.

.

2 Nisan 2015 Perşembe

Hangi Bağış ve Yardımlar Kurum Kazancından İndirilir?

Hangi Bağış ve Yardımlar Kurum Kazancından İndirilir?  Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesine göre beyanname üzerinden indirilebilecek (kurum kazancının bulunması şartıyla) bağış ve yardımları sınırlı ve sınırsız olarak indirilebilecek bağış ve yardımlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
  a)  Sınırsız olarak indirilebilecek bağış ve yardımlar şunlardır;  
' Genel bütçeli idareler, özel bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler köylere bağışlanan; ve okul, sağlık tesisi, 100 yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde 50 yatak) kapasitesinden az olmamak kaydıyla öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin ve Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının  inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımların tamamı. 

' Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler ve köyler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan veya Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen ya da desteklenmesi uygun görülen kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlar, (Bu çerçevede yapılacak bağış ve yardımlar için bağış yapılan projenin Kültür Bakanlığı tarafından desteklendiği veya desteklenmesinin uygun görüldüğüne ilişkin ilgili Bakanlığın yazısının kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bağlı bulunulan vergi dairelerine verilmesi gerekmektedir.) 

' Başbakanlıkça veya Bakanlar Kurulunca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdî bağışların tamamı,

' İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış veya yardımların tamamı,

' 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'na göre faaliyette bulunan üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerine yapılan aynî veya nakdî bağış ve yardımların tamamı   1  kurum kazancından indirim konusu yapılabilecektir.
  
b) Sınırlı olarak kurum kazancından indirilebilecek bağış ve yardımlar şunlardır;
 ' Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5' ine kadar olan kısmı.
 (Kurum kazancının % 5'i ile sınırlı bağış ve yardımların matrahtan indirilmesi için;         

 1- Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlara yapılması,
 2- Makbuz karşılığı olması,
 3- Karşılıksız yapılması,
 4- Sadece ilgili dönem kazancından indirilmesi
 5- Beyannamede ayrıca gösterilmesi gerekir. İndirilemeyen kısım diğer yıla nakledilmeyecektir.)
 ' Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesinin (ç) bendinde sınırsız indirim konusu yapılabilecek tesislerin yapımı için madde de sayılan kamu kurumları dışında, kamuya yararlı dernekler ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan ayni ve nakdi bağış ve yardımlar,
  
' Türk Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine yapılacak ayni bağış ve yardımlar,
  
kurumlar vergisi beyannamesinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirim konusu yapılabilecektir.

Bağış ve yardımların indirim konusu yapılabilmesi için ön şart kurum kazancının bulunmasıdır. Kurum kazancının bulunmaması durumunda ya da indirilemeyen kısım bulunduğu takdirde hem sınırsız hem de sınırlı olarak yapılacak bağış ve yardımlar sonraki yıla nakledilmeyecektir.
  
Ayrıca bağış ve yardımların nakden yapılmaması halinde, bağışlanan veya yardımın konusunu oluşturan mal veya hakkın maliyet bedeli veya kayıtlı değeri, bu değer mevcut değilse Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre takdir komisyonlarınca tespit edilecek değeri esas alınır. 



e-defter'e kayıt ;


1- Tek fiş tek belge ile yazılanlar
·        Fatura ,
·        Müşteri Sipariş Belgesi
·        Satıcı Sipariş Belgesi ,
·        Senet ,
·        Navlun ,
·        Makbuz 


2- Liste halinde yazılmasına izin verilenler (diğer)
·        Çek ,
·        senet listesi,
·        Z raporu,
·        Banka işlemleri,
·        ücret bordrosu,
·        Masraf listesi… vs.

3- Bir belgeye dayanmayan kayıtlar 
·        Açılış, kapanış fişleri,
·        amortisman kaydı,
·        virman işlemi gibi.

e-Defter uygulamasında belgeye dayanmayan bir işlem varsa belge türü alanının kullanılmasına gerek yoktur.

28 Mart 2015 Cumartesi

Ev Hizmetlerinde Çalışanlar Bir Nisandan İtibaren Sigortalı Yapılacak

Ahmet Ağar Muhasebetr    16.03.2015

I- GİRİŞ:Hatırlanacağı gibi, ev işlerinde çalışanlar için ilk defa 11.08.1977 tarihli ve  2100 sayılı Kanunda yapılan bir düzenleme ile sadece "ücretle ve sürekli olarak çalışanlar" Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına dahil edilmişlerdi. Sürekli olmayıp,  kısmi süreli, gündelikçi olarak ayda bir kaç dün ev hizmetlerinde çalışanlar, sigortalı sayılmayarak  kapsam dışında  bırakılmışlardı ve yanlış olan bu şekildeki uygulama devam etmekteydi.Uzun yıllardan beri tartışılan ev hizmetlerinde çalışanların sigortalılık konusu, 10.09.2014 tarih ve 6552  sayılı  Torba Kanun'la 5510 sayılı Kanuna eklenen bir ek madde ile ev hizmetlerinde bir veya birkaç kişi tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacaklarına dair yapılan düzenleme, 1 Nisan 2015 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.
1 Nisan 2015 tarihinden itibaren uygulanacak olan bu yeni düzenlemeye göre,  ev hizmetlerinde 10 günden az veya 10 günden fazla çalıştırılacak olanların. sigortaya bildirimlerinin nasıl yapılması gerektiği, bu makalenin konusu olacaktır.
II- EV HİZMETLERİNDE ÇALIŞANLARIN SİGORTAYA BİLDİRİMLERİ: 1- 6552 sayılı Kanunun 55. maddesiyle, 5510 sayılı Kanuna eklenen ve 1 Nisan 2015 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan EK  9. maddeye göre, ev hizmetlerinde çalışanlar, ay içinde 10 günden fazla çalışanlar ve 10 günden az çalışanlar olmak üzere  iki ayrı kategoriye ayrılmaktadır.

a) Ev Hizmetlerinde Ay İçinde
 10 Gün ve daha  Fazla Çalışanların Sigortalılığı:Ev hizmetlerinde (yemek, temizlik, çocuk, hasta, yaşlı bakımı vb.) bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından  çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 gün ve daha fazlaolan sigortalılar hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi (SSK’lı) kapsamındaki sigortalılara ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bunların bildirimi, işverenler tarafından örneği Kurumca hazırlanan belgeyle en geç çalışmanın geçtiği ayın sonuna kadar yapılacaktır. Süresinde bildirimi yapılmayan her bir sigortalı için  işverene  bir asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır.Kanun metninden de görüleceği gibi, ev hizmetlerinde bu kapsamsa, yani ay içinde 10  gün ve daha fazla çalışanlar,  5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/a maddesi kapsamında sigortalı sayılacak ve buna ilişkin hükümler uygulanacaktır.
b) Ev Hizmetlerinde Ay İçinde 10 Günden Az  Çalışanların Sigortalılığı:Yapılan bu düzenleme ile ev hizmetlerinde çalışanlardan, ay içinde 10 günden az çalışanlar için tamamen farklı ve örneği bulunmayan bir uygulama getirilmiştir.
Buna göre; Ev hizmetlerinde bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 günden az olanlar için, çalıştırıldıkları süreyle orantılı olarakçalıştıranlarca kanunun  82. maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazancın alt sınırı üzerinden  (asgari ücret) % 2  oranında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi ödenecektir. Bu şekilde işçi çalıştıranlar, 5510 sayılı Kanunun uygulanmasında işveren sayılmazlar.

Bu şekilde çalışanların sigortalılık tescili, SGK tarafından hazırlanacak ve işe giriş bildirgesi benzeri bir  belgenin, işçi ve çalıştıran tarafından imzalanarak en geç çalışmanın geçtiği ayın sonuna kadar SGK’ya verilmesi gerekir. Sigortalılık başlangıcında bu belge üzerinde çalışma başlangıcına dair kayıtlı en eski tarih esas alınacaktır. 

Bunlar hakkında yani, ev hizmetlerinde ayda 10 günden az çalışanlara, belli durumlarda sadece iş kazaları ve meslek hastalığı hükümleri uygulanacak olup, bunlara hastalık sigortası hükümleri uygulanmayacaktır.Bu şekilde çalışanlar isterlerse, adlarına ödenen primin ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar aynı kazancın (asgari ücretin) %32,5 oranında primi kendileri ödeyebilecektir.   Bunun %20’si malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları, %12,5'i genel sağlık sigortası primidir. Bu süre içinde ödenmeyen primin ödenme hakkı düşecektir. Bu şekilde işçi tarafından ödenen primler, 5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi kapsamında (SSK’lı) sayılacaktır.

Bu şekilde prim ödeyenler, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası hükümlerinde yararlanabilecektir.  Ancak, bu süre içinde primler belirtilen sürede ödenmezse, primin ödenme hakkı düşecek ve ileride ödeme imkanı olmayacaktır.

Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kollarından sağlanan yardımlardan yararlanabilmesi için iş kazasının olduğu tarihten en az on gün önce tescil edilmiş olması ve sigortalılığının sona ermemiş olması,  kanuna göre iş kazası veya meslek hastalığından dolayı geçici iş göremezlik ödeneği ödenmesi veya sürekli iş göremezlik geliri ya da malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanabilmesi için prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şarttır. Bu sigortalılar ile ilgili iş kazası ve meslek hastalığı olaylarında Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki işverenin, iş kazasının meydana gelmesindeki sorumluluğu ile ilgili hükümleri uygulanmayacaktır. Çünkü bu şekilde işçi çalıştıranlar, işveren sayılmamaktadır.

Ev hizmetlerinde ay içinde 10 günden az çalışanlar ve adlarına sadece % 2 oranında  iş kazası  ve meslek hastalığı primi yatırılanlar,
 5510 sayılı Kanunun, Sigortalı Sayılmayanlar başlıklı 6. maddesindeki “Ev hizmetlerinde çalışanlar(Kanunun ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında sigortalı olanlar ile ücretle aynı kişi yanında ay içinde 10 gün ve daha fazla süreyle çalışanlar hariç) “ hükmüne istinaden sigortalı sayılmamaktadır. 

İşçi sayılmayan bu durumda çalışanların, varsa  eşi veya çocuğu üzerinden genel sağlık sigortasından yararlanmaya  devam etmeleri gerekir. Nitekim, EK 9. maddede, “Bu maddenin ikinci fıkrasındaki sigortalılar hakkında Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri hükümleri uygulanır.” denmektedir. Dolayısıyla, ev hizmetlerinde ay içinde 10 günden az çalışan ve adlarına sadece % 2 oranında  iş kazası  ve meslek hastalığı primi ödenenlerin eş veya çocukları üzerinde genel sağlık sigortasından yararlanabilecekleri sonucu ve anlamı çıkmaktadır. 

III- SONUÇ :
1- 1 Nisan 2015 tarihinden itibaren, ev hizmetlerinde (yemek, temizlik, çocuk, hasta, yaşlı bakımı vb.) bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından  çalıştırılan ve çalışma süresi ay içinde 10 gün ve daha fazla olanlar, zorunlu olarak kanunun 4/a maddesi kapsamında sigortalı sayılacak ve bunlar hakkında 5510 sayılı Kanunun bu kapsamdaki sigortalılara ilişkin tüm hükümler uygulanacaktır.
2- Ev hizmetlerinde bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından  çalıştırılan ve çalışma süresi ay içinde 10 günden az olanlar için,çalıştırıldıkları gün kadar çalıştıranlar tarafından asgari ücret üzerinden % 2  oranında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi ödenecektir. Bu şekilde işçi çalıştıranlar, 5510 sayılı Kanunun uygulamasında işveren sayılmayacak, çalışan da işçi sayılmayacaktır.
Bu şekilde çalışanlar isterlerse, adlarına ödenen primin ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar  asgari ücret üzerinden  %32,5 oranında olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası ve   genel sağlık sigortası primlerini kendileri ödeyebilecektir. Bu şekilde işçi tarafından ödenen primler, 5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi kapsamında (SSK’lı) sayılacak, emeklilik ve sağlık dahil  sigortalılara tanınan bütün hükümler uygulanacaktır.

3- Ev hizmetlerinde çalışacak olanlarla ilgili olarak  yapılmış olan bu düzenleme konusunda, SGK tarafından çıkarılması beklenen genelge/ genel yazıda, ay içinde 10 günden az çalıştıkları için sigortalı sayılmamaları nedeniyle, bu durumdakilerin varsa,  eşi veya çocuğu üzerinden genel sağlık sigortasından yararlanmaya  devam edebileceklerine ilişkin açıklık getirilmesi oldukça yararlı olacaktır.
-------------------------------------------------------------------------------------

Tebliğ yayınlandı: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150401.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150401.htm



26 Mart 2015 Perşembe

Fazla kıdem tazminatı ödeyen ne ceza alır?

İK Yöneticisi, Personel Yöneticisi, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu-Thetahealing Terapisti
Fazla kıdem tazminatı ödeyen ne ceza alır? 
Çalışanın ücreti kıdem tazminatının tavanını aştığı takdirde, işveren tavanın aşan miktar için de kıdem tazminatı öderse hapis cezasının devam edip etmediğini, etmiyor ise ne gibi bir cezası olduğunu sordu.
4857 sayılı Kanun'a tabi olarak çalışan bir işçinin çıkışı kıdem tazminatı ödemesini gerektiriyorsa, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bu süre asgari olup iş ve toplu iş sözleşmeleri ile arttırılabilir.
Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu'na tabi en yüksek devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.
5434 sayılı Kanun'a göre en yüksek devlet memuru kabul edilen Başbakanlık Müsteşarı’nın durumu dikkate alındığında, şu an için bir işçinin her bir yıllık çalışması karşılığı alabileceği kıdem tazminatı miktarı 2.623,23 TL’dir.
Dostumuzun sorusunun içinde de belirtildiği üzere 2003 yılı öncesinde İş Kanunu'nda sadece bir eylemle ilgili olarak hapis cezası düzenlenmişti. Bu ceza da kıdem tazminatına yönelikti.
Yürürlükten kaldırılmış olan 1475 sayılı Kanunun 98’inci maddesinde: Kıdem tazminatına ilişkin hükümlere aykırı harekette bulunarak kıdem tazminatının öngörülen esaslar dışında veya saptanan miktar veya tavan aşılarak ödenmesi için emir veya talimat veren veya bu yolda hareket eden özel veya kamu kurumu veya kuruluşların yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, müessese müdürü, muhasebe müdürü gibi yetkili sorumluları hakkında, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç teşkil etmediği takdirde altı aydan iki seneye kadar hapis ve yirmibin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunacağı ve kanuna aykırı olarak fazla ödenen miktarın da ayrıca Hazine lehine resen tahsiline karar verileceği, hükmü bulunmakta idi.
Ancak 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ile birlikte 1475 sayılı Kanunun 98’nci maddesi yürürlükten kaldırıldı. Yeni iş kanununda da kıdem tazminatına yönelik olarak herhangi bir idari ve adli ceza öngörülmüş değildir.
Yani mevcut duruma göre bir işveren işçiye kıdem tazminatını tavanı aşan miktar da ödediği takdirde hiçbir ceza almaz. Bu davranışın para cezası da bulunmamaktadır.
Ancak böyle bir ödemede işverenin karşısına çıkacak konu vergi ile ilgili olacaktır. Bilineceği üzere işçiye ödenen kıdem tazminatı brüt ücret üzerinden hesaplanır. Hesaplanan bu brüt tutardan sadece damga vergisi kesintisi yapılır. Yine günümüz için geçerli oranlara göre damga vergisinin miktarı %0,66 oranındadır.
Eğer ki bir işçinin ücreti kıdem tazminatı tavanını aşıyor ve işveren tavana kadar olan brüt tutardan sadece damga vergisi kesecektir. Fakat tavanı aşan miktar üzerinden için de kıdem tazminatı ödemek istiyorsa, kıdem tazminatı tavanını aşan miktarından damga vergisi yanında gelir vergisi ve SGK primi kesintilerini de yapması gerekir.
Çünkü böyle tavanı aşan bir ödeme (tavanı aşan kısmı) her ne kadar kıdem tazminatı adı altında gibi görünmekte ise de, kıdem tazminatı olarak değerlendirilemez. Yapılan ödeme işverence işçiye verilen bir nevi ikramiye gibi değerlendirilmektedir. Bu nedenle her türlü kesintiye tabi utulmak durumundadır.
Tavanı aşan kıdem tazminatı ödemesinde hiçbir ceza yoktur. Sadece tavanı aşan kısım gelir vergisi ve prime dahildir.

25 Mart 2015 Çarşamba

Ltd mi AŞ mi -Dr.Mustafa Alpaslan (alıntı)

ANONİM ŞİRKETLER
·         Tek kişi ile kurulabilir ortak sayısı sınırsızdır.
·         50.000.-TL esas sermaye, 100.000.-TL kayıtlı sermaye ile kurulabilir.
·         Tahvil çıkarılabilir.
·         Pay devri kolayca gerçekleştirilebilir. Noterden yapılma mecburiyeti yoktur. Hamiline yazılı pay senetlerinde teslim yeterlidir. Ticaret sicilde tescil mecburiyeti yoktur.
·         Şirket pay senedinin 2 yıl geçtikten sonra satılması durumunda elde edilen kazanç tutarı vergiye tabi değil.
·         Halka açılma imkanı vardır.
·         Ortağın kamu borçlarından sorumluluğu yoktur. Anonim Şirketlerde ortağın vergi, SGK ve şirketin diğer borçlarından dolayı hiçbir sorumluluğu yoktur. Tek sorumluluğu taahhüt ettiği sermaye borcunu ödemesidir.
·         Şirket sözleşmesi ancak esas sermayenin yarısına tekabül eden ortakların kararıyla değiştirilebilir.
·         Sermayesi 250.000.-TL ve üstünde olan şirketler bir avukatla danışmanlık anlaşması yapmak zorundadır.
·         Ortakların şirkete verdiği emanet paralar, ödünçler, borçlar hiçbir koşul belirtilmeden hemen iade edilebilir.

LİMİTED ŞİRKETLER
·         Tek kişi ile kurulabilir. Azami ortak sayısı 50 kişidir.
·         10.000.-TL Esas sermaye ile kurulabilir.
·         Tahvil çıkaramazlar.
·         Şirket pay senedinin satışı genel kurul onayı gerekli olup, satış noterden yapılmalıdır. Ticaret sicilden de tescil edilmesi gerekmektedir.
·         Şirket hissesi kaç yıl sonra satılırsa satılsın elde edilen kazanç gelir vergisine tabi.
·         Halka açılma imkanı yoktur.
·         Ortağın kamu borçlarından sorumluluğu vardır. Şirketin Vergi, SGK primi borçlarının tahsil edilemeyen kısmından tüm malvarlığıyla sorumludur.
·         Şirket sermayesinde esas sermaye öngörülmemişse şirket ortaklarının 2/3′ünün kararıyla değiştirilebilir.
·         Limited şirketlerde avukat bulundurma zorunluluğu yoktur.
·         Ortaklardan alınan tüm emanetler ve ödünç paralar, ancak tüm alacaklar ödendikten sonra geri ödenebilir.
·         Limited şirketler için sigortacılık faaliyeti yapma yasağı kaldırılmıştır. (Daha önceki uygulamada şirket türü olarak sadece A.Ş’ler sigortacılık faaliyeti yapabiliyorlardı.)

Görüldüğü gibi,
Anonim Şirketler, Limited Şirketlere göre son derece avantajlı ve pratik bir yapıya sahiptir.
Özellikle hisse devirlerinin yapılışı sırasında Anonim şirketler daha pratik ve masrafsız bir şekilde hisse devrine olanak vermektedir.
Kamusal karakterli borçlar yönünden Limited şirketlerdeki sorumluluklar (A.Ş’lere göre) biraz daha ağırdır.
A.Ş’ler de yönetimde görev dağılımı yapıldığı takdirde bu kamusal karakterli sorumluluklardan bir ölçüde kurtulma olanağı sağlanmış olabilir.


21 Mart 2015 Cumartesi

DAMGA VERGİSİNDE KAĞITLARIN MAHİYETLERİNİN TAYİNİ VE VERGİLEME ÖLÇÜLERİ

DAMGA VERGİSİNDE KAĞITLARIN MAHİYETLERİNİN TAYİNİ VE VERGİLEME ÖLÇÜLERİ

YALÇIN DEMİRSOY Baş Hesap Uzmanı



1- GİRİŞ

1.7.1964 tarihinde kabul edilen 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun, kağıtların mahiyetlerinin tayini ve vergileme ölçüleri ile ilgili maddeleri bazı özellikler göstermektedir. Uygulamada kağıtlarda sehven veya bilinçli olarak tarafların gerçek maksatlarını göstermeyen ifadelere yer verilerek kağıtların mahiyetleri hakkında kuşkular ortaya çıkarılmaktadır. Ayrıca kağıdın nispî veya maktu vergileme esaslarından hangisine tabi olacağı hususunda tereddütler olmaktadır. Yazımızın takip eden bölümlerinde anılan hususlar analiz edilerek açıklanmış bulunmaktadır.

II- KAĞITLARIN MAHİYETLERİNİN TAYİNİ:

Damga Vergisi Kanunu'nun 1. maddesi, Bu kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga Vergisine tabidir. Bu kanundaki kağıtlar terimi, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeleri ifade eder. .................... şeklinde hükme bağlanmıştır.

Kanuna ekli adı geçen tabloda yer alan vergiye tabi kağıtların ticari, medeni ve resmi ilişkiler nedeniyle düzenlenen bir kısım belgeleri kapsadığı görülmekte olup, bunlar akitlerle ilgili kağıtlar, kararlar ve mazbatalar, ticari işlemlerde kullanılan kağıtlar ve makbuzlar, diğer kağıtlar başlıkları altında hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Kanunun kağıtların mahiyetlerinin tespiti başlığı altında düzenlenen 4. maddesi ise,
Bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılır ve buna göre tabloda yazılı vergisi bulunur. Kağıtların mahiyetlerinin tayininde, şekli, kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammum ettiği hüküm ve manaya bakılır. Mahiyeti tayin edilmek istenen kağıt üzerinde başka bir kağıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kağıdın hükümlerine nazaran iktisap ettiği mahiyete göre vergi alınır. şeklindedir.

Görüldüğü gibi kağıtların üzerindeki yazının tazammum ettiği hüküm ve manaya bakılacağı hükme bağlanmış bulunmaktadır. Bu noktada tarafların damga vergisi ödememek maksadıyla kağıtlarda yer verdikleri gerçek maksatlarını gizlemeye yönelik deyim isim ve ifadelerin mevcudiyeti halinde nasıl değerlendirme yapılacağı konusu ortaya çıkmaktadır. Borçlar Kanunu'nun irade beyanlarının yorumlanmasına ilişkin hükmü gereğince muvazaalı durumlar oluşturan bu ifadelere bakılmayarak tarafların gerçek ve ortak maksatlarını aramak gerekmektedir. Doktrinde benimsenen "itimat (güven) prensibi"ne görede, beyan mevcut hal ve şartlara göre, iyi niyetli dürüst bir insan vereceği mana ve sözleşmenin bütünü dikkate alınarak yorumlanacaktır.

Vergiye tabi kağıtlardan olan mukavelenameler kanunun (1) sayılı tablosunun 1-1 maddesinde yer almakta olup bunlardan belli parayı ihtiva edenler (Binde 5) nispetinde, belli parayı ihtiva etmeyenler 4.600.-TL maktu damga vergisine tabidirler.

Mukavelenameler sözleşmelerin yazılı şekilleri olup, tarafların irade beyanları tek bir kağıt üzerinde yer alabildiği gibi, mektup teatisi suretiyle veya teklif verip akdi mutazammın kabul mektubu almak suretiyle de ortaya çıkmaktadırlar.

Mektup teatisi yoluyla mukavelename yapılmasında, mukavelename konusu hususlar enaz iki örnek olarak düzenlenen yazılı metinde yer almakta ve bir örneği imzalanmış olarak karşı tarafa gönderilmekte, kabul edildiği takdirde ikinci nüshanın imzalanarak geri gönderilmesi ve ayrıca bir teyit mektubu verilmesi istenmektedir. Bu hususlar gerçekleştiğinde mukavele tekemmül etmiş olmaktadır.

Akdi mutazammın kabul mektubu yoluyla mukavele yapılmasında ise durum, bir tarafın yazılı teklifinin (icap) diğer tarafça, aynen ve şartsız olarak kabul edildiğinin yazılı olarak beyan edilmesi yoluyla, mukavele gerçekleştirilmesidir.


Kanunun 2. maddesinde, vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerde damga vergisine tabidir hükmü yer almaktadır. Anlaşılacağı üzere mektup teatisi, akdi mutazammın kabul mektubu yoluyla mukavele yapılması hallerinde sözkonusu kağıtlar hem vergiye tabi mukavelename mahiyetinde bulunacağı hem de onun yerini alacağı için damga vergisine tabi olacaktır. Zira teklifin ikinci suretinin imzalanıp gönderilmesi veya kabul mektubu gönderilmesi hallerinde, karşı tarafın cevabı ile teklifte, karşı tarafın cevabı da vergiye tabi kağıt olan mukavelename mahiyetini kazanmakta ve onun yerini almaktadır. Dolayısıyla anılan kağıtlar kanunun 2. maddesi gereğince damga vergisine tabi bulunmaktadır. Ancak burada ikisi bir arada mukavele meydana getiren kağıtların vergisinin, ortada tek bir işlem sözkonusu olduğu için, tekerrür ettirilmemesi uygun olacaktır. Zira mukavelenamelere konulan imzanın birden fazla olmasının nisbi esasta verginin tekrarını gerektirmediği de açık olup (DVK. md. 7) sözkonusu durumu da bu esasın uygulanması gerekmektedir.


Yazının önceki bölümlerinde de yer aldığı üzere; bir sözleşmenin şekil ve şartlarını tayinde iki tarafların gerek yanlışlıkla, gerekse sözleşmedeki gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları deyimlere ve isimlere bakılmayarak onların gerçek ve ortak maksatlarını aramak lazımdır. Vergi hukukumuzda da, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği...;... olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olacağı ilkeleri geçerlidir (VUK. Md. 3/B). Değinilen hukuki açıklamalar çerçevesinde, tarafların damga vergisi ödememek amacıyla, gerçek mahiyetleri icap ve kabul olan ve dolayısıyla mukavele mahiyetinde olan ve onun yerini alan kağıtlarla anlaşmayı gerçekleştirmeleri, ancak gerçek niteliği icap mahiyetinde olan kağıdı düzenleyen tarafın, bu kağıtta işlemin gerçek mahiyetine aykırı bir şekilde, icabıyla bağlı olmadığının yer alması durumunda kağıt (icaba davet) olarak görünmektedir.


Durum böyle olunca gerçekte kabul mahiyetinde olan karşı tarafın beyanı da yeni bir icap görünümünü almaktadır. Sözkonusu işleyiş daha ziyade fabrikaların her yıl bayileriyle yeniden yaptıkları bağlantıların gerçekleştirilmesinde ortaya çıkmakta, ancak olay teklif verip-alma şeklinde gösterilmektedir. Zira bayilik genelde süreklilik arzeden bir faaliyet olarak ortaya çıkmakta olup her yıl yeniden gerçek mahiyette icap ve kabul olan sözkonusu kağıtlar ile mukaveleler addolunmakta (yenilenmekte) dır. Ancak borçlar ve vergi hukukunun ilkeleri gereğince, kağıtlarda yer alan tarafların gerçek ve samimi maksatlarını yansıtmayan ifadelere itibar edilmeyecek, kağıtlar bir sözleşme oluşturarak mukavelename mahiyetinde bulunacakları ve onun yerini alacaklarından hareketle damga vergisine tabi tutulacaklardır.


III - VERGİLEME ÖLÇÜLERİ:

Kanunun 10. maddesinde, damga vergisinin nispî veya maktu olarak alınacağı; nispî vergide kağıtların nevi ve mahiyetlerine göre bu kağıtlarda yazılı olan belli para, maktu ve vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olacağı, belli para teriminin kağıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların hasıl edeceği parayı ifade edeceği, yer almaktadır.

Nispî vergiye tabi olacak kağıtlarda, örneğin bir ücret sözleşmesinde aylık ücret ve sözleşme süresi belli ise bunların çarpımı sonucu çıkan bedel öngörülen nispette damga vergisine tabi olacaktır.

Bir fabrikanın ihtiyacı olan hammaddeyi belli bir, fiyattan ve süre istenilen miktarda temin etme amacına yönelik bir mukavelenamede kağıtta belli parayı bulmaya yarayacak rakamlar mevcut olmadığından bu kağıdın vergisi maktu olarak alınacaktır.

Burada özellik arzeden durum bir mukavelenamede miktarın belli olduğu ancak fiyatın işlem anındaki narh borsa veya fabrika fiyatları olacağı hususunda mukavelenamede hüküm bulunması halidir (örneğin fabrikaların bayilik sözleşmeleri). Kanımızca bu durumda mukavelenamenin düzenlendiği andaki birim fiyatlardan hareketle mukavelenamede yer alan bedel tespit edilerek nispî esasta vergileme yapılmalıdır. Zira kağıdın düzenlendiği tarih itibarıyla belli bir bedeli ihtiva ettiği hususu açıktır. Bu düşüncenin kanunun ruhuna da uygun olduğu tabiidir.

IV-SONUÇ:

Damga Vergisi Kanununun uygulanmasında, kağıtların mahiyetlerinin tayininde üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılacak ancak metin tarafların gerçek, ortak ve samimi maksatlarına aykırı olduğunda buna itibar edilmeyecek, olayın gerçek mahiyeti esas alınacaktır. Kağıtlarda yer alan belli bedelin tespitinde (özellikle bayilik sözleşmelerinde) mukavelename gününde yürürlükte olan borsa-narh veya fabrikanın belirlediği fiyatlar belli bedelin tespitinde mukavelenamede yer alan rakam olarak kullanılmalı ve nispî esasta vergileme yapılmalıdır.


18 Mart 2015 Çarşamba

Danıştay’dan Geriye Dönük E-Beyanname Verme Ve Ceza Hakkında Önemli Karar


Geçmiş dönemleri kapsayacak şekilde vergi mükellefiyet tesisi halinde, mükellefiyetin tesis edildiği tarihe kadar ki dönemler için beyanname vermesi hukuken ve fiilen mümkün olmayan davacı adına beyanname verme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle ceza kesilemeyeceği hakkında Danıştay’dan önemli bir karar
T.C.
D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No: 2012/6286-Karar No: 2013/462
Özeti : Geçmiş dönemleri kapsayacak şekilde vergi mükellefiyet tesisi halinde, mükellefiyetin tesis edildiği tarihe kadar ki dönemler için beyanname vermesi hukuken ve fiilen mümkün olmayan davacı adına beyanname verme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle ceza kesilemeyeceği hakkında.
Temyiz Eden : Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı (Etimesgut Vergi Dairesi Müdürlüğü)
Karşı Taraf : …
İstemin Özeti : Davacı adına elektronik ortamda beyanname verme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle 2007/12 ve 2008 yılının muhtelif dönemleri için kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Ankara 6. Vergi Mahkemesinin 29.03.2012 günlü ve E:2011/1919, K:2012/352 sayılı kararıyla; söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde ceza kesileceği hususu davacıya yazılı olarak bildirilmeden kesilen özel usulsüzlük cezalarında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu cezaların kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı İdare, kesilen cezanın hukuka uygun olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi M. Volkan Uluçay’ın Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliklerine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olacağı hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun “Yetki” başlıklı mükerrer 257′nci maddesinin 4’üncü fıkrasında,” … vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığı’nın yetkili olduğu” hükmüne yer verilmiş, mükerrer 355’inci maddesinde ise, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257’nci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257’nci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında özel usulsüzlük cezası kesileceği belirtilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, gayrimenkullerle ilgili olarak tapu sicil müdürlüklerince doldurulan bilgi formlarından ve elektronik ortamda yapılan sorgulama sonuçlarından hareketle, davacının 10.05.2005 ila 19.12.2008 tarihleri arasında yapmış olduğu taşınmaz satışları nedeniyle bu döneme ilişkin ticari kazanç mükellefiyetinin açılış ve kapanışının yapılması gerektiği yolundaki 25.10.2010 tarihli yazıya istinaden davacı adına mükellefiyet tesis edilerek ilgili dönem beyannamelerini vermemesi nedeniyle dava konusu özel usulsüzlük cezalarının kesildiği anlaşılmıştır. Mükellefin işe başladığı tespit edilen tarih esas alınarak, geçmiş dönemleri de kapsayacak şekilde mükellefiyet tesis edilmesi halinde, işe başlama tarihi ile mükellefiyetin tesis edildiği tarih arasındaki dönemlerde elektronik ortamda beyanname verilmesi hukuken ve fiilen mümkün olmadığından dava konusu özel usulsüzlük cezalarını kaldıran Mahkeme kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine ve kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına 07.02.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacının gayrimenkul alım satımı faaliyetinde bulunduğu halde ilgili dönem beyannamelerini elektronik ortamda vermemesi üzerine kesilen özel usulsüzlük cezalarını, yazılı bildirim olmadığı gerekçesiyle kaldıran mahkeme kararı davalı İdare tarafından temyiz edilmiştir. İdari düzenlemeler uyarınca kapsama alınan mükellefler açısından fiziki ortamda beyanname kabulüne son verildiği ve beyanname verme yükümlülüğünün niteliği itibarıyla mükerrer 355′inci maddenin birinci fıkrasında yer alan yasal düzenlemelerde olduğu gibi bilginin ibrazı ödevi niteliğinde olmadığı dikkate alındığında, elektronik ortamda beyanname verme yükümlülüğü için yazılı bildirim şartının aranmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 2004, 2005, 2006 ve 2008 yıllarında aldığı gayrimenkulleri 2005, 2007 ve 2008 yıllarında sattığı, dolayısıyla belirli bir ticari organizasyon dahilinde sürekli olarak ve kar amacı güderek yürüttüğü bu faaliyetin ticari faaliyet niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle, kayıt dışı olarak ticari faaliyette bulunduğu tespit edilen davacı adına geçmiş dönemlere ilişkin olarak elektronik ortamda beyanname verme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle özel usulsüzlük cezası kesilmesine yasaya aykırılık bulunmadığından cezayı kaldıran Mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşüyle karara karşıyım.

11 Mart 2015 Çarşamba

Şirket Ortaklarının Sosyal Güvenliği

 07/04/2014-Emiray Filiz Yalçın, SMMM | Deloitte Türkiye Vergi Hizmetleri Müdürü


Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan 2013 verilerine istinaden Türkiye de faal ticaret şirketi sayısı 2013 yılında, yaklaşık bir milyon beş yüz kırk üç bin civarındadır. Bu şirketlerin %37 si şahıs şirketi, %51’i limited şirket, %7’si anonim şirket, kalanları ise diğer şirket türlerindendir. Bu açıdan bakıldığında yüzdenin büyük bir bölümünü oluşturan şirketlerin ortaklarının sigortalılığı da önem arz etmektedir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununa istinaden de şirket ortaklarının sigortalılığı ile ilgili gerekli düzenlemeler, gerek kanun maddesi ile gerekse yönetmelik ve tebliğlerle açıklanmıştır. 5510 sayılı kanun madde 4 de sigortalı sayılanlar, madde 6 da sigortalı sayılmayanlar ayrı ayrı belirtilmiştir. Buna istinaden;
1.SİGORTALI SAYILANLAR
a)Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
b)Köy ve mahalle muhtarları ile, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise,
1)Ticari kazanç ve serbest meslek faaliyeti sebebiyle gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar,
2)Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkarlar sicili ile kanunla kurulan meslek odalarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar,
3)Anonim şirketlerin kurucu ortakları, yönetim kurulu üyesi olan ortakları ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4)Tarımsal faaliyette bulunanlar
c)Kamu kurumlarında çalışanlar
2.SİGORTALI SAYILMAYANLAR ise;
5510 sayılı Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında;
1) İşverenin işyerinde ücretsiz çalışan eşi,
2) Aynı konutta birlikte yaşayan ve üçüncü derece dahil bu dereceye kadar hısımlar arasında ve aralarına dışardan başka kimse katılmaksızın, yaşadıkları konut içinde yapılan işlerde çalışanlar,
3) Ev hizmetlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç süreksiz olarak çalışanlar,
4) Askerlik hizmetlerini er ve erbaş olarak yapmakta olanlar ile yedek subay okulu öğrencileri,
5) Yabancı bir ülkede kurulu herhangi bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına Türkiye’ye bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tabi olduğunu belgeleyen kişiler ile Türkiye’de kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, yurt dışında ikamet eden ve o ülke sosyal güvenlik mevzuatına tabi olanlar,
6) Resmi meslek ve sanat okulları ile yetkili resmi makamların izniyle kurulan meslek veya sanat okullarında ve yüksek okullarda fiilen normal eğitim süreleri içinde yapılan, tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işlerinde çalışan öğrenciler,
7) Sağlık hizmet sunucuları tarafından işe alıştırılmakta olan veya rehabilite edilen, hasta veya maluller,
8) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri gereği sigortalı sayılması gerekenlerden 18 yaşını doldurmamış olanlar,
9) Kamu idareleri hariç olmak üzere, tarım işlerinde veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz işlerde çalışanlar,
10) Niteliği itibariyle bir kişinin bir gün içinde yapabileceği işlerde, yevmiyeli olarak çalışanlar,
11) Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olanlardan, aylık faaliyet gelirlerinden bu faaliyetine ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan tutarı, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olduğuna dair beyanlarını içeren başvuruları dikkate alınarak, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nden alacakları muafiyet belgesi ile belgeleyenler,
12) Kamu idarelerinin dış temsilciliklerinde istihdam edilen ve temsilciliğin bulunduğu ülkede sürekli ikamet izni veya bu devletin vatandaşlığına da haiz bulunan Türk uyruklu sözleşmeli personelden, bulunduğu ülkenin sosyal güvenlik kurumunda sigortalı olduğunu belgeleyenler ile kamu idarelerinin dış temsilciliklerinde istihdam edilen sözleşmeli personelin uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri çerçevesinde ve temsilciliğin bulunduğu ülkenin ilgili mevzuatının zorunlu kıldığı hallerde, işverenleri tarafından bulunulan ülkede sosyal sigorta kapsamında sigortalı olanlar,
olarak ifade edilmiştir.
Bu açıklamalara istinaden; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 4/b bendine göre; ‘ Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, limited şirket ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları’ 4-b (Bağ-kur) kapsamında sigortalı sayılmışlardır. Şirket türlerine göre ortakların sigortalılık statülerine aşağıda değinilmiştir.
Anonim Şirket Ortakları
Türk Ticaret Kanunu’na istinaden, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan; ortaklarının, şirket borçlarından dolayı tüm malvarlıklarıyla sorumlu olduğu şirketler Anonim Şirket olarak tanımlanmıştır.
Anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olmayan ortakları zorunlu sigortalılık kapsamı dışında tutulmuşlardır. Bu ortaklar şirkette ayrıca başka bir görev üstleniyorlarsa 4-a kapsamında sigortalı olabilecekler ve ücret alabileceklerdir.
Yönetim kurulu üyesi olan ortaklar ise, seçildikleri tarih itibariyle, yönetim kurulu üyesi oldukları şirket tarafından 15 gün için de SGK ya bildirilerek, 4-b kapsamında sigortalı sayılırlar. Yönetim kurulu üyesi olan ortak; kanunun çıktığı tarih itibariyle 4-a kapsamında çalışırken, kanun tarihinden sonra ilk defa veya yeniden yönetim kurulu üyeliğine seçilir ise 4-a kapsamındaki çalışması, yönetim kuruluna seçildiği tarih itibariyle son bulur. Bu tarih itibariyle artık 4-b kapsamında sigortalılığı başlar. Ancak, kanunun çıktığı tarih itibariyle 4-a kapsamında sigortalılığı olan ve de yönetim kurulu üyeliği devam eden anonim şirket ortakları, kazanılmış hakların korunması kapsamında, 4-a sigortalısı olarak çalışmaya devam ederler. Yani bu durumda olan ortakların 01.10.2008 öncesinde SGK ya 4-a kapsamında bildirilmiş olması ve de bu tarih öncesinde yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olmaları gerekir. 4-a kapsamındaki çalışmaları da kesintiye uğrayana kadar devam eder.
Emekli olan ortaklar için de durum şöyledir; 5510 sayılı kanun kapsamında emekli olan ortak, yönetim kurulu üyeliğine seçilirse; kurum tarafından emekli maaşından %15 oranında kesinti yapılır. Sadece ortak olunması halinde ise emekli maaşından her hangi bir kesinti yapılmaz. Bu durum, hem 5510 sayılı kanun öncesinde sigortalı olup, emekli olanlarda; hem de ilk defa bu kanun kapsamında sigortalı olup, emekli olanlarda bu şekildedir.
5510 sayılı kanun öncesi sigortalı olup da, emekli olan ve 4-a lı çalışan şirket ortakları ise; emekli maaşlarından her hangi bir kesinti yapılmadan, ücretlerinden SGDP kesilerek çalışmaya devam ederler.
Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları, yönetim kurulundan çıkılması ile sona erer. Yönetim kurulu görevinden çıkışın 10 gün içerisinde, şirket ya da sigortalı tarafından kuruma bildirilmesi gerekir.
Limited Şirket Ortakları
Bir veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından kurulan, ortakların sadece taahhüt ettikleri sermaye payları ve ana sözleşmede yer alan diğer yükümlülükler ile şirket borçlarından sorumlu oldukları şirketlerdir.
Limited şirket ortakları 4-b kapsamında sigortalıdırlar. 4-b kapsamında sigortalılıkları şirketin ticaret sicilinde tescil edilmesi ve tescilin ticaret sicil memurlukları tarafından kuruma bildirilmesiyle; hisse devirlerinde ise sigortalılık, devrin yapıldığı tarih itibariyle ve şirket yetkililerince bildirimin kuruma yapılması ile başlar.
Hisse devrine ilişkin alınan kararın, devir sözleşmesinin ve de devrin pay defterine işlendiği sayfanın suretinin ibrazı ile de sigortalılık sona erer. Eğer hisse devri ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş ise de ilan edildiği gazetenin bir suretiyle kuruma başvurularak sigortalılık sonlandırılır.
Şirket ortaklarının ortağı/sahibi oldukları şirketlerden 4/a maddesi kapsamında bildirilememesi
5510 sayılı kanunun 53/2.maddesi gereğince; 4/b kapsamında sigortalı sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4/a maddesi kapsamında sigortalı bildirilemezler. Ancak 01.10.2008 tarihinden önce kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinde 4/a sigortalısı olup da, bu tarihten sonra da çalışmaları devam edenlerin sigortalılıkları 4/a kapsamında kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.
Sonuç itibariyle; anonim şirket dışında kalan diğer şirket ortakları açısından sigortalılık statüsünde bir sıkıntı yaşanmamakta; ancak, anonim şirket ortaklarının sigortalılık statülerinin yönetim kurulu üyeliğe girme tarihine istinaden değişebileceği, konunun bu kanun kapsamında emekli olan yönetim kurulu üyeleri ile yine ilk defa bu kanun kapsamında yönetim kuruluna seçilen ortakların durumlarının sonradan bir sigorta cezası ile karşılaşılmaması açısından ayrıntılı olarak irdelenmesinde fayda vardır.