.

.

24 Ocak 2012 Salı

Maliye Bakanlığının yayınladığı Sirkülerlerin Hukukiliği hk.

VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARINDA SİRKÜLERİN YERİ

I. GİRİŞ Pozitif hukukun kaynakları emredici, bağlayıcı nitelikleri bakımından asli-yardımcı kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ölçüte göre, yeni normlar koyanlar asli, diğerleri ise yardımcı kaynak sayılırlar.

Vergi hukukunun bağlayıcı nitelikteki kaynakları; Anayasa, Kanun, Kanun Hükmünde Kararnameler, Uluslararası Vergi Anlaşmaları, Bakanlar Kurulu Kararları, Düzenleyici Genel Tebliğler, Tüzükler, Yönetmelikler, Anayasa Mahkemesi Kararları ve İçtihadı Birleştirme Kararlarından oluşmaktadır. Bu kaynaklar aracılığıyla, vergileme alanında uyulması gereken temel ilke, kural, usul ve esaslar belirlenmekte veya vergi uygulamalarının bunlara uygunluğu denetlenmektedir.

Vergi hukukunun yardımcı nitelikteki kaynakları ise yalnızca mevcut düzenlemelerin açıklaması niteliğinde olan kaynaklardır. Bu kaynaklar arasında; Açıklayıcı Genel Tebliğler, Örf ve Adetler, Muktezalar (Özelgeler), Genelge ve Genel Yazılar, Yargı Kararları ve Bilimsel Öğreti (Doktrin) sayılabilir. (1) Sirküler de toplulaştırılmış mukteza niteliği ile yardımcı kaynaklar arasına dâhil edilebilir. Yardımcı nitelikteki kaynaklar, vergileme alanında yeni bir hüküm getirmezler, sadece geçerli bir hukuk kuralının tespit ve yorumlanmasında kendilerinden yararlanılabilir.

Genelge, sirküler veya tamim bir makamın görüşlerini ve emirlerini alt makam ve memurlara bildiren yazılardır. Bunlar hukuki bir tasarrufu ve icrai kararı içerebilirler; fakat bağımsız bir hukuki tasarruf veya kategori teşkil etmezler. (2)

Yapılan bu çalışmada, sirkülerin vergi hukukunun kaynakları içindeki yeri, dava edilebilirliği ve konu ile ilgili eleştiriler ele alınmaya çalışılmıştır.

II. SİRKÜLERİN VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARINDAKİ YERİ “Sirküler” kavramı ilk olarak, 315 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (3) ile vergi hukukumuza girmiştir. Vergi kanunlarında yer almayan bu kavram ile ilgili olarak, Tebliğde “mükelleflere kolaylık sağlamak amacıyla tayin edilen muktezalardan özellik arz edenler periyodik olarak sirküler halinde yayımlanacaktır. Ayrıca, Bakanlığımızca, yapılacak mukteza taleplerinin sirkülerle cevaplandırılması yoluna gidilebilecektir.” açıklamasına yer verilmiştir. Buna göre ilgili genel tebliğde, “sirküler” kavramının toplulaştırılmış mukteza niteliğinde olduğu ve mükelleflere bu yolla cevap verilebileceği belirtilmiştir. Bunun yanında, “durumları sirkülerde yayımlanan olaya uyan ve yapılan açıklamalar doğrultusunda işlem yapan mükellefler adına Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan hüküm uyarınca herhangi bir cezai işlem yapılmayacağı” da tebliğin son bölümünde yer almıştır.

Sirkülerin VUK'na girişi ise, 4962 sayılı Kanun'un 17/A-b maddesiyle VUK 'un 413. maddesine “yazı ile veya sirkülerle” ibaresinin eklenmesiyle olmuştur. (07.08.2003 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir)

VUK 413.md yer alan düzenleme şöyledir; “Mükellefler, Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat isteyebilirler. Yetkili makamlar yazı ile istenecek izahatı yazı ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetindedir.Alacakları cevaplara göre hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı istilzam etse dahi ceza kesilmez.”

4962 sayılı Kanun ile VUK 413. maddesine eklenen “Sirküler” kavramına ilişkin madde gerekçesinde aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir; “Hali hazırdaki mevzuata göre vergi mükellefleri, vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin olarak tereddüde düştükleri hususlarda Maliye Bakanlığından bilgi isteyebilmektedirler. Bu madde hükmüne dayanılarak mükelleflerin yapmış oldukları müracaatlarında belirtilen konularla ilgili olarak Bakanlığımızca muktezalar (Özelge) tayin edilmektedir. Aynı konuda tereddüdü olan mükelleflerin ayrı dilekçelerle başvurmaları ve her bir mükellefe ayrı ayrı mukteza verilmesi hem mükellefler hem de Bakanlığımız için zaman ve emek kaybına yol açmakta ve iş yükünün artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, aynı konuya ilişkin mükellef müracaat sayılarının asgariye indirilmesi, Bakanlığımız görüşlerinin geniş mükellef kitlesine duyurulması ve uygulama birliğinin sağlanması açısından gerekli durumlarda sirküler yoluyla da mükelleflerin bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Mükellef taleplerinin sirküler yoluyla karşılanması yanında mukteza verilmesi uygulamasına da devam edilecektir. Sirkülerlerin Gelirler Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinde yayınlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, mükelleflerin kısa zamanda bilgilendirilmesine imkân verilmesi bakımından sirkülerler mükelleflerin bağlı oldukları mesleki ve ticari birlik odalar ile Serbest Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalarına da gönderilecektir.” (4)

Kanunun gerekçesinden, mali idarenin görüşlerinin geniş kitlelere duyurulması ve çok sayıda mükellefin tereddüde düştüğü durumlarda mükelleflerin sorularının topluca cevaplandırılmasını sağlamak amacıyla, sirküler kelimesinin, ilgili maddeye dâhil edildiği anlaşılmaktadır. Buradan hareketle denebilir ki sirküler, özelge niteliğindeki açıklamaların mükelleflere duyurulmasından ibarettir.

Kanun tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bile verilmesinden önce (5) , Maliye Bakanlığı kendi çıkarttığı 315 Seri No.lu VUK Genel Tebliği'ne istinaden sirküler yayımlanmaya başlamıştır. Maliye Bakanlığı tarafından “Sirküler” adı altında yapılan açıklamalar ilk kez, GVK'na ilişkin olarak Gelir Vergisi Sirküleri/1 adı altında ve Gelirler Genel Müdürünün imzası ile 20.06.2003 tarihinde yayımlanmıştır.

Sirküler, başlangıçta “Gelirler Genel Müdürü” imzasıyla yayımlanırken, daha sonra “Maliye Bakanı” imzasıyla veya “Maliye Bakanı adına Gelirler Genel Müdürü” imzasıyla yayımlandıkları görülmektedir. Bu durum, sirkülerlerin hukuki statüsü ve kaynak olma niteliği konusunda Maliye Bakanlığı'nda bile tereddütler olduğunun bir göstergesidir. (6)

Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan sirkülerlerin bazıları “özelge”, bazıları “iç genelge” veya “genel yazı” niteliğinde olmakla birlikte, büyük bir çoğunluğunun “açıklayıcı genel tebliğ” işlevi görmek amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. (7)

Maliye Bakanlığı'nın yayımlamış olduğu bazı sirküler, getirmiş oldukları şart ve yaptırımlar ile açıklama niteliğini aşmış ve hukuki sonuç doğuran düzenleyici işlem niteliği kazanmıştır. (8)

Bazı işlemlerle ilgili usul ve esasların sirkülerle belirlenmiş olması veya bazı vergi uygulamalarının sirkülerin yayınlanmasından sonra değiştirilmesi, Maliye Bakanlığı'nın “düzenleyici genel tebliğlerle” yapılması gereken düzenlemelerin “sirküler” aracılığıyla yapmaya çalıştığının somut örnekleridir.

III. YARGI KARARLARI IŞIĞINDA SİRKÜLERİN DAVA KONUSU YAPILABİLİRLİĞİ Sirküler, soru soranlara yönelik genel cevap niteliği taşıyan ve muhatabı anonim olan yazılar olduğundan, vergi hukuku açısından bakıldığında, mükellefler ve yargı organları için bağlayıcılıkları olmadığı görülecektir.

İcrai karakterli olmamaları nedeni ile iptal davası yoluna gidilmesi mümkün değildir. Ancak, idarenin sirküleri uygulayarak mükellefe işlem yapması halinde, bu işlem mükellefçe her zaman davaya konu edilebilecektir. (9)

Danıştay 4. Dairesi, yine 2003/5 Sıra No.lu KDVK Sirkülerine ilişkin olarak açılan davayı kabul etmiş ve kanuna aykırı olarak mükellef aleyhine olan ilgili bölümlerin iptaline karar vermiştir; “İdare Hukukunda, idarenin aynı durumda olan idare edilenler için bağlayıcı objektif hukuk kuralları koyan, yani normatif nitelikte tek yanlı tasarruf olarak tanımlanan düzenleyici işlemler yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuki sonuçlar doğurmaya başlar. İdarenin görev alanına giren konularda genel düzenleyici işlem yapma yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetkinin kullanımı, kanunun öngördüğü esas ve amaca uygun olmak zorundadır. Bu husus Anayasa'nın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin, Anayasaya kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği belirtilerek vurgulanmıştır.

Dava konusu sirküler, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 413. maddesinin 4962 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile değişik ikinci fıkrasının Maliye Bakanlığı'na vermiş olduğu yetki uyarınca yayımlanmıştır. Anılan maddelerin ilk fıkrası, mükelleflerin, Maliye Bakanlığı'ndan veya Maliye Bakanlığı'nın bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat isteyebilecekleri; Maliye Bakanlığı'na yetki veren ikinci fıkrası da, yetkili makamların izahat isteğini, yazı ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetinde oldukları düzenlemesini içermektedir.

Bu iki fıkra hükmünün birlikte değerlendirilmesinden anlaşılacağı üzere; Maliye Bakanlığı'na sirküler yayımlama konusunda verilen yetkinin amacı, mükelleflerin, vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve duraksama yaratan hususlarda istemiş oldukları izahatın (açıklamanın), her mükellefe ayrı ayrı yazı ile verilmesi yerine; aynı durumda bulunan tüm mükelleflere, aynı anda ve tek işlemle duyurulmasının sağlanmasıdır.

...

Sirküler, getirdiği bu şart ve yaptırım ile açıklama niteliğini aşarak, mükellefler hakkında hukuki sonuç doğuran düzenleyici işlem niteliği kazanmıştır. Düzenleyici işlem niteliği kazanan ve kanuna aykırı olmaması gereken sirküler ile kanunda aranmayan ve kanunun kapsamını daraltan yeni bir şart getirilmiş olup dava konusu sirkülerin bu haliyle dayanağı olan kanun ve genel tebliğlere aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne, dava konusu edilen 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 29/2. maddesiyle geçici 15. maddesine dayanılarak yayımlanan KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin “1 Giriş” başlıklı bölümünde yer alan “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun geçici 15. maddesindeki Katma Değer Vergisi istisnasından veya 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 12. sırasındaki indirimli oranda Katma Değer Vergisi uygulamasından yararlanabilmek için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması gerekmektedir. İnşaat yapı ruhsatı münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmemiş ise yapılan inşaat taahhüt işlerinin istisnadan veya indirimli oranda Katma Değer Vergisinden yararlanması mümkün değildir.” ibarelerinin iptaline, oybirliğiyle karar verildi.” (13)

Yine Danıştay 4. Dairesi, Maliye Bakanlığının 15.3.2005 tarih ve 32 No.lu Gelir Vergisi Sirkülerine karşı açılan davayı kabul etmiş ve dava konusu edilen düzenlemenin iptali ile bu düzenlemeye dayanılarak tahakkuk ettirilen verginin kaldırılmasına karar vermiştir;

“Kiralanmış mevcut bir bina için özel maliyet bedeli kapsamındaki harcamaların yatırım indirimi istisnasından yararlanamayacağına ilişkin 32 No'lu Gelir Vergisi Sirkülerinin kanuna aykırı olduğu ve dava konusu edilen düzenlemenin iptal edilmesi gerektiğine oybirliğiyle karar verildi.” (14)

Görüldüğü üzere, Danıştay 7. Dairesinde görülmüş olan davalarda, sirkülerin dava konusu yapılamayacağı yönünde kararlar verilmiştir. Buna karşılık, aynı nitelikteki davalar Danıştay 4. Dairesi tarafından kabul edilmiş ve mükellef aleyhine olan işlemler iptal edilmiştir.

IV. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Sirküler kavramı ilk olarak, 315 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile vergi hukukumuza girmiştir. Vergi kanunlarında yer almayan bu kavram ile ilgili olarak, Tebliğde “mükelleflere kolaylık sağlamak amacıyla tayin edilen muktezalardan özellik arz edenler periyodik olarak sirküler halinde yayımlanacaktır. Ayrıca, Bakanlığımızca, yapılacak mukteza taleplerinin sirkülerle cevaplandırılması yoluna gidilebilecektir.” açıklamasına yer verilmiştir.

Sirkülerin VUK'na girişi ise, 4962 sayılı ile VUK 'un 413. maddesine “yazı ile veya sirkülerle” ibaresinin eklenmesiyle olmuştur. Buna göre, Maliye Bakanlığı'na mükelleflerin yazılı izahat istemlerine sirkülerle de cevap verme yetkisi verilmiştir. Kanunun gerekçesinden sirküler kelimesinin, mali idarenin görüşlerinin geniş kitlelere duyurulması ve çok sayıda mükellefin tereddüde düştüğü durumlarda mükelleflerin sorularının topluca cevaplandırılmasını sağlamak amacıyla ilgili maddeye dâhil edildiği anlaşılmaktadır. Buradan sonuçla, sirküler için “toplulaştırılmış muktezalar” demek mümkündür.

Hukuki açıdan sirkülerin uygulamaya yönelik kural koyucu bir özelliği bulunmamaktadır. Bu nedenle kural koyucu nitelik taşımayan sirkülerin, hukuk düzeninde bir değişiklik oluşturması da mümkün değildir.

Ancak uygulamada sirkülerin daha çok tebliğ niteliğinde olduğu görülmektedir. İdare, yayımladığı sirkülerle belirlediği kurallara göre işlem yaparken, mükelleflerin de bu hususlara uygun davranmalarını istemektedir.

Maliye Bakanlığı, uygulamaya koyduğu idari işlemler ile kanuna aykırı veya kanunlarda yer verilmeyen bir yetkiyi kullanmakta ve bunun sonucunda mükelleflerden aldığı haklı tepkilerin yanı sıra vergi denetim kadrolarından da tepkiler almaktadır. Özellikle vergi denetim kadroları tarafından bu konuda yapılan açıklamaları dikkatle incelemek lazımdır.

İdarenin yayımladığı tebliğ mahiyetindeki sirkülerle, mükelleflere tarhiyat yapılmasının önüne geçilebilmesi için, sirkülerin iptal davasına konu edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Danıştay 4. Dairesi'nin verdiği kararlar örnek teşkil edecek mahiyettedir. Ancak, sirkülerin dava edilebilmesi konusunda Danıştay VDDGK'nca içtihat birliği sağlanmalı ve idarenin keyfi uygulamalarına karşı mükelleflere yargı yolu açılmalıdır.

Kanunlarda yer alan müesseselerin amacı dışında kullanılması, sistemi yozlaştırmaktadır. Bu nedenle idarenin yasal zemini olmayan uygulamalardan vazgeçmesi gerekmektedir.

Vergi Usul Yasası'nın 413'üncü maddesi gereği olarak yükümlüler, Maliye Bakanlığı'nın bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat isteyebilirler.Bu bağlamda yetkili makamlar yazı ile istenecek izahatı yazı ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetindedirler.

Alacakları cevaplara göre hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı istilzam etse dahi ceza kesilmez.Mükellefler ve vergi sorumluları zaman zaman duraksamaya düştükleri konularda vergi idaresine başvurarak uygulamaya yönelik olarak idarenin görüşünü alma zorunluluğunu hissetmektedirler. Böyle bir durumda idare görüşünü bildirmekte ve genellikle de mükellefler ve vergi sorumluları idarenin uygulamaya yönelik olarak vermiş bulunduğu görüş doğrultusunda işlem yapmaktadırlar.

Son yıllarda bazı yükümlü gruplarını ilgilendiren konularda Maliye Bakanlığı görüşlerini sirkülerler yayımlamak suretiyle duyurmaya başlamış bulunmaktadır.Gerçekte; "Sirkülerler, mükellef nazarında uygulamada tereddüt yaratan hususlarda, sadece Maliye Bakanlığı'nın konuya ilişkin görüşünün açıklanması amacına yönelik toplulaştırılmış muktezalardır."

Bir başka anlatımla Vergi Usul Yasası'nda Maliye Bakanlığı'na sirküler yayımlama konusunda verilen yetkinin amacı, mükelleflerin vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve duraksama yaratan hususlarda istemiş oldukları izahatın (açıklamanın) her mükellefe ayrı yazı ile verilmesi yerine; aynı durumda bulunan tüm mükellefle, aynı anda ve tek işlemle duyurulmasının sağlanmasıdır. Bu bağlamda açıklama izahat ise bir yasa hükmünden anlaşılması ve yasa hükmünün nasıl ugulanması gerektiği konusundaki Maliye Bakanlığı'nın görüşüdür.

Ancak uygulamada sirkülerler daha çok tebliğ niteğinde ve içeriğinde düzenlenmekte ve yayımlanmaktadır. Bu bağlamda da sirkülerle belirlenen konulara idare uygun işlem yaparken yükümlülerin de ilgili sirkülerlerde yer alan hususlara uygun davranmaları istenmekte ve bu tutumları ayrıca denetim elemanları aracılığı ile izlenmektedir.

Hukuki açıdan sirkülerlerin uygulamaya yönelik kural koyucu bir özelliği bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, içerdiği açıklamanın özelliği sebebiyle, kural koyucu nitelik taşımayan sirkülerlerin, hukuk düzeninde herhangi bir değişiklik oluşturması da söz konusu değildir.

Bu nedenle, ortada, düzenleyici nitelikte bir idari işlem bulunmadığından; sirkülerle ilgili iptal davalarının açılması söz konusu olamaz.Nitekim konuya ilişkin olarak ortaya çıkan bir başvuru ile ilgili olarak oluşan yargı kararı da aynı görüş doğrultusundadır.

Şöyle ki;
"Sirküler, mükellefler nazarında uygulamada tereddüt yaratan hususlarda sadece Maliye Bakanlığı'nın konuya ilişkin görüşünün açıklanması amacına yönelik toplulaştırılmış muktezalardır. Bu sebeple, sirkülerlerin bağlayıcı soyut hukuk kuralları koyan, normatif işlem niteliğindeki düzenleyici işlemler gibi addedilip, iptal davasına konu edilmeleri mümkün değildir." (Danıştay, 7'nci Dairesi E. No: 2004/3058, K. No: 2004/2438)

Kanımızca uygulamaya yönelik olarak yayımlanan sirkülerin içeriği ve yapmış olduğu yönlendirmeler dikkate alınarak bu bağlamda hukuki açıdan taşıdığı özelliklerin ayrıntılı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bir başka açıdan sirkülerin içerik açısından irdelenmesi ve hitap ettiği yükümlü grupları dikkate alınarak hukuki nitelemesinin yapılması halinde, son yıllarda yayımlanan sirkülerlerin bazı hallerde tebliğ niteliğinde olduğu sonucuna da varılabilmektedir.

Özellikle ülkemizde "Enflasyon Düzeltmesi" ile ilgili işlemlerin sirkülerle yönlendirilmesi hali bu bağlamda hukuki açıdan tartışılmalıdır.

Diğer yandan son zamanlarda Maliye Bakanlığı'nın çeşitli zamanlarda vermiş bulunduğu muktezaların tam aksine sonuç doğurabilecek incelemeler yaptırdığı, bu bağlamda elinde konuya ilişkin özelgesi (muktezası) bulunanlara karşı da bu muktezalar bizi bağlamaz diyebildiği gözlenmektedir.

Mali idarenin vermiş bulunduğu görüşler duraksamaya düşen yükümlüleri aydınlatmak içindir. Ancak verilen muktezaya aykırı bir işlemin yapılması, en azından idareye olması gereken güveni zayıflatabilecektir. Bu bağlamda da verilen muktezalarla örtüşmeyen işlemlerin riskini dikkate almakta yarar vardır.

20 Ocak 2012 Cuma

Genel Sağlık Sigortalısının Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişiler

Genel sağlık sigortalılarının, sigortalı veya isteğe bağlı sigortalı sayılmayan, kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olan;
a) Eşi,
b) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi hâlinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi hâlinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları ile yaşına bakılmaksızın çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında yitirdiği SGK sağlık kurulu tarafından tespit edilen evli olmayan çocukları,
c) Her türlü kazanç ve irattan elde ettiği gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olan ve diğer çocuklarından sağlık yardımı almayan ana ve babası, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak kabul edilecek.
Bu kişilerin 1 Ekim 2008’den itibaren yapacakları başvurularda istenen belgeleri ibraz etmeleri koşuluyla hak sahipliği SGK birimlerince oluşturulacak.

Hak sahiplerinden istenecek belgeler
Bakmakla yükümlü olunan hak sahiplerinin tamamı için;
· Talep formu veya talep formundaki bilgileri ve taahhütleri taşıyan dilekçesi,
· Nüfus Cüzdanı fotokopisi,
Yabancı uyruklu eşler için;
· İkamet tezkeresi ve vatandaşlık numarası( Emniyet Müdürlüğünden)
· İlgili ülke Konsolosluğundan sosyal güvencesi olmadığına dair belge,
Öğrenim görenler için;
o Öğrenim belgesi
o Yabancı ülkelerde öğrenim gören öğrencilerden, öğrenci belgesinin onaylı Türkçe tercümesi veya bulunduğu ülkenin Türk Konsolosluğundan alacağı belge ve YÖK veya, Milli Eğitim Bakanlığından denklik belgesi,
Çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında yitirdiği tespit edilen çocuklar için;
· SGK’ca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca düzenlenecek Sağlık Kurulu Raporu

Unutulanlar kendisi bildirim yapacak Genel sağlık sigortalısının tescili aşamasında veya sonrasında bakmakla yükümlü olduğu kişilerin elektronik ortamda SGK’ca tespit edilememesi halinde, bunların bildirimlerinin genel sağlık sigortalısı tarafından yapılması gerekiyor. 01.07.2008 tarihinde bakmakla yükümlü olunan kişi olup ta sağlık hak sahiplikleri oluşturulmayan kişiler SGK ünitelerine başvurarak yukarıda belirtilen ilgili belgeleri ibraz ederek hak sahipliklerini oluşturulmasını sağlayabilecek.
GSS’den ailesini yararlandıramayacaklar Aile içindeki kişi başına düşen aylık gelir tutarının brüt asgari ücretin üçte birinden az olduğu SGK’ca tespit edilen aile bireyleri ile sığınmacı veya vatansız olarak kabul edilen kişiler ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun korunma, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden ücretsiz faydalanan kişilerin eş, çocuk, ana ve babası bakmakla yükümlü olunan kişi olarak değerlendirilmeyecekler.
Ana babası boşanmış çocuklar Ana ve babası boşanmış çocukların genel sağlık sigortası kapsamındaki hakları, mahkeme kararı ile velayet hakkı verilmiş olan genel sağlık sigortalısı ana ya da baba üzerinden sağlanacak. Velayet hakkı verilmeyen kişinin üzerinden de sağlık yardımlarından yararlanabilmek mümkün. Bu durum, çocuğun sağlık hizmetinden yararlandırılacağı ana ya da baba tarafından SGK’ya verilecek bir dilekçe ile belgelenecek.

19 Ocak 2012 Perşembe

Yeni Bilgi Formu VUK GT

20 Ocak 2012 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 28179

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ-(SIRA NO: 413)

1.Giriş 1.1. Bilindiği gibi Bakanlığımız tarafından uygulanmakta olan gelir politikası; verimlilik, etkililik ve mükellef odaklılık ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalınarak adalet ve tarafsızlık içerisinde yürütülmektedir. Gelir politikasının uygulaması sırasında ekonomik faaliyetlerin daha iyi kavranabilmesi için mükelleflerin mükellefiyetlerine ait çeşitli bilgiler Bakanlığımızca tutulmaktadır.1.2. Bu kapsamda mükelleflere ait verilerde meydana gelen değişikliklerin güncel olarak takip edilememesi nedeniyle çeşitli aksaklıklar yaşanmaktadır. Söz konusu verilerin güncellenmesi, eksikliklerin giderilmesi, doğruluklarının teyidi amacıyla düzenlenecek olan Mükellef Bilgileri Bildirimine ilişkin usul ve esaslar bu tebliğin konusunu teşkil etmektedir.

2. Kanuni Dayanak ve Yetki 2.1. VUK “Bilgi Verme” başlığını taşıyan 148.md de “Kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzelkişiler, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 149.md de ise “Kamu idare ve müesseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzelkişiler vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye ve Gümrük Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla,devamlı olarak yazı ile vermeye mecburdurlar.” hükmüne yer verilmiştir.

2.2. öz konusu Kanunun 5228 sayılı Kanunun 8.md ile değişik mük.257/1 md 4. bendine göre Maliye Bakanlığının; “Bu Kanunun 149.md göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle İnternet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya” yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

2.3. VUK un yukarıda belirtilen maddeleri ile Bakanlığımıza verilen yetkiye dayanılarak bu tebliğin konusunu teşkil eden Mükellef Bilgileri Bildiriminin, elektronik ortamda verilmesi zorunluluğu getirilmiştir.2.4. Bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, gönderilmesi ve diğer hususlara ilişkin açıklamalara tebliğin izleyen bölümlerinde yer verilmiştir.

3. Mükellef Bilgileri Bildirimi Verme Zorunluluğu Getirilen Mükellefler: 3.1.Bu tebliğin konusunu teşkil eden Mükellef Bilgileri Bildirimini, bildirim verme süresinin başladığı gün olan 1 Nisan tarihi itibariyle faal olan (tasfiye işlemi devam edenler dahil) tüm;

a. Kurumlar vergisi,

b. Ticari kazanç (kazancı basit usulde tespit edilenler hariç), zirai kazanç ve serbest meslek kazancı elde eden gelir vergisi mükellefleri vermek zorundadırlar.

3.2. Söz konusu bildirimin merkez ve her bir şube için ayrı ayrı verilmesi zorunludur.

3.3. Faaliyet konuları itibariyle farklı muhasebe tekniğini kullanmak durumunda bulunan mükellefler, Mükellef Bilgileri Bildiriminin “Brüt Satışlar/Gayri Safi Hasılat” alanına, kendi muhasebe tekniklerine göre bu alana karşılık gelen gelir tablosu bilgilerini dolduracaklardır.

4. Bildirimin Şekli: 4.1. Tebliğin 3.bölümünde bildirim verme zorunluluğu getirilen mükellefler, https://intvd.gib.gov.tr/internetvd adresinde bulunan bildirim ekranlarındaki alanları aynı adreste yer alan kılavuzda belirtilen açıklamaları göz önünde bulundurarak eksiksiz olarak dolduracaklardır.4.2. Söz konusu bildirimin nasıl doldurulacağına ilişkin açıklamalara www.gib.gov.tr adresinden de ulaşılabilecektir.

5. Bildirimin Dönemi ve Verilme Zamanı: 5.1. Bildirim verme yükümlülüğü getirilen tüm mükellefler, bildirimlerini her yıl 1 Nisan-31 Mayıs tarih aralığında elektronik ortamda vereceklerdir.5.2. Bildirimin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için onaylama işleminin yapılması zorunludur. Onaylama işleminin ise en geç, bildirimin verilmesi gereken son gün olan 31 Mayıs günü saat 24.00′e kadar tamamlanması gerekmektedir.5.3. Bildirimin elektronik ortamda gönderilmesi zorunlu olduğundan vergi dairesi müdürlükleri/malmüdürlükleri, bildirimi kâğıt ortamında hiçbir şekilde kabul etmeyecektir.5.4. Elektronik ortam dışında gönderilen bildirim verilmemiş sayılacaktır.

6. Bildirimin Elektronik Ortamda Gönderilmesine İlişkin Esaslar: Mükellef Bilgileri Bildiriminin düzenlenmesi ve onaylanmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulacaktır. 6.1. Kendi adına kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa, mükellefe ilişkin bilgiler bildirimin hem diğer alanlarına hem de bildirimi düzenleyen kısmına,6.2. Serbest muhasebeci/serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa, bildirimi gönderene ilişkin bilgiler bildirimi düzenleyen kısmına,6.3. 3568 sayılı Kanun uyarınca yetki almış olup bağımsız çalışan serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler (meslek mensupları) tarafından gönderiliyorsa, bildirimi gönderene ilişkin bilgiler bildirimi düzenleyen kısmına,yazılacaktır.

7. Düzeltme İşlemleri: 7.1. Elektronik ortamda bildirimin onaylanmasından sonra, hatalı verildiği anlaşılan bildirim için düzeltme bildirimi verilmesi gerekmektedir. Düzeltme bildiriminin elektronik ortamda, Mükellef Bilgileri Bildiriminin verilme süresinden sonra verilmesi durumunda 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin düzeltme bildirimlerine ilişkin hükümleri dikkate alınarak işlem yapılacaktır.7.2. Düzeltme işleminde ilk bildirim tamamen iptal edilmekte ve ikinci defa verilen bildirim geçerli kabul edilmektedir. Bu sebeple düzeltme yapması gereken mükelleflerin, yeni bildirimi, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm bilgileri içerecek şekilde doldurmaları gerekmektedir.

8. Diğer Hususlar ve Cezai Yaptırım 8.1. Bildirimin verileceği tarihten önce bağlı oldukları vergi dairesi değişen mükellefler bildirimlerini, halen bağlı oldukları vergi dairesinin mükellefi olarak göndereceklerdir.8.2. Bildirimini elektronik ortamda belirlenen süre içinde vermeyen veya eksik ya da yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilecektir.Tebliğ olunur.

17 Ocak 2012 Salı

Şube ve Merkez arasında para transferi bankadan mı yapılmalı..

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun "İş Yeri" başlıklı 156’ncı maddesinde; "Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir." hükmü yer almaktadır.
Anılan Kanunun "Defter Tutma" bölümünün "Maksat" başlıklı 171 inci maddesinde, mükelleflerin bu kanuna göre tutmaları gereken defteri vergi uygulaması bakımından bu maddede yazılı maksatları taşıyacak şekilde tutacakları, 175 inci maddesinde ise, mükelleflerin, Kanunun 171 inci ve müteakip maddelerinden belirtilen maksat ve esaslara uymaları şartıyla defterlerini ve muhasebelerini işlerinin bünyesine uygun olarak diledikleri usul ve tarzda tanzim etmekte serbest oldukları hükme bağlanmıştır.
Birden fazla işyeri bulunan kişilerin her bir iş yeri için ayrı ayrı defter tasdik ettirmek suretiyle defter tutmaları mümkün bulunmakla birlikte, iş bakımından muamelelerin toplandığı ve idare edildiği, diğer bir anlatımla şube hesaplarının da konsolide edildiği ve kurumlar vergisi yönünden mükellefi olduğu yerin kanuni merkez veya iş merkezi olarak kabul edilerek, tutulması ve tasdik edilmesi gereken kanuni defterlerin merkezden tasdik edilerek tutulması da mümkün bulunmaktadır. Ancak, aynı defterlerin kullanılması halinde, merkez ve şube hesaplarının ayrı ayrı kodlanarak izlenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun mükerrer 257’nci maddesinin 2’nci fıkrası ile Maliye Bakanlığına, mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka veya benzeri finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi verilmiştir.
Bu yetkiye dayanılarak, tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğunun kapsamı, işlem tutarı, başlangıç tarihleri ve uygulanma esasları, yayımlanan 320, 323, 324 ve 332 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde düzenlenmiştir.
Söz konusu tebliğlerde ayrıntılı olarak belirtildiği üzere; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunda olan çiftçiler, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden (Türkiye'de mukim olmayan yabancılar hariç) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 8.000 Türk Lirasını aşan tahsilat ve ödemelerinin banka veya özel finans kurumları ile posta idaresi aracı kılınarak yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsiki zorunludur.
İşletmelerin kendi ortakları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerle olan ve herhangi bir ticari içeriği olmayan nakit hareketlerinde işlem tutarı 8.000 TL'yi aşması halinde de tahsilat ve ödemelerin banka veya özel finans kurumları ile posta idaresince düzenlenen belgelerle tevsiki zorunludur.
Vergi Usul Kanununun mükerrer 257’nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 320, 323, 324 ve 332 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile yapılan düzenlemeler ile ticari işlemler ve finansal hareketlerin taraflarının izlenmesi ve vergiyi doğuran olayların mali kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespiti amaçlanmaktadır.
Bu itibarla, merkez ve şube hesaplarının aynı defterlerde izlenmesi halinde, aralarındaki para transferinde kasa çıkışından bahsedilemeyeceğinden, 8.000 TL’yi aşan para transferinin banka veya özel finans kurumları ile posta idaresi aracı kılınarak yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, merkez ve şube için ayrı ayrı kanuni defter tutulması halinde, aralarındaki 8.000 TL’yi aşan para transferinin banka veya özel finans kurumları ile posta idaresi aracı kılınarak yapılması gerekmektedir.
Konuya İlişkin İstanbul Vergi Dairesi başkanlığı tarafından 20.08.2011 tarihinde verilen özelgede de yukarıda belirtilen açıklamalar aynen yer almıştır. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 20.08.2011 Tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-1366 Sayılı Özelgesi )
Muhasebe Vergi-Hasan Yalçın

Kullanılmış Araç Tesliminde KDV

Tarih: 18.01.2012

Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan, 60 numaralı katma değer vergisi sirküleri ile kullanılmış taşıtların tesliminde uygulanacak KDV oranı konusunda ortaya çıkan tereddütleri giderecek açıklamalar yapılmıştır. Buna göre;

- Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 8701.90.50.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunda yer alan kullanılmış tekerlekli zirai traktörler ve ormancılıkta kullanılan tekerlekli traktörlerin (motokültörler hariç) 30 Mart 2009 tarihinden itibaren tesliminde % 1 oranında KDV hesaplanacaktır.

- Aracın 87.03 pozisyonunda yer alan binek otomobili niteliğini haiz olması durumunda 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ekli I sayılı listenin 9. sırasına istinaden söz konusu aracın satışı % 1 oranında KDV'ye tabi olacaktır.

- Araç sahibinin KDV Kanununun 30/b maddesine göre binek otomobillerinin alımında yüklendiği KDV'yi indirim hakkı bulunması halinde (araç kiralama, taksi işletmesi gibi) bu aracın satışında KDV oranı % 18 olarak uygulanacaktır. Ancak, binek otomobillerinin alımında yüklendiği KDV'yi indirim hakkı bulunan mükelleflerin 31 Aralık 2007 tarihi itibariyle aktiflerinde veya envanterlerinde bulunan binek otomobillerinin iktisap tarihinden itibaren 2 yıl geçtikten sonra teslimi % 1 oranında KDV'ye tabi tutulacaktır.

- Aracın 87.03 pozisyonunda yer almaması durumunda ise % 18 oranında KDV uygulanacaktır. Örneğin, eşya taşımaya mahsus kamyonun satışında % 18 oranında KDV hesaplanacaktır. Aynı şekilde 87.02 pozisyonunda yer alan otobüs, midibüs ve minibüs gibi araçların teslimi de % 18 oranında KDV'ye tabi tutulacaktır.

- Ambulanslar, mahkum taşımaya mahsus arabalar, para arabaları, cenaze arabaları, itfaiye öncü arabaları gibi özel amaçla yapılmış motorlu taşıtların kullanılmış olanlarının tesliminde % 18 oranında KDV uygulanacaktır.

60 Seri Nolu KDV Sirkülerindeki açıklamalar aşağıdaki gibidir.

1. Araçların tanımı ve oran uygulaması açısından durumlarının tespiti

54 numaralı sirkülerde KDV oranı uygulaması açısından taşıtların durumlarının aşağıdaki şekilde tespit edileceği belirtilmektedir.

a. 1+1, 1+3, 1+4 veya 1+7 koltuklu, şoför ve öndeki yolcunun arkasındaki kısımda emniyet kemerleri veya emniyet kemeri montajı için tertibat, koltuk ve emniyet ekipmanı montajı için sabit tertibat, aracın iç kısmının her tarafında, araçların yolcu bölümlerinde yer alan konfor özellikleri ve iç döşemeleri (örn. yer kaplamaları, havalandırma, iç aydınlatma, küllükler), iki yan panel boyunca arka camları bulunan (en arkada yük bölümünün sağ ve sol taraflarında cam bulunsun bulunmasın); şoför ve öndeki yolcuların bölümü ile insan veya eşya taşınması için kullanılan arka bölüm arasında sabit bir panel veya bariyer bulunmayan kapalı kasa motorlu taşıtlar 87.03 pozisyonunda yer almakta olup, binek otomobiller bu kapsamda değerlendirilmektedir.

87.03 pozisyonunda tanımlanan binek otomobiller ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar (87.02 pozisyonuna girenler hariç) (steyşın vagonlar ve yarış arabaları dahil) hem insan hem eşya taşıyabilen motorlu araçlar gibi ''çok amaçlı araçları'' kapsamaktadır.

Sürücü dahil 10 veya daha fazla kişi taşımaya mahsus motorlu taşıtlar 87.02 pozisyonunda yer almaktadır.

Ambulanslar, mahkum taşımaya mahsus arabalar, para arabaları, cenaze arabaları, itfaiye öncü arabaları gibi özel amaçla yapılmış motorlu taşıtlar 87.03 pozisyonunda yer almakla birlikte, 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi eki I sayılı listenin 9. sırası haricinde tutulmuştur.

b. 30/3/2009 tarihinde yürürlüğe giren 2009/14812 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ekli (I) sayılı listenin 9. sırasına 30/3/2009 tarihinden geçerli olmak üzere ''8701.90.50.00.00 Kullanılmış olanlar'' ibaresi eklenmiştir.

Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 8701.90.50.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunda, tekerlekli zirai traktörler ve ormancılıkta kullanılan tekerlekli traktörlerin (motokültörler hariç) kullanılmış olanları yer almaktadır.

c. Kamyonet türü araçlar genellikle birden fazla koltuk sırasına sahiptirler ve biri insan taşınmasına mahsus kapalı bir kabin ve eşya taşınmasına mahsus açık veya kapalı bir alan olmak üzere iki ayrı alandan meydana gelirler. Bununla birlikte, bu tür araçların ikiden fazla aksı olması veya eşya taşımaya mahsus alandaki azami dahili taban uzunluğunun aracın dingiller arası mesafesinin % 50 sinden fazla olması halinde, bu araçlar 87.03 pozisyonunda sınıflandırılmazlar.

d. Birden fazla koltuk sırasına sahip olan panelvan türü araçlar 87.03 pozisyonu ''Armonize Sistem İzahnamesinde'' verilen göstergeleri karşılamalıdır. Ancak, arka kısımda güvenlik teçhizatı ve koltukların yerleştirilmesi için sabit tutturma noktaları ve bağlantı elemanlarının bulunmadığı birden fazla koltuk sırasına sahip olan panelvan türü araçlar, yolcu alanı ile yük alanı arasında sabit bir panel veya bariyer ya da yan panellerde pencereleri bulunsun veya bulunmasın 87.03 pozisyonunda sınıflandırılmazlar.

2. Kullanılmış araç teslimlerinde uygulanacak KDV oranı

Kullanılmış araçların ticari mahiyetteki teslimi veya müzayede yoluyla satışı halinde, aracın durumu yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde tespit edildikten sonra, aşağıda belirtilen oranlarda KDV'ye tabi tutulacaktır.

a. Kullanılmış traktörler

Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 8701.90.50.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunda yer alan kullanılmış tekerlekli zirai traktörler ve ormancılıkta kullanılan tekerlekli traktörlerin (motokültörler hariç) 30 Mart 2009 tarihinden itibaren tesliminde % 1 oranında KDV hesaplanacaktır.

b. Kullanılmış binek otomobili, otobüs, minibüs gibi taşıtlar

Aracın 87.03 pozisyonunda yer alan binek otomobili niteliğini haiz olması durumunda 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ekli I sayılı listenin 9. sırasına istinaden söz konusu aracın satışı % 1 oranında KDV'ye tabi olacaktır.

Araç sahibinin KDV Kanununun 30/b maddesine göre binek otomobillerinin alımında yüklendiği KDV'yi indirim hakkı bulunması halinde (araç kiralama, taksi işletmesi gibi) bu aracın satışında KDV oranı % 18 olarak uygulanacaktır. Ancak, binek otomobillerinin alımında yüklendiği KDV'yi indirim hakkı bulunan mükelleflerin 31 Aralık 2007 tarihi itibariyle aktiflerinde veya envanterlerinde bulunan binek otomobillerinin iktisap tarihinden itibaren 2 yıl geçtikten sonra teslimi % 1 oranında KDV'ye tabi tutulacaktır.

Aracın 87.03 pozisyonunda yer almaması durumunda ise % 18 oranında KDV uygulanacaktır.

Örneğin eşya taşımaya mahsus kamyonun satışında % 18 oranında KDV hesaplanacaktır. Aynı şekilde 87.02 pozisyonunda yer alan otobüs, midibüs ve minibüs gibi araçların teslimi de % 18 oranında KDV'ye tabi tutulacaktır.

c. Özel amaçla yapılmış motorlu taşıtlar

Ambulanslar, mahkum taşımaya mahsus arabalar, para arabaları, cenaze arabaları, itfaiye öncü arabaları gibi özel amaçla yapılmış motorlu taşıtların kullanılmış olanlarının tesliminde % 18 oranında KDV uygulanacaktır.

Kaynak: www.MuhasebeTR.com- Ufuk Çömez.SMMM

12 Ocak 2012 Perşembe

Defterlerin Kapanış Tasdikini Unutmayın

Ticari işletmelerin tutmak zorunda oldukları defterler ve bunların tasdikine ilişkin hükümler hem Vergi Usul Kanunu'nda (VUK), hem de Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) yer alıyor. Söz konusu kanunlara göre tutulması gereken defterler için açılış tasdiki, ara tasdik ve kapanış tasdiki olmak üzere üç tür tasdik söz konusu...

Açılış tasdiki, defterler kullanılmaya başlanılmadan önce yaptırılan tasdik olup hem VUK hem de TTK açısından zorunlu. Ara tasdik, VUK'ta düzenlenmiş olup, tutulmakta olan defterlerin ertesi yılda da kullanılacak olması halinde, defterlerin kullanılacağı dönemin ilk ayı içinde yaptırılan tasdik işlem. Kapanış tasdiki ise TTK'ya göre defterlerin kullanıldıkları dönemin sonunda yaptırılan tasdik işlemi.
Defterlerin açılış tasdikinin yaptırılmaması, hem vergi hem de sosyal güvenlik uygulamalarında idari para cezası uygulanmasını gerektirirken; kapanış tasdikinin yaptırılmamış olması, başta defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmemesi olmak üzere birçok olumsuz sonuç doğuruyor. Bu nedenle de kapanış tasdiki, en az açılış tasdiki kadar önemli.
KAPANIŞ TASDİKİ
Vergi Usul Kanunu'na göre defterin kapanış tasdiki zorunlu değil. Defterlere kapanış tasdiki yaptırılması Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan bir zorunluluk olup, sadece yevmiye defteri ve envanter defteri için söz konusu.
TTK'ya göre, yevmiye defterinin yeni senenin en son ocak ayı sonuna kadar notere ibraz edilerek, kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 70). Buna göre, 2011 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin, içinde bulunduğumuz Ocak ayı sonuna kadar yaptırılması gerekiyor. Envanter defterinin ise en geç Mart ayının sonuna kadar envanter işlemleri tamamlanarak, Nisan ayı sonuna kadar notere ibraz edilmesi ve kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 72).

KAPANIŞ TASDİKİ NEDEN ÖNEMLİ?
Defterlerin kapanış tasdikinin yaptırılmamasının doğuracağı sonuçları şöyle sıralamak mümkün;
l TTK, Kanun'a uygun olarak tutulan ve birbirini teyit eden ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılmasına imkan tanıyor (TTK md. 85). Kapanış tasdiki de kanuni bir zorunluluk olduğundan, kapanış tasdikinin yaptırılmaması halinde söz konusu defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılması mümkün olmuyor.
l TTK'da, Kanun'da sayılan defterleri hiç veya Kanuna uygun şekilde tutmayanların ağır para cezası (adli para cezası) ile cezalandırılmaları öngörülüyor (TTK md.67/3). Kapanış tasdiki de Kanun'da öngörülen bir zorunluluk olduğundan, bu zorunluluğa uymayanların adli para cezası ile cezalandırılmaları söz konusu olabilecek.
l İcra İflas Kanunu'na göre, ticari defterlerini hiç ya da Kanun'a uygun olarak tutmayanlar, iflas ettiklerinde, 'taksiratlı müflis' sayılmakta ve Türk Ceza Kanunu'na göre cezalandırılmaktadırlar (İİK md.310/5). Dolayısıyla söz konusu hüküm, gerekli defterlere kapanış tasdiki yaptırmayanlar açısından da geçerli.

AKLINIZDA BULUNSUN
Açılış tasdikini unuttuysanız!
Mükelleflerin 2012 yılında kullanacakları defterleri 2011 Aralık ayında tasdik ettirmeleri gerekiyordu. Ancak bu süreyi kaçıranlar veya 2012 yılında kullanacakları defterleri tasdik ettirmeyi unutanlar için ay sonuna kadar kullanabilecekleri bir kolaylık var. 2011 yılı defterine ara tasdik yaptırmak. 2012 yılında kullanacağınız defterleri aralık ayında tasdik ettirmeyi unuttuysanız, 2011 yılında kullandığınız defterlere ocak ayı sonuna kadar ara tasdik yaptırarak, defterlerinizi yasal süresinde tasdik ettirmemiş olmaktan dolayı cezalı duruma düşmekten kurtulabilirsiniz.

Yurtdışındaki çalışma sürenizi borçlanabilirsiniz
Doğum tarihim 10.04.1951. 1977-1995 yılları arasından 585 gün SSK, 16.05.2006-30.06.2008 tarihleri arasında 2 yıl 1 ay 14 gün Tarım Bağ-Kur prim ödemem var.
1971-1973 yılları arasında yaptığım 20 aylık askerlik süremi 01.08.2008 de borçlanıp, 1260 gün prim sigortasını tamamlayıp isteğe bağlı sigortaya geçtim ve bir yıl isteğe bağlı ödedim. İsteğe bağlı sigortamın 2 ayı isteğe bağlı SSK, son 10 ayı isteğe bağlı Bağ-Kur olmuş. Bir dilekçe ile kapanış verdim, şuan SSK'lı olarak çalışıyorum. Tarım sigortadan sonra 1960 gün sigorta öde dediler. İsteğe bağlı sigorta Bağ-Kur olunca tekrar geriye mi döndük?
SSK, Bağ-Kur, isteğe bağlı toplam 3000 günüm, 13 ay da yurtdışı çalışmam var. 3600 günle emekli olursun dediler. Bu 13 ayı borçlanabilir miyim? Libya'dan kağıtlarım geldi elimde, kalan boşluğu kapatmak istiyorum. Yunus Faydalı
Yurtdışında geçen 13 aylık çalışma sürenizi borçlanabilirsiniz. Ancak borçlanacağınız süre 3600 prim gününü tamamlamanıza yetmiyor. 3000 günlük mevcut prim gününüz ve borçlanacağınız 390 günlük yurtdışı çalışma süresinin üzerine 210 gün daha 4/a (SSK) kapsamında prim ödeyip, prim gününüzü 3600 güne tamamladığınız tarihte 4/a (SSK) statüsünden emekli olmaya hak kazanırsınız.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Sigortalı olan emekliden SGDP kesilmez!

1 Ekim 2008 günü yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince nereden (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) emekli olursa olsun bir kişi Bağ-Kur'lu olmayı gerektirecek vergi mükellefiyeti, limitet şirket ortaklığı tesis ettirirse veya anonim şirketin hem ortağı hem de aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olursa, aldığı emekli maaşından yüzde 15 SGDP (Sosyal Güvenlik Destek Primi) kesintisi yapılır.

6111 Sayılı Torba Kanun ile 5510 Sayılı Kanun'un 53'üncü maddesinde çok önemli değişiklik yapıldı. Bu değişikliğe göre, bir kişi birden çok sosyal güvenlik çeşidine tabi çalışıyorsa SSK'ya, Bağ-Kur'a göre öncelik verildi. Mesela, bir kişi vergi mükellefi olup Bağ-Kur'lu iken gidip bir başka işyerinde bir gün dahi olsa SSK'lı işe girerse, Bağ-Kur'a prim ödeme yükümlülüğü sona ermeye başladı. Bu uygulamanın başlangıcı da 1 Mart 2011 günüdür. Yani artık SSK ve Bağ-Kur çakışmaları 1 Mart 2011 gününden sonra bitti. Aynı uygulama emekliler için de geçerli. Yani, şu anda nereden emekli olursa olsun emekli maaşlarından yüzde 15 oranında SGDP kesintisi olan bir emekli, gidip bir işyerinde ayda en az 1 gün SSK'lı olursa maaşından tek kuruş SGDP kesintisi olmayacaktır. Tavsiyem, aynı yöntemi izlemeniz. Gidin bir yerde işe girin, ayda en az 1 gün çalışın, çalıştığınız işyeri sizin adınıza internetten işe giriş bildirgesini verdiği an maaşınızdan kesinti duracaktır.

SGK'NIN GENELGESİ DE DOĞRULUYOR
6111 Sayılı Kanun'un uygulanmasıyla ilgili SGK'nın yayınladığı genelge de bu durumu teyit etmektedir. Genelge şöyledir:
"Hizmet çakışmalarında sosyal güvenlik destek primi uygulaması 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (a) (SSK) ve (b) (Bağ-Kur) bentlerine tabi hizmet çakışmalarında sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılar hakkında 1/3/2011 tarihinden itibaren (a) bendi kapsamındaki sigortalılık esas alınarak işlem yapılacaktır.
Örnek- 1/3/2003 tarihinden itibaren 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında (Bağ-Kur'dan) yaşlılık aylığı alan sigortalının esnaf sigortalılığının devam etmesi nedeniyle aylığından Sosyal Güvenlik Destek Primi kesilmektedir. Sigortalının 3/6/2011 tarihinde 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi (SSK) kapsamında çalışmaya başlaması nedeniyle aylıklarından yapılan Sosyal Güvenlik Destek Primi kesintisi 2/6/2011 tarihi itibarıyla kaldırılacaktır." (Ali Tezel-Habertürk)

6 Ocak 2012 Cuma

Bağımsız Denetim Giderleri için Kosgeb desteği.

19.12.2011 - , KOSGEB tarafından KOBİ’lere Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından bağımsız denetimle yetkilendirilen kuruluşlardan aldıkları bağımsız denetim hizmeti giderlerine destek programı başlatıldı.
Destek Programından yararlanmak isteyen işletmelerin KOSGEB veritabanına kayıtlı olmaları ve programdan yararlanmak üzere bağlı bulundukları birime müracaat etmeleri gerekmektedir. Program kapsamında sağlanacak desteğin üst limiti 10.000 (on bin) TL olup 1 ve 2. bölgelerde %50, 3 ve 4. bölgelerde ise %60 oranında destek verilecektir. Konaklama, ulaşım ve iaşe giderleri destek kapsamı dışındadır.
TOBB - KOBİ Müdürlüğü
Dumlupınar Bulvarı No:252 (Eskişehir Yolu 9.Km) 06530 /ANKARA
Tel: 218 27 83-84/ 218 24 31/ 218 24 34 / Faks: 312-2182409 / E-posta: kobi@tobb.org.tr

5 Ocak 2012 Perşembe

Tevkifattan iade.

Gelir İdaresi Başkanlığı-GELİR VERGİSİ SİRKÜLERİ/79

Konusu

: Tevkif suretiyle ödenen vergilerin mahsup ve iadesinde aranılan belgeler hakkında.

Tarihi

: 05/01/2012

Sayısı

: GVK-79/2012-1/Mahsup ve İade

İlgili olduğu maddeler

: Gelir Vergisi Kanunu Madde 121

İlgili olduğu kazanç türleri

: Ticari kazanç, zirai kazanç, serbest meslek kazancı, ücretler ve menkul sermaye iradı.

GVK md 121 ve KV md 34; beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan GV ve KV Kanunlarına göre kesilmiş bulunan vergilerin, beyanname üzerinden hesaplanan gelir/kurumlar vergisine mahsup edileceği, mahsubu yapılan miktarın gelir/kurumlar vergisinden fazla olması halinde aradaki farkın vergi dairesince mükellefe bildirileceği ve mükellefin tebliğ tarihinden itibaren 1 yıl içinde müracaatı üzerine kendisine red ve iade olunacağı hüküm altına alınmıştır.

Söz konusu maddelerde, iadeyi mahsuben veya nakden yaptırma, inceleme raporuna, ymm raporuna veya teminata bağlama ve iade için aranılacak belgeleri belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir. Bu yetki; kazanç türlerine, iade şekillerine, geliri elde edenin veya ödemeyi yapanın hukuki statüsüne göre ayrı ayrı kullanılabileceği gibi belli hadler çerçevesinde de kullanılabilecektir.

Mahsuben iade işlemi, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık gelir/kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibariyle yapılacaktır. İkmalen veya re’sen yapılan tarhiyatlarda ise mahsup işlemi, mahsup talebine ilişkin dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih itibariyle yapılacaktır. Aranan belgelerin tamamlanması aşamasında yapılan tahsilâtlar yönünden düzeltme yapılmayacaktır.

Bu düzenlemelere göre, tevkif yoluyla kesilen vergilerin mahsup ve iadesine ilişkin açıklamalar,GVGT 252 ve KVGT 1 nolu tebliğlerde yapılmıştır.

GVGT 252 “1.3.2. Nakden İade” başlıklı bölümünde, “Nakden iade taleplerinin dilekçe ile yapılması şarttır. Tevkif yoluyla kesilen vergilere ilişkin nakden iade edilecek tutarın 10 milyar lirayı geçmemesi halinde iade talebi, yıl içinde yapılan tevkifatlara ilişkin tablo (Ek:1) ile birlikte;

- Ücret ve gayrimenkul sermaye iradına ilişkin olması halinde ücretlere ilişkin olarak işveren tarafından verilen ve kesintinin yapıldığını gösteren yazının, gayrimenkul sermaye iradına ilişkin olarak kira kontratının,

- Menkul sermaye iradına ilişkin olarak kesintiyi yapan bankalar, özel finans kurumları, aracı kurumlar ve diğer kurumlar tarafından düzenlenen ve vergi kesintisinin yapıldığını gösteren belgenin,

- Serbest meslek kazancına ilişkin olarak vergilerin sorumlu adına tahakkuk ettiğini gösteren ilgili saymanlık yazısının,

- Ticari kazançlar ve zirai kazançlara ilişkin olarak tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumlusu tarafından ilgili vergi dairesine ödenmiş olduğuna ilişkin belgenin, ilgili kurumca onaylanan bir örneğinin dilekçeye eklenmesi koşuluyla inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yerine getirilir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öte yandan, VUK md 257 nin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükelleflerine muhtasar beyannamelerini elektronik ortamda verme zorunluluğu getirilmiştir. Elektronik ortamda verilen muhtasar beyannamede yer alan “Ücret ve Ücret Sayılan Ödemeler ile Menkul Sermaye İratları Dışında Kalan Ödemelere Ait Bildirim” ile gayrimenkul sermaye iradı, serbest meslek kazancı, ticari kazanç ve zirai kazançlara ilişkin olarak yapılan tevkifatlarda, tevkifat yapılan kişinin adı soyadı, vergi kimlik numarası (T.C. kimlik numarası) ödemenin gayri safi tutarı ve yapılan tevkifatın miktarına ilişkin bilgiler bulunmakta ve bu bilgiler ile vergilerin ödenip ödenmediği hususu vergi daireleri tarafından E-VDO merkezi sorgulamalar ekranında e-beyanname bölümünden sorgulanabilmektedir.

Bu nedenle, mükelleflerin iade işlemleri için harcadığı zamanı, ödemenin gecikmesi sebebiyle katlandıkları maliyeti ve vergi daireleri üzerindeki iş yükünü azaltmak amacıyla GVGT 252 uyarınca tevkif yoluyla ödenmiş vergilerin nakden iadesinde istenilen bilgilerin, E-VDO merkezi sorgulama ekranından tespit edilebilmesi durumunda, bu bilgilere ilişkin belgeler mükelleflerden ayrıca kağıt ortamında aranılmayacak olup, dilekçe ile yıl içinde yapılan tevkifatlara ait tablo yeterli olacaktır.

Ancak, nakden iadeye ilişkin bilgilerin E-VDO merkezi sorgulama sisteminden tespit edilememesi durumunda ise 252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen belgelerin dilekçe ekinde istenilmesine devam edilecektir.

Duyurulur.Mehmet KİLCİ-Gelir İdaresi Başkanı

İthalat Komisyonunda kdv ?

Dünya Gazetesinde bu konularda yazılar yazıyor Zeki Gündüz, aynı zaman PwC nin Türkiye birimi yöneticilerinden YMM, bu konuda 2 soruya şöyle yanıt vermiş:

Yurtdışındaki bir firmadan alınacak ithalat komisyonu KDV ye tabi midir?Yurtdışındaki bir firmanın Türkiye'ye satacağı mala ilişkin olarak yaptığınız aracılık için hak ettiğiniz komisyon geliri KDV' ye tabi olacaktır. Dolayısıyla yurtdışındaki satıcı firmaya düzenlediğiniz faturada KDV'de olmalıdır. Bu konu uzun süredir tartışılmaktadır ancak yargıda da ne yazık ki KDV olması gerektiği yönünde kararlar mevcuttur (Sayın G.D.'nin sorusu).

Yurtdışına yapılan ihracatlarla ilgili yabancı şirketlere ödenecek komisyon ödemeleri SS sıfatıyla KDV ve stopaja tabi midir?Türkiye'deki bir şirket yaptığı ihracatla ilgili olarak yurtdışındaki bir başka şirkete ihracat komisyonu öderse bu ödeme üzerinden sorumlu sıfatıyla KDV hesaplanmayacak ve bu ödeme üzerinden yine sorumlu sıfatıyla kesilip beyan edilecek bir stopaj söz konusu olmayacaktır.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Yine Yeni TTK

Bu konuda daha fazla bilgi www.ttkrehberi.com

1. Soru: YTTK’na göre AŞ kurarken başka ortaklar alma zorunluluğu kaldırıldı mı, mevcut şirketler için de ortak sayısının azaltılması mümkün mü? Mevcut Ticaret Kanunu çerçevesinde aş kurulması için pay sahibi en az 5 kurucunun bulunması şarttır. Ancak, Yeni TTK, tek bir kişinin de aş kurabileceğini öngörmektedir (Md 338). Bu anlamda Yeni TTK yürürlüğe girdikten sonra yatırımcılar yanlarına başka bir ortak alma zorunluluğu olmadan tek başlarına şirket kurabilirler. Mevcut çok ortaklı şirketler de, kanun yürürlüğe girdikten sonra ortak sayısının azaltılması yoluna gidebilirler.

2. Soru: Tek kişilik yönetim kurulu mümkün mü? Yönetim Kurulu asgari üye sayısının 3 olması kurulu kalkmıştır. Yani yönetim kurulu tek bir üyeden oluşabilir.

3. Soru: Yeni TTK'ya göre, pay sahibi olmayan kişiler de yönetim kurulu üyesi olabilecek mi? Yeni kanuna göre yk üyelerinin pay sahibi olma zorunluluğu yoktur.

4. Soru: Sadece yabancılardan müteşekkil bir yönetim kurulu mümkün mü? Yeni kanunun 359.md,şirketi temsile yetkili yk üyelerinden en az birinin Türkiye'de bulunması ve Türk vatandaşı olması şartı getirilmiştir.Bu nedenle, yabancı bir yatırımcı tek başına bir aş kurabilir ama yk üyesi olarak yanına Türk vatandaşı olan,Türkiye'de yaşayan bir üyeyi almak ve bu üyeye temsil yetkisi vermek zorundadır.

5. Soru: Yeni TTK'ya göre fiili envanter zorunlu mu?Maddi duran varlıkların en az her 3 yılda bir fiziki sayımının yapılması zorunludur.

6. Soru: YTTK ile halka açık olmayan aş de kayıtlı sermaye sistemi uygulanabilirmi? Bu sistemin nasıl bir avantajı var? YTTK göre AŞ ve ltd kurmak için asgari olarak koyulması gereken sermaye tutarları ne kadardır? Yeni kanun halka açık olsun veya olmasın tüm AŞ'ler için iki sermaye sistemi kabul etmiştir:Esas Sermaye ve Kayıtlı Sermaye.

Sermaye,ana sözleşmede yazılı hususlardan biri olduğundan Esas Sermaye sisteminde sermayede yapılacak artırımlarda ana sözleşme değişikliği yapmak gerekir.Ana Sözleşme değişiklikleri ise genel kurul onayına tabidir. Bu nedenle Esas Sermaye sisteminde her sermaye değişikliğinde genel kurulun toplanması gerekmektedir ve bu da detaylı ve uzunca bir süreçtir.Kayıtlı sermaye sisteminde,çıkarılmış sermayenin yanı sıra şirketin genel kurulu toplantıya çağrılmadan yk kararı ile sermayesini artırabileceği bir kayıtlı sermaye tavanı vardır.Bu tavana kadar yapılacak sermaye artışları genel kurul onayına gerek olmaksızın sadece yk kararı ile gerçekleştirilebilir.Daha önce halka açık şirketler için bir avantaj olarak getirilmiş olan bu kural, yeni kanun ile tüm AŞ'ler için getirilmiştir.

AŞ kurmak için minimum esas sermaye tutarı 50 bin TL'dir. Halka açık olmayan AŞ tarafından kayıtlı sermaye sistemi tercih edilecekse başlangıç sermayesi tutarı minimum 100 bin TL'dir.Nakdi sermayenin 1/4'ü tescilden önce, geriye kalan tutar ise tescilden itibaren 24 ay içerisinde ödenir. Kısacası AŞ kurmak isteyen bir kişi, taahhüt ettiği sermayeyi en geç iki sene içerisinde ödemelidir.

Ltd kurmak için minimum sermaye tutarı 10 bin TL'dir ve nakdi sermaye payı bir defada ödenir.

7. Soru: YTTK da şirketler topluluğuna ilişkin olarak, finans, bağımsız denetim ve raporlama alanlarında ne tip düzenlemeler getirilmiştir?YTTK şimdiye kadar mevzuatımızda yer almayan şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeleri oldukça ayrıntılı olarak ele almış bulunmaktadır. Konuya ilişkin hükümler 195-209.maddeler arasında 15 madde olarak düzenlenmiştir.Hükümlere bakıldığında hâkim ve bağlı şirket tanımının yapıldığı, pay ve oy oranlarının nasıl hesaplanacağı, karşılıklı iştirakin ne olduğu, karşılıklı hak ve sorumlulukların türleri ve bunların yaptırımları, hâkimiyet sözleşmesi ile güvenden doğan sorumluluk ve benzeri kurumların detaylı olarak işlendiği görülmektedir.

Kanunda finans,bağımsız denetim,raporlama alanında, şirketler topluluğunu ilgilendiren hükümlere bakıldığında ise dikkat çeken detaylar şunlardır: - Şirketler topluluğu için konsolidasyon zorunluluğu getirilmiştir (madde 517). - Şirketler topluluğunun finansal tabloları denetçi tarafından, Uluslararası Denetim Standartları'yla uyumlu Türkiye Denetim Standartları'na göre denetlenir. Şirketler topluluğunun finansal tabloları ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun denetimi; envanterin (stok kastedilmiyor), muhasebenin ve Türkiye Muhasebe Standartlarının öngördüğü ölçüde iç denetimin ve 378.md uyarınca verilen raporların denetimidir. Denetçi, şirket genel kurulunca; Topluluk denetçisi, ana şirketin genel kurulunca seçilir (maddeler 397, 398 ve 399). - Özel Denetim: Lütfen madde 207'ye bakınız. - Faaliyet yılının ilk üç ayı içinde, şirketlerin hâkim ve bağlı şirketlerle ilişkileri hakkında bir rapor düzenlenir. Detaylar için lütfen 199'uncu maddeye bakınız.

8. Soru:YTTK ya göre işlem denetçisi kimdir,başlıca hangi işlemleri denetleyebilir?İşlem Denetçisi'nin atanması/görevden alınması şirketin hangi organı tarafından yapılır?Şirketin kuruluşunu,sermaye artırımını,azaltılmasını, birleşmeyi, bölünmeyi, tür değiştirmeyi, menkul kıymet ihracını veya herhangi bir diğer şirket işlem ve kararını denetimini yapan denetçiye işlem denetçisi denir. Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmemişse, işlem denetçisi genel kurul tarafından atanır ve görevden alınır.

Yukarıda sayılan işlemler şirketin ihtiyaç duyduğu zamanlarda gerçekleştirdiği işlemlerdir. Bir başka deyişle rutin işlemler değildir. Dolayısıyla yapılacak her bir işlemin denetimini yapacak işlem denetçisinin atanması için her seferde "olağanüstü genel kurul toplantısı" yapılması gerekebilecektir. Bu nedenle, şirketleri her seferinde doğabilecek olağanüstü genel kurul maliyet ve işlem yükünden kurtarmak için her yıl yapılan olağan genel kurulda, yıllık denetimi yapacak bağımsız denetçinin ataması ile birlikte o yıl yapılacak işlemlerin denetimi için işlem denetçisinin ataması da yapılabilir.(Zeki Gündüz-Dünya.)

3 Ocak 2012 Salı

2012 Defter Tutma Hadleri ve Sınıf Değiştirme.



Vergi Usul Kanunu’nun 176.md ; tüccarlar, defter tutmak bakımından iki sınıfa ayrılır:
· I'inci sınıf tüccarlar,
· II'nci sınıf tüccarlar,
I'inci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre;II'nci sınıf tüccarlar, işletme hesabı esasına göre;defter tutarlar.Vergi Usul Kanunu’nun 177.md.
· Her türlü ticaret şirketleri;
· Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler
· İhtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler.

I'inci sınıf tüccar olarak tespit edilmiş, bunların dışında kalanların I'inci sınıfa dahil olmaları için üç ayrı ölçü ve bu ölçüler için de yıllık alım ve satım tutarları belirlenmiştir.

2011 den 2012 ye geçişte I’inci sınıfa dahil olacak tüccarlar için belirlenen alım ve satım tutarları aşağıdaki gibidir.
1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 140.000 veya satışları tutarı 190.000 lirayı aşanlar;
2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 77.000lirayı aşanlar;
3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının 5 katı ile yıllık satış tutarının toplamı 140.000lirayı aşanlar;

Yıllık alımlar ve satımlar toplamının belirlenen bu rakamları aşması veya bu rakamların altında kalması halinde sınıf değiştirmenin sartları Vergi Usul Kanunu’nun 179 ve 180.md aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.
İş hacmi bakımından I'inci sınıfa dahil olan tüccarların durumları aşağıdaki şartlara uyduğu takdirde, bunlar, bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak, II'nci sınıfa geçebilirler (VUK Mad:179)
1. Bir hesap döneminin iş hacmi 177.md de yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette düşük olursa,
· Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı (140.000*0,8=) 112.000 TL den veya satışları tutarı (190.000*0,8=) 152.000 liradan düşük olanlar
· Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı (77.000*0,8=) 61.600 liradan düşük olanlar;
· 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı (140.000*0,8=) 112.000 TL den düşük olanlar;veya;
2. Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177'nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir düşüklük gösterirse.
İş hacmi bakımından II'nci sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak I'inci sınıfa geçerler.(VUK Mad:180)
1. Bir hesap döneminin iş hacmi 177'nci maddede yazılı hadlerden % 20'yi aşan bir nispette fazla olursa,
· Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı (140.000*1,2=) 168.000 TL yi aşanlar veya satışları tutarı (190.000*1,2=) 228.000 lirayı aşanlar
· Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı (77.000*1,2=) 92.400 lirayı aşanlar;
· 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı (140.000*1,2=) 168.000lirayı aşanlar;
veya;
2. Arka arkaya 2 dönemin iş hacmi 177'nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20'ye kadar bir fazlalık gösterirse.

2012 Sosyal Güvenlik ve İş Hukuku Rakkamları



Brüt Asgari Ücret…886,50
Net Asgari Ücret …634,65
16 Yaşından Küçük.Brüt As.Ücr..701,44
16 Yaşından Küçük.Net Asg.Ücr..504,30
Kapıcılar İçin Net Asgari Ücret…753,53
Asgari Geçim İndirimi Bekar ..66,49
Evli (Eşi Çalışmayan)… 79,79
Evli (1 Çocuk) …89,76
Evli (2 Çocuk) …99,73
Evli (3 Çocuk) .106,38
Evli (4 Çocuk) .113,03
SSK(4/a)Taban Ücret ..886,50
SSK(4/a)Tavan Ücret …5.762,25

Engelli Gelir Vergisi Muafiyeti

I. Derece Sakat..770,00
II.Derece Sakat..380,00
III.Derece Sakat.180,00

27 Aralık 2011 Salı

Yeni TTK Devrimi: Anonim şirket ortaklarına şirkete borçlanma yasağı 01.10.2011 - 08:59 Yavuz AKBULAK / SPK Başkanlık Danışmanı

Bilindiği üzere Türk şirketler hukukunda en önemli sorunlardan biri, ortakların şirkete olan kısa ve uzun süreli borçlarının izlendiği ortaklar cari hesabı (ortaklardan alacak hesabı) olup, hesabın borç kalanı vermesi, ortağın şirkete borçlu olması anlamı taşımakta, bilhassa sermaye (anonim) şirketlerinde, şirket ortağının şirkete borçlu olması, şirketin fonlarının ya da sermayesinin ortaklarca kullanıldığını, yani şirketin ortaklar için bir tür kredi kuruluşu işlevi gördüğünü ifade etmektedir. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 15/ son maddesi halka açık anonim şirketlerin yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak karını ve/veya mal varlığını azaltamayacağını, 47/A-6 maddesi ise söz konusu işlemlerde bulunarak karı veya mal varlığı azaltılan tüzel kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenlerin 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5.000 günden 10.000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağını hükme bağlamıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 01.01.2007 tarihinde yürürlüğe giren 13/f.1 maddesi de kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunda, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağını hükme bağlamıştır.

İşte, 14.02.2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve esas itibariyle hükümleri 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu (Yeni TTK), anonim şirketler (AŞ) bakımından kurumsal yönetimi hakim kılabilmek amacıyla eşit işlem ilkesi ile şirkete borçlanma yasağını getirmiştir. Buna göre, pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulur (Yeni TTK m.357). Bu hükümle, Yeni TTK'nın evrensel nitelikteki eşit işlem ilkesini yasal bir üst-kural haline getirdiği anlaşılmakta, anılan hüküm organların öznel ve keyfi karar ve uygulamalarını engellemeyi amaçlamaktadır. Yeni TTK m.358 ise iştirak taahhüdünden doğan borç hariç, pay sahiplerinin şirkete borçlanamayacağı hükmünü getirmiştir. Bu düzenleme hukuk sistemimizde yeni olup, ticaret yaşamında yaygın ve kazandığı boyutlar dolayısıyla verdiği zararlar oldukça genişlemiş olan, kötü ve sakat bir uygulamayı önlemeyi amaçlamaktadır. Çünkü, hükümle pay sahiplerinin şirkete karşı borçlanmalarının, yani sermaye taahhüdü dahil, birçok iş ve işlemde şirket kasasını kullanmalarının, kişisel harcamalarını bu kanaldan yapmalarının, hatta şirketten para çekmelerinin engellenmesi hedeflenmektedir. Söz konusu hükme aykırılık, aynı zamanda cezai yaptırıma da bağlanmıştır.

Yeni TTK'nın 562'nci maddesinin beşinci fıkrasının (c) bendine göre Yeni TTK madde 358'e aykırı olarak şirkete borçlananlar, 300 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak bu hükmün istisnasız bir şekilde ve katı bir tarzda uygulanması haksızlıklara yol açabileceğinden, m.358'in ikinci kısmında meğer ki borç, şirketle, şirketin işletme konusu ve pay sahibinin işletmesi gereği olarak yapılmış bulunan bir işlemden doğmuş olsun ve emsalleriyle aynı veya benzer şartlara tabi tutulsun hükmüne yer verilmiş olup, böylece işletmesi dolayısıyla şirketle iş yapan paysahiplerinin, şirketin her müşterisi gibi vadeli, konsinye (tamamen güven esasına dayalı olarak, kesin satış tarihinden önce mal gönderilmesi yöntemi) veya benzeri yöntemlerle şirketten mal alabilmelerine olanak sağlanmıştır.

Diğer taraftan, Yeni TTK madde 395/f.2 uyarınca, AŞ'ler bakımından Yönetim kurulu üyesi, onun yakınları (yani yönetim kurulu üyesinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan (*) biri ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından (**) biri; Yeni TTK madde 393/f.1), kendisinin ve söz konusu yakınlarının ortağı oldukları şahıs şirketleri ve en az %20'sine katıldıkları sermaye şirketleri, şirkete nakit veya ayın borçlanamazlar. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi halde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilirler.

Elbette, yukarıdaki tüm düzenlemeler, muhasebe hukukumuzda var olan ortaklar cari hesabının önüne geçme amacı taşımakta, A.Ş.'lerde kurumsal yönetim ilkelerini tesis etme hedefi gütmektedir. Yeni TTK m.644/f.1-b hükmü uyarınca, limitet şirketlerde de şirkete borçlanma yasağı konusunda da A.Ş.'lerle ilgili hükümler (Yeni TTK madde 358, madde 562/f.5-c) geçerli olacaktır. Öte yandan, 6102 sayılı Yeni TTK ile aynı tarihli resmi gazetede yayımlanan 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un Pay sahiplerinin ve limited şirket ortaklarının şirkete borçlanma yasağı başlıklı 24'üncü maddesi uyarınca, (yeni) Türk Ticaret Kanunu'nun 358'inci maddesine aykırı şekilde, anonim veya limited şirkete borçlu olan pay sahipleri ve ortaklar, borçlarını, anılan kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içinde, nakdi ödeme yaparak tamamen tasfiye etmek zorundadır. Borcun kısmen veya tamamen başkası tarafından üstlenilmesi, borç için kambiyo senedi verilmesi, ödeme planı yapılması veya benzeri yollara başvurulması bu madde anlamında tasfiye sayılmaz. Burada belirtilen süre içinde tasfiye gerçekleşmemişse, (yeni) Türk Ticaret Kanunu'nun 562'nci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanır (cezai yaptırım). Tasfiye süresinin geçmesinden sonra, şirketin alacaklıları, alacakları için, şirkete borçlu olan pay sahibini veya limitet şirket ortağını takip edebilir. Kuşkusuz, tüm bu düzenlemeler ülkemiz ticaret hukuku sistematiği açısından devrim niteliğinde olup, asıl sonuçlar uygulamada görülecektir.

(*) Alt soy=kişinin çocuğu, torunu ve torunun çocuğu. Üst soy=biri öbürünün dölünden (sulbünden) gelenler arasındaki hısımlık; yani usul hısımlığı olup, örnek olarak çocuğun babasına olan hısımlığı verilebilir.

(**) Üçüncü derece kan hısımları, kardeşlerimizin çocukları yani yeğenler, amca, hala, dayı ve teyzedir. Üçüncü derece kayın hısımları ise, eşin kardeşinin çocukları yani eşin yeğenleri, diğer bir ifadeyle kayın, baldız ve görümce çocukları, eşin dayısı, amcası, halası ve teyzesinden oluşur.

LİMİTED ŞİRKETLERDE SERMAYE AZALTILMASI KONUSU-Tarih: 31.08.2009

Limited şirketlerde sermaye arttırılması veya azaltılması gibi konular ortaklar kurulu kararının alınması ile ilgilidir.Konuyla ilgili TTK’nun 396 ila 398. maddelerine göre işlem yapılabilmektedir.Bu madde hükümlerine göre ancak şirket alacaklılarının haklarının tamamını karşılayacak miktarda aktif mevcut olduğu,mahkeme tarafından atanacak bilirkişiler tarafından saptanmadıkça esas sermayenin azaltılmasına karar verilemeyecektir.

Limited şirketlerde,2 nedenle sermayenin azaltılmasına karar verilebilir.1-Şirketin faaliyetini karşılayacak kısımdan arta kalan sermayenin şirket bünyesinden çıkartılarak pay sahiplerine geri ödenmesi,yani sermayenin bir bölümünün fazla olup kullanılmıyor olması durumudur.2-şirket bünyesinde ortaya çıkan reel zararların ortadan kaldırılması talep edilmelidir.

Bilindiği gibi, TTK’nun 528. maddesi hükmü gereği esas sermayenin azaltılması hali müstesna olmak üzere, ortakların koymayı taahhüt ettikleri sermayenin ödenmesi tecil olunamayacağı gibi ortakların bu borçtan ibra edilmeleri de caiz değildir.” hükümlerini taşımaktadır.Bu hükümlere göre, sermayenin azaltılmasında ortakların sermaye taahhüt borçları bulunduğu takdirde bu taahhüt tecil edilebilmektedir.

Diğer taraftan, sermaye azaltılmasında izlenecek usuller kısaca şöyledir:

1. Payların itibari değerlerinin düşürülmesi

2. Pay sayısının azaltılması

3. Payların birleştirilmesi: bu konuda ana sözleşmede açıklık bulunmalı yada genel kurul toplantısında ortakların izni alınmalıdır.

Sermayenin azaltılması ile ilgili yapılacak işlemler ise kısaca şöyledir:

  1. Yönetim kurulu kararının alınması
  2. Ana sözleşme tadil metninin hazırlanması
  3. Şirketin öz sermayesinin tespiti ve Türk Ticaret Yasası hükümlerine göre şirket alacaklılarının haklarının tamamını karşılayacak miktarda aktif mevcut olduğunun tespiti için mahkemece bilirkişi atanmasını isteme ve rapor alınması
  4. Anonim şirketlerde genel kurul kararının alınması
  5. Ticaret sicili memurluğunda tescil işleminin yaptırılması
  6. Türkiye ticaret sicili gazetesinde ilân

Limited şirketlerde sermaye azaltılması ile ilgili muhasebe kayıtları da kısaca şöyle yapılabilir: 40.000.000 TL ödenmiş sermayesi olan (A) Ltd. Şti.nin toplam 5 ortağı bulunmaktadır. Ortakların paylarının eşit olduğu varsayılmıştır. Ortaklardan Bay (X) şirketten ayrılmayı düşünmektedir. Bu durum karara bağlanmıştır. Geriye kalan (4) ortak ise sermayenin azaltılarak ortak (A)’nın çıkışını kararlaştırmışlardır. Bay (A)’nın çıkışı ile ilgili 8.000.000 TL nakit ödenerek çıkışına müsaade edilmiştir. Kalan ortaklar bu defa bakiye 32.000.000 sermaye payının 24.000.000 indirilmesine dair birlikte karar alarak işleme koymuşlardır.

Yevmiye kayıtları aşağıda olduğu gibidir:

……………….…..............… / ……....................…………….

500 SERMAYE 8.000.000

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR 8.000.000

Bay (A)

Ortağı Çıkışı

………………….................. / .................……………………..

336 DİĞER BORÇLAR 8.000.000.

Bay (A)

100 KASA 8.000.000

Çıkan ortağın sermayesinin ödenmesi

…………………................... / ….............……………………

500 SERMAYE 8.000.000

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR 8.000.000

Bay (B-C-D-E)

Sermaye Azaltılması kararına ilişkin

……………….................….. / …................…………………..

336 DİĞER BORÇLAR 8.000.000.

Bay (B-C-D-E)

100 KASA 8.000.000

Azaltılan sermayenin ortaklara ödenmesi

……………................……. / ………………................………

Dr.Mustafa Alpaslan.