ruhça özre uğrayanın, 5510 sayılı yasa kapsamında “sigortalı” bir kimse olması zorunludur. Aksi takdirde, bir iş kazasından söz edilmesi mümkün değildir. Örneğin, bir işverenin kendi iş yerinde ücretsiz çalışan eşi ya da askerlik hizmetlerini er olarak yapmakta olanlar kazaya uğraması durumunda 5510 sayılı Kanun anlamında bir iş kazası sayılmayacaktır.
Kimlerin sigortalı sayılacağı 5510 sayılı yasanın 4. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre;
·                       Hizmet akdi ile işveren tarafından çalıştırılanlar,
·                       Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar (gelir vergisi mükellefi olanlar, esnaf ve sanatkarlar, ticari şirketlerin ortakları, tarımsal faaliyette bulunanlar),
·                       Kamu idarelerinde çalışanlar.
·                       Sigortalılar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı sayılacaklarından (5510/7); bunların işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemiş olması, bu niteliklerini ortadan kaldırmaz (5510/92),
·                       Yani sigortalı sayılanlar, kuruma bildirilmeden bir kazaya uğrasalar dahi yine uğradıkları kaza iş kazasısayılacaktır.
* Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 30.5.1995 tarihli 4641/5019 sayılı kararında   “Olayın iş kazası sayılması için kazaya uğrayan ile işveren arasında Borçlar kanunundaki tanımlamaya göre hizmet sözleşmesinin mevcut olması gerekir” denmiştir. Yargıtaya göre; “sigortalı sayılmayan 5510/6” bir kimsenin uğradığı kaza, iş kazası olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
*  Bunlar bir iş sözleşmesine dayanarak işveren tarafından çalıştırılsalar bile 5510 sayılı yasa kapsamı dışında tutulduklarından, iş kazası sigortası hükümlerinden yararlanamazlar.
*   Yargıtaya göre; bir kimse iş yerine arkadaşını ziyaret amacıyla geldiği sırada bir kaza geçirdiğinde, sigortalı olmadığı için, bu olay iş kazası olarak sayılmaz. Bununla birlikte kanun, istisnanın istisnası denilebilecek bir düzenlemeyle bazı kimseleri iş sözleşmesine dayanarak çalışmasalar bile bazı sigorta kolları bu durumu iş kazası açısından sigortalı saymıştır.
Bu kimselerin başında çıraklar gelmektedir.
·                       3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre, “…Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere sözleşmenin akdedilmesi ile Sosyal Sigortalar Kanununun iş kazaları ve meslek hastalıkları hükümleri uygulanır” Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 20.9.1993 Tarih ve 1888 / 9625 sayılı kararında endüstri meslek lisesi öğrencisinin uğradığı kaza iş kazası olarak nitelendirilmiştir.
·                       Sosyal Güvenlik Destek Primi ödeyenler de (5510, 5-d), kazaya uğradıklarında iş kazasısayılacaktır. Dolayısıyla, bu kişiler iş kazası sigortasından sağlanan yardımlardan yararlanabileceklerdir.
2.       Kazalının hemen veya sonradan bedenen veya ruhen özre uğramış olması,
Sigortalıyı bedenen ya da ruhen özre uğratan yahut ölümüne neden olan olayların oluşumuna neden olan etkenler konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
İş kazası, yabancı ve dıştan gelen bir etken yani, dış bir olay sonucu mağdurun vücut bütünlüğüne, organik yapısına zarar vermelidir. Dıştan gelen olay;
·                         İş yerinde patlama,
·                         Bir maddenin çarpması,
·                         Düşmesi,
·                         Ortam havasından zehirlenme,
·                         Elektrik cereyanına kapılma,
·                         Yüksekten düşme,
·                         Güneş çarpması gibi.
Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,  13.10.2004 Tarihli, 2004/21-529 Esas 2004/527 No.lu kararında iş yerinde olmasa dahi, sigortalının kronik kalp yetmezliği veya beyin anevrizması sonucu ölümü dışarıdan gelen bir etkenle bir ölüm şekli olmadığı halde Yargıtay iş kazası olarak kabul etmiştir.
3.        Sigortalının uğradığı kaza, yer ve zaman itibariyle 5510 sayılı kanunun 13. maddesinde belirtilen hususlardan birinde meydana gelmesi
Kazaya uğrayan sigortalı;
·                         İş yerinde bulunduğu sırada,
·                         İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle,
·                         Görevli olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
·                         Emziren kadının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
·                         İşverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında olmalıdır
5510/11’e göre, sigortalı sayılanların işlerini yaptıkları yerler “iş yeri” olarak tanımlanmıştır. İş yerindeüretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütleneniş yerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da iş yerinden sayılmış bulunmaktadır.
Bu duruma göre, sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada, örneğin;
·                       Avluda koşarken düşmesi sonucu bedence sakatlanması,
·                       Yemekhanede kavga etmesi sonucu yaralanması,
·                       Dinlenme yerinde, herhangi bir şahıs tarafından tabanca ile vurulması,
·                       İş yerinde intihar etmesi,
·                       İş yeri sınırları içerisinde bulunan havuz gibi yerlerde boğulma sebebiyle ölüm halleri de iş kazası sayılmaktadır.
Bu açıklamalarla alakalı yargıtayın aşağıdaki kararları da mevcuttır.
[Yargıtay 21.HD., 1.7.2004, 6433/6503]
(Yargıtay 10. HD., 5.7.2004, 4465/6425)
(Yargıtay 10. HD., 29.3.1979,8413/2759)
Yargıtay’a göre, yasadaki bu düzenleme ile ortaya çıkabilecek kazaların büyük bir bölümünü iş kazasıolarak kabul edilmektedir. Sigortalının hangi nedenle olursa olsun, iş yerinde bulunduğu sırada uğradığı her kaza, diğer unsurlar da birlikte ise iş kazası olarak kabul edilecektir. Sonuç olarak, bir işçi iş yerine veya eklentilerine ayağını bastığı andan, iş yerinden ayrıldığı ana kadar, çalışır durumda olsun olmasın, işverenin otoritesi altında olsun veya olmasın meydana gelen olay iş kazasıdır.
 4. Kazada nedensellik “illiyet” bağının bulunması,
Bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için;
1.                     Sigortalının gördüğü “iş” ile meydana gelen “kaza” olayı arasında,
2.                     “Kaza” olayı ile “uğranılan özür” arasında uygun illiyet bağı bulunması gerekir.
Çünkü 5510 sayılı yasanın 13. maddesinin son fıkrası iş kazasını, sigortalıyı ÖZRE uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması, nedensellik (illiyet) bağını iş kazasının bir unsuru konumuna sokmuştur.
O halde, bir kaza olayının sadece varlığı yeterli değildir. Olay ile sigortalının uğramış bulunduğu bedenen veya ruhen özür arasında bir ilişkinin bulunması ya da olayın“nedeni” ile “sonucu” arasında bir bağın varlığı gereklidir. Dolayısıyla işçinin geçirmiş olduğu her kaza, iş kazası sayılmaz. Bir olayın iş kazasıolarak değerlendirilebilmesi illiyet bağının da bulunmasına bağlıdır.
Yargıtay verdiği birçok kararında bu anlamda uygun illiyet bağının varlığını aramıştır.
Bir olayda, sigortalı iş yerinde sıva yaparken iskeleden ayağı kayması sonucu düşmüş ve ayağında bir sıyrılma meydana gelmiştir. Bu olaydan 8 gün sonra bu kişi septisemi şoku nedeniyle böbrek yetmezliğinden ölmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 7.3.1990 tarihli, 10 – 40/147 sayılı kararında ayaktaki sıyrık olayı ileseptisemi hastalığı ve akut böbrek yetmezliği arasında uygun neden – sonuç bağı var ise, olay SSK. 11/A hükmü çerçevesinde iş kazası sayılacağına karar vermiştir.
Kazalardan Dolayı İşverenin Sorumluluğunun Sınırı
Kazalardan dolayı işverenin sorumluluğu 3 halde sınırlandırılabilir:
1- Mücbir sebep: Bu husus sorumlunun faaliyet ve işletmesi dışında oluşan kesin ve kaçınılmaz olarak olayın meydana gelmesini etkileyen o an için karşı konulması mümkün olmayan olaylardır. İşvereninolayın meydana gelmesinde veya sonuçlarının azaltılmasında bir kusurunun olmaması esastır.
2- Zarar görenin ağır kusuru: Neden sonuç ilişkisinin kesilmesine çalışanın kendi davranışı sebep olmuş ve illiyet (nedensellik)bağını tam kesmiş ise ağır kusurdan söz edilebilir. Çalışan işin ifası sırasında kendisinden beklenen en temel basit ve olağan özeni göstermemiş ise onun bu davranışıişverenin sorumluluğunun kalkmasına teşkil eder. Çalışanın kusurlu davranışının illiyet bağını tam kesmediği halde ise ortak neden-sonuç ilişkisinden bahsedilerek birlikte kusur ve tazminat indirimi bir olasılık olarak gündeme gelebilecektir.
3- Üçüncü şahsın ağır kusuru: Üçüncü şahsın ağır kusuru neden-sonuç bağını kesebilecek yoğunlukta ise işverenin sorumluluğu kalkacaktır. Zira bu durumda işverenin işletme tehlikelerine karşı önlem alma borcu geri plana itilmekte ve üçüncü şahsın ağır kusuru zararı doğuran sebep olmaktadır.
Bunlardan herhangi biri ile iş kazası ile fiilin işlenmesi ve zarar arasındaki bağlantı kopar. Bu nedenle, iş kazasına uğrayanın zararından işveren sorumlu tutulamadığından, zararın tazmini de kendisinden istenemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 3.2.2010, E. 2010/21-36, K. 2010/671 sayılı kararı
Özet
1. Kaza geçiren işçi, E. Şirketinde 3 hafta önce işe başlamış olup, işi sipariş üzerine çeşitli iş yeri, ev gibi yerlere su götürmektir. Olay tarihinde, teslim edilen suyun bedelini tahsil amacıyla gidilen binanın asansörünün bozuk olmasına ve kabinin katta olmamasına rağmen kapısının açılması neticesinde işçi, adımını atarak asansör boşluğuna düşmüş, hayatını kaybetmiştir. Uyuşmazlık, kazadan işverenin sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir. Tartışılması gereken husus, somut olayda iş kazasının oluşmaması için işverenin ne gibi bir tedbir alması gerektiği meselesidir.
2. Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin her durumda bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir kazasından işverenin sorumlu olması için,işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihtimal göstermesi sonucu kaza meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, oluşan kazadan sorumlu olabilmesi için işverenin kusurunun kanıtlanmış olması gerekir.
3. Asansörün bozuk olduğu, kata kabinsiz geldiği, merdiven boşluklarının ışıklandırılmadığı, asansör önüne uyarıcı levha konulmadığı belirlenmiş olduğuna göre; ayrıca işverenin işçisine el feneri gibi aydınlatma aracı vermesi İstanbul gibi bir yerde bulunan binada pek de hayatın olağan akışına uygun düşmediğinden ve işverenin işçinin her gittiği binayı önceden kontrol etmesi de hayatın olağan akışına aykırı olacağından, bu konuda işverenin alabileceği bir tedbirin olmadığı, dolayısıyla kusurlu sayılamayacağı kabul edilmelidir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Kararı
DAVA: Taraflar arasındaki “Maddi ve Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 6. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.07.2008 gün ve 2000/1020 E. 2008/569 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili, davalılardan E. Cansu Ltd. Şti. vekili, dahili davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 03.03.2009 gün ve 2008/20034 E. 2009/3026 sayılı ilamı ile;
(… Dava 10.03.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
…İşverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa, işverenin sorumluluğundansöz edilemez. Kusur sorumluluğunda 3 halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin ve 3. kişinin ağır kusurudur. İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir.
Olayın üçüncü kişiler ile kazalının müşterek kusurlu eylemleri sonucu meydana geldiğinin ve illiyet bağının kesildiğinin anlaşılmasına göre işverenin kusursuz sorumluluğunun da söz konusu olmadığı ortadadır. Hal böyle olunca davalı işveren …. Ltd. Şti’ne yönelik davanın reddi gerekirken yazılı şekilde tazminattan sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda diren ilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
KARAR: Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında, gerçekleşen, bu ölüm olayının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11. maddesine göre bir iş kazası olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Öncelikle, belirtilmelidir ki bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin her durumda bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir kazasından işverenin sorumlu olması için, işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihtimal göstermesi sonucu kaza meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, Özel Daire bozma ilamında da değinildiği üzere oluşan kazadan sorumlu olabilmesi için işverenin kusurunun kanıtlanmış olması gerekir. Yerel mahkemece oranları belirlemek için alınan her iki bilirkişi raporunda da davalı E. Şirketi’nin. “….İş Kanunu madde 73. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü madde 2,4’e aykırı hareket ettiği, bu çalışanın can güvenliği için sağlaması gerektiği…”
Gerçekleşen kazada işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili alabileceği bir tedbir bulunmadığı görüşü kurul görüşmelerinde çoğunluk bulduğundan, işverene kusur yükleyen bilirkişilerin görüşünü esas alan Yerel Mahkemenin bu yöndeki gerekçesine iştirak edilmemiştir. O halde, Özel Daire bozma ilamında ve yukarıda açıklanan gerekçelerle, davalı işveren E. Şirketi’ne kusur yüklenemeyeceğinden, davalı işverene karşı açılan davanın reddine karar verilmeli, diğerleri hakkında da oluşan bu sonuca göre değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekmektedir
Açıklanan bu gerekçelerle, Özel Dairenin bozma ilamındaki bu görüş isabetli değildir. Açıklanan bu değişik gerekçeyle ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulmasına bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.



Bu hafta makalemi geçtiğimiz hafta kutlanan vergi haftası ile ilgili yazmayı düşünmüştüm. Fakat bir müşavir arkadaşın danışmanlık yaptığı firmasında meydana gelen iş kazasında bir işçinin vefat etmesi ile ilgili telefon görüşmem her işveren ve işçiyi ilgilendiren bu konunun aslında müşavir dostlarımız tarafından da son mevzuata göre çok iyi bilinmediğini fark etmemi sağladı. Bu yüzden bu hafta iş kazaları konusunu işçi ve işveren açısından ayrıntılı yazacağım.
İş kazası nedir?
İş ve sosyal güvenlik kanunlarımızı incelediğimiz zaman Sosyal Sigortalar Hukukunda “iş Kazası”nın tanımı bulunmasına karşın, bireysel iş hukukuna ilişkin İş Kanunundaki düzenlemelerde bu kavramı tanımlamaya yönelik herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
İş kazasının genel olarak tanımı konusunda birçok görüş bulunmaktadır.
Bir görüşe göre; “iş yapılırken veya işin yapılması nedeniyle meydana gelen kaza iş kazasıdır”.
Diğer bir görüşe göre ise; “işçinin, işverenin otoritesi altında bulunduğu sırada meydana gelen kazalar iş kazasıdır”.
Başka bir görüşe göre ise;“İşin yarattığı rizikoların neden olduğu tüm kazalar iş kazasıdır”. Şeklinde iş kazasını tanımlayan görüşün ise, iş kazasını genel olarak en iyi tanımlayan görüş olduğu söylenebilir.
5510 sayılı Kanunun 13.maddesinde iş kazasının tanımı
1.                     Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
2.                     İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
3.                     Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
4.                     Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
5.                     Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,
Meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özür’e uğratan olaydır. Şeklinde 5510 sayılı Kanunun 13.maddesinde iş kazasının tanımı yapılmıştır. Sigortalının geçirdiği kazanın iş kazası sayılması ancak durumlarının bu tanıma uyması ile mümkündür. Sigortalının geçirdiği kazanın kanunda öngörülen şekilde olup, olmadığını inceleme yetkisi sigorta müfettişlerine aittir. Sigorta müfettişleri kazayı inceleyerek düzenledikleri raporda iş kazası olup olmadığına karar verir. Sigortalının sigorta müfettişlerinin düzenlediği raporlara karşı dava açma hakkı bulunmaktadır
Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesinin şartları nelerdir?
1.                     Kazaya uğrayanın sigortalı olması,
2.                     Kazalının hemen veya sonradan cismani (bedenen veya ruhen)
Özür’e uğraması,
1.                     Sigortalının yer ve zaman itibariyle kazaya uğraması,
2.                     Kazada nedensellik bağının bulunmasıdır.
3.                     Yukarıdaki unsurların bir arada gerçekleşmesi
Şu halde, Sosyal Sigortalar Hukukunda, sigortalıyı bedenen ve ruhen zarara uğratan her kaza olayı, iş kazası sayılmayacaktır. Ancak, sigortalının her hâl ve durumda uğradığı iş kazası değil, sadece 5510 sayılı kanunun 13. maddesinde sayılan durumlarda uğradığı kaza, iş kazası olacaktır
İş kazası olursa işveren ne yapacak?
1.                     Sigortalıların “İş Kazası” geçirmeleri hâlinde işverenleri, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl,
2.                     Kuruma (SGK) en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde haber vermek zorundalar.
3.                     SGK’ ya bildirimin dışında ayrıca, 4857 sayılı İş Kanununun 77 ve 105. maddesi gereğince işverenler, işyerlerinde meydana gelen iş kazasını ve tespit edilecek meslek hastalığını en geç iki iş günü içinde yazı ile işyerinin tescilli bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüğüne bildirmek zorundadırlar(İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri   Madde 77 – (Mülga: 20/6/2012-6331/37 md.Kaldırılmıştır)
İş kazasında İşveren ve üçüncü şahsın sorumluluğu nedir?
1-      İş kazası, işverenin kastı sonucunda meydana gelmişse işveren Kuruma karşı sorumlu hale gelir. Kasıt; iş kazası, işverenin bilerek ve isteyerek, hukuka aykırı eylemiyle neden olması halidir. İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini bilmesi, ihmali veya ağır ihmali sorumluluğunu kaldırmaz.
2-       İş kazası işverenin, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucunda oluşmuşsa bu da işvereni Kuruma karşı sorumlu hâle getirir. Mevzuat; yasal olarak yürürlüğe konulmuş ve yürürlüğünü muhafaza eden, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği alanında, yasa koyucu ile yasa koyucunun yürütme veya idareye verdiği yetki sonucu, bu organlarca kabul edilen genel, objektif kural veya hükümlerin tümüdür.
3-      İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Kaçınılmazlık; olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm tedbirlere rağmen, iş kazasının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli herhangi bir tedbiri almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez.
4-      İş kazası, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir.
5-      Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir.
İş kazalarında ne tür idari işlemler yapılır?
1-      İş kazasına uğrayan personel derhal gerekli sağlık yardımları yapılır.
2-      İşyeri kaza raporu düzenlenir. Şahitlerin ifadesi alınır.
3-      Kaza jandarma veya polise derhal bildirilir.
4-      Kaza ilgili Sigorta İl / sigorta Müdürlüğüne en geç kazadan sonraki üç gün içinde bildirilir.
5-      Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüğüne bildirim formu ile en geç üç iş günü içinde haber verilir.
6-      Kaza ile ilgili bir dosya hazırlanır. Evraklar burada muhafaza edilir.
Dosyada ayrıca;
·                       İşçinin sigortalı işe giriş bildirgesi
·                       İşe giriş sağlık raporu
·                       Kaza tarihinden önceki dört aya ait ücret hesap pusulalarının sureti
·                       İşçi çizelgesi
·                       Eğitim belgesi ile diğer sertifikalar ve kişisel koruyucuları teslim belgeleri yer alır.
İşveren yükümlülükleri nelerdir?
4857 sayılı Kanunu 77. maddesine göre İş Kazası bildirimi şöyle düzenlenmiştir;
1-      İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
2-      İşverenler iş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.
3-      Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenip yürürlüğe konulur.
4-      İşverenler iş yerlerinde meydana gelen iş kazasını en geç 2 iş günü içinde yazı ile ilgili bölge müdürlüğüne bildirmek zorundadırlar.
5-      -Sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütmek üzere işyerinden personel görevlendirmek veya işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerden hizmet almak suretiyle bu konudaki yetkilerini devreden işverenin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine ilişkin yükümlülükleri devam eder.
6-      İşveren;
a)İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili görevlendirilen personelin etkin bir şekilde çalışması amacıyla gerekli kolaylığı sağlamak ve bu hususta planlama ve düzenleme yapmakla,
b)İSGB personelinin işbirliği içinde çalışmasını sağlamakla,
c)Sağlık ve güvenlikle ilgili konularda işçilerin görüşlerini alarak katılımlarını sağlamakla,
ç)İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerde görev yapan kişiler ile bunların çalışma saatleri, görev, yetki ve sorumlulukları konusunda işçileri veya temsilcilerini bilgilendirmekle,
d)İşyeri hekimi ile iş güvenliği uzmanlarının görevlerini yerine getirebilmeleri için, Bakanlıkça belirlenen sürelerden az olmamak kaydı ile yeterli çalışma süresini sağlamakla,
e)Başka bir işyerinden kendi işyerine çalışmak üzere gelen işçilerin sağlık bilgilerine İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerin ulaşabilmesini sağlamakla,
f)İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı gereği, yükümlü olduğu kayıt ve bildirimleri İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimler ile işbirliği içerisinde yapmakla, yükümlüdür.
7-      İşveren, işçilerin kişisel sağlık dosyalarını işten ayrılma tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklamak zorundadır. Çalışma ortamından kaynaklanan hastalıkların yükümlülük süresinin Sosyal Güvenlik Kurumu Yüksek Sağlık Kurulu Başkanlığının vereceği karara göre 10 yılı aşması halinde, evraklar belirlenen yeni süreye uygun olarak saklanır. İşçinin işyerinden ayrılarak başka bir işyerinde çalışmaya başlaması halinde, yeni işveren işçinin kişisel sağlık dosyasını talep eder, önceki işveren dosyanın bir örneğini onaylayarak gönderir.
8-      İşyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının onaylı deftere iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yazacağı tedbir ve önerilerin yerine getirilmesinden ve defterin imzalanması ve düzenli tutulmasından işveren veya işveren vekili sorumludur. Onaylı defter, seri numaralı ve kendinden kopyalı olur ve Genel Müdürlüğe, işyerinin bağlı olduğu Bakanlığın ilgili bölge müdürlüğüne veya notere her sayfası onaylattırılır. Defterin aslı işveren, suretleri ise işyeri hekimi ve/veya iş güvenliği uzmanı tarafından muhafaza edilir. Bu defterin, istenmesi halinde, iş müfettişlerine gösterilmesi zorunludur.
9-      İşyerlerinde görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı ile hizmet alınan kurumların İş Kanununa göre geçerli yetki belgesine sahip olmalarından işveren sorumludur.
İşçilerin hak ve yükümlülükleri
1-      İşçiler, sağlık ve güvenliklerini etkileyebilecek tehlikeleri iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işveren veya işveren vekiline bildirerek durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını talep edebilir.
2-      İşçiler, işyerinde yürütülecek iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin amaç ve usulleri konusunda haberdar edilir ve elde edilen verilerin kullanılması ile ilgili bilgilendirilirler.
3-      İşçiler, işverene karşı yükümlülükleri saklı kalmak şartıyla işyerinde sağlık ve güvenliğin korunması ve geliştirilmesi için;
1.                     İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, işveren veya işveren vekili tarafından verilen iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili talimatlara uymakla,
2.                     İSGB veya işletme dışından hizmet alınan birimlerin yapacağı çalışmalarda işbirliği yapmakla,
3.                     İş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin çalışmalara, sağlık muayenelerine, bilgilendirme ve
Eğitim programlarına katılmakla,
1.                     Makine, tesisat ve kişisel koruyucu donanımları verilen talimatlar doğrultusunda ve amacına
Uygun olarak kullanmakla, yükümlüdürler.
İş kazalarında işverenin karşılaşabileceği yaptırımlar nelerdir?
1.                     İş kanunu açısından yaptırımlar; İşçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına uymayan işveren iş kanununun ‘Ceza Hükümleri ‘ başlığı taşıyan 97-108 nci maddelerinde belirtilen cezalara muhatap olacaktır. Bu cezalar idari nitelikte cezalar olup, uygulanması için kaza meydana gelmesi gerekmez. İşverenin sağlık ve güvenlik tedbirlerine uymaması, suçun oluşması için kâfidir. Cezalar hayati tehlike arz eden noksanların bulunması halinde noksanlar giderilinceye kadar işin bir bölümünü durdurma veya kapatma şeklinde veya idari para cezaları şeklinde uygulanır. İdari para cezaları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüklerince verilir, bu cezalar mahalli Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde itiraz edilebilir. Mahkemece verilen cezalar kesindir.
2.                     Ceza kanunu açısından yaptırımlar; iş kazasının meydana gelmesi durumda ise, sorumlular Türk Ceza Kanununun 455-459 uncu maddeleri uyarınca cezalandırılırlar. İş kazası sonucunda 10 günden daha az süreli hekim raporu alınmışsa takibi şikâyete bağlı bir suç oluşmuştur. Kazaya uğrayan şahıs şikâyetçi olmaz ise yasal işlem yapılmaz. Meydana gelen iş kazalarının mahalli incelenmesi genellikle teknik nitelikteki bilirkişilerce yapılmakta, Cumhuriyet Başsavcıları suçun özelliğine ve niteliğine göre ilgili ceza mahkemesine dava açarak; sorumluların ‘ Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme ve yaralanmaya sebebiyet vermekten cezalandırmaları talep etmektedir. Ceza hâkimi de olayı detaylarıyla inceleyerek; delilleri ve bilirkişi raporlarını değerlendirmekte ve sonuçta sorumluları cezalandırmaktadır.
3.                     İş kazası sonucunda işçini ölümü halinde varislerin uygulatabilecekleri yaptırımlar;
Varisler iş mahkemesi nezdinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakları vardır. Görevli mahkeme konusunda; 5521 sayılı İş Mahkemeleri kanununun 5 inci maddesi “İş mahkemelerinde açılacak her davaya açıldığı tarihte dava olunan Türk Medeni kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz” hükmüne göre davayı açan için iki tercih hakkı tanınmıştır.
1- İşçinin ikametgâhının bulunduğu yer İş Mahkemesi
2- İşyerinin bulunduğu yer İş Mahkemesi Hizmet akdinde bu iki tercihten hangisi belirtilmişse; belirtilen yer İş Mahkemesi, yetkili mahkemedir.
İş kazası bildirimi ve süresi
1.                     İş Kazasına uğrayan 4-1(a)’lı(SSK) sigortalılar ya da 5510 sayılı Kanunun 5.Maddesinde belirlenmiş sigortalılar iş kazasına uğramaları halinde onları çalıştıran işverenleri tarafından o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve SGK’ da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde bildirilmesi gerekmektedir.
2.                     4-1(b) sigortalılar için ise (Bağ-Kur) kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde iş kazasını bildirilmesi gerekir.
Bildirim şekli bizzat SGK İl ya da Merkez Müdürlüklerine müracaat ederek ya da taahhütlü posta ile SGK’ ya bildirilmesi zorunludur. İş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar.
3.                     Kara-Hava-Deniz Ulaştırma Araçlarında Çalışanların İş Kazası Bildirimi Esası Nedir?
5510 sayılı Kanununun 4-1(a) bendi ile 5. maddesinde sayılan ve kara, deniz, hava ulaştırma araçlarında çalışan veya işleriyle ilgili bu araçlarda bulunan sigortalıların bu sırada meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı ile ilgili bildirim, aracın Türkiye’ye döndüğü günü takip eden ilk işgününden itibaren işlemeye başlayacaktır. Ancak, herhangi bir nedenle aracın Türkiye’ye gelememesi halinde sigortalının gümrükten geçiş tarihi esas alınacaktır.
Bildirim Sürelerinin Tatil Günlerine Rastlaması Durumunda Yapılan Düzenleme:
Bildirim süreleri işgünü olarak belirlendiğinden cumartesi, pazar ile ulusal bayram ve genel tatil günleri hesaba katılmayacak, bu günlere rastlayan günleri takip eden günden itibaren üç günün hesabına devam edilecektir. Mücbir sebebe bağlı olarak süresinde bildirim yapamayan işverenler, mücbir sebebi belgelemeleri şartıyla, mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten sonraki üç işgünü içinde Kuruma iş kazasını bildirecektir.
İş Kazasının Geç Bildirilmesi veya Bildirimin Yanlış Yapılması:
SSK’lı Çalışanlar Yönünden;
5510 sayılı Kanunun 4.-1(a) bendi kapsamındaki sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde yukarıda açıklanan sürelerde işverence bildirim yapılmaması durumunda, bildirimin SGK’na yapıldığı tarihe kadar sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneğinin SGK’ca işverenden tahsil edilmesi için gerekli işlemler yapılacaktır.
Bağ-Kur’lu Çalışanlar Yönünden;
5510 sayılı Kanunun 4-1(b) bendi kapsamında sigortalı olanların iş kazası geçirmeleri ve süresinde bildirilmemesi hâlinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için geçici iş göremezlik ödeneği kendilerine ödenmeyecek, bildirim tarihinden sonraki sürelere ait geçici iş göremezlik ödeneği ödenecektir.
Yargıtay Kararlarında İş Kazaları
1.                     Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 23.3.1992, 1991-12579/ 1992-3624 sayılı kararında sigortalının mezbahana işyerinde“sarhoş vaziyette kesim yaparken bıçağı bacağına kaçırıp kan kaybından ölmesi olayını,” iş kazası saymayan iş mahkemesi kararını bozmuştur. Yargıtay, “…sigortalının işyerinde çalışırken ve işverenin işini yaparken öldüğü sabit olduğuna göre, ölümün iş kazası sonucu meydana geldiğinin kararını vermiştir.
2.                     Yine Yargıtay’ın 10. Hukuk Dairesi 13.10.1987 tarihli ve 5024/5139 sayılı kararına göre, işveren sigortalıyı görevle başka bir yere gönderdiğinde, işçi yolda parkta arkadaşlarıyla oturup konuşurken bir bombanın patlaması sonucunda ölmesini “… Olayın sigortalının görev ile başka bir yere gönderildiği zaman süreci içinde ortaya çıktığı kuşkusuz olduğuna göre, kazayı iş kazası saymak yasal zorunluluktur” diyerek iş kazası saymıştır.
3.                     Yine aynı nedenle, malzeme almak üzere işverence toptancıya gönderilen sigortalının gerekli alış-verişi yaptıktan sonra yol üzerinde bulunan babasına ait dükkânda çay içerken silahlı saldırıya uğrayarak ölmesini de Yargıtay HGK. 5.6.1996 tarihi, 228/454 sayılı kararı iş kazasıdır demiştir.
4.                     Diğer bir Yargıtay kararına göre; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 25.5.1989 tarihli, 3064/4630 sayılı kararı ile iş kazası nedeniyle hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edilip evine gönderilen sigortalının yolda uğradığı trafik kazası da iş kazası sayılmıştır.
5.                     Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.6.1983 tarih ve 328/652 kararında: “İki saat emzirme (süt) izni verilen sigortalı, bu izin süresi içinde işyerine gelmek üzere yolda karşıdan karşıya geçerken motorlu taşıtın çarpması sonucu vefat etmiştir. Meydana gelen kazıyı iş kazası olarak kabul etmiştir.
6.                     Yargıtay’ın 21. Hukuk Dairesi, 14.5.1996 tarih, 2674/2738 sayılı kararı sigortalının işe gitmek için işveren tarafından belirlenen durakta servis aracı beklerken üçüncü şahsa ait aracın çarpması sonucu oluşan zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılır demiştir.
7.                     Yargıtay10. Hukuk Dairesi 19.6.1992 tarihli, 1991-15658/1992-6893 sayılı kararı Bir gazetenin hem yazarı, hem de genel koordinatörü olan çalışanın kendisine işverence, özel bir araç tahsis edilmesi sonucu bu araçla, evinden Gazetesi’ne gitmek üzere bu araca binip hareket etmek üzere iken teröristlerin silahlı saldırısı sonucu şoförüyle birlikte ölmesi olayını iş kazası olarak değerlendirmiştir.


15 Ekim 2014 Çarşamba

PTT Genel Müdürü'nün Güldüren Tavırları

SGK'dan bildirilmeyen şirket ortakları için ceza.

DİKKAT! SGK BİLDİRİLMEYEN ŞİRKET ORTAKLARI İÇİN CEZA YAZACAK

İbrahim IŞIKLI

15 Ekim 2014 Çarşamba 01:00
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) mevzuatına göre, 4/a (SSK) sigortalılarının işe giriş ve çıkış bildirimleri gibi, anonim şirketin yönetim kuruluna seçilen ortaklar ve/veya limited şirket ortakları için de kağıt formatlı işe giriş ve işten çıkış bildirgelerinin verilmesi gerekmektedir. SGK mevzuatına göre; 
● Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları, yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri tarihte başlar ve bu tarih şirket yetkililerince…, limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarından hisse devri alan yeni ortaklarının sigortalılıkları, ortaklar kurulunca devrin yapılmasına karar verildiği tarihte başlar ve bu tarih ortaklar kurulu kararının, hisse devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin, devrin yapıldığının işlendiği pay defterinin birer sureti veya devir ticaret sicil memurluğunca tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıyla şirket yetkililerince 15 gün içinde SGK’ya bildirilmesi,
● Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları bu görevlerinin bittiği tarihte sona erer ve bu tarih şirket yetkililerince… 10 gün içinde SGK’ya bildirilmesi,
● Limited şirket, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının sigortalılıkları hisse devrine ilişkin alınan ortaklar kurulu kararı ile hissenin devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin ve devrin pay defterine işlendiği sayfanın birer suretlerinin birlikte ibraz edilmesi veya hisse devri ticaret sicil memurluğuna tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıyla ortaklar kurulu karar tarihi itibarıyla sona erer ve bu tarih, sigortalılar ve şirket yetkililerince 10 gün içinde SGK’ya bildirilmesi, gerekmektedir. Anonim şirketin yönetim kuruluna seçilen ortaklar ve/veya limited şirket ortakları için 15 gün içinde kağıt formatlı işe giriş bildirgesinin verilmemesi veya anonim şirket yönetim kurulundan ayrılan ortaklar ile hissesinin tamamını bir başkasına devreden limited şirket ortakları için 10 gün içinde kağıt formatlı işten çıkış bildirgesinin verilmemesi halinde, verilmesi gerekli olan her bir bildirge için şirket tüzel kişiliğine bir asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmaktadır. 
5510 sayılı Kanun’un geçici 57’nci maddesinin birinci fıkrası gereği, şirket tüzel kişilikleri tarafından ortaklar ve/veya yönetim kurulu üyesi ortaklar için verilmesi gereken kağıt formatlı işe giriş ve işten çıkış bildirgelerinin 11/12/2014 tarihine kadar verilmesi halinde ilgili bildirgeler kanuni süresinde verilmiş sayılacak ve idari para cezası uygulanmayacaktır. Bu yükümlülükler için daha önce uygulanan ve ödemesi yapılmayan idari para cezaları, kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın terkin edilecektir. İdari para cezaları tahsil edilmiş ise iade veya mahsup edilmeyecektir. 
Limited şirket ortağının/anonim şirketin yönetim kuruluna seçilen ortağının, emekli olması veya bir başka işyerinde 4/a kapsamında sigortalı olması ya da aynı zamanda bir başka şirkete de ortak/ yönetim kurulu üyesi olması, bildirge verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle SGK tarafından idari para cezası uygulanması (hukuksuz bir şekilde de olsa) riski bulunmaktadır. 
Bu nedenle mutlaka şirket tüzel kişilikleri tarafından ortaklar ve/veya yönetim kurulu üyesi ortaklar için verilmesi gereken kağıt formatlı işe giriş ve işten çıkış bildirgelerinin 11/12/2014 tarihine kadar verilmesi gerekmektedir.
http://www.dunya.com/ sitesinden 15.10.2014 tarihinde yazdırılmıştır.

İhracatta götürü gider uygulaması hk. özelge.


T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI  İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü
Sayı: 11395140-105[234-2012/VUK-1- . . .]--1549       Tarih: 02/06/2014
Konu:Belgesi temin edilemeyen masrafların ne şekilde gider yazılacağı.


İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, kurumunuzun uluslararası hava kargo taşımacılığı işi ile iştigal ettiğini, verdiğiniz hizmetlerin tamamını yurtdışında gerçekleştirdiğinizi, buna mukabil hizmet üretilirken kullandığınız girdilerin çoğunu da hizmet olarak yurtdışında ve yerinde temin ettiğinizi, hizmetin verilip alındığı ülkeler gelişmiş ülkeler olabileceği gibi mali sistemi ile belge düzeni oturmamış, savaş ve kaos ortamının olduğu ülkelerin de olabildiğini, bu gibi durumlarda fatura temini konusunda sıkıntılar oluşabildiğini ayrıca ülkenin uzaklığı, hizmeti veren firma yetkililerinin muhasebe ve yabancı dil bilgisi düzeyi ya da iletişim bilgilerindeki değişiklikler ile uçağın havadayken aldığı hizmetin (üst geçiş gibi) tespit edilememesi ve hizmeti veren ülkenin bu hizmet bedelini uzunca bir süreden sonra istemesinin karşılaştığınız diğer zorluklar olduğunu, buna benzer nedenlerden dolayı faturaların bazen hiç temin edilemediğini bazen de ilgili dönemden çok sonra elinize ulaştığını, gelen belgelerin içeriğinin fatura bilgilerini ihtiva etmesine rağmen üzerinde fatura yazmadığını bu nedenle ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesine ilişkin gerçekleşen giderlerin Kurumlar Vergisi matrahının hesabında kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate aldığınızı belirterek;
-Takvim yılı kapandıktan sonra tarafınıza ulaşan yurtdışı hizmet faturalarını kayıtlarınıza alırken, düzenleme tarihi yerine postayla ya da elektronik ortamda elinize ulaşan tarihe göre kayıtlarınıza alıp, kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı,
-Ülkemizden farklı mali sisteme sahip ve gelişmiş belge düzeninin olmadığı ülkelerde düzenlenen, üzerinde "invoice" ibaresi bulunmayan belgelerin Vergi Usul Kanununda tanımlanmış olan fatura ve benzeri belge tanımına uyup uymadığı ve dolayısıyla kurumlar vergisi matrahının hesaplanmasında gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı,
-Ödemeleri banka havalesi ya da kredi kartıyla yapıldığı halde belgesi temin edilemeyen giderlerin nasıl giderleştirileceği ve söz konusu ödemelerin 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40/1 maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususlarında tereddüt hâsıl olduğundan Başkanlığımız görüşleri talep edilmektedir.


5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar "dönemsellik" ve "tahakkuk esası" ilkeleridir. Vergi uygulamaları açısından tahakkuk ve dönemsellik ilkeleri gereğince, her gelir veya gider unsuru ait olduğu hesap döneminin kazancının tespitinde dikkate alınmalıdır.
193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup maddenin (1) numaralı bendinde ise ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin (ihracat, yurtdışında inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık faaliyetlerinde bulunan mükellefler, bu bentte yazılı giderlere ilaveten bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hâsılatın binde beşini aşmamak şartıyla yurt dışındaki bu işlerle ilgili giderlerine karşılık olmak üzere götürü olarak hesapladıkları giderleri de indirebilirler) safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Konuyla ilgili olarak 194 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "4. Götürü Gider Uygulamasında Hasılat" başlıklı bölümünün "c) Yurt Dışı Taşımacılık Hasılatı" başlıklı bölümünde, her türlü yurt dışı taşımacılık faaliyetinden döviz olarak sağlanan hasılatın götürü gider uygulamasına konu olabileceği, "yurt dışı taşımacılık" ifadesinden başlangıç veya bitiş noktasından herhangi biri veya her ikisi yurt dışında bulunan taşımacılık işlerinin anlaşılması gerektiği, yük taşımacılığının yanı sıra yolcu taşımacılığından sağlanan hasılatın da götürü gider uygulamasına konu olabileceği açıklamalarına yer verilmiştir.
Aynı Tebliğin "5. Götürü Olarak Hesaplanan Giderlerin Muhasebeleştirilmesi" başlıklı bölümünde ise, "Götürü gider uygulaması, mükelleflerin yurt dışındaki işleri ile ilgili olarak yapmış oldukları giderlerden belgesi temin edilemeyenlerin, anılan faaliyetlerden sağlanan hasılatın belli bir oranını aşmamak şartıyla ticari kazançtan indirilmesini öngören bir müessesedir. Dolayısıyla götürü gider hesaplanabilmesi için harcamanın yapılmış ve işletmenin malvarlığında bir azalma meydana gelmiş olması gerekir." denilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde; bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsik edileceği hükme bağlanmıştır.
"Tevsiki Zaruri Olmayan Kayıtlar" başlıklı 228 inci maddesinde ise; "Aşağıdaki giderler için ispat edici kâğıt aranmaz:
1. Örf ve teamüle göre bir vesikaya istinat ettirilmesi mutat olmayan müteferrik giderler;
2. Vesikanın teminine imkân olmayan giderler;
3. Vergi kanunlarına göre götürü olarak tespit edilen giderler.  1 ve 2 numaralı fıkralarda yazılı giderlerin gerçek miktarları üzerinden kayıtlara geçirilmesi ve miktarlarının işin genişliğine ve mahiyetine uygun bulunması şarttır." hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, yurt dışı taşımacılık faaliyetinde bulunan kurumunuzun, yurt dışı taşımacılığı faaliyeti ile ilgili olarak yurtdışında yapılmış olan ancak belgelendirilemeyen giderlerin nakden yapıldığının ve nakit çıkışının muhasebe kayıtlarında izlendiğinin tevsik edilmesi durumunda bu harcamalara karşılık olmak üzere, yurtdışı taşımacılık faaliyeti sonucu döviz olarak elde ettiğiniz hâsılatın binde beşini aşmamak şartıyla hesaplanan götürü giderin kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, harcama yapılmadıkça belirtilen şekilde hesaplanan götürü gider kurum kazancının tespitinde dikkate alınamayacaktır.

Hesap dönemi kapandıktan sonra tarafınıza ulaşan yurt dışı hizmet faturalarını kayıtlarınıza alırken fatura içeriği hizmetlerin ilgili olduğu hesap döneminde gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 253 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin "Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Bedellerle İlgili İşlemler" başlıklı bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri belirtilerek, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri, ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları açıklanmış bulunmaktadır.

Bu itibarla, yurtdışında mukim olan firmaların tarafınıza düzenlediği belgelerin, ilgili ülke mevzuatına göre geçerli belge sayılması durumunda, mezkur belgeler vergi kanunları açısından ispat edici belge olarak kabul edilmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.


14 Ekim 2014 Salı

Teknokentlerde kdv uygulaması 2014

KDV GENEL UYGULAMA TEBLİĞİ-26/4/2014-28983

G. GEÇİCİ MADDELERDE YER ALAN İSTİSNALAR
1.  ……………
2. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Verilen Teslim ve Hizmetler
3065 sayılı Kanunun geçici 20/1 inci maddesi ile, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetlerinin KDV’den müstesna olduğu ve Maliye Bakanlığının program ve lisans türleri itibarıyla istisnadan yararlanılacak bedele ilişkin olarak asgari sınır belirlemeye, istisna uygulanacak yazılım programlarını tanımlamaya ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.
Bu hükme göre, Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde bulunan mükelleflerin 31/12/2023 tarihine kadar bu bölgede ürettikleri sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımları şeklindeki teslim ve hizmetleri KDV’den istisnadır. Söz konusu bölgede üretilen yazılımın farklı kişilere satılması ya da satışın CD veya elektronik ortamda yapılması istisna uygulanmasına engel değildir.
Üniversitelere bağlı Teknokentler de Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak değerlendirilir. Kanunun geçici 20/1 inci maddesi kapsamında üretilen söz konusu yazılımların fikri mülkiyet hakkının, bu bölgede faaliyette bulunan mükellefte kalmak suretiyle belirli zaman aralıklarıyla farklı kişilere satılması veya söz konusu yazılımların sanal ortamda paylaşımının sağlanması halinde de KDV istisnası uygulanır.
Ayrıca, yazılımların pazarlanması işinin bayi kanalıyla yapılması halinde, Teknokent bünyesinde geliştirilen sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulamalarına yönelik genel anlamda yazılım programlarının bayiye tesliminde KDV istisnası uygulanır. Bayiler tarafından satışında ise (bu satış işlemi istisna kapsamında değerlendirilmeyeceğinden) genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanır.
Ancak, Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan girişimciler tarafından münhasıran bu bölgelerde üretilen yazılımlar için yapılacak her türlü mal ve hizmet alımları, söz konusu yazılımın vergiden istisna olup olmadığına bakılmaksızın KDV’ye tabidir.
Güncelleme dışında bir yazılımla ilgili olarak verilen bakım, destek (otomasyon) hizmetleri, teknoloji geliştirme bölgesinde üretilse dahi, oyun programları, network uygulamaları gibi yazılımlar, işlevlerini yerine getirmek için yazılım kullanan ürün, aygıt, eşya vb. donanımlar ile bu donanımlara ilişkin hizmetler, web sitesi aracılığıyla verilen reklam hizmetleri ve ar-ge çalışmaları kapsamında yer alan teslim ve hizmetler istisna kapsamında değerlendirilmez.
Öte yandan 3065 sayılı Kanunun (30/a) maddesinde, vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan KDV indirim konusu yapılamaz.
Diğer taraftan, Teknoloji Geliştirme Bölgesinde üretilen yazılımın Kanunun 11 ve 12 nci maddeleri kapsamında ihraç edilmesi halinde, bu ihracata ilişkin yüklenilen KDV’nin, 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre indirim ve iade konusu yapılması mümkündür.
Konuyla ilgili örneklere aşağıda yer verilmiştir.
Örnek 1: Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan bir firmanın, bu bölgede ürettiği “hastane bilgi yönetim sistemleri yazılımı programı” satışı ile bu yazılıma yönelik güncelleme işi Kanunun geçici 20/1 inci maddesine göre KDV’den istisna olacaktır.
Örnek 2:(A) Ltd. Şti.’nin Teknoloji Geliştirme Bölgesindeki faaliyetleri neticesinde ürettiği bir ürünün lisans, patent gibi gayrimaddi haklara isabet eden kısmı KDV’den istisnadır. Ancak, söz konusu ürünün seri üretime tabi tutulup pazarlanmasından elde edilen kazancın istisnadan yararlanması mümkün değildir. Ayrıca, Teknokent binası içinde telefon ve internet yardımı ile satış sonrasında müşterilere çağrı destek hizmeti verilmesi durumunda bu hizmetler KDV istisnası kapsamında değerlendirilmez.
Örnek 3: Teknoloji Geliştirme Bölgesinde yönetici şirket olarak faaliyette bulunacak olan (D) Bilim ve Teknoloji A.Ş. tarafından yapılacak teslim ve hizmetler genel hükümler çerçevesinde KDV ye tabi olacak, ancak, bu Şirketin teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunması durumunda bu faaliyetleri neticesinde üreteceği sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetlerinde Kanunun geçici 20/1inci maddesi uyarınca KDV istisnası uygulanacaktır.


10 Ekim 2014 Cuma

6552 ile ayrıca;

1- Elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet ve inci teslimlerinde uygulanan KDV istisnası kaldırıldı. İstisna, bu taşların, Sermaye Piyasası Kanunu’na göre Türkiye’de kurulu borsalarda işlem görmek üzere ithali, borsaya teslimi ve borsa üyeleri arasında el değiştirmesi ile sınırlandı. Artık bu taşların teslimi yüzde 18 KDV’ye tabi (madde 26). 

2- Tabii inci veya kültür incileri, elmaslar ve kıymetli taşlar için alınan ÖTV kaldırıldı (madde 116). 

3- Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borç karşılığında yapılan taşınmaz devirleri KDV’den istisna edildi (madde 27). 

4- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan süresiz çalışma izni verilen yabancılara ikamet tezkeresinin harç ödenmeksizin verilmesi sağlandı (madde 23). 

5- Başbakanlıkça veya Bakanlar Kurulu’nca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdi bağışların tamamının gelir vergisi veya kurumlar vergisi matrahından indirimine izin verildi. Böylece yardım kampanyasının doğal afetler nedeniyle yapılması zorunluluğu kaldırılmış oldu (madde 92). 

6- Ar-Ge faaliyetinde istihdam edilen personele uygulanan sigorta prim desteği için gerekli olan 5 yıllık istihdam süresi zorunluluğu kaldırıldı (madde 144).


9 Ekim 2014 Perşembe

KGK Kararı 18/9/2014


Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan:
Karar No:  75935942-050.01.04-[01/30]
Toplantı Tarihi: 18/9/2014
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca 23/1/2013 tarihli ve 28537 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2012/4213 sayılı “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı”nın 4üncü maddesinin altıncı fıkrasına dayanılarak hazırlanan ve 12/3/2013 tarihli ve 28585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararına İlişkin Usul ve Esaslar”da;
- 26/8/2014 tarihli ve 29100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan TMS Uygulama Kapsamı hakkındaki Kurul Kararımız ve
- 14/3/2014 tarihli ve 28941 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar
ile yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla gerekli değişiklikler yapılarak ekteki şekilde “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararına İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik Yapılması Hakkında Usul ve Esaslar’ın yayımlanmasına karar verilmiştir.


EK
BAĞIMSIZ DENETİME TABİ OLACAK ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE
DAİR BAKANLAR KURULU KARARINA İLİŞKİN USUL VE ESASLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA USUL VE ESASLAR

             MADDE 1 – 12/3/2013 tarihli ve 28585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararına İlişkin Usul ve Esasların 5 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“MADDE 5 - (1) Şirketlerin denetime tabi olup olmadığının belirlenmesinde tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte aktif toplamına, yıllık net satış hasılatına ve çalışan sayısına ilişkin genel ölçütler aşağıdaki gibi belirlenmiştir:
Aktif toplamı                      :   75 milyon TL ve üzeri
Yıllık net satış hasılatı         :   150 milyon TL ve üzeri
Çalışan sayısı                      :   250 çalışan ve üzeri
(2)  Bakanlar Kurulu Kararına göre şirketlerin denetime tabi olması için yukarıda belirtilen üç ölçütten ikisini üst üste iki hesap dönemi sağlaması gerekir. Birbirini takip eden hesap dönemlerinde sağlanan iki ölçütün aynı ölçütler olması şart değildir. Aşağıdaki tabloda örnek bir şirket için hesap dönemleri itibarıyla ölçütlerin sağlanması ve denetime tabi olma durumu gösterilmiştir:

Hesap dönemleriBilanço aktif toplamı 75milyon TL veya üzeri midir?Yıllık net satışhasılatı150milyon TL veya üzeri midir?Çalışan sayısı 250 veya üzeri midir?Kriterlerden en az ikisini sağlıyor mu?Denetime tabi midir?
1/1-31/12 20X1EvetHayırHayırSağlamıyorReferans yıl
1/1-31/12 20X2EvetEvetHayırSağlıyorReferans yıl
1/1-31/12 20X3EvetHayırEvetSağlıyorTabi değildir
1/1-31/12 20X4*HayırHayırEvetSağlamıyorTabidir
1/1-31/12 20X5HayırHayırEvetSağlamıyorTabidir
1/1-31/12 20X6EvetHayırEvetSağlıyorTabi değildir
*    31/12/20X4 tarihinde sona eren hesap döneminde ölçütlerden en az ikisinin sınırlarının yüzde yirmi veya daha fazla altında kalınmadığı varsayılmıştır.”

MADDE 2 – Aynı Usul ve Esasların 10 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 10 - (1) Denetime tabi şirketler, tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte 5 inci maddede belirtilen ölçütlerden en az ikisine ait sınırların iki hesap döneminde art arda altında kalması durumunda, müteakip hesap döneminden itibaren denetimin kapsamından çıkar. Birbirini takip eden hesap dönemlerinde sınırların altında kalınan iki ölçütün aynı olması şart değildir. Aşağıdaki tabloda örnek bir şirket için hesap dönemleri itibarıyla ölçütlerin sağlanması ve denetimin kapsamından çıkma durumu gösterilmiştir:

Hesap dönemleriBilanço aktif toplamı 75 milyon TL veya üzeri midir?Yıllık net satış hasılatı150 milyon TL veya üzeri midir?Çalışan sayısı 250 veya üzeri midir?Kriterlerden en az ikisini sağlıyor mu?Denetime tabi midir?
1/1-31/12 20X1EvetHayırEvetSağlıyorReferans yıl
1/1-31/12 20X2EvetEvetHayırSağlıyorReferans yıl
1/1-31/12 20X3EvetHayırEvetSağlıyorTabidir
1/1-31/12 20X4*HayırHayırEvetSağlamıyorTabidir
1/1-31/12 20X5HayırEvetHayırSağlamıyorTabidir
1/1-31/12 20X6EvetHayırEvetSağlıyorTabi değildir
*    31/12/20X4 tarihinde sona eren hesap döneminde ölçütlerden en az ikisinin sınırlarının yüzde yirmi veya daha fazla altında kalınmadığı varsayılmıştır.

(2) Denetime tabi şirketler, 7 nci madde çerçevesinde tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte, bir hesap döneminde 5 inci maddede belirtilen ölçütlerden en az ikisinin sınırlarının yüzde yirmi veya daha fazla altında kalması durumunda, müteakip hesap döneminden itibaren denetim kapsamından çıkar.”
MADDE 3 – Aynı Usul ve Esasların 11 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“MADDE 11 – (1) Denetime tabi olan şirketler, daha sonraki hesap dönemlerinde denetim kapsamında olup olmadıklarını değerlendirirken, aktif toplamının ve yıllık net satış hasılatının hesabında varsa TMS’ye uygun olarak hazırladıkları finansal tablolarda yer alan tutarları esas alır. TMS’yi uygulayan şirketler açısından, bağlı ortaklık ve iştirak kavramları 6102 sayılı Kanun ve TMS’deki anlamlarıyla dikkate alınır. Bu durumda, ölçütler belirlenirken bağlı ortaklıkların tam konsolidasyon yöntemine, iştiraklerin ise özkaynak yöntemine göre konsolide edildikleri finansal tablolar kullanılır.  TMS’ye uygun olarak hazırlanmış finansal tabloların bulunmaması durumunda ise, kendileri ile bağlı ortaklıkları ve iştiraklerinin vergi mevzuatı çerçevesinde kamu idarelerine sunulmak üzere hazırladıkları bilanço ve gelir tablolarındaki son iki hesap dönemine ilişkin tutarlar dikkate alınarak 7 ve 9 uncu madde hükümleri uygulanır. Ortalama çalışan sayısının hesabında 8 inci madde hükümleri uygulanır.”
MADDE 4 – Bu Usul ve Esaslar 1/1/2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 5 – Bu Usul ve Esaslar hükümlerini Kurum Başkanı yürütür.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Zarar eden şirketler.

SERMAYE YETERSİZ KALIRSA VEYA KAYBEDİLİRSE NE YAPILABİLİR.
Bu konuyu artık tartışmaya açmak ve yeni döneme hazırlık yapmanın zamanıdır. Uygulamaya girecek
TTK ve TMS uygulamalarında daha sağlam zeminde bulunmanın yanında Kanuni zorunluğun olduğu
bilinmelidir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 324. Maddesi : . Şirketin bilançosunda sermayenin kısmen veya tamamen kaybedildiği anlaşılmışsa bu konuda harekete geçilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Şayet şirket sermayesinin üçte ikisinden fazlası karşılıksız kalmışsa genel kurulda ya mevcut (sermayenin üçte bir kalmışsa) üçte bir sermaye ile yetinilmesine karar verilecek ya da eksilen sermayenin ortaklarca tamamlanması gerekecektir.
Türk Ticaret Kanunu'na göre şayet şirket sermayesinin üçte ikisinden fazlasını yitirmişse sermayesini artıramamaktadır. Önce şirket ortaklarının eksilen sermayeyi en az üçte iki seviyesine nakit enjekte etmek suretiyle getirmeleri gerekmektedir.
Ancak ondan sonra sermayenin (üçte birinden fazlasının) korunduğu YMM raporu ile tespit ettirilmekte ve sermaye artışı yapılabilmektedir.
Ancak uygulamada bazen bu durum göz ardı edilerek de sermaye artışı yapıla bilindiğine şahit olunmaktadır.

Sermayenin tamamlanması bankaya nakit girişi suretiyle aktiflerin artırılması ve pasifte öz sermaye hesapları altında bir hesaba fon olarak kayıt suretiyle olacaktır.
-------------------------------/----------------------------------------
102…………………………… 50 000 
529…………………………… 50 000
-Sermaye tamamlama fonu
---------------------------------/---------------------------------------- 

İlk etapta yukarıdaki kayıt yapıldıktan sonra ikinci aşamada pasifteki bu fonla aktifteki zararlar, fon tutarı kadar karşılıklı kayıtla kapatılmaktadır. Bu yolla şirket bilançosundaki ticari birikmiş zarar tamamlanan sermaye tutarı (ilk etapta pasifte fona kaydedilen tutar) kadar azaltılmaktadır. 
----------------------------------/--------------------------------------------
529………………………………………. 50 000
580………………………………….. 50 000
--------------------------------------/-------------------------------------------

Yukarıda bahsettiğimiz yöntem ile ticari zararları bilançoda yok etsek bile beyannamede takip ettiğimiz devreden birikmiş zararları mahsup hakkımız devam edecektir.

''Sermaye tamamlama suretiyle pasifte fona kaydettiğimiz bu tutarı şirketin bilançosu düzeldiğinde ortaklara iade etmek mümkün müdür?'' sorusuna farklı cevaplar verilmektedir. Şekil ve hukuki altyapısı uygun oluşturulmak şartıyla mümkün olacağı kanaatindeyiz.
Alıntı: Zeki Gündüz YMM, Bilanço Nasıl Güzelleştirilir? (2)

Bu konuyu tamamlamak için devam edersek Gelir sayılması gerektiği hakkında Bakanlık görüşü ve uygulaması mevcuttur. Tabiki bu olayın devamı dır.

Bu konuda Sn.Erdoğan Öcal'ın makaleleri vardır.
ve ayrıca: Değerli okurlarımız, 20 Temmuz 2012 tarihli "YeniTTK’da şirket iflasına yönelik önemli biryenilik” başlıklı yazımızdaYeniTTK’nın getirdiği en önemliyeniliklerdenbirini ele almıştık. Söz konusu yazımızda,YeniTTK’nın 376’ncı maddesine göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurulun,

- sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya
-sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirdeşirket kendiliğinden sona ereceğini belirtmiştik.

YeniTTK’nın 376’ncı maddesinde yapılan düzenlemenin Eski TTK’nın 324’üncü maddesi düzenlemesinden farkı,YeniTTK’da sermayenin tamamlanması ile kastedilen husus, maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, sermayenin;
-azaltılan sermaye kadar veya ondan fazla sermaye artırımı yapılmasıveya
-bilanço açıklarının pay sahiplerinin tümünce veya bazı pay sahipleri tarafından kapatılmasıya da
-bazı alacaklıların alacaklarını silmesikastedilmektedir.

Burada,YeniTTK ile çok önemli değişikliklere gidilerek, azaltılan sermayeden daha fazla sermaye artırımına izin verilmektedir. Ayrıca, bilanço açıklarının bazı pay sahiplerince kapatılması ve bazı alacaklıların alacaklarını silmesi düzenlemesi getirilmektedir.

Yapılan bu değişikliklerle şirket ortaklarının şirketi devam ettirmek istemeleri halinde, şirketin iflasından çok, şirketin devam ettirilmesinin önünün açıldığını vurgulamıştık.Konunun vergisel boyutunu ise önümüzdeki yazılarımızda ele alacağımızı belirtmiştik. Sermaye tamamlama fonu diye de adlandırılan fonun vergilemesi konusunu aşağıda ele alacağız.

YeniTTK 376’ncı madde hükmüne göre, genel kurulda sermayenin tamamlanması kararı alınacak olur ise, ortaklar, sermayenin tamamlanması için, zor durumdaki şirkete hisselerine düşenödemeleriyapmaları halinde, şirket bu fonu, kanun hükmü gereği, zararların kapatılmasında kullanmak zorundadır. Ortaklar tarafından sermayenin tamamlanması için konulan buparapasifte bir fon hesabına alınmamalıdır. Paranın konuluş amacı bilanço açıklarını yani zararı kapatmaktır.

Konuyla ilgili olarak en son Gelir İdaresi Başkanlığınca verilen 01.06.2012 tarih ve 11 sayılı Özelge’de; 
"Türk Ticaret Kanununda zarar telafisi fonu ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi bu ad altında yurt dışından gelen paraların yedek akçe olarak kabul edileceğine dair bir hüküm de bulunmamaktadır.

Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında sermayeye ilave edilmeyen sermaye tamamlama fonunun, ortağı olunan iştirak tarafından, iştiraklerin maliyet bedeline eklenmesi mümkün değildir. Sermaye tamamlama fonunun ödendiği iştirakin, bu tutarları kurum kazancına dâhil etmesi gerekmektedir.
Ayrıca, sermaye tamamlama fonu adı altında iştirake ödenen tutarlar, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinde sayılan giderler kapsamına da girmediğinden, gider yazılması veya zarar olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmının istisna olduğu hükme bağlanmıştır.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında da iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilmediği belirtilmiştir.
Bu çerçevede, iştirak hisseleri satışından; kazanç doğması ve maddede belirtilen şartların varlığı halinde satıştan doğan kazancın % 75’inin istisnaya konu edilmesi mümkün olup zarar doğması halinde ise bu zararın %75’inin kurum kazancından indirilebilmesi mümkün bulunmamaktadır.”denilmektedir.

Burada TTK ile vergi kanunları arasında bir çelişki doğmaktadır.YeniTTK’nın 376’ncı maddesi hükmüne göre bilanço açıklarının kapatılmaması durumunda şirket sona erecek iken(Aslında, 376’ncı madde sermayenin tamamlanması veya daha fazla sermaye konulmasının yasal zeminin oluşturmaktadır), vergi kanunlarıbakımındankapatılan bu açık için zor durumda olan şirkete konulacak paralar şirket açısından gelir kabul edilerek vergiye tabi tutulmakta ve bu fonu koyan ortaklar açısından ise gider olarak kabul edilmemektedir. Çünkü, vergi kanunlarıbakımındanbu gelirin istisna olduğuna veya ödeyen ortaklarbakımındangider olarak kabul edilmesine yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, Gelir Vergisi Kanununun 38’inci maddesine göre, bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:
1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.
Ticari kazancın bu suretle tesbit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.

Bu şu anlama gelmektedir, ortaklar tarafından şirkete konan paraların dönem başı öz sermayesinin dönem sonu özsermayesinden çıkarılması sonucu ortaya çıkan farktan indirilecek olması nedeniyle, zarar tamamlaması ya da bilanço açığının kapatılması adı altında ortakların TTK’ya göre zorunlu olarak koydukları paranın vergiye tabi olmaması gerekir. Aslında vergiyi doğuran olay doğmadığına göre herhangi bir istisnai düzenleme de olmayacaktır.(Aynı yönde görüş için bakınız: Erdoğan Öcal, Sermaye Tamamlama Fonu Hesabına Yapılan Ödemeler Kurumlar Vergisine Tabi Mi?, Vergi Sorunları Dergisi İnternet Sitesi Yazarı)

Burada tekrardan önemle vurgulanmalıdır ki, Yeni TTK’nın 376’ncı maddesiyle artık eksilen sermaye kadar değil, eksilen sermayenin üzerinde sermaye artışı yoluna gidilebilecektir. Böylece, şirketlerin yaşatılmak istenmesi durumunda Yeni TTK bunun önünü açmaktadır. Bu konu daha önceki yazılarımızda da kaleme alınmıştır.

Sonuç olarak, Gelir İdaresinin görüşü her ne kadar sermayeyi tamamlama fonunun şirket bakımından vergiye tabi bir gelir ve ödeme yapan ortaklar bakımından kanunen kabul edilmeyen bir gider niteliğinde olduğu yönünde olsa da, işlem yapmadan önce tekrardan Gelir İdaresinden görüş talep edilebilir. Ayrıca, ihtirazi kayıtla beyan edilerek dava yoluna da gidilebilecektir. Bir taraftan Yeni TTK ile eksilen sermayeden daha fazla sermaye konulmasına olanak tanınarak şirketler kurtarılmak istenirken, diğer yandan vergi kanunlarına göre bu fonu vergilendirilecek bir kazanç gibi algılamak tezat oluşturmaktadır.

131 xxxx
580 xxxxx
zararı ortaklara aktarıp
--------------------
100 xxxx
131 xxxxxxxxxxx
ortaklardan zararı tahsil etmek
---------------------------



Türk Ticaret kanunu açısından bir sorun yoktur ve zararlar hem ayrılan yedek akçe ile hemde bunun dışında 6102/376.madde kapsamında alınan kararla ortakların zararları kapatması mümkündür ve sicillik bir uygulama olmadan yapılabilir ama tabi her ikisi içinde genel kurulun kararı lazımdır müdür,müdürler kurulu veya yönetim kurulunun kararı yeterli olmaz, diğer nokta muhasebe uygulamasına geldiğimizde karşımıza şuan MSUGT.leri ile uygulama yaptığımız muhasebe ve raporlama standartlarına özellikle tek düzen hesap planına göre 52.ci gruptaki sermaye yedekleri hesabı uygun değildir,diğer nokta muhasebe kaydı için en uygun kayıt doğrudan 580 hesabın kapatılmasıdır ve tek düzenede uygundur.


(Mustafa Gülşen forumda yüksekkaya ve dumanlı yazılarından derleme yaptım)