.

.

18 Aralık 2012 Salı

DEFTERLER




19 Aralık 2012  ÇARŞAMBA    Resmî Gazete Sayı : 28502
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığından: 
TİCARİ DEFTERLERE İLİŞKİN TEBLİĞ

 BİRİNCİ BÖLÜM- Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar- Amaç ve kapsam
 MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı; gerçek ve tüzel kişi tacirler tarafından fiziki veya elektronik ortamda tutulacak ticari defterlerin nasıl tutulacağını, defterlerin kayıt zamanını, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esaslarını belirlemektir.

(2) Bu Tebliğ tacirler tarafından tutulan ticari defterleri kapsar. Kooperatiflerin tutacağı defterlere ve diğer hususlara ilişkin özel hükümler dışında bu Tebliğ hükümleri uygulanır. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca tutulması gereken defterlere ilişkin yükümlülükler saklıdır.

Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar  MADDE 3 – (1) Bu Tebliğde geçen;
a) Gerçek kişi tacir: Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiyi,
b) Genel kurul: Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde genel kurulu, şahıs şirketlerinde ortaklar kurulunu ve gereğinde ortakların tümünü,
c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,
ç) MERSİS: Merkezi Sicil Kayıt Sistemini,
d) Sermaye şirketi: Anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirketleri,
e) Şahıs şirketi: Kollektif ve komandit şirketleri,
f) Tacir: Gerçek ve tüzel kişi tacirleri,
g) Ticaret şirketi: Kollektif, komandit, anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirketler ile kooperatifleri,
ğ) Tüzel kişi tacir: Ticaret şirketleriyle amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşları,
h) Yönetim kurulu: Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici veya yöneticileri, limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunu  ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM-Fiziki Ortamda Defter Tutma Yükümlülüğü-Genel olarak
MADDE 4 – (1) Her tacir, bu Tebliğde belirlenen ticari defterleri tutmak ve defterlerinde ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri Kanuna göre açıkça görülebilir şekilde ortaya koymak zorundadır.
(2) Defterler üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içerisinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.
(3) İşletmenin muhasebesi ile ilgili ticari defterlere yapılacak kayıtlarda, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerinde yer alan usul ve esaslara uyulur.
Tutulacak defterler
 MADDE 5 – (1) Gerçek veya tüzel kişi olup olmadığına bakılmaksızın her tacir yevmiye defteri, envanter defteri ve defteri kebiri tutmakla yükümlüdür.
(2) Şahıs şirketleri birinci fıkrada sayılan defterlere ek olarak genel kurul toplantı ve müzakere defterini de tutarlar.
(3) Birinci fıkrada sayılan defterlere ilave olarak anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri, limited şirketler ise pay defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri tutmak zorundadır. 11 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü saklıdır.
(4) Özel hukuk hükümlerine göre idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan ticari işletmeler ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarıdan fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar tarafından kurulan ticari işletmeler ve bunlara benzeyen ve tüzel kişiliği bulunmayan diğer ticari teşekküller birinci fıkrada sayılan defterleri tutmakla yükümlüdürler.

Yevmiye defteri
 MADDE 6 – (1) Yevmiye defteri, kayda geçirilmesi gereken işlemlerin ilgili belge veya ispata dayanan evraktan çıkarılarak tarih sırasıyla ve "madde" halinde düzenli olarak yazıldığı defterdir.
(2) Yevmiye maddelerinin en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:
a) Madde sıra numarası,
b) Tarih,
c) Borçlu hesap,
ç) Alacaklı hesap,
d) Tutar,
e) Her kaydın dayandığı belgelerin türü ile varsa tarihleri ve sayıları.
(3) Yevmiye defteri ciltli ve sayfaları müteselsil sıra numaralı olur; vergi kanunlarına uygun olmak şartıyla müteharrik yapraklı defterler de kullanılabilir.

Defteri kebir
MADDE 7 – (1) Defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak sistemli bir şekilde ilgili olduğu hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir.
(2) Defteri kebirdeki kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:
a) Tarih,
b) Yevmiye defteri madde sıra numarası,
c) Tutar,
ç) Toplu hesaplarda yardımcı nihai hesapların isimleri.
(3) 6 ncı maddenin üçüncü fıkrası hükmü defteri kebir hakkında da uygulanır.

Envanter defteri
MADDE 8 – (1) Envanter defteri, ticari işletmenin açılışında ve açılıştan sonra her hesap döneminin sonunda taşınmazların, alacakların, borçların, nakit para tutarının ve varlıklar ile borçların değerlerinin teker teker kaydedildiği ciltli ve sayfaları müteselsil sıra numaralı defterdir.
(2) Hesap dönemi on iki ayı geçemez. Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla envanter, düzenli bir işletme faaliyetinin akışına uygun düşen süre içinde ve her halükarda hesap döneminin sonundan itibaren üç ay içinde çıkarılır ve deftere kaydedilir.
(3) 6 ncı maddenin üçüncü fıkrası hükmü envanter defteri hakkında da uygulanır.

Pay defteri
MADDE 9 – (1) Pay defteri; sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirketlerde şirket ortaklarının, anonim şirketlerde pay sahiplerinin kaydedildiği ciltli ve sayfaları müteselsil sıra numaralı defterdir.
(2) Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde pay defterine, senede bağlanmamış pay ve nama yazılı pay senedi sahipleriyle, intifa hakkı sahipleri kaydedilir. Pay defterine yapılacak kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:
a) Pay sahibinin adı soyadı veya unvanı,
b) Pay sahibinin iletişim bilgileri,
c) Varsa pay üzerindeki intifa hakkı sahiplerinin adı soyadı veya unvanı ve intifa hakkı sahibi oldukları paylar,
ç) Varsa intifa hakkı sahiplerinin iletişim bilgileri,
d) Payın nominal değeri,
e) Sahip olunan pay sayısı ve toplam tutar,
f) Payın tertibi,
g) Payın edinme tarihi,
ğ) Deftere kayıt tarihi,
h) Payın senede bağlanıp bağlanmadığı ve türü,
ı) Payın edinimi ve devrine ilişkin gerekli açıklamalar.
(3) Payın usulüne uygun olarak devredildiği veya üzerinde intifa hakkı kurulduğu ispat edilmediği sürece, devralan ve intifa hakkı sahibi pay defterine yazılamaz.
(4) Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, hamiline yazılı pay senedi sahibi olduğunu ispat edenler ile sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimseler pay sahibi ve intifa hakkı sahibi olarak kabul edilir.
(5) Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde senede bağlanmamış hamiline yazılı paylar senede bağlanıp, senetlerin pay sahiplerine teslim edildikleri tarihten itibaren 10 gün içerisinde defterde açıklanmak suretiyle pay defterinden silinir.
(6) Limited şirketlerde pay defterine ortakların, adları, adresleri, her ortağın sahip olduğu esas sermaye payının sayısı, esas sermaye paylarının devirleri ve geçişleri itibarî değerleri, grupları ve esas sermaye payları üzerindeki intifa ve rehin hakları sahiplerinin adları ve adresleri yazılır.
(7) Her pay sahibi defterde ayrı bir sayfada izlenir. Payı/pay senedini devralan yeni ortak veya pay sahibi de ayrı bir sayfada izlenir.
(8) Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden takibi yapılan paylara ilişkin Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri ile ilgili diğer düzenlemeler saklıdır.

Yönetim kurulu karar defteri
MADDE 10 – (1) Yönetim kurulu karar defteri, anonim şirketlerde yönetim kurulunun, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticinin veya yöneticilerin şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararların yazılacağı ciltli ve sayfa numaraları teselsül eden defterdir.
(2) Karar defterindeki kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:
a) Karar tarihi,
b) Karar sayısı,
c) Toplantıda hazır bulunanlar,
ç) Kararın içeriği,
d) Üyelerin imzaları.
(3) Kararın, üyelerden birinin yaptığı öneri üzerine diğerlerinin yazılı onayı ile veya bazı üyelerin elektronik ortamda katılması suretiyle alındığı durumlarda bu husus ayrıca belirtilir.
(4) Kararın, üyelerden birinin yaptığı öneri üzerine diğerlerinin yazılı onayı ile alınması halinde imzaların bulunduğu kâğıt veya kâğıtlar karar defterine yapıştırılır.
(5) Kararların bütün üyelerin toplantıya elektronik ortamda katılması ve güvenli elektronik imza ile alınması halinde kararın güvenli elektronik imza ile imzalandığını belirten ifadenin karar metninde yer alması ve alınacak fiziki kararın deftere yapıştırılması şarttır.
(6) Kararın bazı üyelerin fiziki ortamda bazı üyelerin ise elektronik ortamda toplantıya katılması suretiyle alınması halinde ise karar metninde fiziki ortamda katılanların imzaları ile elektronik ortamda katılanların güvenli elektronik imza ile kararı imzaladıkları belirtilir ve fiziki karar metni karar defterine yapıştırılır.
(7) Yönetim kurulu toplantılarına elektronik ortamda katılım sağlanması halinde elektronik kayıtlar Kanunun 65 inci maddesi uyarınca güvenli bir şekilde saklanır.
(8) Bir önerinin veya önerilerin ıslak imza ile imzalanması şeklinde alınan kararlar Kanunun 390.md 4.fk.uyarınca karar defterine yapıştırılır; aksi halde karar geçersizdir.
(9) Her yönetim kurulu üyesi alınan karara ilişkin muhalefetinin bir şerh ile karar metnine geçirilmesini isteyebilir. Üyelerin şerh yazma talebi hiçbir sebeple reddedilemez; şerh yazılmasına engel olunamaz. Şerh, sahibi dışında hiç kimse tarafından değiştirilemez.

Genel kurul toplantı ve müzakere defteri
MADDE 11 – (1) Genel kurul toplantı ve müzakere defteri, tüzel kişi tacirlerin genel kurul toplantılarında görüşülen hususların ve alınan kararların kaydedildiği ciltli ve sayfa numaraları teselsül eden defterdir.
(2) Genel kurul toplantı ve müzakere defteri, şirket genel kurul toplantısı yapılırken genel kurulda sorulan sorular, verilen cevaplar, sunulan önergeler, alınan kararlar işlenerek düzenlenebileceği gibi hazırlanan toplantı tutanağının deftere yapıştırılması şeklinde de tutulabilir.
(3) Kollektif ve komandit şirketlerde yönetimle görevlendirilen ortağın veya ortakların yahut bütün ortakların şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararlar da genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilir. Bu fıkra uyarınca yapılacak kayıtlarda 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hususların yazılması zorunludur.
(4) Limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunun şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararlar genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilebileceği gibi ayrı bir müdürler kurulu karar defteri de tutulabilir. Müdürler kurulu karar defterinin tutulması halinde açılış ve kapanış onayları dahil olmak üzere yönetim kurulu karar defterine ilişkin hükümler uygulanır. Kararların genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilmesi halinde 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hususların yazılması zorunludur. Ayrı bir müdürler kurulu karar defteri tutulması halinde müdür veya müdürler kurulu kararları genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilemez.

Saklama zorunluluğu
MADDE 12 – (1) Her tacir; tutmakla yükümlü olduğu ticari defterleri ve bu defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgeleri sınıflandırılmış bir şekilde on yıl saklamakla yükümlüdür.
(2) Vergi Usul Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri mahfuz kalmak kaydıyla, tutulması zorunlu defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgeler, okunur hale getirildiklerinde içerik olarak örtüşmeleri, saklama süresi boyunca her an ulaşılabilmeleri ve uygun bir süre içerisinde okunabilir hale getirilebilmeleri şartıyla görüntü veya veri taşıyıcılarda da saklanabilir.
(3) Saklama süresi, ticari defterlere son kaydın yapıldığı veya muhasebe belgelerinin oluştuğu takvim yılının bitişiyle başlar.
(4) Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine zayi belgesi verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.
(5) Gerçek kişi olan tacirin ölümü halinde mirasçıları ve ticareti terk etmesi halinde kendisi defter ve kâğıtları birinci fıkra gereğince saklamakla yükümlüdür. Mirasın resmi tasfiyesi halinde veya tüzel kişi sona ermişse defter ve kâğıtlar birinci fıkra gereğince on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM-Fiziki Ortamda Tutulacak Defterlerin Açılış ve Kapanış Onayları
Açılış onayı yapılacak defterler ve onay zamanı
MADDE 13 – (1) Tacirler tarafından fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterinin açılış onayları kuruluş sırasında ve kullanmaya başlamadan önce, izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları ise defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar noter tarafından yapılır. Açılış onaylarının noter tarafından yapıldığı hallerde ticaret sicili tasdiknamesinin noterce aranması zorunludur.
(2) Ticaret şirketleri dışındaki gerçek ve tüzel kişi tacirlerin kuruluş sırasında yaptıracakları ticari defterlere ilişkin açılış onaylarında ticaret sicili tasdiknamesi aranmaz.
(3) Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili esnasında birinci fıkrada yazılı defterlerin açılış onayları ticaret sicili müdürlükleri tarafından da yapılabilir.
(4) Yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ile yönetim kurulu karar defterinin açılış onaylarının her hesap dönemi için yapılması zorunludur. Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen hesap dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir.
(5) Onaya tabi defterlerin hesap dönemi içinde dolması dolayısıyla veya başka sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce açılış onayı yaptırmak zorundadırlar.
(6) Pay defterinin yenilenmesinin gerektiği durumlarda açılış onayı yapılacak yeni defter, kullanımına son verilecek defterle veya zayi edilmişse zayi belgesi ile birlikte notere ibraz edilir. Yeni pay defterinin açılış onayının yapıldığı sırada noter, eski deftere veya zayi belgesine yeni pay defterinin açılış onayının yapıldığını tarih ve sayı belirtmek suretiyle şerh düşer. Eski defterde veya zayi belgesinde söz konusu şerhi gören noter tekrar bir açılış onayı yapamaz.

Onayın şekli-MADDE 14 – (1) Noterler ile ticaret sicil müdürlüklerinin yapacağı açılış onayları defterin ilk sayfasına yazılır ve aşağıdaki bilgileri içerir:
a) Defter sahibinin; gerçek kişilerde adı soyadı, tüzel kişilerde unvanı,
b) Defter sahibinin iletişim bilgileri (adres, telefon, e-posta adresi),
c) İşletmenin merkezi,
ç) MERSİS numarası,
d) Şirketin faaliyet konusu,
e) Tacir sermaye şirketi ise taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı,
f) Defterin türü,
g) Defterin kaç sayfadan ibaret olduğu,
ğ) Defterin kullanılacağı hesap dönemi,
h) Onay tarihi,
ı) Onayı yapan makamın resmi mühür ve imzası.
(2) Defterler aşağıdaki şekilde onaylanır:
a) Ciltli defterlerin sayfalarının sıra numarasıyla teselsül ettiğine bakılarak, bu sayfalar teker teker onay makamının resmi mühürü ile mühürlenir.
b) Müteharrik yapraklı yevmiye defteri kullanan tacirler bir yıl içinde kullanacaklarını tahmin ettikleri sayıda yaprağı yukarıdaki esaslara göre onaylattırırlar. Onaylı yapraklar bittiği takdirde, yeni yapraklar kullanılmaya başlamadan önce onaylatılır. Bunların sayfa numaraları onaylı yaprakların sayfa numaralarını takiben teselsül ettirilir. Tasdik makamı, ilave yaprakların sayısını ilk onayın altına kaydeder ve bu kaydı usulüne göre onaylar.

Kapanış onayı yapılacak defterler ile onay zamanı ve şekli
MADDE 15 – (1) Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin, izleyen hesap döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere ibraz edilip, son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM-Fiziki Ortamda Tutulacak Defterlerde Onay Yenileme
Genel olarak
MADDE 16 – (1) Yönetim kurulu karar defteri, yevmiye defteri, envanter defteri ve defteri kebir yeterli yaprakları bulunması halinde yeni hesap döneminin ilk ayı içerisinde onay yenilemek suretiyle kullanılmaya devam edilebilir.
(2) Onay yenilemede defterlerin türü değiştirilemez.

Kapanış onayına tabi defterlerde onay yenilemenin şekli
MADDE 17 – (1) Kapanış onayına tabi olan yevmiye ve yönetim kurulu karar defterlerinde son kaydın altına yazılacak “Görülmüştür” ibaresinin yanında onay yenileme kısmında aşağıdaki bilgilerin yer alması zorunludur:
a) Bu Tebliğin 14 üncü maddesinde açılış onayında bulunması gerektiği hüküm altına alınan hususlarda bir değişiklik olmuşsa bu değişiklikler,
b) Defterin kalan sayfa adedi,
c) Kullanılmaya devam edileceği hesap dönemi,
ç) Onay tarihi,
d) Onay makamının resmi mühür ve imzası.
(2) Onay yenileme işleminde defterlerin kalan sayfalarının tekrar mühürlenmesine ve sıra numarası verilmesine gerek yoktur.

Kapanış onayına tabi olmayan defterlerde onay yenilemenin şekli
MADDE 18 – (1) Kapanış onayına tabi olmayan defteri kebir ve envanter defterinde onay yenileme son kaydın yer aldığı sayfadan sonraki sayfaya yapılır. Bu sayfada yer alacak bilgilere ve onay yenilemenin şekline ilişkin bu Tebliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ilâ (d) bentleri ile aynı maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM-Fiziki Ortamda Tutulacak Defterlerde Kayıt Düzeni
Kayıtların Türkçe tutulması
MADDE 19 – (1) Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Kanun ve bu Tebliğ uyarınca tutulacak ticari defterler Türkçe tutulur ve kayıtlarda Türk para birimi kullanılır.

Kısaltma kullanılması
MADDE 20 – (1) Kayıtlarda kısaltmalar, rakamlar, harfler ve semboller kullanıldığı takdirde, bunların anlamları duraksamaya yer bırakmayacak kesinlikte ve tekdüze olur.

Kayıt düzeni ve zamanı
MADDE 21 – (1) Defterlere yazımlar ve diğer gerekli kayıtlar, eksiksiz, doğru, zamanında ve düzenli olarak yapılır.
(2) Defterlerde kayıtlar arasında boşluk bırakılamaz ve satır atlanamaz. Ciltli defterlerde, defter sayfaları ciltten koparılamaz. Tasdikli müteharrik yapraklarda bu yaprakların sırası bozulamaz ve bunlar yırtılamaz.
(3) Kayıt edilecek işlemlerin, işin hacmine ve gereğine uygun olarak muhasebenin intizam ve vuzuhunu bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi şarttır. Kayıtlar on günden fazla geciktirilemez.
(4) Kayıtlarını devamlı olarak muhasebe fişleri, primanota ve bordro gibi yetkili amirlerin imza ve parafını taşıyan mazbut vesikalara dayanarak yürüten işletmelerde, işlemlerin bunlara kaydedilmesi, deftere işlenmesi hükmündedir. Ancak bu kayıtlar dahi defterlere 45 günden daha geç intikal ettirilemez.

Kayıtların düzeltilmesi ve değiştirilmesi
MADDE 22 – (1) Yevmiye defteri maddelerinde yapılan yanlışlar ancak muhasebe kaidelerine göre düzeltilebilir.
(2) Bir yazım veya kayıt, önceki içeriği belirlenemeyecek şekilde çizilemez ve değiştirilemez. Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yasaktır.
(3) Kayıtlardaki hatalara ilişkin çizimler; saklayıcı, örtücü ve karartıcı değil düzeltici ve gerçeği yansıtıcı olur. Eski kayıtlar karalanamaz, kapatılamaz, herhangi bir madde veya araçla silinemez, görülecek, okunacak, ne olduğu bilinecek tarzda temiz bir biçimde çizilir.

ALTINCI BÖLÜM-Elektronik Ortamda Tutulacak Defterler
MADDE 23 – (1) Elektronik ortamda tutulacak defterler ile ilgili 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Sıra Numaralı Elektronik Defter Genel Tebliği hükümleri uygulanır.

YEDİNCİ BÖLÜM-Çeşitli ve Son Hükümler
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Gerçek kişi tacirlerden Vergi Usul Kanununa göre ikinci sınıf tüccar sayılanlar, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar bu Tebliğde sayılan defterler yerine mezkûr Kanun hükümlerine uygun olarak işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler.
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) MERSİS kullanılmaya başlanana kadar bu Tebliğde MERSİS numarası kullanılmasının öngörüldüğü durumlarda, ticaret sicili numarası ile vergi kimlik numarası kullanılır.
GEÇİCİ MADDE 3 – (1) Mevcut durumda kullanılmakta olan, pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla ve bu Tebliğde belirtilen bilgilerden eksik olanların yazılması suretiyle açılış onayı yapılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir.
(2) Limited şirketlerde halen kullanılmakta olan ortaklar kurulu karar defterleri de yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla, genel kurul toplantı ve müzakere defteri olarak kullanılmaya devam olunabilir.
GEÇİCİ MADDE 4 – (1) 2013 yılına dair defterlerin 1/1/2013 tarihine kadar yapılacak açılış onaylarında noterlerce ticaret sicil tasdiknamesi aranmaz.

Yürürlük MADDE 24 – (1) Bu Tebliğ hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.                              Yürütme  MADDE 25 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı ile Maliye Bakanı yürütür.


14 Aralık 2012 Cuma

Yıllık Ücretli İzin -İbrahim Işıklı-Dünya Gazetesi.


DÜNYA gazetesi - İbrahim IŞIKLI / 12.05.2010

İş Kanunu kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilerden işyerine girdiği günden başlayarak, deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olanlara işyerindeki kıdemlerine göre yıllık ücretli izin verilmektedir. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;

a) 1 yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dahil) olanlara 14 günden,
b) 5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara 20 günden,
c) 15 yıl (dahil) ve daha fazla olanlara 26 altı günden,  az olamayacaktır.

Ancak 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.

İşyerlerinde, işçilerin ne zaman izin kullanacakları önemli bir sorun olmaktadır. Yıllık ücretli iznin ne zaman kullanılabileceğine, işverenin yönetim yetkisi gereğince işveren karar verecektir.

İşçi yukarıdaki maddelere göre hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene yazılı olarak bildirir.

İşveren, bu istekleri izin kuruluna veya işçi sayısı yüzden az olan işyerlerinde; izin kurulunun görevlerini yerine getirmek üzere işveren veya işveren vekili veya bunların görevlendireceği bir kişi ile işçilerin kendi aralarında seçecekleri bir temsilciye bildirir.

Ücretsiz yol izni-
İşçi yıllık izin isteminde, adını soyadını, varsa sicil numarasını, iznini hangi tarihler arasında kullanmak istediğini ve 4 güne kadar ücretsiz yol izni isteyip istemediğini yazar. Yol izni alanlar bu süreyi kullanmadan işe dönerlerse, işveren bunları anılan sürenin bitiminden önce işe başlatmayabilir.

İzin kurulu zorunluluğu-İşçi sayısı 100 den fazla olan işyerlerinde işveren veya işveren vekilini temsilen bir, işçileri temsilen 2 kişi olmak üzere toplam 3 kişiden oluşan izin kurulu kurulması gerekmektedir.Kurula işveren temsilcisi başkanlık eder. Kurulun başkanı dışında kalan işçi üyeleri ve yedekleri işyerinde varsa, işyeri sendika temsilcileri tarafından seçilir. Sendika temsilcileri seçilmemiş işyerinde izin kurulunun işçi üyeleri ve yedekleri, o işyerindeki işçilerin yarıdan bir fazlasının katılacağı bir toplantıda açık oyla seçilir. İzin kurulu başkanı ile üye ve yedekleri işyerinde işveren tarafından ilan edilir.

İzin kurulu, izin kurulu olmayan işyerlerinde işçi-işveren tarafından belirlenen temsilciler veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı değildir. Ancak, izin sıra ve nöbetleşmesini göstermek üzere söz konusu kurulca düzenlenecek çizelgeler işçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak hazırlanacaktır. Aynı tarihe rastlayan izin isteklerinde; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl iznini kullandığı tarih dikkate alınarak öncelikler belirlenir.

İş Kanunu gereğince her işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir bir kayıt (yıllık izin defteri, izin kartı veya izin pusulası) tutmak zorundadır. Bazı işyerlerinde hem yıllık izin defteri, hem de izin pusulası düzenlenebilmektedir.

Yıllık izin defteri,hem kayıtların düzenli olmasını sağlayarak mükerrer izin kullanılmasını önlemekte, hem de işçilerin işten ayrıldıktan sonra yıllık izin kullanmadıkları gerekçesiyle yıllık izin ücretini talep etmeleri halinde işverenlerin haksız yere izin ücreti ödemelerini önlemektedir. Yıllık izin defterinin herhangi bir makam tarafından (Noter, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü, Hakim vs.) tasdik edilmesi zorunluluğu yoktur.



26 Kasım 2012 Pazartesi

Raporlu İşçi



Uygulamada merak edilen konulardan birisi olan sağlık kuruluşlarından istirahat raporu alan işçilerin işten çıkartılmasının mümkün olup olmadığının tespitinde önemli olan husus raporun süresidir. Hemen baştan söyleyelim, kişinin almış olduğu raporun nedeni düzensiz yaşamı olmasından kaynaklanmıyorsa, 3-5 hafta rapor alan bir kişinin iş sözleşmesini öyle hemen feshetmek mümkün değildir. Ancak aşağıda belirttiğimiz şekilde kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden dolayı rapor alınması farklı sonuçlara götürmektedir.
            Raporlu işçinin iş sözleşmesinin feshi belli koşullara bağlı olup, aşağıda açıklayacağımız bu koşullar gerçekleştiğinde ancak kıdem tazminatı ödenerek feshedilebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı başlıklı 25. maddesinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı belli koşullara bağlı olarak düzenlenmiştir. Bu şekilde 4857 sayılı İş Kanunu 25. maddesine göre yapılan fesihlerde ihbar tazminatı hakkı olmaz.
            Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin sağlık sebepleri ile feshedebilecektir;
            a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi,
            b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulu'nca saptanması durumunda,
            iş sözleşmesinin sona erdirilmesi mümkün olacaktır.
            Yukarıda yer alan (a) bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre ihbar (bildirim) sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre doğum nedeniyle alınana raporun bitiminden itibaren başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. 
            İşçinin istirahat nedeniyle raporlu olduğu ve çalışmadığı dönemin "bildirim süresi+altı hafta" olarak tespit edilen süreyi aşması halinde, iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/I. maddesi nedeniyle feshedilmesi mümkündür. Bu durumda, işçinin bir yıldan fazla çalışmasının olması halinde işçiye kıdem tazminatı ödenecek. Ancak, işçiye ihbar tazminatı ödenmeyecektir. (Resul Kurt)      

21 Kasım 2012 Çarşamba

Tasfiye Sonu



TASFİYE SONU

1. Dilekçe (Şirket kaşesi ile yetkili tarafından veya vekaleten imzalanmalı vekaletin aslı veya onaylı sureti eklenmelidir)
2.Genel kurul toplantı tutanağı (2 nüsha)
3.Hazirun cetveli
4.Bakanlık temsilcisi atama yazısı aslı
   (2 nüsha-Şirket kaşe/tasfiye memuru tarafından imzalanır).
· Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye sonuna ait toplantıda evvelce yapılmayan olağan genel kurullar var ise bu dönemlerin de görüşülerek ibra edilmesi gerekmektedir.
·Tasfiye bilançosunun kabulü ile tasfiye sonuna ait genel kurul  TTK’nın 552.maddesinin atfı ile 447.maddesi gereğince alacaklıları 3.defa davetten itibaren bir yıl geçmedikçe toplanamaz.
·Ticari defterlerin saklanması yönünde karar alınacak ise"saklanması zorunlu defterler için TTK.68. maddeye göre işlem yapacaktır. " ifadesine yer verilmesi yeterlidir.
6.Ortakların / Yönetim Kurulu üyelerinin TC kimlik numaraları kararda yazılmalı veya karar ekinde internet çıktısı verilmeli.



****    ..... Tarihli Tasfiye sonu beyanıdır


A K T İ F                     P A S İ F
 -------------                        -------------
  Yo k t u r                            Y o k t u r

 Firmanın tasfiye neticesinde alacağı ve borcu yoktur.

Tasfiye memuru
 Kaşe ve İmza

12 Kasım 2012 Pazartesi

Gayrimenkul satışlarının, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Katma Değer Vergisi Kanunları karşısındaki durumları



Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden,5520 Sayılı KVK 5/1-e bendinde;Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri,intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı vergiden istisna edilmiştir.
Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen 5.yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen      2. takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.(Taşınmazların kaynak kuruluşlarca kira sertifikası ihracı amacıyla varlık kiralama şirketlerine satışı ile bu varlıkların, varlık kiralama şirketlerince taşınmazın devralındığı kuruma satışından doğan kazançlar için bu oran %100 olarak uygulanır ve bu taşınmazlar için en az iki tam yıl süreyle aktifte bulunma şartı aranmaz.)

İstisna edilen kazançtan 5 yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.Aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de bu hüküm uygulanır.
Buna göre, 2 tam yıl süre ile şirket adına tapuda kayıtlı ve aktifinde yer alan gayrimenkulün satışından doğan kazancın % 75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Kalan % 25’lik kısım ise vergiye tabi kazançlar arasında yer almaktadır.
Katma Değer Vergisi Kanunu Yönünden-Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-r maddesinde;Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az 2 tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin KDV den istisna olduğu belirtilmiştir.
İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamı dışındadır.İstisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisi, teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınır.

Sonuç;Satışa konu olan gayrimenkulden eğer bir satış kazancı sağlanıyorsa, bu kazancın % 75’lik kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen 5.yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur.İstisnadan yararlanılabilmesi için satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen 2.takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır.
Şirketin tapuda kendi adına kayıtlı ve 2 tam yılın üzerinde aktifinde yer alan gayrimenkulün satışı sırasında, kesilen fatura, KDV kanununun 17/4-r bendine istinaden KDV siz düzenlenecektir.
Konuda dikkat edilmesi ve karıştırılmaması gereken iki ifade bulunmaktadır. Bunlar “izleyen yıl” ve“tam yıl” ifadeleridir. Gerekli yıl hesaplamaları yapılırken, izleyen yıl ile ifade edilmek istenen, satışın gerçekleştiği yılın hesaplamada dikkate alınmayacağı, tam yıl ile ifade edilmek istenen ise; satışın gerçekleştiği günden başlamak üzere yapılacak hesaplamadır.
Altuğ Özöğüt SMMM

8 Kasım 2012 Perşembe

Borca batık işletmelere çözüm önerileri-Resul Kurt-

Borca batık işletmelere çözüm önerileri-Resul Kurt-
9 Kasım 2012 Cuma 07:32


Muhasebe ve mali müşavirlik mesleği, diğer birçok meslekten farklı olarak her gün yeni bir değişikliğin veya yeni bir uygulamanın yürürlüğe girdiği, mesleği yürütebilmek için her gün kendini güncellemeyi ve mevzuatı, uygulamaları sürekli takip etmeyi gerektiren bir meslek. Meslek mensupları mükellef ile devlet ve diğer kuruluşlar arasında bilgi paylaşımını sağlamak ve ortaya çıkabilecek sorunların çözümüne katkı verebilecek ve sorunları çözebilecektir. Son bir kaç yıldan buyana hem mali hem de iş ve sosyal güvenlik mevzuatı açısından oldukça hareketli geçiyor. Doğal olarak bunun sonucunda da mali müşavirler için bilginin ve mevzuat değişikliklerinin takibi oldukça önem kazanıyor.
Özellikle son dönemlerde en çok 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı maddesinin 2'nci fıkrasında, "son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirketin kendiliğinden sona ereceği", 3'üncü fıkrasında ise "şirketin borca batık durumunda bulunduğu şüphesini uyandırtan işaretler varsa yönetim kurulunun aktiflerinin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartılması" gerektiği belirtilmiştir.
Borca batıklık, bir ticari işletmenin varlıklarının borçlarını karşılamaması durumunu ifade ediyor. Aralarında Sakıp Şeker tarafından sunulan "Borca batıklıktan çıkış yolları"nın da olduğu birçok konunun ele alındığı muhasebe uygulamaları ve vergi mevzuatında güncel sorunlar VIII. Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Mevzuatı Sempozyumu'nda konuşuluyor.
Yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavirlerin gündeminde olan önemli konulardan biri yeni Türk Ticaret Kanunu uygulamaları, bağımsız denetim, UFRS-TFRS muhasebe standartlarıdır. Meslek mensuplarının yıllardır dile getirdiği Vergi-SGK odaklı muhasebeden vazgeçilerek toplumsal kesimlere doğru finansal bilgi aktarımını hedefleyen, gerçekçi yatırım yapılabilir durumunu gösteren finansal raporlamaya dayalı muhasebe sistemine geçilmesidir.
Yeni TTK ile gündeme gelen ve meslek mensupları açısından önemli bir uygulama olan bağımsız denetim ile bu bilgi paylaşımın alt yapısı oluşturulacaktı. Kuralları olmayan veya çağın gerisinde kalan bir hukuk ve mali yapı içinde işletmelerin ve buna bağlı olan sermaye piyasalarının gelişme sağlamaları mümkün olmayacaktır. Meslek mensupları açısından Türk Ticaret Kanunu, Finansal Raporlar Standartları ve Denetim Standartları'dır.
İşte bu nedenlerle TÜRMOB, YMM ve SMMM odaları sürekli eğitimler, sempozyumlar ve konferanslar düzenleyerek mesleki uygulamaları ve değişiklikleri sürekli gündeme getiriyor.
*********
Muhasebe uygulamaları ve vergi mevzuatında güncel sorunlar
Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından düzenlenen VIII. Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Mevzuatı Sempozyumu 07-11 Kasım 2012 tarihleri arasında düzenleniyor. Yeni TTK ve Muhasebe Düzeninde Karşılaşılabilecek Sorunlar ve Çözüm Önerileri temalı sempozyumda önemli tebliğler sunuldu.
Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Mehmet Koç; "Yeni TTK şüphesiz ticari yaşamla ilgili bütün düzenlemelerde köklü değişikliklere neden olacaktır. Bunlar başta muhasebe uygulamaları, diğer taraftan uzun yıllardan beri çok ciddi tahrifatlara uğramış amacından sapmış, sosyal adalet ilkesinden uzaklaşmış, vergi yasalarının değişmesi noktasında da bir vesile olacaktır. Diliyor ve umuyoruz ki, bu değişim süreci içindeki çelişkiler çok kısa bir süre içinde giderilir, meslek mensuplarının uygulayıcıların önleri açılmış olur. Bu sempozyumda vergi yasalarıyla muhasebe uygulamaları arasındaki çelişkili konuların tartışılması ve sonuca varılması ve diğer taraftan da gerek TTK'daki ve gerekse de Kamu Gözetim Kurumu ikincil mevzuat düzenlemeleri konusunda görüş ve önerilerin dikkate alınması noktasında bu sempozyum önemli bir açılım olacaktır." diyerek sempozyumun önemline işaret etti.
Sempozyuma gerek meslek örgütlerinden ve gerekse de öğretim üyeleri ile diğer ilgili bürokratlar ve uygulamacılardan yoğun bir katılım oldu.
KKTC Maliye Bakanı Ersin Tatar, TÜRMOB Genel Başkanı Nail Sanlı, TÜRMOB eski Genel Başkanı ve eski Devlet Bakanı Masum Türker, TÜRMOB Onursal Genel Başkanı Mustafa Özyürek, TÜRMOB Yönetim Kurulu Üyeleri, İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, ASMMMO Başkanı Mehmet Koç, İZSMMMO Başkanı Feyzullah Topçu ile diğer yeminli mali müşavir ve serbest muhasebeci mali müşavirler odalarının başkan, yöneticileri ve üyeleri, üniversite camiasından Prof. Dr. Yüksel Koç Yalkın, Prof. Dr. Nalan Akdoğan, Prof. Dr. Rüstem Hacırüstemoğlu, Prof. Dr. Ercan Beyazıtlı, Prof. Dr. Mustafa Akkaya, Prof. Dr. Hasan Kaval, Doç. Dr. Volkan Demir, Doç. Dr. Orhan Çelik, Dr. Salih Turan hocaların da bulunduğu çok sayıda akademisyen ile ulusal ve uluslararası denetim şirketlerinden pek çok uygulamacı YMM ve SMMM meslek mensupları katıldı.
Toplantıda özellikle "Uluslararası Finansal Raporlama Standartları Uygulamalarına genel bakış, KOBİ'ler İçin Uluslararası Finansal Raporlama Standardı Uygulaması, Uluslararası Finansal Raporlama Standardı Uygulamalarının başarısı bakımından iç denetim, kontrol ve meslek etiğinin önemi, KOBİ'ler standartlarla raporlamaya nasıl hazırlanmalı" konularıyla ilgili geniş bir bilgilenme olanağı sağlandı.
Bu kadar önemli bir konuyu meslek örgütünün, akademisyen ve uygulamacılarının gündemine almış olmasından dolayı İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'na da teşekkür etmek gerekiyor. VIII. Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Mevzuatı Sempozyumunda;
- Türk Ticaret Kanunu'nun muhasebe uygulamalarına yansımaları,
- VUK ve TTK'ya göre Kayıt ve Belge Düzeni, Farklılıklar ve Uyum Önerileri,
-Mali tabloların düzenlenmesi ve denetiminde yetki sorumluluk
- TFRS'ye uyumlu finansal raporların hazırlanması ve sunumu,
- İşletmelerde TFRS'ye uyumlu ilk finansal raporların düzenlenmesine ilişkin uygulama örneği,
- Yeni TTK'ya göre şirketlerin birleşme, bölünme ve nevi değişikliği yoluyla yeniden yapılandırılması ve şirketler grubu kavramı,
- Borca batık işletmelere çözüm önerileri,
- Gelir ve kurumlar vergisi kanunlarının birleştirilmesine ilişkin yasa tasarısının değerlendirilmesi ve öneriler,
- Yap, işlet, YİD, ve YKD finansman modeli yatırımların muhasebeleştirilmesi ile vergilendirilmesinde özellikli konular,
- Yeni teşvik sisteminin tanıtımı ve ilk uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi,
- Yeni teşvik sisteminin vergisel boyutu ve sistemin başarısı için çözüm önerileri,
- Vergi ve TFRS uygulamalarında farklılıkların giderilmesine yönelik çözüm önerileri,
konuları ele alınıyor. Sempozyumda sunulan bu tebliğleri önümüzdeki hafta Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın www.asmmmo.org.tr web sayfasından inceleyebilirsiniz.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Eksik Olduğu Sonradan Anlaşılan ve Satıcı Tarafından Tamamlanan Satış KDV'si İçin Alıcıya Rücu Edilmesi ve Alıcının Bu KDV'yi Satıcıya Ödeyip İndirmesi İmkani Mehmet MAÇ (YMM)



Eksik Olduğu Sonradan Anlaşılan ve Satıcı Tarafından Tamamlanan Satış KDV'si İçin Alıcıya Rücu Edilmesi ve Alıcının Bu KDV'yi Satıcıya Ödeyip İndirmesi İmkani Mehmet MAÇ   (YMM)
1.Genel Açıklama KDV''ye tabi mal teslimlerinde veya hizmet ifalarında;
 - Fatura düzenlenmemesi,
 - Düzenlenen faturada yersiz istisna uygulanması,
 - Olması gereken orana göre düşük oran üzerinden KDV hesaplanması,
 - İhraç kaydıyla teslimi mümkün olmayan mal için ihraç kayıtlı teslim faturası düzenlenmesi
gibi nedenlerle satış KDV''lerinin eksik hesaplandığı veya hiç hesaplanmadığı hallerle karşılaşılmaktadır.Bu gibi hallerde satıcı, hatasını fark ederek pişmanlık yoluyla eksik KDV''yi beyan edebilir, düzeltme beyannamesi vererek devrolan KDV''sini azaltabilir veya bu hata vergi inceleme elemanlarında tespit edilerek rapora bağlanabilir.

Alıcıdan eksik tahsil edildiği anlaşılan ve pişmanlık yoluyla, tarhiyata uğramak veya devrolan KDV azaltılmak suretiyle tamamlanan bu KDV''nin, duruma göre alıcıdan rücu yoluyla talep edilmesi mümkündür.Alıcının bu suretle ödeyeceği KDV veya ek KDV''yi indirme, indirim suretiyle giderilememe ve iade hakkının mevcudiyeti halinde iadesini isteme imkanı vardır.

KDV Kanunu''nda ve KDV Tebliğlerinde açıkça düzenlenmemiş olan bu hususlar uygulamada mukteza ve yargı kararlarıyla açıklığa kavuşmuş olup konu hakkındaki bilgiler ve görüşlerimiz aşağıda sunulmuştur:
2.Satış KDV''si Eksikliğini Tamamlayan Satıcının Alıcıya Rücu Hakkı KDV Kanunu''na göre KDV''nin mükellefi KDV''ye tabi işlemi (mal teslimini veya hizmet ifasını) yapandır. Kanunen, işlemi yapan şahıs, şirket veya işletme mükellef olarak tayin edilmiş olmakla beraber, (KDV Kanunu Md. 8/1-a)  KDV''nin ödeyicisi alıcıdır. Yani alıcılar aldıkları mal ve hizmetin bedeline ilaveten veya bu bedelin bünyesinde KDV tutarını satıcıya ödemek durumundadır.

Şayet satıcı sehven KDV hesaplamamışsa veya KDV''yi düşük oran üzerinden yahut eksik hesaplamışsa ve satış, "bedel + KDV" bazlı olarak yapılmışsa, alıcı satıcıya eksik KDV kadar noksan ödeme yapmış demektir.Yani satıcının eksik KDV tutarını alıcıdan talep edebilmesi için, satış işleminin KDV dahil bedel belirlenmek suretiyle değil, KDV''nin bedele ilaveten ödenmesi suretiyle yapılmış olması şarttır. 

Rücu için şartlar müsait olsa bile satıcı rücu hakkını prensip olarak sadece KDV aslı için kullanabilir. Eksik KDV''nin pişmanlıkla tamamlandığı durumda normal olarak pişmanlık zammı, tarhiyata uğranmak suretiyle tamamlandığı durumda ceza ve gecikme faizi için alıcıya rücu edilemez. Ancak taraflar olayın özelliğine göre isterlerse cezanın ve/veya gecikme faizinin de kısmen veya tamamen alıcı tarafından karşılanacağını kararlaştırabilirler.

Satıcının sonradan KDV talep ettiği hallerde alıcı, alım işlemini "KDV dahil" esasta yaptığını ileri sürerek bu talebi reddedebilmektedir. Satıcının iddiası ise satımın "bedel + KDV" esaslı olduğu yönünde ise taraflar arasında ihtilaf çıkabilmektedir.

Bu ihtilaflar yazımızın konusu dışında olup konu hakkındaki görüşlerimiz, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisinin Ağustos 2001 sayısında yer alan "KDV''NİN BEDELE DAHİL OLUP OLMADIĞI KONUSUNDAKİ İHTİLAFLAR" başlıklı yazımızda ifade edilmiştir.

Aşağıdaki bölümlerde alıcının rızaen veya yargı yoluyla satıcıya sonradan ödediği KDV''yi indirme ve hatta şartlar mevcutsa iadesini isteme hakkı açıklanmıştır:

3.Alıcının Rücu Sonucu Satıcıya Ödediği KDV''yi Ödemeyi Yaptığı Ayda İndirmesi İmkanı  Alıcının daha önce eksik KDV ödeyerek aldığı mal veya hizmetin KDV''sini tamamlamak amacıyla satıcıya yaptığı ödeme, ödemenin yapıldığı ayda alıcı tarafından indirilebilmektedir.
Bu yönde çok sayıda mukteza mevcuttur.
 


Örnek vermek gerekirse son olarak İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca verilmiş olup arşivimizde bulunan 08.05. 2009 tarih ve 4695 sayılı muktezaya konu olan olayda muktezayı alan firma, müşterisinin cari hesabına yürüttüğü faizleri dekontla belgeleyip KDV hesabına konu etmemiş, bu durumun tespiti sonucu talep edilen KDV aslını, cezasını ve gecikme faizini uzlaşma yoluyla ödemiş ve KDV aslını müşterisinden talep etmiştir. Söz konusu muktezanın son paragrafı şöyledir:"Buna göre, firmanızda uzlaşma suretiyle tahakkuk eden ve V.U.K hükümleri çerçevesinde ödenen verginin muhatap firmalara rücu edilmesi halinde, rücu yoluyla ilgili firmalarca ödenen vergilerin ödemenin yapıldığı dönem hesaplarıyla bağlantı kurularak aynı dönem beyannamesinde genel hükümler çerçevesinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır."Görüldüğü gibi eksik KDV ödeyerek mal veya hizmet alan KDV mükellefi bu KDV eksikliğini tamamlamak amacıyla satıcıya sonradan ödediği KDV''yi, yıl geçmiş olsa bile, ödemeyi yaptığı ayda indirebilmektedir.

Aynı görüşleri taşıyan başka muktezalar da mevcuttur. Örnek vermek gerekirse; Gelirler Genel Müdürlüğü''nün 18.02.1992 tarih ve 14676 sayılı muktezası aynı anlayışla verilmiştir. (Şükrü KIZILOT, KDV Kanunu ve Uygulaması, Sahife 1532 – 1533)

KDV eksikliği, ihraç kaydı ile teslim edilmesi mümkün olmayan malların, ihraç kaydıyla teslim edilmesi nedeniyle de doğabilmekte olup, bu durumda da satıcının söz konusu mal için KDV ödemesi veya iade hakkından vazgeçmesi nedeniyle alıcıdan KDV talep etmesi sonucunda alıcı, sonradan satıcıya ödediği bu KDV''yi, ödemeyi yaptığı ayda indirebilmektedir. Bu konuda da çok sayıda mukteza vardır. Örnek olarak www.bdodenet.com.tr adresli web sahifemizde yer alan KDV kitabımızın 11''inci maddeye ilişkin 3.13. no.lu bölümünde belirttiğimiz ve aşağıdaki 5 no.lu bölümde metnini sunduğumuz Dış Ticaret Vergi Dairesi''nce verilen 3.2.1995 tarih ve 311412 no.lu muktezayı gösterebiliriz.

Her ne kadar KDV Kanunu''nda KDV indiriminin alış faturasına dayandırılması esası var ise de, işle ilgili olarak yüklenilmiş ve Hazineye intikal etmiş olan KDV''lerin, indirimi engelleyen özel bir durum veya hüküm olmadığı sürece indirilebilmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle yukarıda belirtilen muktezalar isabetlidir. Nitekim geçmiş dönemle ilgili olarak sonradan pişmanlıkla veya tarhiyata uğramak suretiyle sorumlu sıfatıyla ödenen veya belgesiz mal bulundurulduğu gerekçesiyle KDV Kanunu''nun 9/2''nci maddesi uyarınca ödenen KDV'' lerin ödemenin yapıldığı ayda indirilebileceği, yolunda muktezalar mevcuttur. (Bu konuda Sayın Özgür BİYAN''ın E-Yaklaşım Dergisi''nin Şubat 2006 sayısındaki yazısında, sırasıyla 20.04.1995 tarih ve 21596; 29.06.1995 tarih ve 35424 sayılı Maliye Bakanlığı Muktezalarına işaret edilmiştir.)

4.İndirimin Dayandırılacağı Belge  Alıcının, rücu yoluyla sonradan satıcıya ödediği KDV''yi indirmesine dayanak teşkil edecek belgenin ne olduğu konusundaki görüşlerimiz şöyledir:
Alıcı bu indirimi, satıcının KDV''yi talep eden yazısına, bu yazı ekindeki satıcının KDV''yi tamamladığına dair tahakkuk ve ödeme belgelerine yahut düzeltme tahakkukuna, satıcıya müstakilen yapacağı KDV tutarı kadar ödemeye ilişkin belgeye dayandırabilir.
Bu para alışverişi için fatura düzenlenmesi gerektiği yönünde yeterli açıklık yoktur. İşlem sadece para alışverişi olduğundan fatura kesilmesi bize göre gerekmez. Ancak daha önce kesilen faturada eksik KDV tutarı kadar meblağ noksanlığı bulunduğu ve bu noksanlığın eksik KDV tutarını içeren fatura kesilmek suretiyle giderilmesi gerektiği şeklinde bir iddiaya maruz kalmamak adına satıcının rücu ettiği KDV tutarı kadar alıcıya izahlı ve bir fatura kesmesi ihtiyat açısından uygun olacaktır. Böylelikle KDV indiriminin faturaya dayandırılması gereği de yerine getirilmiş olur.

Satıcının devrolan KDV''si varsa, eksik hesaplanan KDV nedeniyle ödeme çıkmayacak, devrolan KDV azalacaktır. Satıcı devrolan KDV eksilmesine istinaden, rücu yoluyla bu KDV''yi alıcıdan isteyebilmelidir. Çünkü satıcının devrolan KDV''sinin düzeltme beyanı veya inceleme raporuyla azaltılması, azalan meblağ kadar Hazine''ye KDV intikal etmesi demektir. Alıcı da satıcıya yapacağı ödemeye ve satıcının devrolan KDV''sinin azalmasına istinaden indirim hakkını kullanabilmelidir.Alıcının eksik KDV yi indirim konusu yapabilmesi için satıcıya ödemeyi nakden yapmasının şart olmadığını, ödeme işleminin hesaben ödeme (Cari hesaba satıcı lehine kayıt yapma ve dekont düzenleme) suretiyle de yapılabileceğini düşünüyoruz. Zaten burada önemli olan husus, alıcının yaptığı alımla ilgili olarak Hazine''ye KDV intikal etmesidir.

5.Rücu Yoluyla Ödenip İndirilen KDV''nin İadesi İmkanı  Alıcının rücu yoluyla ödeyip indirdiği KDV, iade hakkı doğuran bir işlemle ilgili olarak (sonradan da olsa) yüklenilmişse ve yüklenimin (nakden veya hesaben ödemenin) gerçekleştiği ayda indirimle giderilemeyen KDV durumu varsa, alıcı indirdiği bu KDV''nin iadesini talep etme hakkına sahiptir. Nitekim www.bdodenet.com.tr adresli web sahifemizde yer alan KDV kitabımızın 11''inci maddeye ilişkin 3.13. no.lu bölümünde belirttiğimiz Dış Ticaret Vergi Dairesi Başkanlığı''nca verilen 3.2.1995 tarih ve 311412 nolu mukteza şöyledir: "İlgide kayıtlı dilekçenizle 28.10.1994 tarih, 32.952, 22.11.1994 tarih 33155, 14.11.1994 tarih 33093 sayılı faturalar ile .............  A.Ş.''de tecil - terkin kapsamında mal olarak ihraç ettiğiniz ancak adı geçen firmanın bağlı bulunduğu vergi dairesi tecil - terkin kapsamında satışı yapılan malların imalatçısı olmadıkları gerekçesiyle tecil - terkin talepleri yerine getirilmediğinden imalatçı firmaya ödeyeceğiniz katma değer vergisinin iadesini talep edip edemeyeceğinin bildirilmesi talep olunmaktadır. 
Olayımızda ise ............. A.Ş. tarafından imalatçı firma olmadığı halde, imalatçı gibi hareket edilerek, teslim edilen mallara ilişkin olarak düzenlenen faturalara "ihraç kaydıyla tanzim edildiği için KDV, tahsil edilmemiştir." İbaresi yazılarak Katma Değer Vergisi tahsil edilmemiş ve dolayısıyla vergi dairesine ödenmemiştir.
Buna göre, söz konusu: dönemlerle ilgili olarak tecil edilen verginin imalatçı firma tarafından Vergi Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde ödenmesi halinde ihracatçı firma olarak mal aldığınız firmaya ödeyeceğiniz katma değer vergilerini ödemenin yapıldığı dönem beyannamesinde indirim konusu yapmanız indirimle giderilmeyen kısmın ise genel hükümler çerçevesinde iadesini talep etmeniz mümkündür.Ancak imalatçı firmanın vergi dairesine ödemiş olduğu katma değer vergisini indirim konusu yapması veya iade talep etmesi mümkün değildir."

Görüldüğü gibi bu muktezaya konu olayda ihracatçı, ihraç kaydıyla (KDV yüklenmeksizin) temin ettiği malı ihraç etmiş, bu malın ihraç kaydıyla alınamayacağının anlaşılması üzerine satıcıya sonradan ödediği KDV''yi indirip, ihracatın gerçekleşmesi nedeni ile iadesini isteyebilmiştir. (Bu yönde başka muktezalar da mevcuttur. Örnek olarak Sayın Özgür BİYAN''ın yukarıda bahsi geçen yazısında belirtilen İstanbul Defterdarlığı 12.11.2003 tarih ve 6350; 17.07. 2003 tarih ve 4309 sayılı muktezaları gösterilebilir.)

6.Konu Hakkındaki Vergi Yargısı Görüşü  Konuyla ilgili olarak rastladığımız Danıştay 11''inci Dairesi''nce verilmiş 11.10.2000 tarih ve E:1999/1769, K:2000/3815 sayılı karara konu olaydaki mükellef KDV ödemeksizin satın aldığı malı iade hakkı doğuracak şekilde KDV''siz teslim etmiş, sonradan bu alımın KDV''li olması gerektiği anlaşılmış olup alıcı rücu yoluyla ödemek zorunda kaldığı KDV''yi indirip iadesini istemiştir. İade istemi reddedilmekle beraber red gerekçesi bu şekilde KDV indirilemeyeceği veya iade istenemeyeceği değil, iade isteyen firmanın alt firmalarında görülen sorundur. Söz konusu Danıştay kararında alt firmada tespit edilen olumsuzluğun iadeye engel teşkil etmediği görüşü ile mükellefin talebi kabul edilmiştir. (Bu kararın metni Sayın Özgür BİYAN''ın yukarıda belirttiğimiz yazısında mevcuttur.) Yani Danıştay da, satıcıya sonradan ödenen KDV''nin nakden veya hesaben ödemenin yapıldığı ayda indirilebileceği, iade hakkının varlığı ve indirimle giderilememe halinin mevcudiyeti halinde iade istenebileceği görüşünü benimsemiştir.
7.Satıcının Alıcıya Rücu Edememesi veya Rücu Etmekle Beraber Bu Rücu ile Doğan Alacağının Şüpheli Olması  Şayet;
 - Satışın "KDV dahil" esasta yapılmış olması,
 - Alıcı sayısının çokluğu,
 - Fark KDV tutarının küçük oluşu,
 - Alıcının bulunamaması,                gibi nedenlerle satıcı, tamamladığı eksik KDV için alıcıya rücu edemeyip bu KDV''yi yüklenmek zorunda kalırsa, kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate almak zorundadır. Çünkü KDV Kanunu''nun 58''inci maddesinde teslim KDV''sinin  vergisel  açıdan  kabul  edilemez gider olduğu hükme bağlanmıştır. Ancak satıcı, sonradan tamamladığı satış KDV''si için alıcıya rücu ederek, kayıtlarında alıcıdan alacaklı hale gelmişse, alıcı bu borcu ödemeyi reddetmişse  ve söz konusu alacak için şüpheli alacak şartları oluşmuşsa, satıcı VUK''nın 323''üncü maddesi uyarınca şüpheli alacak karşılığı ayırmak suretiyle bu KDV''yi gelir veya kurumlar vergisi matrahından indirebilir. Çünkü KDV kökenli de olsa bir alacak mevcuttur. Ve bu alacak şüpheli durumdadır.

Maliye İdaresi bir süre KDV kökenli alacakların şüpheli alacak gerekçesi ile giderleştirilemeyeceği görüşünde olmuş ise de, 334 no.lu VUK Genel Tebliğ ile bu görüşünden vazgeçmiştir. Söz konusu Tebliğin konumuz ile ilgili bölümü şöyledir:

"V. KATMA DEĞER VERGİSİ İÇİN ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASI 
Bakanlığımıza yansıyan olaylardan, kredili mal veya hizmet satışları üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin tahsilinin şüpheli hale geldiği durumda karşılık ayrılıp ayrılamayacağı hususunda tereddüde düşüldüğü görülmüştür.

Vergi Usul Kanununun 323''üncü maddesinde bir alacağın şüpheli alacak olarak değerlendirilmesinde aranılan şartlar gösterilmiştir.

Katma değer vergisi, ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal (veya hizmet) tesliminden (veya ifasından) kaynaklanan bir alacaktır.

Bu itibarla, katma değer vergisinden kaynaklanan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi; yukarıdaki madde hükmünde yer alan şartların mevcut olması, alacağın ilgili dönemin kayıtlarına girmesi ve katma değer vergisi beyannamelerinde beyan edilmesi halinde mümkün olacaktır."

8. Sonuç

Satıcı, KDV''ye tabi mal tesliminde veya hizmet ifasında KDV hesaplamamış veya eksik hesaplamışsa, bu eksikliğin sonradan giderilmesi halinde ve işlemin "bedel + KDV" esaslı olarak yapılmış olması durumunda, tamamladığı KDV tutarı için alıcıya rücu edebilir.

Bu talep KDV tutarını içeren izahlı bir fatura ve KDV eksikliğinin tamamlandığına dair belgelerle yapılmalıdır.

Alıcı, bu şekilde nakden veya hesaben ödediği KDV''yi ödemeyi yaptığı ayda indirebilir. İade hakkı mevcutsa ve indirimin yapıldığı ayda indirimle giderilemeyen KDV söz konusu ise, indirimle giderilemeyen ile sınırlı olarak bu KDV''nin iadesini isteyebilir.


22 Ekim 2012 Pazartesi

Nace - Muhasebecinin 2012 kabusu

T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLI
ĞI
İşverenler Prim Daire Başkanlığı

19/10/2012

DUYURU
E-BİLDİRGE SİSTEMİ ÜZERİNDEN ALTILI NACE KODU GÜNCELLEME İŞLEMLERİ HAKKINDA DUYURU

İşyeri sicil numaranızın dört basamaklı işkolu/NACE kodu, işyerinizde yapılan işin Kısa Vadeli Sigorta Kolları Prim Tarifesine göre hangi işkoluna tabi olduğunu belirlemekte olup, bu koda karşılık gelen altı basamaklı işkolu/NACE kodunun, e-Bildirge ana menüde yeralan “İşkolu kodu alt sınıf giriş işlemleri” menüsünden güncellenmesi gerekmektedir.

Güncelleme işlemleri sırasında, dört basamaklı işkolu/NACE kodunun işyerinizde yapılan işin niteliği ile uyumlu olmaması halinde, karşılığı altı basamaklı işkolu/NACE kodu da farklı olabilmektedir.

Bu bakımdan, anılan Prim Tarifesinde belirtilen hükümler çerçevesinde sosyal güvenlik il müdürlüğünce/sosyal güvenlik merkezince işyeriniz için tespit edilen dört basamaklı işkolu/NACE kodu ile işyerinizde yapılan işin niteliğinin farklı olması halinde, işkolu kodu değişikliğinin yapılabilmesi amacıyla işyerinizin bağlı bulunduğu sosyal güvenlik il müdürlüğüne/ sosyal güvenlik merkezine başvurmanız gerekmektedir.

Ayrıca, altı basamaklı işkolu kodunun işverenlerce güncellenmesine yönelik zorunluluk uygulaması, işverenlerin mağduriyetlerine sebebiyet verilmemesi amacıyla belgenin yasal verilme süresinin son üç gününde kaldırılmaktadır.

İşverenlerimize önemle duyurulur.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

21 Ekim 2012 Pazar

SGK İPC Zamanaşımı-Mustafa Kuruca/Naif Adar



Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İdari Para Cezalarında Zamanaşımı 
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda(1) düzenlenen ve en temel insan haklarından biri olan bireylerin,sosyal güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığının izlenmesi, denetlenmesi ve aynı zamanda sigortalı ve hak sahiplerine sosyal güvence sunulması görevi SGK’ya verilmiştir. SGK’nın sigortalılara kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından hizmet sunabilmesi kuşku yok ki; sigortalılığa ilişkin bildirimlerin süresinde ve eksiksiz olarak yapılmasına bağlıdır. Sigortalılığa ilişkin bildirimler sigortalılığın türüne ve statüsüne göre işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odaları tarafından yerine getirilmektedir(2). Bildirimlerin yükümlü olanlar tarafından 5510 sayılı Kanun’da öngörülen süreler içerisinde yerine getirilmemesi durumunda yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi gereği idari para cezası adı verilen yaptırım uygulanmaktadır.
5510 sayılı Kanun’un sağlıklı biçimde uygulanması diğer bir ifade ile sigortalıların hak kazandığı edimlerden tam ve eksiksiz yararlanmaları bildirim yükümlülerinin bildirimleri eksiksiz yapmalarına bağlı olduğuna göre bu bildirimleri süresinde ve tam olarak yerine getirmeyen işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odalarına karşı SGK’nın cezalandırma hakkını kullanması gerekir(3). SGK’nın temel amacı her ne kadar bildirimi aksatanlara yaptırım uygulamak olmasa da yükümlülüklerini yerine getirmeyenler hakkında cezai müeyyideye başvurmak da kaçınılmaz bir gereksinimdir(4). SGK’nın ceza uygulama yetkisi sınırsız olmayıp Kanun’un 102. maddesine göre süre yönünden bir kısıtlamaya tabi tutulmuştur. Kanun’un 102. maddesindeki “İdarî para cezaları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlar.” hükmü aynı zamanda fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl içinde ilgiliye para cezası tebliğ edilmezse ya da edilemezse zamanaşımına uğrar, bir daha uygulanamaz anlamını taşımaktadır.
İlk defa 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda(5) değişiklik yapan 3910 sayılı Kanunla(6) getirilen asgari ücrete endekslenmiş idari para cezası uygulamasında zaman aşımı süresi çeşitli kanunlarla üç kez değiştirilmiştir. Bu nedenle idari para cezalarında tahakkuk zamanaşımı sosyal güvenlik alanında en sık hataya düşülen konuların başında gelmektedir. Bu hataların nedeni konu hakkında SGK’nın açıklayıcı bir ikincil mevzuat çalışmasının olmaması ile de ilintilidir. 5510 sayılı Kanun’un uygulamaya geçmesinin üzerinden dört sene geçtikten sonra SGK tarafından idari para cezalarında zaman aşımını konulu Genelge’nin(7) düzenlenmiş olması konu hakkındaki eleştirileri haklı kılmaktadır(8). Bu çalışmada SGK tarafından uygulanacak idari para cezalarındaki tahakkuk zamanaşımı konusu irdelenerek fiil tarihine göre zamanaşımı süresi hakkında açıklayıcı bilgi verilecektir. 
II- İDARİ PARA CEZALARINDA ZAMANAŞIMI-Zamanaşımı, bir alacağın uzun bir süre ileri sürülmemesi ya da istenmemesi nedeniyle, alacaklının alacağını talep etme yetkisini kaybetmesidir(9). Borç ilişkisine dayanan alacak hakkının ileri sürülmesini engelleyen zamanaşımına, hak düşürücü zamanaşımı, hakkın belirli bir süre geçtikten sonra elde edilmesini sağlayan zamanaşımına ise kazandırıcı zamanaşımı denilmektedir. Belirtmek gerekir ki; hak düşürücü süre, zamanaşımından farklıdır. Zamanaşımında bizzat hak değil, hakkın ileri sürülmesi imkânı ortadan kalkar. Oysa hak düşürücü sürede bizzat hakkın kendisi ortadan kalkar(10). Zamanaşımı süresi dolduğu takdirde borç değil, bunu talep etme hakkı düşer. Alacaklı tarafından talep edilmese bile nihayetinde ortada doğal bir alacak bulunmaktadır(11).
5510 sayılı Kanun’da düzenlenen ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odaları hakkında uygulanması öngörülen idari para cezalarının Kanun’da belirlenen süre içinde uygulanmaması hak düşürücü zamanaşımıdır. Bu nedenle Kanun’da belirlenen süre içinde uygulanmamış bir para cezasının daha sonra uygulanması hukuken mümkün olamayacak, uygulanmış olsa bile müracaata bağlı kalmaksızın SGK tarafından cezanın iptal edilmesi gerekecektir.Kanun’un 102. maddesinde geçen “fiilin işlendiği tarih” kavramına da açıklık getirmemiz isabetli olacaktır. Belirtelim ki; fiilden kastedilen bildirim yükümlüsünün yapması gereken yasal bildirimi gecikmeli yaptığı tarih değil bildirimi aksattığı yani yerine getirmesi gerektiği son gündür. Dolayısıyla yasal bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi gereken son gün fiilin işlendiği tarih olmaktadır.
Örnek-1: 01.10.2007 tarihinde işe başlayan sigortalı adına işvereni tarafından işe giriş bildirgesi verilmesi gereken son gün 30.09.2007 tarihi olduğuna göre işe giriş bildirgesi 01.09.2010 tarihinde verilse bile fiilin işlendiği tarih 30.09.2007 tarihi olacaktır.
III- ZAMANAŞIMI SÜRELERİNİ FİİL TARİHİ BELİRLER-Türk Hukukunda yasaların geçmişe etki etmesi yani geriye yürümesi konusunda bir yasaklama bulunmamakla birlikte yasaların geriye doğru yürümemesi ceza hukukunda katı bir kural, idare hukukunda ise genel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bu ilkenin sonucu olarak cezaya konu olmayan her yasa hükmü yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç doğurmakta, yürürlüğe girmeden önceki olayları etkilememekte(12), ancak yeni yasa hükmü tamamlanmamış hukuki olaylara etki etmektedir(13). Dikkat edilirse burada düzenleyici yeni kural, yasaların derhal yürürlüğe girmesi ilkesi gereği geçmiş olayları da etkilemektedir. Bu nitelikteki düzenlemeler, kanunların geriye doğru yürümemesi değil, yasaların ani etkisi ilkesi ile açıklanmaktadır. Hatta yasaların ani etkisi geniş anlamda yasaların geriye doğru yürümesi olarak da nitelendirilmektedir. Yasaların ani etkisi ile geçmişte başlamış ama tamamlanmamış hukuki işlem ve olaylar yeni düzenlemenin etki alanına taşınır(14). Bu nitelikteki geriye yürüme, henüz son bulmamış hukuki ilişki ve olayların gelecek olarak etkilenmesi olarak tanımlanır(15). 
Özellikle belirtmemizde fayda var ki; ceza hukukunda yasaların geriye yürümesi ya da henüz uygulanmamış bir cezayı aleyhte etkilemesi söz konusu olamaz. Bu ceza hukukunun kendine özgü (sui-generis) katı bir ilkesidir ve evrensel bir nitelik kazanmıştır. Cezanın uygulanmasından önce fail lehine olabilecek yeni düzenleme yapılmışsa bu durumda fail hakkında yasanın yeni hükmünün uygulanması gerektiğini de özellikle belirtmek gerekir. Bu anlamda lehte olan yeni düzenleme aleyhte olan düzenlemenin aksine geçmişe etki edecektir.
Örnek-2: İşveren, 40 sigortalı adına 2007/Ekim dönemi için ek aylık prim ve hizmet belgesi vermiş ise işverene, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi gereği, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin sekizde biri tutarında idari para cezası değil fiil tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Kanun’un 140. maddesi dikkate alınarak (zamanaşımı süreleri ihlal edilmemek koşuluyla) sekizde bir asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır.506 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 3910 sayılı Kanun’un yürürlükte kaldığı 12.05.1993 ile 05.08.2003 tarihleri arasında işlenen fiillerden dolayı zamanaşımı süresinin 10 yıl, 506 sayılı Kanun’un bu hükmünde değişiklik yapan 4958 sayılı Kanun’un(16) yürürlükte kaldığı 06.08.2003 ila 30.09.2008 tarihleri arasında işlenen fillerden dolayı zamanaşımı süresinin 5 yıl, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonra işlenen fiillerden dolayı zamanaşımı süresinin 10 yıl olarak değerlendirilmesi gerekmekle birlikte ilgili idari para cezaları en son değişiklik öncesinde uygulanmamış ise yeni bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(17) 7. maddesine göre, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun hükmü uygulanmaktadır. Kanun’un bu hükmü evrensel bir nitelik kazanan failin lehine olan hükmün uygulanması ilkesinin Türk Ceza Kanunu’na yansıtılmasıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesi dikkate alındığında, idari para cezasına konu fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanundaki zamanaşımı süresi ile sonradan yürürlüğe giren kanundaki zamanaşımı süresi farklı ise, yükümlülüğünü aksatan ilgili hakkında lehte olan kanundaki zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerekmektedir.Tüm bu açıklamalar doğrultusunda belirtmek gerekirse, ilgili belgenin/bildirgenin verilmesi gereken son gün 1 Ekim 2008 tarihi öncesi ise bildirgenin verilmesi gereken süreye 5 yıl ilave edilecek ceza bu süre içinde uygulanmamışsa SGK’nın cezalandırma hakkı ortadan kalkacaktır. Bildirgenin verilmesi gereken son gün 1 Ekim 2008 ve sonrası ise bildirgenin verilmesi gereken son güne 10 yıl ilave edilecek bu süre içinde tebliğ edilmeyen ceza daha sonra uygulanamayacaktır. m
Örnek-3: 01.10.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun’un 140. maddesi hükmüne göre idari para cezaları 5 yıllık zamanaşımına tabidir. 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir. Ceza hukukundaki yasaların geriye yürümemesi ilkesi gereği konusu 01.10.2008 tarihi öncesi olan fiiller için idari para cezalarında zamanaşımı 5 yıl olacaktır.
SGK tarafından bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenlere uygulanacak idari para cezalarında şu ilkeye göre hareket edilecektir.
● Fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanunda, idari para cezalarının 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu öngörülmesine rağmen, sonradan yürürlüğe giren kanunda idari para cezalarının 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun öngörüldüğü durumlarda, sonradan yürürlüğe giren Kanun’daki zamanaşımı süresi olan 5 yılın dolup dolmadığına,
● Fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanunda, idari para cezalarının 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu öngörülmesine rağmen, sonradan yürürlüğe giren kanunda idari para cezalarının 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun öngörüldüğü durumlarda ise fiil tarihinde geçerli olan kanun hükümleri olan 5 yılın dikkate alınması ve işlenen fiilin zamanaşımına uğrayıp uğramadığına bakılması             gerekmektedir.Fiilin işlendiği tarihten itibaren kanunda öngörülen süre içerisinde işverenlere idari para cezası tatbik edilmemişse ceza zamanaşımına uğrar ve hukuken bir daha uygulanamaz. Tahakkuk zamanaşımına uğramasına rağmen hakkında sehven idari para cezası uygulanan işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odalarının Kanun’un 102. maddesini gerekçe göstermek suretiyle cezaya itiraz etmeleri menfaatlerine olacaktır.Örnek-4: 15.08.2007 tarihinde işe giren sigortalı adına işe giriş bildirgesinin verilmesi gereken son gün 14.08.2007 tarihidir. 15.08.2007 tarihinde işe giren sigortalının işe giriş bildirgesi 14.08.2012 tarihinden sonra verilmişse ya da daha önce verilmekle birlikte idari para cezası zamanaşımı süresi olan 14.08.2012 tarihine kadar işverene tebliğ edilmemişse/edilememişse idari para cezası zamanaşımına uğrayacak ve işverene 14.08.2012 tarihinden sonra idari para cezası uygulanamayacaktır. Bu yasal düzenlemeye rağmen işverene idari para cezası uygulanmışsa SGK’ya yazılı olarak itiraz edilmesi halinde idari para cezası iptal edilecektir. 
Tablo-1: Fiillere Göre Zamanaşımı Sürelerini Gösterir Tablo
Fiil                                                                                                  Zamanaşımı Süresi
İşyeri Bildirgesi-İlk Açılış-Devir (Verilmesi gereken süre 01.10.2008 Öncesi)      5 Yıl
İşyeri Bildirgesi-İlk Açılış-Devir (Verilmesi gereken süre 01.10.2008 Öncesi)      10 Yıl
İşe Giriş Bildirgesi (Verilmesi gereken süre 01.10.2008 Öncesi)                         5 Yıl
İşe Giriş Bildirgesi (Verilmesi gereken süre 01.10.2008 Sonrası)                       10 Yıl
İşten Çıkış Bildirgesi                                                                                      10 Yıl
Aylık Prim/Hizmet Belgesi(Verilmesi gereken süre 1.10.2008Öncesi) (Ek/Asıl)     5 Yıl
Aylık Prim/Hizmet Belgesi(Verilmesi gereken süre 1.10.2008Sonrası)(Ek/Asıl)    10 Yıl
Kayıt Geçersizliği (Kaydın dönemi 01.10.2008 Öncesi)                                      5 Yıl
Kayıt Geçersizliği (Kaydın dönemi 01.10.2008 Sonrası)                                     10 Yıl
Kayıtları İbraz Etmeme-Eksik İbraz Etme                                                                          (İbraz Tebligatının Alındığı Tarihten Sonraki 15. gün 01.10.2008 Öncesi)            5 Yıl
Kayıtları İbraz Etmeme-Eksik İbraz Etme                                                                         (İbraz Tebligatının Alındığı Tarihten Sonraki 15. gün 01.10.2008 Sonrası)          10 Yıl
Aylık Prim Belgesi ve 4 Aylık Bordrolar                                              Zamanaşımına Uğradı
SGK tarafından bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işveren,                ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odalarına uygulanacak idari para cezalarında öngörülen zamanaşımı süresi çeşitli kanunlarla üç kez değiştirilmiştir.
Bu nedenle idari para cezalarında tahakkuk zamanaşımı sosyal güvenlik alanında en sık hataya düşülen konuların başında gelmektedir.
Fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanunda, idari para cezalarının 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu öngörülmesine rağmen, sonradan yürürlüğe giren kanunda idari para cezalarının 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun öngörüldüğü durumlarda, sonradan yürürlüğe giren kanundaki zamanaşımı süresi olan 5 yılın dolup dolmadığına, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanunda, idari para cezalarının 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu öngörülmesine rağmen, sonradan yürürlüğe giren kanunda idari para cezalarının 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun öngörüldüğü durumlarda ise fiil tarihinde geçerli olan kanun hükümleri olan 5 yılın dikkate alınması ve işlenen fiilin zamanaşımına uğrayıp uğramadığına bakılması gerekmektedir.
Fiilin işlendiği tarihten itibaren kanunda öngörülen süre içerisinde işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odalarına idari para cezası tatbik edilmemişse ceza zamanaşımına uğrar ve hukuken bir daha uygulanamaz.
Tahakkuk zamanaşımına uğramasına rağmen hakkında sehven ceza uygulanan işveren, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek odalarının Kanun’un 102. maddesini ve SGK’nın 2012-27 sayılı Genelgesi’ni gerekçe göstermek suretiyle cezaya itiraz etmeleri isabetli olur.