.

.

11 Haziran 2011 Cumartesi

LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLÜĞÜ VEYA ORTAKLIĞINDAN AYRILAN KİŞİNİN AYRILMA TARİHİNDEN SONRAKİ ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU

I- GİRİŞ

Türk Ticaret Kanunu’nun 503. maddesine göre, iki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir. Limited şirketlerde şirketi temsile yetkili kişi ya da kişiler bulunmaktadır. Limited şirket, kuruluşu itibari ile basit bir şirket türü olduğundan ve uygulamada en çok karşılaşılan şirket olma özelliği taşıdığından vergi sisteminde yer alan bazı müesseselerden haksız kazanç temin etmek için sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek gibi amaçlarla da kurulabilmektedir. Uygulamada limited şirket ortak ve müdürü olan kişilerin söz konusu şirketteki hisselerini ve müdürlük görevlerini devrettiklerine zaman zaman rastlanmaktadır.

Bu yazımızda limited şirket müdürlüğü veya ortaklığından ayrılan kişinin ayrılış tarihinden sonraki şirketin vergi borçlarından sorumluluk durumu konulu çalışmamıza yer verilmiştir.

II- LİMİTED ŞİRKET ORTAK VE TEMSİLCİLERİNE İLİŞKİN DÜZENLEMELER

A- ORTAK VE MÜDÜRLERİN LİMİTED ŞİRKETİ YÖNETME DURUMLARI

Türk Ticaret Kanunu’nun 540. maddesine göre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir, kuruluştan sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildirler ve limited şirketin temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak o hükmi şahıs adına limited şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunan hakiki şahıs limited şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir.

1- Ortak Olmayan Ancak Genel Kurul Kararı İle Belirlenen Müdürler

Türk Ticaret Kanunu’nun 541. maddesine göre; şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili, ortak olmayan kimselere de bırakılabilir. Bu gibi kimselerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümler tatbik olunur. Ortak olan müdürlere ilişkin düzenlemelere anılan Kanun’un 540. maddesinde yer verilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 542. maddesine göre ise; müdürlerin haiz oldukları temsil salahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dair olan 321. madde hükmü tatbik olunur. Anılan maddeye göre, vazifelerini ifa dolayısı ile müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket mesul olur.

2- Şirket Ortak ve Müdürlerinin Temsil ve Yetkileri

a- Şirketi Temsil Durumu

Müdürlerin temsil ve yetkileri ve bu temsil yetkilerinin sınırları Türk Ticaret Kanunu’nun 540 ve devam eden maddelerin­de düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 542. maddesine göre müdürlerin haiz oldukları temsil selahiyetinin kapsamı ve sınırlanması konusunda anonim şirketin idare meclisine dahil olan 321. madde hükmü tatbik olunur.

Müdürlerin başlıca görevi şirketi idare etmektir. Müdürler Kanun ve ana söz­leşmede belirtilen görevleri yerine getirirler. Şirketin maksat ve mevzuunu gerçekleştirebilmek için pek çok hukuki veya ti­cari işlemlerin yapılması gerekir. Şirket müdürü tarafından şirket üçüncü kişilere karşı gerektiğinde borçlandırılır veya üçün­cü kişilerden şirketi alacaklı kılacak yazılı veya sözlü anlaşmalar yapabilir.

Şirketi idare etmek her ortak için ana sözleşmede aksi belirtilmediği sürece hem bir hak hem de bir ödevdir. Ortaklar isterlerse bu haklarını idare ve temsil yetkilerini bazı ortaklara veya üçüncü şahıslara bırakabilecekleri gibi hak ve temsil yetkilerini de ayırabilirler.

Tek müdür var ise tüm temsil yetkisinin onda olması en doğal yoldur. Birden çok müdür tayin edilmiş olması halinde ise bu durumda bunların tek başlarına mı, yok­sa müştereken imza ile mi hareket edecekleri ana sözleşme ve genel kurul ka­rarlarında belirtilmiş olması gerekmektedir.

3- Limited Şirketlerde Müdürlerin Sorumluluğu

Limited şirketler ile ilgili olarak “Anonim Şirket Hükümlerine Yapılan Atıflar” başlıklı Türk Ticaret Kanunu’nun 556. maddesine göre şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesi hakkında anonim şirketin bu hususlara mütaallik hükümleri tatbik olunur.

Anılan maddede limited şirketlerde şirketin idaresine yetkili olan kimselerin sorumlulukları ve cezai müeyyideleri ile ilgili olarak anonim şirketler faslına yollama yapılmış ve buradaki hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır. Buna göre limited şirketlerdeki müdürler, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuyla aynı mesuliyet altında çalışmaktadırlar.

a- Limited Şirketlerde Müdürlerin Sorumluluktan Kurtulması Durumu

Burada limited şirket bahsinde bulunan ve anonim şirket konusuna atıf yapan Türk Ticaret Kanunu’nun 556. madde hükmünün nazara alınması gerekmektedir. Böylece limited şirketlerde müdürlerin sorumluluktan kurtulması konusunda anonim şirketlerde, yönetim kurulunun sorumluluktan kurtulması konusu ile ilgili hükümler uygulanacaktır.

III- LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLÜĞÜ VEYA ORTAKLIĞINDAN AYRILAN KİŞİNİN ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARINDAN SORUMLULUK DURUMU

A- AYRILIŞ TARİHİNDEN SONRA SORUMLULUK

Tüzel kişilerde, geçmiş dönemlere ait vergi ve buna bağlı alacakların tüzel kişiliğin varlığından alınamaması durumunda, vergi ve buna bağlı alacaklar ait oldukları dönemdeki kanuni temsilciden alınmaktadır. Ancak, şirket yönetim kurulunun (limited şirketlerde müdürlerin) çeşitli nedenlerle (istifa, azil, ölüm, görev sürelerinin sona ermesi gibi) ayrılmaları halinde, şirketin, ayrıldıkları tarihten sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu olup olmayacakları uygulamada tereddütlere yol açmaktadır (1).

Bize göre limited şirket müdür veya ortağının ayrılma tarihinden önceki dönemlere ait olan, şirketin kamuya olan borçlarından sorumluluğu devam eder. Ancak, ayrılma tarihinden sonraki tarihlere ait kamuya ait borçlardan ise temsilcinin sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir. Zira ayrılma tarihinden sonra şirket ortak veya müdürünün hukuki anlamda herhangi bir tasarruf yapma yetkisi bulunmamaktadır.

B- KONUYA İLİŞKİN YARGI KARARLARI

Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun bir Kararı’nda (2); “şirket yönetim kurulu üyeliğinden ayrılan ortağın ayrılma tarihinden sonraki vergi ve cezalardan sorumlu tutulamayacakları” ifade edilmektedir. Bu Karar’da özetle; “Yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi indiriminin kabul edilebilmesi için yasal defterlere kayıtlı olduğunun kanıtlanması yükümlülüğü, yönetim kurulundan fiilen ayrılmakla şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi konusunda yetkisi kalmayan davacıya değil faaliyeti sürmekte olan şirkete aittir.

Davacının kanuni temsilcilik sıfatının sona ermesinden sonraki şirket temsilcileri tarafından yerine getirilmesi gereken defter ve belge ibraz etme ödevinin davacı tarafından yerine getirilmediğinden bahisle yapılan tarhiyatta davacının kasıt ve ihmali bulunduğundan söz edilerek Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca şirketten alınamayan vergi ve cezalardan sorumlu tutulması hukuka uygun bulunmamaktadır.

Bu durumda davacı iddialarının 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesinde yazılı nedenlerden olan “borcun bulunmadığı” iddiası kapsamında kabulü ile ödeme emrinin iptali yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.” denilmektedir.

Kanuni temsilci değişikliğinin vergilendirme dönemi içerisinde meydana gelmesi durumunda, yeni temsilcinin sorumluluğu, içinde bulunulan dönemin başından itibaren başlar. Temsilcinin ayrıldığı tarihte, hesap döneminin kapatılması ve sorumluluğunun vergi dairesi tarafından iki temsilci itibarıyla bölünmesi söz konusu değildir. Yeni temsilci ile eski temsilci, gerektiğinde, kendi aralarında sözleşme yapabilirler. Bu sözleşmeye göre; eski temsilcinin, vergilendirme döneminin ayrıldığı tarihten önceki kısmından yeni temsilciye karşı sorumlu olması mümkün olabilmektedir (3).

Danıştay Dördüncü Daire’nin bir Kararı’nda; limited şirket adına düzenlenen ödeme emrinin şirketteki hisselerini devreden dolayısıyla ortak sıfatı taşımayan davacıya tebliğ edilmesi, bu ödeme emrinin şirkete tebliğ edilmiş sayılmasını gerektirmeyeceği gibi bu ödeme emrinde yer alan vergi ve cezalardan davacının şahsen sorumlu tutulması sonucunu doğurmayacağı belirtilmektedir (4).

Konumuz ile ilgili olması nedeni ile anonim şirket için Danıştay Dördüncü Daire tarafından verilen bir Karar’da; “Davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmasından sonra yapılan inceleme üzerine salınan vergilerin şirketten alınamamasında, bu vergilerin tahakkuk ettiği dönemde yönetim kurulu üyesi olmayan davacının tutum ve davranışının etkili olduğu söylenemeyeceği gibi bu tahakkuka karşı dava açması veya işlemden kalkan dosyayı işleme koydurarak varsa şirketin hakkının korunması da hukuken kendisine ait değildir. Davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde beyanname vermek, buna göre belirlenen vergileri zamanında ödemek gibi vergi ödevlerini yerine getirmediği ya da şirket tüzel kişiliği adına tarhiyat yapılmasına neden olan vergi ziyaının davacı tarafından yapılması gereken ödevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklandığı yolunda bir tespit de bulunmamaktadır. Şirkete ait söz konusu borçların ödenmemesinin davacının tutum ve davranışından kaynaklandığından söz edilerek davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir (5).

Danıştay Yedinci Daire’nin verdiği bir Karar ise konumuza ışık tutmaktadır. Söz konusu Karar’da; “Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri tarihten itibaren başlayacağı, seçilmeden önceki dönemler için muafiyet belgesi alınmamış olması nedeniyle salınan vergi ve kesilen cezadan, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulması mümkün değildir.” denilmektedir (6).

Konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; limited şirket ortak veya müdürlüğünden ayrılan kişinin ayrıldıktan sonraki tarihe ait şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir.

C- MUVAZAALI DURUMUN TESPİTİ HALİNDE SORUMLULUK

Muvazaa içeren eylem, gerek gerçek eylem, gerekse gizlenmiş eylem her ne kadar yasalara uygunluk göstermiş olsa bile, asıl amaç “aldatma kastı” taşıdığı için yasalara uygunluk göstermesine rağmen eylem hukuken geçersiz sayılır. Aldatma kastı taşıyan eylemlerin tümü bir ekonomik olaya dayanmaktadır (7).

6183 sayılı Kanun’un 17, 18 ve 110. maddelerinde muvazaalı durum ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, vergiye ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğundan, istifanın muvazaalı olması, diğer bir ifadeyle görünüşte istifa etmesine rağmen ilgilinin fiilen şirketi idareyi sürdürdüğünün ve vergi ödevlerinin yerine getirilmemesine yol açıldığının saptandığı gibi hallerde ilgilinin şirketin vergi borçlarından sorumlu tutulabileceği tabiidir (8).

Dolayısı ile muvazaalı durumun tespiti hailinde şirket ortak ve müdürlerinin ayrılış tarihinden sonraki şirketin vergi borçlarından sorumluluklarının devam etmesi gerektiği kanaatindeyiz.

IV- SONUÇ

Günümüz şartlarında limited şirket ortaklığından veya müdürlüğünden ayrılmalara sıkça rastlanmaktadır. Limited şirket ortak veya müdürlüğünden ayrılan kişinin ayrıldıktan sonraki tarihe ait şirketin vergi borçlarından sorumluluğunun söz konusu olmaması gerekmektedir. Ancak muvazaalı durumlar bu durumun istisnasını oluşturmaktadır.


* Eskişehir Defterdarlığı, Eskişehir Vergi Dairesi Başkanı

(1) Şükrü KIZILOT, “İstifa Eden Yöneticinin Vergi Borcu Sorumluluğu”, ‘Mali Yaklaşım Köşesi’, Sabah, 18.04.1998, s. 9

(2) DVDDGK’nın, 26.11.1999 tarih ve E. 1999/131 K. 1999/505 sayılı Kararı.

(3) Vehbi KARABIYIK, “Kanuni Temsilcilerin Değişmesi Halinde Sorumluluk” Yaklaşım, Aralık 2003, Sayı: 132, s. 153-156

(4) Dn. 4. D.’nin, E. 1998/2355, K. 1999/850 sayılı Kararı.

(5) Dn. 4. D.’nin, 16.04.1993 tarih ve E. 1992/1559, K. 1993/1613 sayılı Kararı.

(6) Dn. 4. D.’nin, 19.03.1985 tarih ve E. 1984/1488 ve K. 1985/848 sayılı Kararı (Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler, Yaklaşım Yayınları, Ankara 1993, s. 1712-1714).

(7) Salih ÖZEL, “Vergi Hukukunda Muvazaa” Yaklaşım, Aralık 2005, Sayı: 156, s.195-198

(8) DVDDGK’nın, E. 1995, K. 1995/116 sayılı Kararı.


Fethi Aygün-Yaklaşım 2006 Ocak sayı 157

6111 TEŞVİK SGK GENELGESİ 2011/45



4.1- 4447 Sayılı Kanunun Geçici 10 uncu Maddesinde Yer Alan Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteğinden Yararlanma Şartları ve Süresi

4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için,

Sigortalı yönünden;

a) 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olması,

b) 18 yaşından büyük olması,

c) İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde Kurumumuza verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı olmaması,

ç) Fiilen çalışması,

İşyeri yönünden;

d) Özel sektör işverenlerine ait olması,

e) Sigortalının, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması,

f) Yasal ödeme süresi geçmiş prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması,

g) Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kurumumuza verilmesi,

ğ) Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi

Şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, yukarıda belirtilen şartlar 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılması için gerekli genel şartlar olup, sigortalının;

http://www.sgk.gov.tr/wps/wcm/connect/ca02e48047273727a9b9fd553b2c4d09/2011_45.pdf?MOD=AJPERES

4.1- 4447 Sayılı Kanunun Geçici 10 uncu Maddesinde Yer Alan Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteğinden Yararlanma Şartları ve Süresi

4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için,

Sigortalı yönünden;

a) 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olması,

b) 18 yaşından büyük olması,

c) İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde Kurumumuza verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı olmaması,

ç) Fiilen çalışması,

İşyeri yönünden;

d) Özel sektör işverenlerine ait olması,

e) Sigortalının, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması,

f) Yasal ödeme süresi geçmiş prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması,

g) Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kurumumuza verilmesi,

ğ) Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi

Şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, yukarıda belirtilen şartlar 4447 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılması için gerekli genel şartlar olup, sigortalının;

a) Erkek olması halinde, işe giriş tarihi itibariyle 18 ila 29 yaş aralığında ya da 29 yaşından büyük olup olmadığı,

b) İşe giriş tarihi itibariyle veya çalışmakta iken; mesleki yeterlilik belgesine sahip olup olmadığı, mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi bitirip bitirmediği, Türkiye İş Kurumunca düzenlenen ii gücü yetiştirme kursunu bitirmiş olup olmadığı, işe alındığı işyerinde mesleki yeterlik veya mesleki ve teknik öğretim ya da İŞKUR kurs belgesinde belirtilen mesleklerde ya da alanlarda çalıştırılıp çalıştırılmadığı,

c) Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsiz olup olmadığı,

hususları destekten yararlanma süresini etkileyen şartlardır.


Bu Maddeye Dikkat :

4.3- Destek Kapsamına Girmeyen Sigortalılar
Söz konusu destek hükümleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalıĢanlar, aday çırak, çırak ve öğrenciler, harp malulleri ile 3713 ve 2330 sayılı kanunlara göre vazife malullüğü aylığı alanlardan yalnızca kısa vadeli sigorta kollarına tabi olanlar, yalnızca iĢsizlik sigortasına tabi olanlar, yurt dıĢında çalıĢanlar, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluĢturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıĢtırılan hükümlü ve tutuklular, Türkiye ĠĢ Kurumu tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliĢtirme ve değiĢtirme eğitimine katılan kursiyerler ve iĢ kaybı tazminatı alanlar hakkında uygulanmaz.
Dolayısıyla, 06111 kanun numarası, özel nitelikteki iĢyeri iĢverenlerince, 2-7- 12-14-19-20-21-22-23-25-28-41-42-43-44-90-91-92 no.lu belge türü seçilmek suretiyle düzenlenecek olan aylık prim ve hizmet belgeleri için seçilemeyecektir.

Özellikle bir çok işyerinde açık öğretim v.s. okuyan öğrenciler bulunmaktadır. Bu maddeye göre destekden faydalanamayacaklar.

10 Haziran 2011 Cuma

YMM veya SMMM’lerin Yetkileri Genişliyor 10.06.2011

YMM veya SMMM’ler Kendi E-Beyanname Şifreleri İle Mükelleflerinin Borçlarını Sorgulayabilecek
E-Beyanname uygulamasının en çok eleştirilen yönlerinden birisi Meslek Mensuplarının kendi şifresi ile beyannamelerini verdikleri mükelleflerinin borç sorgulama, dilekçe verme ve bilgi girişi işlemlerinin yapamamalarıydı.Meslek mensupları bu işlemleri yerine getirebilmek için mükelleflerine ayrıca bir e-beyanname şifresi aldırmakta ve bu durumda her defasında her mükelefi için yeniden giriş yapma gerekliliği ortaya çıkarıyor ve bunun yanında Gelir İdaresi Başkanlığının verdiği mükellef şifrelerini daha sonra sorgulamaması nedeniyle beyanname imzalatma yükümlülüğü bulunan mükelleflerin Meslek Mensubu kullanmadan kendi şifreleri ile beyanname göndermelerine yol açıyordu.

Gelir İdaresi Başkanlığı yaptığı düzenleme ile bu sıkıntılara son verdi.

Artık Meslek Mensupları mükellefleri tarafından vergi dairesine \\\"İNTERNET HİZMETLERİ KULLANIMINA İLİŞKİN YETKİ VERME FORMU\\\" nun verilmesini sağlayarak Meslek Mensubu E- Beyanname Şifresi ile mükelleflerinin \\\"Borç Sorgulama, Dilekçe Verme ve Bilgi Girişi\\\" işlemlerini gerçekleştirebilecektir.

Konuya İlişkin GİB açıklaması aşağıda sunulmuştur.
Yeni İnternet Vergi Dairesi ile başkasının adıma işlem yapabilmesi için neler yapmam gereklidir? Yetki Verme Nedir? Yeni İnternet Vergi Dairesi’nin özelliklerinden biri olan \\\"Başkası Adına İşlem Yapma\\\", ancak yetki verme ile mümkün olmaktadır.

Örneğin bir meslek mensubuna (SM, SMMMM) sizin adınıza işlem yapma yetkisi verdiğinizde,muhasebeciniz kendi hesabı ile sizin işlemlerinizide gerçekleştirebilecektir. Bunun için önce bir form doldurarak ne tür yetkiler vermek istediğinizi belirtmelisiniz.
Yetki Verme Formu Yetki Verme işleminin gerçekleşmesi için İnternet Hizmetleri Kullanımına İlişkin Yetki Verme Formunu doldurup bağlı olduğunuz vergi dairesine teslim etmelisiniz.Yetki formunda bulunan tüm alanların eksiksiz bir şekilde doldurulması gerekmektedir. Formda hem yetki veren hem de yetki verilen kişiye ait bilgiler istenmektedir.
Formda bulunan \\\"Vergi Kimlik Numarası\\\" alanına, T.C vatandaşı olan gerçek kişiler, T.C kimlik numaralarını yazmalıdır.
Formda bulunan \\\"Adı Soyadı / Unvanı\\\", \\\"Doğum Yeri / Tüzel Kişilerde Kanuni Merkezi\\\", \\\"Doğum Tarihi / Tüzel Kişilerde Kuruluş Tarihi\\\" alanlarına sırasıyla; gerçek kişiler ad soyad, doğum yeri, doğum tarihi bilgilerini girerken tüzel kişiler ünvan, resmi kuruluş yeri ve kuruluş tarihi bilgilerini girmelidir.Yukarıda belirtilen alanların yanısıra formdaki diğer alanlar doldurulurken yetki veren ve/veya yetki verilen kişi bir adi ortaklık şeklindeki mükellef ise bu ortaklığa ait bilgiler kullanılmalıdır.

Formun bir diğer bölümü olan \\\"Yetki Çeşidi\\\" kısmında yetki verilen kişinin, yetkiyi veren adına hangi işlemleri yapmaya yetkili olacağı belirtilmelidir. Burada en az bir kutucuğu işaretlemelisiniz. Bunun yanısıra her üç kutucuğu da işaretleyebilirsiniz. \\\"Sorgulama\\\", yetki verilen kişinin mükellef adına sadece sorgulama işlemlerini yapabilieceğini belirtmektedir. \\\"Dilekçe Verme\\\", mükellef adına \\\"Borcu Yoktur Yazısı\\\" vb. dilekçeleri almak için kullanılır. \\\"Bilgi Girişi\\\" ise mükellefe ait YMM, Belge Basım, Fatura/Çek vb. bilgilerin girilmesi ile ilgilidir.

Form eksiksiz bir şekilde doldurulup koşullar okunduktan sonra hem yetki veren hem de yetki verilen kişi tarafından imzalanmalıdır. Yeki formunu imzalayıp vergi dairesine teslim ederek formda yazılı bulunan koşulları kabul ve taahhüt etmiş olursunuz.
Yetki verme formunun teslim edilmesinin ardından yetki verilen kişi başkası adına işlem yapmaya başlayabilir.

Başkası Adına İşlem Yapma Kendisine, başkası adına işlem yapma yetkisi verilen kişi, İnternet Vergi Dairesinde kendi hesabına giriş yaptıktan sonra kolayca adına işlem yaptığı mükellefi değiştirebilir. Bunun için kendi hesabını kapatıp yeniden başka bir hesapla giriş yapmak zorunda kalmaz.Eğer başkası adına işlem yapma yetkiniz varsa İnternet Vergi Dairesine giriş yaptıktan sonra sağ tarafta giriş bilgilerinizin göründüğü kısımda \\\"Değiştir\\\" düğmesi belirir.

Ortaklar Cari Hesabının Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Müessesesi ile İlişkisi ( Naif ADAR )

MSUGT uyarınca bilançonun aktifinde yer alan 131 ve 231- Ortaklardan Alacaklar, pasifinde yer alan 331 ve 431- Ortaklara Borçlar hesaplarını THP’ndaki açıklama ve işleyişine uygun olarak muhasebeleştiren kurumlar vergisi mükellefleri doğal olarak “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç” veya “örtülü sermaye” konusuna doğrudan muhatap olabileceklerdir.Çünkü adı geçen hesaplar temettü ödemeleri hariç işletmeden ortaklara veya ortaklardan işletmeye ödünç verme ve benzeri işlemlerde kullanılmaktadır ki bu durumda KVK 12ve 13.md gereği örtülü sermaye ve transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç müesseseleri gündeme gelir.

Bu konu özellikle sisteme halen uyamayan ve ortaklar cari hesaplarını eski alışkanlık çerçevesinde çalıştırmaya devam eden sermaye şirketleri açısından incelenecektir. Eski K.V.K.’nın uygulandığı dönemde yargıya intikal eden bir uyuşmazlık sonucu verilen aşağıdaki karar, örtülü kazanç müessesesi ile ortaklar cari hesabı ilişkisinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

1-“Ortaklar cari hesabının “kasa” gibi kullanıldığı, gider ödemeleri ile yapılan tahsilatın bu hesapta izlendiği,tahsil edilen ihracat bedeli,destekleme primi vb. paraların, yapılan ürün ödemelerine ilişkin giderlerin bu hesapta muhasebeleştirildiği ve işletmeye ait nakit giriş ve çıkışlarının ortaklar cari hesabında izlendiği, bu hesaba yapılan tüm kayıtların işletme ile ilgili olduğunun anlaşıldığı,bu durumda ortaklarına ödünç para verilmediğinden, faizden söz edilemeyeceği, hesap işleyişinin mahiyeti araştırılmadan, salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı ve bu hesaptan ortaklara ödünç para verildiği varsayımı ile saptanan matrah farkı üzerinden davacı şirket adına yapılan cezalı tarhiyatta yasal isabet görülmediği”gerekçesi ile kabul ederek cezalı tarhiyatı terkin eden Adana Birinci Vergi Mahkemesi’nin 24.06.1993 tarih ve E.1993/27, K.1993/757 sayılı Kararı’nın Vergi Dairesince bozulması istemi ile yapılan temyiz başvurusu üzerine ise Danıştay’ın 3. Dairesi aynı gerekçe ve nedenlerle Vergi Mahkemesi Kararını uygun görmüş temyiz istemini reddederek Vergi Mahkemesi Kararını oybirliği ile onamıştır.

2- Yargıya intikal eden, başka bir uyuşmazlık konusunda da kararın gerekçesi aynı mahiyettedir. Buna göre; “Hesap işleyişinin gerçek mahiyeti araştırılmadan salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı ve bu hesaptan ortaklara ödünç para verildiği varsayımı ile saptanan matrah farkı üzerinden davacı şirket adına yapılan cezalı vergilemede yasal uyarlık görülmemiştir”gerekçesi ile cezalı tarhiyatı terkin eden Adana Birinci Vergi Mahkemesi’nin 22.06.1993 tarih ve E.1993/29, K.1993/720 sayılı Kararı’nın Vergi Dairesince bozulması istemi ile yapılan temyiz başvurusu üzerine, nihai Kararda Danıştay 3. Dairesi aynı gerekçe ve nedenlerle Vergi Mahkemesi Kararı’nı uygun görmüş temyiz istemini reddederek Vergi Mahkemesi Kararı’nı oybirliği ile onamıştır.[2]

3-Son olarak Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından verilen yeni tarihli bir karar ise şöyledir;[3]“Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendi uyarınca istemin kabulünü gerektirecek nitelikte bulunduğundan, yükümlü karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 27.2.2004 günlü ve E:2003/292, K:2004/20 sayılı kararı kaldırıldıktan sonra yükümlü şirketin temyiz istemi incelendi:Dosyanın incelenmesinden, inşaat taahhüt işiyle uğraşan davacı şirketin, ortağa aktarılan paranın iş avansı niteliğinde olduğu ve işletmede kullanıldığı, bu hesabın kapatılmamasının belgesi temin edilemeyen mal ve hizmet alışından kaynaklandığı, şirketin yapımını üstlendiği konut yapı kooperatifinin bir kısım işlerinin taşerona verildiğinden paranın bir bölümünün buraya aktarıldığı, hakediş belgelerinde yazılı olan bir çok emtia ve hizmetin, belgesinin olmaması nedeniyle, kooperatif kayıtlarında giriş kaydının bulunmadığı, taahhüt edilen 210 konut ile sosyal tesisin sıhhı tesisat, asansör ve elektrik tesisatları yapıldığı halde yasal kayıtlarda işçilik gideri ve hizmet alımı gözükmediği, şirketin 26.11.1998 tarihinde düzenlediği hakediş bedelleri tutarı 413 milyar lira olmasına karşın, bu işlerle ilgili hizmet üretim maliyetinin 164 milyar lira olduğu, bu hususların şirketin defter ve belgelerinde inşaat işiyle ilgili olarak yer alan mal ve hizmet alımları ile kooperatife tanzim edilen hakediş belgelerinin kıyaslanmasıyla görüleceğini ileri sürerek dava açtığı anlaşılmaktadır. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında şirketin kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler, idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarla ödünç para alması veya vermesi halinde kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı kurala bağlanmıştır.Maddede tanımı yapılan örtülü kazanç dağıtımından söz edilebilmesi için ortağa kaynak aktarılması yeterli olmayıp, bu kaynağın hangi amaçla aktarılmış olduğunun ve ortak tarafından ne şekilde kullanıldığının, örtülü kazanç dağıtımının amaçlanıp amaçlanmadığının belirlenmiş olması gereklidir. Olayda ise, dosyada mevcut inceleme raporunda, şirketten alınan paraların şirketin işlerinde değil, ortağın özel ihtiyaçlarında kullanıldığı yönünde bir tespit bulunmamaktadır.Bu durumda, davacı şirket iddiaları ile defter ve belgeler ve hakediş raporları karşılaştırılarak, ortağa yapılan ödemelerin iş avansı olup olmadığı, bunların sipariş avansı hesabında izlenip izlenmediği hususlarının belirlenmesi ve hakediş ödemeleri ile yapılan işlerin boyutu gözönüne alınarak, ortağa aktarılan paranın şirket işlerinde kullanılıp kullanılmadığının yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile saptanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, vergi asılları ve bunlara bağlı cezalar yönünden davayı reddeden vergi mahkemesi ısrar kararı hukuka uygun görülmemiştir. Bu nedenlerle, yükümlünün temyiz isteminin kabulü ile Ordu Vergi Mahkemesinin 28.4.2003 günlü ve E:2003/123, K:2003/196 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 1.10.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.”

Yukarıda özetlerine yer verilen yargı kararlarından anlaşılacağı üzere, ortaklar cari hesabının örtülü kazanç müessesesi kapsamında değerlendirilebilmesi için hesap işleyişinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerekmektedir. Ortaklar cari hesabına yapılan tüm kayıtların işletme ile ilgili olduğunun anlaşıldığı durumlarda,salt muhasebe kayıtlarında ortaklar cari hesabının yer aldığı gerekçesiyle örtülü kazanç değerlendirmesi yapılması mümkün değildir.Cem Tekin 10/6/2011

8 Haziran 2011 Çarşamba

SGK’nın yeni tuzağına dikkat-Ali Tezel.


Şirket ortağısınız ama geçmişten beridir devam ede gelen SSK sigortalısı olduğunuz için Bağ-Kur’a prim ödemiyorsunuz.Bu arada SSK emekliliğiniz gelmiş,emekli olmak için ayın ortasında işten çıkıp SSK’ya dilekçe verdiniz,işte tuzak burada başlıyor,SSK’dan Bağ-Kur borcunuz var diye emekli etmiyorlar.Edilenleri de şimdi faiziyle beraber geri istiyorlar…

“1994 yılından beridir şirket ortağıyım ama hayatımda hiç Bağ-Kur’lu olmadım. Ancak, 1989 yılından beridir de çeşitli şirketlerde SSK’lı çalışmalarım vardı. Buna uygun olarak da 13 Nisan 2009 günü işten çıktım ve 15 Nisan 2009 günü SSK’ya emeklilik dilekçesi verdim. Beni SSK’dan emekli ettiler her ay aylığımı alırken bu ay emekli aylığımı kestiler ve bana 89 milyar lira borç çıkardılar. Bana ödedikleri tüm aylıkları istiyorlar. Ayrıca beni 14 Nisan 2009 gününden beridir Bağ-Kur’lusun Bağ-Kur prim borcun da var diyorlar. Şimdi ne yapma gerekir?” SGKnın yeni bulduğu tuzaklardan biri bu.Konunun 2 detayı var birincisi, çalışma süreleri içinde hem Bağ-Kur hizmet süresi hem de Bağ-Kur’a borcu olanlardan SSK’dan emekli olmayı düşünenler,uygulama değişikliği nedeniyle sakın Bağ-Kur borcunu ödemeden emeklilik için dilekçe vermeyiniz.Bağ-Kur borcu ödeninceye kadar aylığınız bağlanmaz ve birikmeye başlamaz.İkincisi ise SSK’dan emeklilik için işten ayrılmayı ayın sonu günü yapılmazsa tıpkı sizin gibi olurlar.

***SSK’dan ayın son günü çıksanız sorun olmazdı.Siz şirket ortağısınız aslında Bağ-Kur’lu olmanız lazım ama SSK sigortalılığınız devam ettiği için Bağ-Kur, SSK devam ettiği sürece devreye girmiyor. Siz ise 13 Nisan 2009 günü işten ayrılmışsınız ve 15 Nisan 2009 günü SSK’ya emeklilik dilekçesi vermişsiniz ama işten çıkışınızın ertesi günü olan 14 Nisan 2009 günü Bağ-Kur devreye girmiş.SSK emekliliği ise emeklilik dilekçesi verdiğiniz günü takip eden aybaşı olan 01.05.2009 günü başlayacaktı.

***17 günlük Bağ-Kur borcu olmuş 2 yıldan beri aldığınız SSK emekli aylıklarının kesilmesine sebep olan 2009 yılı Nisan ayında ortaya çıkan 17 günlük Bağ-Kur prim borcudur.Emekli olduğunuz 1 Mayıs 2009 günü itibariyle size 17 günlük Bağ-Kur prim borcunuz var diye ödediklerini geri istiyorlar ve 2 yıllık süreden beridir de sizi Bağ-Kur’lu sayıyorlar.

***1 Ekim 2008’den önce Bağ-Kur borcunun önemi yoktu 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye kadar farklı bir uygulama vardı. Yani, hem Bağ-Kur (1479 veya 2926 sayılı Bağ-Kur Kanunları) hem de 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gereğince çalışmaları olup da en son SSK’dan emekli olmak isteyenlerin, Bağ-Kur’a borcu olup olmadığının hiçbir önemi yoktu.

Örneğin; 20 yıl yani 7200 gün Bağ-Kur hizmetinden sonra 3,5 yıl yani 1260 gün SSK’lı çalıştıktan sonra,Bağ-Kur’a yüklüce bir borcu olduğu halde SSK’ya emeklilik dilekçesi verenlerin Bağ-Kur’a borcu olup olmamasının önemi yoktu.

Emeklilik dilekçesinden sonra SSK, Bağ-Kur’a hizmetleri birleştirmek için yazı gönderiyor, Bağ-Kur borç ödeninceye kadar hizmetleri SSK’ya bildirmiyordu ama 1 yıl sonra dahi olsa borç ödendikten Bağ-Kur, SSK’ya hizmet bildirince ilgili kişinin ilk kez SSK’ya dilekçe verdiği andan itibaren emekli aylıkları birikiyordu.Yani, Bağ-Kur’a borcunuz ödeninceye kadar işlemler duruyor ama borç ödendikten sonra SSK emekli aylığınız ilk müracaat ettiğiniz günden başlatılıyordu.Yeni uygulama Kanunsuz bir şekilde Bağ-Kur borcunun ödendiği tarihi baz alıyor…
1 Ekim 2008 günü (506, 1479, 2925, 2926 sayılı Kanunlarında yerine) yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunu’nda bu tür bir ibare yok iken SGK tarafından hazırlanan ve 28 Ağustos 2008 günü Resmi Gazetede yayınlanıp, 1 Ekim 2008 gününden geçerli olan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği (SSİY) gereğince uygulama tamamen değiştirildi.SSİY’nin 61.md 2.fk gereğince, “(2) Kanunun 4.md 1.fk nın (b) bendi kapsamında geçen hizmetlerle birlikte Kanunun 4.md 1 fk (a) ve (c) bentleri kapsamında aylık bağlanacağı durumlarda, Kanunun 4.md 1.fk nın (b) bendi kapsamında geçen hizmetler, prim ve prime ilişkin her türlü borçların ödendiği tarih itibarıyla geçerli sayılır ve aylık bu tarihi takip eden ay başından itibaren başlar.” denildi.Yani, eskiden Bağ-Kur (4/b) hizmetiniz var ve sonrasında SSK’da daha çok hizmetiniz oldu ve SSK’dan emekli olmak için dilekçenizi verdiniz ama Bağ-Kur’a borcunuz olup olmadığını da bilmiyorsunuz. Eğer emekli aylığınızın başına bir şey gelmesin diyorsanız SSK’ya emekli aylığı dilekçesini verdikten hemen sonra koşa koşa Bağ-Kur’a gidip borcunuz olup olmadığını ağızla değil dilekçeyle sorunuz. Borcunuz varsa da ödeyiniz. Sizin durumunuzda olanlar ise ya SSK’lı işten ayın sonu günü ayrılmalılar veya ayın ortasında ayrıldılarsa hemen bir aylık Bağ-Kur primi ödemelidirler.

Mahkeme ile sorun çözülür Yönetmelikler,Kanunlarda yazılı usul ve esasları daha ayrıntılı açıklamak,başvuru usul/esasları ile gerekli olan belge ve formları düzenlemek için ilgili kurum/kuruluşlarca hazırlanan mevzuatlardır. Yönetmelik Kanun’a aykırı olamaz,kanun’da düzenlenmemiş hususları düzenleyemez, yeni kural getiremez,kanun’un yasaklamadığı hususlar konusunda yasak getiremez. İşte bu nedenle de SSİY’nin yukarıdaki 61.md 2.fk sı yasaya açıkça aykırıdır. Bu nedenle de 1/10/2008 den sonra SSK’ya emeklilik dilekçesi vermiş olup da Bağ-Kur borcunuz var denilerek emeklilik talebi daha geç yerine getirilenler, birikmesi gereken emekli aylıkları konusunda İş Mahkemesinde dava açmaları gerekmektedir.
Öte yandan, benim Bağ-Kur’a borcum var ve ödeme imkanım da yok şimdi ise Bağ-Kur ve SSK hizmetlerimle SSK’dan emekli olmak istiyorum. Eskiden olduğu gibi SSK’ya emeklilik dilekçemi vereyim, emekli aylıklarım biriksin,Bağ-Kur borcunu ödemeye yetecek kadar birikince gidip bir yerlerden kısa vadeli borç alayım,Bağ-Kur borcumu ödeyip emekli olayım diyorsanız, bunun için İş Mahkemesinde dava açmanız gerekir.Siz de tarafınıza çıkarılan 17 günlük Nisan 2009 Bağ-Kur borcu nedeniyle iptal edilen emekliliğiniz için mahkemeye gidiniz.

5 Haziran 2011 Pazar

Süresi 30/6/2011de bitecek Bilanço düzeltmeleri

Süresi 30 Haziranda bitecek Bilanço kalemleri düzeltmeleri

- Kasada olmayan 31.12.2010 tarihli bilançoda görünen tutarlar, - Ortaklardan alacaklar hesabında görünen fiilen olmayan alacaklar, - Kayıtlarda yer almakla birlikte fiilen bulunmayan emtialar, - İşletmede olan kayıtlarda olmayan emtia,makine,teçhizat,demirbaşlar.

Mevcut olmayan kasa ve ortaklardan alacakların beyanı Kurumlar Vergisi mükellefleri, 31.12.2010 tarihi itibarıyla düzenledikleri bilançolarında görülmekle birlikte işletmelerinde bulunmayan kasa mevcutlarını ve ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlarını 30/6/2011 e kadar vergi dairelerine beyan etderek kayıtlarını düzeltebilecekler. Beyanda bulunan mükellefler, beyan edilen tutarlar üzerinden % 3 oranında vergi hesaplayacak,ve beyanname verme süresi içinde ödeyecekler.

Kayıtlarda yer aldığı halde işletmede mevcut olmayan emtiaların beyanı Bu durumdaki emtea için 30/6/2011 e kadar fatura düzenlenip,tüm vergisel yükümlülükler yerine getirilerek fiili duruma uygun hale getirmeleri imkanı. Faturalanan ve yasal defterlere kaydedilen emtia ile ilgili işlemler, normal satış işlemlerinden bir farklılık arz etmemekte. Faturada emtianın tabi olduğu oranda KDV hesaplanacak ve ilgili dönem beyannamesine dahil edilecek. Satış hâsılatı yıllık Gelir veya Kurumlar Vergisi matrahının hesaplanmasında da dikkate alınacak.

İşletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların beyanı Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları yasal kayıtlarına intikal ettirmek suretiyle, kayıtlarını fiili duruma uygun hale getirmelerine imkân sağlandı. Teslimleri genel orana (%18) tabi makine, teçhizat ve demirbaşlar ile emtianın rayiç bedeli üzerinden %10 oranı, teslimleri indirimli orana (%1, %8) tabi makine, teçhizat ve demirbaşlar ile emtianın rayiç bedeli üzerinden ise tabi oldukları oranın yarısı esas alınmak suretiyle KDV hesaplanacak.Düzenleme, bütün Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerini kapsamakta. Uygulama kapsamına; serbest meslek erbabı, ferdi ticari işletmeler, adi ortaklıklar, kolektif şirketler, adi komandit şirketler ile sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıkları dahil bulunmakta.Beyanname ve ekindeki envanter listesi ile, en geç 30 Haziran 2011 tarihine (bu tarih dahil) kadar vergi dairesine verilecek. Tahakkuk edecek vergi de aynı süre içinde ödenecek.

Emtialar için beyan edilerek ödenen KDV'nin iadesi 30/6/2011 e kadar beyan edilip, üzerinden KDV'si ödenen emtiaların ihraç veya diğer iade hakkı tanınan işlemlerde kullanılması halinde ödenen KDV mükellefe iade konusu yapılabilecek. Kanun gereği bu imkândan faydalanan mükelleflerin vergisel olarak herhangi bir yük üzerinde kalmayacak. Emtialar için geçerli olan bu durum makine teçhizat ve demirbaşlar için ödenen KDV için söz konusu değil

4 Haziran 2011 Cumartesi

PKKK 2011/5

PKKK (para kredi koordinasyon kurulu) 2011/5 nolu Tebliğ:

-Lokanta kafeterya zinciri de kapsama alındı.

-Patent,faydalı model,endüstriyel tasarım tescili için

harcamalar sınırsız olarak kapsama alındı.

-Yurdışı mağaza açılış+kira desteği 300.000 den 500.000$ a

çıktı

-Bu işlem için danışmanlık ve mimari destek 200.000 den

400.000 $ a çıktı

-franching de 10 mağazaya kadar kirada %50 ,2 yıl ve yıllık

100.000$ a kadar destek verilecek,

-her türlü danışmanlık ,satın alınan yada kiralanan yazılım

için eğitim dahil harcamanın %50 si üst sınır 500.000$

-moda ve endüstriyel tasarımcı için %50 ve üst sınır

200.000$

-süre 5 yıl ama değerlendirmeye göre +5 yıl.

2 Haziran 2011 Perşembe

Kavramsal Çerçeve,TMS nin Anayasası.

TMS nin Anayasası: Kavramsal Çerçeve

KÇ, TMS ye göre hazırlanacak finansal tabloların tabi olacakları usul ve esasları belirler ve finansal tabloları düzenlerken karşımıza çıkan sorunla ilgili muhasebe standartlarında bir düzenleme yoksa bu soruna ilişkin çözüm üretilmesine rehberlik eder. Bu işlevleri dışında,KÇ standartların geliştirilmesinde, bağımsız denetçilerin görüş beyan etmelerinde ve finansal tablo kullanıcılarının tabloda yer alan bilgileri yorumlamasında yardımcı olur.
KÇ her işletme için tam finansal tablo seti olarak adlandırılan 5 adet finansal tablonun hazırlanmasını öngörmektedir. Bunlar; Dönem sonu finansal durum tablosu(bilanço), döneme ait gelir tablosu,döneme ait özkaynaklar değişim tablosu, döneme ait nakit akış tablosu, önemli muhasebe politikalarını özetleyen dipnotlar ile finansal tabloların ayrılmaz bir parçası olan açıklama kısımlarıdır.

KÇ, Finansal tablolarda yer alan bilgilerin işe yaraması için anlaşılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir ve karşılaştırılabilir özelliklerine sahip olması gerektiğini, bu özelliklere sahip olmayan bilgilerin Finansal tablo kullanıcılarının işine yaramayacağını belirtmektedir. KÇ de finansal tabloların düzenlenmesi ile ilgili olarak tahakkuk esası ve işletmenin sürekliliği varsayımlarına yer verilmiştir. Bu varsayımlardan Tahakkuk Esası İşlem ve olayların gerçekleştiği anda kayıt altına alınmasını, süreklilik varsayımı ise aksi bir hüküm olmadığı sürece, işletme faaliyetlerinin sonsuza dek süreceğini ifade eder.

KÇ de Bilanço olarak bildiğimiz Finansal durum tablosunu 3 ana unsura ayırmıştır. Bunlar varlık, borç ve öz kaynaklardır.KÇ de gelir tablosu iki ana unsura ayrılmıştır. Bunlar gelir ve giderdir.

Kavramsal Çerçeve,finansal tabloları oluşturan unsurların tahakkuk ettirilebilmesi için yani bilançoda gösterilebilmesi için aşağıdaki belirtilen şartları taşıması gerektiğini ifade etmektedir.
•Varlıkların, tahakkuk ettirilebilmesi için gelecekte işletmeye ekonomik yarar sağlamalı ve maliyetinin ya da değerinin güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
• Borçların tahakkuk ettirilebilmesi için, mevcut bir borcun olması ve bu borcun ödenmesi sırasında işletmenin kaynaklarında çıkış olacağının tahmin edilmesi ve maliyetinin ya da değerinin güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
•Gelirin, tahakkuk ettirilebilmesi için varlıklarda bir artış ya da borçlarda azalış nedeni ile ekonomik fayda da bir artış olması ve güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.
•Giderin, tahakkuk ettirilebilmesi için varlıklarda bir azalış ya da borçlarda artış nedeni ile ekonomik fayda da bir azalış olması ve güvenilir bir şekilde ölçümlenmelidir.

KÇ finansal tablolarda yer alacak kalemlerin parasal tutarlarının belirlenmesi için 4 ölçüm esasına yer vermiştir. Bunlar Tarihi Maliyet Cari Maliyet, Net Gerçekleşebilir Değer,Bugünkü Değerdir.

KÇ sermayeyi Finansal ve Fiziki açıdan 2 ayrı şekilde tanımlamıştır. Finansal açıdan sermaye yatırılan para veya yatırılan satın alma gücünü, Fiziki açıdan sermaye ise üretim kapasitesini ifade etmektedir.

Unutulmaması gereken bir husus KÇ de yer alan bir kural TMS da ki kuralla çelişiyorsa TMS de ki kuralın dikkate alınması gerekmektedir.


Sedat ERYÜREK
ASMMMO
Danışma Meclisi Sekreteri

26 Mayıs 2011 Perşembe

YTTK ve Web sitesi zorunluluğu.

Web Site Zorunluluğu Yasası

Yeni TTK ’na göre 1 milyon civarındaki şirket web sitesini kurmak zorunda. Firmaların kendi adlarına internette isim tescili ve web alanı (hosting) hizmeti almaları gerekmektedir. Yeni yasanın yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla hazırlanan 1535 maddelik tasarı mecliste kabul edildi. Bir takım eksikliklerinde giderilmesiyle birlikte kanunlaşarak yürürlüğe girecek olan tasarı pek çok şeyi değiştirecek.1535 maddelik tasarının yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde internet sitesini oluşturmayan şirket yöneticileri, 6 aya kadar hapis ve 300 güne kadar adli para cezasına çarptırılacak.Firmaların, yeni yasal düzenlemeler neticesinde getirilen hukuki yaptırımlara tabi olmamak amacıyla isim tescili ve web alanı (hosting) başvurusunda bulunmaları zorunlu oldu.

Kanun Tasarısının İlgili Bölümü

D) Elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetleri

I – İnternet sitesi Madde 1524 -

  1. (1) Her sermaye şirketi bir internet sitesi açmaya ve bu sitenin açıkça belirlenmiş bir bölümünü, sayılacak içerik ile sınırlı olmamak üzere, şirketçe kanunen yapması gereken ilânlara, paysahipleri veya ortakları açısından önem taşıyan açıklamalara; yönetim ve müdürler kurulu ile genel kurul toplantılarının hazırlıklarına; anılan kurulların yapılmasına ilişkin bilgilere; ortaklara ve paysahiplerine sunulması gereken belgelerin yayımlanmasına; bu kurullara ait olanlar da dâhil olmak üzere her türlü çağrıya; oy verme, şeffaflık ve kamuyu aydınlatma yönünden zorunlu ve bilgi toplumu bağlamında yararlı görülen tüm hizmetlerin ve bilgilerin sunulmasına; bilgi almaya yönelik sorulara, cevaplara ve benzeri diğer işlemler ile bu Kanunda ve diğer kanunlarda paysahiplerinin veya ortakların aydınlatılmasının öngörüldüğü konulara özgülemek zorundadır. Ayrıca, finansal tablolar, bunların dipnotları, ekleri, yönetim kurulunun yıllık raporu dâhil, hesap durumlarına, ara finansal tablolara, yönetim kurulunun kurumsal yönetim ilkelerine ne oranda uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklamasına; denetçinin, özel denetçinin, işlem denetçilerinin raporlarına ve yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin olarak, şirketin cevapları ve bildirimleri ve diğer ilgili hususlar şirketin internet sitesinde yayınlanır. Bu hükümdeki yükümlülüğe uymama, kanuna aykırılığın ve yönetim kurulunun görevini yerine getirmemesinin bütün hukukî sonuçlarını doğurur. Ceza hükümleri saklıdır. Finansal tabloları ile her türlü rapor üç yıl sitede kalır.
  2. (2) İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış kısmının ticaret siciline kaydı da dâhil olmak üzere, bu maddenin amaçlarına özgülenmiş bulunan bu kısmının herkese açık nitelik taşıdığı, burada yer alan mesajlar ile bilgilerin ilgililere yönlendirilmiş açıklamalar ve hukukî iradeler olduğu, sitenin bu kısmına erişiminin usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir.
  3. (3) İnternet sitesinin bu maddenin amaçlarına özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde “yönlendirilmiş mesaj” ibaresi konulur. Bu ibareli mesaj ancak Kanuna ve 2.fıkrada anılan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Tahsis edilen kısımda yer alan bir mesajın yönlendirildiği karinedir.
  4. (4) Bu Kanun ve ilgili diğer kanunlarda veya idarî düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az altı ay süreyle internet sitesinde kalır; aksi hâlde konulmamış sayılır.
  5. (5) Yönlendirilmiş mesajların basılı şekilleri 82 nci madde uyarınca ayrıca saklanır. İnternet sitesinde yer alacak bilgiler metin hâline getirilip şirket yönetimince tarih ve saati gösterilerek noterlikçe onaylı bir deftere sıra numarasına göre yazılır veya yapıştırılır. Daha sonra sitede yayınlanan bilgilerde bir değişiklik yapılırsa, değişikliğe ilişkin olarak yukarıdaki işlem tekrarlanır.

II – Beyanlar, belgeler ve senetler Madde 1525 -

  1. (1) Tarafların açıkça anlaşmaları ve 18.md 3.fk saklı kalmak şartıyla, ihbarlar, ihtarlar,itirazlar ve benzeri beyanlar;fatura,teyit mektubu, iştirak taahhütnamesi, toplantı çağrıları ve bu hüküm uyarınca yapılan elektronik gönderme ve elektronik saklama sözleşmesi, elektronik ortamda düzenlenebilir, yollanabilir, itiraza uğrayabilir ve kabul edilmişse hüküm ifade eder.

III – Güvenli elektronik imza Madde 1526 -

  1. (1) Poliçe, bono, çek, makbuz senedi, varant ve kambiyo senetlerine benzeyen senetler güvenli elektronik imza ile düzenlenemez. Bu senetlere ilişkin kabul, aval ve ciro gibi senet üzerinde gerçekleştirilen işlemler güvenli elektronik imza ile yapılamaz.
  2. (2) Konişmentonun, taşıma senedinin ve sigorta poliçesinin imzası elle, faksimile baskı, zımba, ıstampa, sembol şeklinde mekanik veya elektronik herhangi bir araçla da atılabilir. Düzenlendikleri ülke kanunlarının izin verdiği ölçüde bu senetlerde yer alacak kayıtlar el yazısı, telgraf, teleks, faks ve elektronik diğer araçlarla yazılabilir, oluşturulabilir, gönderilebilir.

IV – Elektronik ortamda yönetim kurulu ve genel kurul

1. Genel olarak Madde 1527 –

  1. (1) Sermaye şirketlerinde müdürler kurulu ve yönetim kurulu üyelerinin, öngörülen belirli durumlarda, kurul toplantılarına görüntü ve ses aktarılması yoluyla katılabilmeleri ve oy vermeleri esas sözleşme veya şirket sözleşmesiyle düzenlenebilir.
  2. (2) Kollektif, komandit, limited ve sermayesi paylara bölünmüş şirketlerde, şirket sözleşmesinde ve esas sözleşmede öngörülerek elektronik ortamda ortaklar kuruluna ve genel kurula katılma, öneride bulunma ve oy verme, fizikî katılımın, öneride bulunmanın ve oy vermenin bütün hukukî sonuçlarını doğurur.
  3. (3) Birinci ve ikinci fıkrada öngörülen hâllerde, elektronik ortamda oy kullanabilmek için, şirketin bu amaca özgülenmiş bir internetsitesine sahip olması, ortağın bu yolda istemde bulunması, elektronik ortam araçlarının etkin katılmaya elverişliliğinin bir teknik raporla ispatlanıp bu raporun tescil ve ilân edilmesi ve oy kullananların kimliklerinin saklanması şarttır.
  4. (4) Birinci ve ikinci fıkrada anılan şirketlerde esas sözleşme veya şirket sözleşmesi gereği şirket yönetimi, bu yolla oy kullanmanın bütün şartlarını gerçekleştirir ve ortağa gerekli bütün araçları sağlar.
  5. (5) Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukukî sonuçlarını doğurur. Bu hükmün uygulanması esasları bir tüzük ile düzenlenir. Tüzükte, genel kurula elektronik ortamda katılmaya ve oy vermeye ilişkin esas sözleşme hükmünün örneği yer alır. Anonim şirketler tüzükten aynen aktarılacak olan bu hükümde değişiklik yapamazlar. Tüzük ayrıca oyun gerçek sahibi veya temsilcisi tarafından kullanılmasını sağlayan kurallar ile 407 nci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen komiserlerin bu hususa ilişkin yetkilerini içerir. Bu tüzüğün yürürlüğe girmesi ile birlikte genel kurullara elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sisteminin uygulanması pay senetleri borsaya koteedilmiş şirketlerde zorunlu hâle gelir.
  6. (6) Birinci ilâ dördüncü fıkra hükümleri çerçevesinde oyun gerçek sahibi tarafından kullanılmasına ve uygulamaya ilişkin kurallar ile paysahibinin temsilcisine internet sitesi aracılığıyla talimat vermesi esas ve usulleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

2. Uygulama kuralları Madde 1528 – (1) Elektronik ortamı kullanmak isteyen ortaklar, paysahipleri ve yönetim kurulu üyeleri e-posta adreslerini şirkete bildirirler.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Yurtdışında işyeri-tanıtım-pazarlama desteğinin pratiği.

20 Mayıs 2011 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 27939

Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulundan: 2010/6 SAYILI YURT DIŞI BİRİM, MARKA VE TANITIM FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ (TEBLİĞ NO: 2011/7) MADDE 1 – Bu Tebliğ, 27/12/1994 tarihli ve 94/6401 sayılı BKK ile yürürlüğe giren “İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı”na dayanılarak hazırlanan PKK nun 15/4/2011 tarihli ve 2011/9 sayılı Kararına istinaden hazırlanmıştır.

MADDE 2 – PKKK 11/8/2010 tarihli ve 2010/7 sayılı “Yurt Dışı Birim, Marka ve Tanıtım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Karar”ı ile anılan Karara istinaden 18/8/2010 tarihli ve 27676 sayılı RG de yayımlanarak yürürlüğe giren 2010/6 sayılı “Yurt Dışı Birim, Marka ve Tanıtım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”in 5.md 2.fk (c) ve (ç) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “c) Şirketin en az % 51’ine sahip ortak veya ortaklarının yurt dışında açılan şirkete ortak olması, ç) Şirketin halka açık olması halinde; halka açıklık oranı düştükten sonra şirketin %51’ine sahip ortak ya da ortakların yurt dışında açılan şirkete ortak olması.”

MADDE 3 – Söz konusu Tebliğin 8.md 2 ve 3.fık.aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(2)Her bir birim kira giderleri desteğinden en fazla 4 yıl yararlandırılır.4 yıllık süre destek verilen ilk aydan itibaren başlar. (3) Yurt dışındaki birimlere ilişkin kira desteğinden yararlanılabilmesi için kiracı ile kiraya veren arasında organik bağın bulunmaması ve kiralanan yerin konut olarak kullanılmaması gerekir.”

MADDE 4 – Anılan Tebliğin 13.md 1 ve 2.fık.aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve 3.fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. “(1) Bu Tebliğ kapsamında desteklenen yurt dışı birimi bulunan şirketler ve İşbirliği Kuruluşlarınca, Türkiye’de üretilen ürünlerle ilgili olarak yurt dışında gerçekleştirilen reklâm, tanıtım,pazarlama giderleri; % 60 oranında ve yurt dışı birimin bulunduğu her ülke için yıllık en fazla 150000 ABD Dol.kadar desteklenir. (2) Desteklenen yurt dışı birimi bulunan şirketlerce, yurtdışı birimin bulunmadığı ülkelerde Türkiye’de üretilen ürünlerle ilgili olarak gerçekleştirilen reklâm, tanıtım ve pazarlama giderleri, yurt içi marka tescil belgesi bulunması ve tanıtım yapacağı ülkede marka tescil belgesine sahip olunması ya da marka tescili için başvurulmuş olması koşuluyla, % 60 oranında ve yıllık en fazla 150.000 ABD Dolarına kadar desteklenir.”

MADDE 5 – Söz konusu Tebliğin 14.md 1.fk. aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(1) Bu Tebliğ kapsamında desteklenen yurt dışı birimi bulunmayan ancak yurt içi marka tescil belgesi olan ve tanıtım yapacağı ülkede marka tescil belgesine sahip ya da marka tescil başvurusunu yapmış şirketlerce, Türkiye’de üretilen ürünlerle ilgili olarak yurt dışında gerçekleştirilen reklâm, tanıtım ve pazarlama giderleri, % 60 oranında ve yıllık en fazla 250.000 ABD Dol.kadar desteklenir.”

MADDE 6 – Anılan Tebliğin 15md sine 5.fk eklenmiştir. “ (5) Reklam verilen medya aracının birden çok ülkede yayınlanması ya da dağıtılması durumunda söz konusu reklam giderleri, bu ülkelerden birinde yurt dışı birim bulunması ya da marka tesciline sahip olunması koşuluyla desteklenir.”

MADDE 7 – Söz konusu Tebliğin 21md 5.fk yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 8 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 9 – Bu Tebliği Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bağlı bulunduğu Bakan yürütür.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

6111 üzerinde çok yararlı bir çalışma Mazars dan.

http://www.mazarsdenge.com.tr/publishDocument.php?id=3115

Yurtdışında işyeri-tanıtım-pazarlama desteğinin pratiği.

Yurtdışında işyeri açanlara sağlanan devlet destekleri:

-sadece yurtdışında işyeri açanlara var bu destekler.

-öncelikle yurtdışında işyeri açma kararı alınacak.

Bu karardan sonraki harcamalar

-kira ve -tanıtım harcamaları

İmalatçılara %60, Ticaret şirketine %50 oranında geri ödeniyor.

Yurtdışındaki birim Türkiye deki şirketi şubesi de olabilir ,

orada kurulmuş yeni bir şirkette olabilir,

Yurtdışındaki şirkette bulunduğu ülkenin vatandaşı olan ortak varsa

O ortağın hissesi oranındaki giderler iade edilmez.

Eğer dışarıdaki şirket ortaklarının hepsi TC vatandaşı ise tamamı dikkate alınır,

Yurtiçindeki şirketin imalatçı yada ticaret şirketi olmasına göre

uygun oranda iade kabul edilir.

Yurtdışı harcamaların tümü banka üzerinden olmalıdır

belgeler ticarete müşavirliğinde onaylatılmalıdır.

Bu teşvik 4 yıl sürer,

6 ayda bir toplanan harcamalar dosya ile başvurularak talep edilir.

Yıllık ödenebilir limit imalatçı için 120.000$, ticaret şirketi için 100.000$ dır.

Bu destek için başvuru ihracatçılar birliğine yapılır.

İgeme ye de pazar araştırması için başvurulabilir:

En fazla 2 kişilik ekibin, aynı ülkeye yılda 2 kez ve toplamda bir yılda 10 kez yurtdışına tanıtım amacıyla çıkması, yol masrafları, konaklama,araç kiralama gibi giderler, harcamanın banka kanalı ile yapılması şartı ile kabul edilir ve harcamanın %70 i geri ödenir.

İgeme’ye verilecek dosyadaki belgeler en çok 6 ay öncesine ait olabilir.

Bu konularda detaylı bilgi

http://www.mikroegitim.org/ adresinde var.

İGEME-Mehmet İşcan 4886125

İhracatçı Birliği –Devlet Yardımları Şubesi Mustafa SAN-Şube Müdürü-4886032 Nigar SEMERCİ-Şef-4886033