.

.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Bağkur sgdp yapılandırma taksitlendirme.



Geçtiğimiz hafta TBMM'de mini bir torba kanun kabul edildi. 6385 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la sosyal güvenlik sisteminde önemli bazı değişiklikler yapıldı.

Bağ-Kur destek primi borcu yapılandırılıyor
Emekli olduktan sonra ticari faaliyeti devam eden kişilerin Bağ-Kur Sosyal Güvenlik Destek Prim borçları için yeniden yapılandırma fırsatı geldi.

"Geçici madde 46- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi veya sigortalı olup, bu kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirir nitelikte çalışması nedeniyle ilgili mevzuatına göre sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerekenlerin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ayın sonu itibarıyla tahakkuk ettiği halde ödenmemiş olan sosyal güvenlik destek primi borçları ve ferîleri, ilgililerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren dört ay içinde başvuruda bulunmaları halinde 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun ilgili maddelerine göre yapılandırılır" hükmü getirilmek suretiyle SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı'ndan emekli olup da Bağ-Kur sigortalısı sayılmayı gerektiren bir ticari faaliyet yürütmesi nedeniyle ortaya çıkan Bağ-Kur Sosyal Güvenlik Destek Prim borçları 6111 sayılı Kanun'a göre yeniden yapılandırılacak.

Bu kanun meclisten geçti ama daha cumhurbaşkanı onaylamadı, onaylanıp resmi gazetede yayınlandıktan sonra uygulama başlayacak,
Ocak ayı içinde onaylanıp yayınlanması halinde mayıs sonuna kadar eğer yayınlanma şubata sarkarsa haziran sonuna kadar bağkur prim borcu yeniden yapılandırılıp taksitle ödenebilecek.

10 Ocak 2013 Perşembe

İNŞAAT YAPIM SÖZLEŞMESİ

İNŞAAT YAPIM SÖZLEŞMESİ
1. .......ili, ……………..  ilçesi  ……………………………………. adresi  ………………………………. Parsele ait bulunan arsalara ait inşaat yapım sözleşmesidir.
2. Konuyla ilgili olan arsaların projelendirme ve ruhsat işlemleri müteahhit  tarafından  yaptırılacaktır.
3.Arsa sahipleri projelendirmeden doğacak aksaklıklardan sorumlu değildir.
4.İnşaat alanında çalışmaların yasalarda belirtilen şekilde güvenli bir şekilde çalışmasını  müteahhit firma sağlayacaktır .
5. İlgili iş güvenliği yasasında belirtilen emniyet ve güvenlik dosyasını müteahhit firma temin edecektir
6. Yapılacak inşaat bayındırlık esasına göre yapılacaktır .
7. Yukarıda belirtilen arsada yapılacak olan inşaatın SSK işçilik primleri ve diğer ilgili resmi kurumlara ödenecek vergiler ve haçlar vs tamamı müteahhit firma tarafından yapılacaktır.
8. Yapılacak olan binada proje diğer aksaklıkları önlemek maksadıyla sürekli olarak .......... Yapı Denetim LTD ŞTİ tarafından denetlenecektir.
9.İnşaatların hafriyat alımı ile başlayan ve yapı kullanma izin belgesi alımına  kadar olan süreçte bütün yapı işlemleri ile diğer işleri takip ve gerçekleştirilmesi müteahhite aittir
10. İnşaatın tamamında kullanılacak malzemelerin renk kalite ve markası ve seri seçimi tamamen mal sahibine aittir . Müteahhitlik firma mutlaka yapı sahibinin tercihine göre hareket edecektir .
11.İnşaatın yapımı esasında işçilikten tamamen müteahhit firma sorumludur. İşçilikten kaynaklanan bir hata vuku olursa müteahhit firma giderip arsa sahibinin onayını alacaktır.
12. İş bu sözleşmede 12 madde olup ………/……/.………… tarihinde taraflarca okunarak imza altına alınmıştır
                  YAPI SAHİPLERİ                 MÜTEAHHİT  FİRMA

SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA UZLAŞMA



TÜRK SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA UZLAŞMA UYGULAMASININ ANALİZİ
Mehmet BULUT*Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi
1. GİRİŞ Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminde 5510 sayılı Kanun ile birlikte önemli değişiklikler yapılmıştır. Sosyal güvenlik reformu olarak da adlandırılan bu yasal düzenleme ile birlikte birçok mevcut uygulamada köklü değişiklikler yapılmakla beraber sosyal güvenlik sistemimizde daha önceden yer almamış olan değişik uygulamalar da getirilmiştir. Söz konusu yeni uygulamalardan en ilgi çekici ve işverenler açısından avantajlar sağlaması umulanı ise uzlaşma müessesesidir. Vergi uygulamalarında mükelleflerin çok sık başvurdukları ve sürekli olarak sosyal güvenlik uygulamalarında da hayata geçirilmesi talep edilen uzlaşma uygulaması dar bir kapsamla da olsa 5510 sayılı Kanun’un 85. maddesi ile birlikte uygulanmaya başlanmıştır. Söz konusu uygulama ile ilgili olarak ayrıca “Asgari İşçilik İncelemelerinde Uzlaşma Yönetmeliği”[1][1] çıkartılmış ve tereddüt duyulan hususlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmamızda ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda uzlaşma müessesesinin Türk sosyal güvenlik hukukundaki uygulanması ele alınarak incelenecektir.
2. Uzlaşma Uygulamasının Kapsamı   5510 sayılı Kanun’un 85. maddesinin dokuzuncu ve onuncu fıkralarında düzenlenen uzlaşma müessesesi tüm işyerlerinin borçları için uygulanmamaktadır. Nitekim bu husus ile alakalı olarak önemli bir sınırlandırma getirilmiştir. Uzlaşma, sadece devamlı mahiyetteki işyerleri için uygulanabilecektir. Uzlaşmanın uygulanabileceği devamlı mahiyetteki işyeri, geçici veya mevsimlik olmayan, işyeri tescilinde 1 (bir) veya 2 (iki) mahiyet kodunda tasnif edilmesi gereken veya bu şekilde tasnif edilen işyerini ifade etmektedir.[1][2] Dolayısıyla 3 (üç) veya 4 (dört) mahiyet kodunda tasnif edilmiş olan geçici ve mevsimlik işyerleri için uzlaşma talep edilmesi mümkün olmamaktadır.
Uzlaşma müessesesi devamlı mahiyetteki işyerlerinin tüm borçlarına da uygulanamamaktadır. Burada borcun neden ve hangi kaynaktan doğduğu büyük önem taşımaktadır. Nitekim uzlaşma müessesesi 5510 sayılı Kanun’un 85. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ilk cümlesi gereğince sadece Sosyal Güvenlik Kurumunun denetim ve kontrolle görevli memurları tarafından devamlı mahiyetteki işyerlerinde yapılan asgarî işçilik incelemesi sonucunda ortaya çıkan borçları için talep edilebilmektedir.
Devamlı mahiyetteki işyerlerinde yapılan asgarî işçilik incelemesi, Asgari İşçilik İncelemelerinde Uzlaşma Yönetmeliği’nin 4. maddesinin (b) fıkrasına göre, işverenin Kuruma, emsaline, yapılan işin nitelik, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütülmesi için gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun saptanması halinde, işin yürütülmesi için gerekli olan asgarî işçilik miktarını, yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalışan sigortalı sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak devamlı işyerleri hakkında yapılan asgarî işçilik incelemesini ifade etmektedir. Dolayısıyla uzlaşma, işverenin veya diğer prim ödeme yükümlülerinin ödenmemiş borçları ile asgari işçilik incelemeleri dışında Sosyal Güvenlik Kurumunun denetim ve kontrolle görevli memurları tarafından yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan borçları kapsamamaktadır. Ayrıca geçici işyerlerinde yapılan asgari işçilik incelemeleri de uzlaşma kapsamı dışında kalmaktadır.
Uzlaşma, devamlı mahiyetteki işyerlerinde yapılan asgarî işçilik incelemesi sonucunda tespiti yapılan ve sigortalılara mal edilemeyen fark sigorta primine esas kazanç matrahı üzerinden gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte hesaplanacak sigorta primi ve buna bağlı uygulanacak idarî para cezalarını kapsamaktadır.
Dolayısıyla İnceleme esnasında sigortalılara mal edilemeyecek olan fark sigorta primlerinin yanı sıra sigortalılara mal edilecek olan fark sigorta primlerinin de ortaya çıkması halinde sigortalılara mal edilecek olan fark sigorta primleri uzlaşma kapsamına alınamaz. Ayrıca sigortalılara mal edilecek olan fark sigorta primleri ve bu sigortalıların çalışmaları nedeniyle kesilecek olan idari para cezaları da uzlaşma konusu yapılamaz.
Asgari İşçilik İncelemelerinde Uzlaşma Yönetmeliği’nin 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, uzlaşma vuku bulduktan sonra aynı inceleme dönemlerine ilişkin olarak Kurum veya mahkeme kararıyla sigortalılara mal edilecek fark sigorta primlerinin ortaya çıkması halinde, daha önce eksik tahsil olunan sigorta primleri, sigortalının çalıştığı süre ve sigorta primine esas kazancı dikkate alınarak gecikme cezası, gecikme zammı ve ilgili idari para cezası ile birlikte tahsil olunur.

1 Ocak 2013 Salı

Serbest Meslekte Resen Tarhiyat

3-Re’sen Tarhiyat ve Ceza Kesilmesi:
Verginin idarece tarhı, mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine tahmil edilen mecburiyetleri yerine getirmemeleri sebebiyle zamanında tarh edilemeyen verginin kanunen belli matrahlar üzerinden idarece tarh edilmesidir. Re’sen takdir olunan matrah, mükellef tarafından bildirilen matrahtan az ise, re’sen vergi tarh edilmez; fazla ise sadece aradaki fark üzerinden vergi tarh olunur.
Vergi hukukunda kıyas yoluyla yorum yapılması, hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesine ve vergilerin yasallığı ilkesine aykırıdır.
Vergi ancak yasanın vergilendirdiği kişilerden ve konulardan alındığına göre, amaca bakılarak kıyasen ve “evveliyetle” yargısı ile yasada düzenlenmemiş kişiler ve konular vergi kapsamına alınamaz. Vergi yasalarında açıkça gösterilmedikçe, benzer vergi konularının yasa kapsamına alınması uygun değildir. “Vergi konularının kıyasen genişletilmesi ve yasada açık hüküm yok ise, kıyas yoluyla istisna hükümlerinin genişletilmesi” Anayasanın 73. maddesindeki “verginin yasallığı” ilkesini zedeler. Aynı zamanda “genişletici” bir yorum da bu ilkeyi zedeler.
Daha açık bir ifade ile Vergi Usul Kanunu’nun 30 uncu maddesinde, re’sen tarhiyat tanımlandıktan sonra, bu tür tarhiyatın yapılabileceği durumlar, (8) bent halinde sayılmıştır. Matrah veya matrah kısmının re’sen takdir edilebilmesi için VUK.’nun 30’ncu maddesinde belirtilmiş olan re’sen takdir sebeplerinden birinin bulunması gerekir. Aksi halde matrah veya matrah farkı re’sen takdir edilemez. Bu gerekçelerden birinin varlığı, re’sen tarhiyat türünün kullanılmasını sağlamaktadır. Ancak, bu, tarhedilecek verginin tutarının inceleme elemanı tarafından serbestçe belirlenmesi anlamına gelmemektedir. Daha açık bir ifade ile bir incelemede, re’sen tarhiyat gerekçelerinden birinin varlığı, o tarhiyatın inceleme elemanı tarafından serbestçe yapılabilmesini mümkün kılmamaktadır. Örneğin, bu gerekçelerden biri olan ve anılan maddenin 4 numaralı bendinde yer alan, ‘’ defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması ‘’ halinin tespitinde, hangi hallerde, defter kayıtları ve belgelerin, vergi matrahının doğru olarak tespitine imkan vermediğinin çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Yapılacak değerlendirme hataları, tarhiyat türünün yanlış belirlenmesine ve sonuçta da tarhiyatın iptaline yol açabilecek önemdedir. Çünkü “defter ve kayıtları ve bunlarla ilgili belgelerin, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmamış olması” hali tam olarak açıklığa kavuşturulmalıdır.
“Re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı re'sen takdir olunmuş sayılır."
Aşağıdaki hallerden herhangi birinin bulunması durumunda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı kabul edilir.
1. (4008 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle değişen bent) Vergi beyannamesi kanunî süresi geçtiği halde verilmemişse,
2. Vergi beyannamesi kanuni veya ek süreler içinde verilmekle beraber beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgiler gösterilmemiş bulunursa,
3. Bu kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış veya tasdik ettirilmemiş olursa veya vergi incelenmesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmezse,
4. Defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikalar, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tesbitine imkan vermiyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısiyle ihticaca salih bulunmazsa,
5. (4369 sayılı Kanunun 82/1-a maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır),
6. (2365 sayılı Kanunun 4'üncü maddesiyle eklenen bent) Tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa.
7. (4783 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır Yürürlük; 01.01.2003 tarihinden geçerli olmak üzere 09.01.2003)
8. (4008 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle eklenen bent) Bu Kanunun mükerrer 227'nci maddesi uyarınca 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına imzalattırma mecburiyeti getirilen beyanname ve ekleri imzalattırılmazsa veya tasdik kapsamına alınan konularda yeminli malî müşavir tasdik raporu zamanında ibraz edilmezse,
9. (4369 sayılı Kanunun 82/1-a maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.)
Yukarıdaki 2'nci bentde yazılı halin vukuunda mükellefe Takdir Komisyonu tarafından 15 günden az olmamak üzere bir mühlet verilerek vergi matrahına ilişkin bilgileri vermeye ve kanuni defterlerini ibraz etmeye davet olunur. Bu davet üzerine mükellef istenilen bilgileri verir ve kanuni defterlerini ibraz ederse, defter ve vesikalar ihticaca salih bulunmak şartiyle, mükellefe takdir olunacak matrah defter ve vesikaları kayıtlarına göre tesbit olunacak miktardan fazla olamaz.
[SIZE="1"](4008 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle değişen fıkra) [/size]
Vergi beyannamesini kanunî süresi geçtikten sonra vermiş olanlara bu beyannamede gösterdikleri matrah üzerinden re'sen gerekli tarhiyat yapılır ve bu beyannameler re'sen takdir için takdir komisyonuna sevk edilmez. Ancak, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra kendiliğinden verilen beyannameler için bu hüküm uygulanmaz.
([SIZE="1"]485 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle eklenen fıkra) [/size]
Yukarıdaki bentlerin hükümlerine göre re'sen vergi tarhını gerektiren bir sebep yanında ikmalen vergi tarhını da lüzumlu kılan bir durum mevcut ise re'sen takdir sonucu beklenmeksizin gerekli ikmal tarhiyatı yapılır. Re'sen takdir sırasında ikmal tarhiyatına mesnet olan matrah farkı nazara alınmışsa vergi tarhı sırasında evvelce tarh edilmiş olan vergi indirilir.
VUK’nun 30/4 maddesi uyarınca kastedilen, “ Defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikalar, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tesbitine imkan vermiyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısiyle ihticaca salih bulunmazsa” hükmüne uyan somut durumların tespiti gerekir.
Her şeyden önce noksan, usulsüz ve karışık kavramlarının Türkçe sözlük anlamları bilinmektedir. “Defter kayıtları ve bunlarla ilgili belgelerinin, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmadığı” savının da gerekçelendirilmeden, böyle bir savın dayanakları açıkça ortaya konulmadan, hukuki dayanak ve tespitleri yapılmadan “alıntı olarak” yazılmış raporlara dayanılarak yapılan tarhiyat ve ceza kesilmesi sonrasında bir çok ihtilaf gündeme gelmektedir.
Her şeyden önce “ihticaca salih ” kavramı, “belge olarak kullanmaya elverişli olup olmamakla ilgili” demektir. Bu kavram çoğu yerde gelişi güzel kullanılmaktadır.
Defter kayıtları ve bunlarla ilgili belgelerin, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulanmaması demek, kasa giriş ve çıkışlarının sıhhatli olmadığının tespiti, çift defter kullanmak, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları kullanmak, vesikaları ya da defterleri tahrif etmek, yok etmek, yerine başka sayfalar koymak, naylon fatura denilen fatura almak ve bunu kullanmak, faturaların hangi şahıstan alındığının belli olmaması, defter kayıtlarının tevsik edilmemesi, hasılat, gider veya emtia alış faturalarının deftere kaydedilmemesi gibi somutlanabilecek objektif durumlardır.
VUK. m.30/4’de aranılan koşulların birlikte mevcut olmaması halinde, “ihticaca salih olmama durumu”nun gerçekleşmeyeceği açıktır. Yükümlünün defter ve belgeleri incelemeye elverişli ise, re’sen takdir edilmesi gerektiği sonucuna varılamaz. Vergi denetmeni, VUK. m.30/4. bend yerine, VUK. m.30/6. bend de yer alan, “Tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa” hükmünü kastedmiş ise ya da bu bendi gerekçe göstermiş olsaydı, buna dair de açık bir delil bulunması gerekir.
Mükellefin defter ve belgelerin mevcut, usulüne ve amacına göre tutulmuş, tasdik ettirilmiş, ibraz edilmiş, beyannamelerin süresinde verilmiş olduğu hallerde, vergi yönetimi bu karineyi ancak VUK. m.30/2-IV ve VI. bendlerine göre bir takdir nedeninin varlığını kanıtlayarak çürütebilir. Vergi yönetimi, vergiyi doğuran olay, hukuki işlem, mükellef ve mükellefiyetle ilgili işlem ve konular hakkında bilgi toplamak ve toplanan bu bilgileri değerlendirmek zorundadır. Öncelikle defter, kayıt ve belgeler çerçevesinde yürütülen vergi incelemesinin amaçlarına uygun olarak yapılmasına, yükümlülerin aleyhine olan tespitler yanında, lehlerine olan tespitlerin de yapılmasına özen gösterilmelidir. Defter, kayıt ve belgeler çerçevesinde yapılan inceleme sırasında objektif olarak bu amaç doğrultusunda çalışılırken, bunların “ihticaca salih” olup olmadıkları yönünde de incelemelerin yapılması gerekmektedir. Vergiyi doğuran olayla ilgisi doğal ve açık bulunmayan ve tarafsız olmayan tanık beyanlarından yararlanılamayacağından, bunlara dayanılarak beyan, defter ve belgelerin doğruluğu karinesi çürütülemeyecektir. Yani usul açısından geçerli bir takdir nedeninin varlığının, yükümlünün kanuni defter, kayıt ve belgelerine itibar edilmeden, diğer delillerle usul açısından da geçerli bir ek tarhiyat yapılabilmesi için, bir re’sen takdir nedeninin bulunması ve “defter, kayıt ve belgelerin doğruluğu karinesi”nin çürütülebilmiş olmasına dair ön koşul mevcut olmadan, tarhiyat yapılamaz.
Örneğin, Danıştay Dördüncü Dairesinin konuyla ilgili bir başka kararında, özetle, ‘’ ... Bu hükümler uyarınca re’sen vergi tarhı yoluna gidilebilmesi için öncelikle yasada öngörülen şartların mevcut olduğunun açık ve somut biçimde ortaya konulması zorunludur. Ancak, bu şartların mevcudiyetinin varlığı, tahmin veya kanaatle değil, inandırıcı ve hukuken geçerli delillerle ortaya konulduktan sonra, matrahın gerçek veya gerçeğe en yakın biçimde tespit edilmesi yoluna gidilmesi gerekir ki, yasanın re’sen tarh usulünden amaçladığı da budur. Yoksa tahmin ve kanaatle yapılan hesaplamalarla varılan sonuçlardan hareketle, olayda re’sen takdir nedenlerinin bulunduğunun kabulü mümkün değildir.
Uyuşmazlık konusu olayda da, yükümlünün satın aldığı canlı büyükbaş hayvanların alımı için düzenlenmiş belgelerde, alımı yapılan hayvanların adet olarak gösterilip, kg. olarak ağırlıklarının belirtilmemiş olduğundan hareketle yapılan randıman incelemesiyle ulaşılan sonuçların, defter ve belgelerin ihticaca salih olmadığını gösterdiği kabul edilemez. ...’’ denilmiştir.
Gerçekten de, bir kimse için vergi borcundan söz edebilmek, ancak o kişinin, kanunların vergi doğuran olay olarak tanımladıkları bir işleme ve olaya taraf olması halinde mümkündür. Üstelik bu durumun da, maddi kanıtlarla, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, açık ve kesin olarak ortaya konulması icap etmektedir. İnceleme elemanlarının kişisel görüş ve düşüncelerinin, bu noktada bir önemi bulunmamaktadır.
Kanun koyucu, vergi kanunlarına koyduğu hükümlerle, yorum veya kıyasa dayalı bir vergi tarhiyatını da hiçbir şekilde onaylamamıştır. Bu, aynı zamanda, vergilerin kanuniliği ilkesinin de bir gereğidir. İnceleme elemanlarının görüş ve düşüncelerine dayanılarak tarh edilen vergiler, daha sonra yargı organlarınca iptal edilmekte, inceleme için harcanan emek ve zaman israf edilirken; mükellefte, bu süre zarfında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bu söylediklerimize bir örnek verelim; örneğin, bir mükellefin iade edilecek katma değer vergisinin tespiti ile ilgili bir incelemede, inceleme elemanı, mükellefin harcama belgesi olarak kayıtlarında yer verdiği faturaların doğruluğunu, o faturaları düzenleyenler nezdinde kontrol etmekte; bu kontroller sırasında, faturaları düzenleyenlere çeşitli sebeplerle ulaşılamamaktadır. Veya ulaşılanlar da, inceleme konusu faturaları defterlere kaydetmemiş oldukları yada kaydedilmiş olsa bile beyan dışı bırakıldığı görülebilmektedir. Aksi pek çok incelemede görülebilse de tüm bu haller tek başına, o faturanın sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu göstermeye yeterli değildir. Öte yandan, faturayı düzenleyenlerin inceleme elemanının talebine kötü niyetle cevap vermemesi hali de durumu değiştirmemektedir. Çünkü, incelenen ve araştırılan şey, söz konusu faturanın gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasını temsil edip etmediğidir. Faturayı düzenleyenlerin, defter ve belgelerini ibraz etmeyerek yada kendilerinden istenen bilgileri vermeyerek mükellefiyetle ilgili ödevlerini yerine getirmemeleri, onlar bakımından ayrı bir incelemeyi gerektirse de; bu durum, daha önce düzenlenmiş olan ve incelemeye konu edilen faturanın niteliğini değiştirmemektedir. Faturayı düzenleyenlerin davranışlarının, faturayı kayıtlarına alıp almamalarının yada beyannameye dahil edip etmemelerinin o faturanın geçerli bir belge olması üzerinde hiçbir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, eğer öyle bir iddia varsa, inceleme konusu faturanın sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge olduğunun, başkaca somut delillerle ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerekir. Verginin tahsilinin güvenliğini sağlamak amacıyla bile olsa, bir belgeyi düzenleyenlere ulaşılamaması veya bu belgenin kayıtlara alınmamış yada beyan edilmemiş olmasını, tek başına, o belgenin sahteliğinin kanıtı olarak göstermek kesinlikle hukuki bir yaklaşım değildir. İnceleme elemanının kişisel düşüncelerinin ve kanaatinin, incelemeye konu edilen faturanın sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğu şeklinde olması da, durumu değiştirmeyecektir. Çünkü vergi inceleme raporu, bir kanaat raporu değil, hukuki durumu tespit eden bir rapordur.
Son olarak teslim edelim ki, özellikle vergi mahkemelerine yansıyan vergi denetmeni inceleme raporlarının, “kompleks” ve “kriminalistik” bir yöntemle inceleme yapıldığı; “hazineci” yaklaşımın etkisini görmekteyiz.
"Serbest Meslekte Vergi İncelemesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı İsmail Duygulu'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

DEFTER VE BELGELERİN İHTİCACA SALİH OLMADIĞI İDDİASI

T.C. DANIŞTAY Dördüncü Daire
Esas No : 1999/191
Karar No : 1999/5235
Tarih : 29.12.1999

DEFTER VE BELGELERİN İHTİCACA SALİH OLMADIĞI İDDİASI ( İşletmenin Defter ve Kayıtları Üzerinde Randıman Yöntemiyle Yapılan İncelemeye Dayanarak ) İŞLETMENİN DEFTER VE BELGELERİ ÜZERİNDE RANDIMAN YÖNTEMİYLE YAPILAN İNCELEMEDE KAYITDIŞI HASILAT BULUNMASI ( Defter ve Belgelerin İhticaca Salih Bulunmadığına ve Re'sen Tarhiyata Yeterli Olmaması ) RE'SEN VERGİ TARHİYATI ( İşletmenin Defter ve Kayıtları Üzerinde Randıman Yöntemiyle Yapılan İncelemede Kayıtdışı Hasılat Bulunmasının Yeterli Olmaması )

ÖZET : Olayda, inceleme elemanıtarafından işletmenin uğraş konusuna ilişkin mal ve giriş çıkışları yönündenrandıman hesaplamaları yapılarak, kayıtdışı hasılat bulunmuş ve bu durum defterve belgelerin ihticaca salih olmadığının kanıtı kabul edilerek re'sen takdirsebebi yaratılmıştır. Ancak davacının defter ve belgelerinin noksan, usulsüzve karışık olduğuna dair başkaca açık ve inandırıcı bir tespit ve hukuken geçerlideliller ortaya konulmadığından, olayda Kanun'da öngörülen anlamda bir re'sentarh nedeninin varlığından söz edilemez. Randıman yöntemiyle inceleme yapılması,maddi olmaktan ziyade tahmin ve kanaat unsurlarının ağırlıkta olduğu sonucunudoğurur ki bunun defter ve belgelerin açık olarak ihticaca salih olmadığınıgösterdiğini söylemek mümkün değildir. Defter ve belgelerin vergi incelemesi içinyeterli olmadığı kesin olarak ortaya konulmadan tahmin ve kanaate dayalı olarakbulunan matrah üzerinden vergi salınamaz.

Temyiz Eden Taraflar: 1- ...İnşaat ve Tekstil Ürünleri Tic. Ltd. Şti 2-

İstemin Özeti : 1996 yılı işlemleri incelenendavacı şirket adına inceleme raporunda belirtilen matrah esas alınarak re'sengelir ( stopaj ) vergisi salınmış, fon hesaplanmış, ağır kusur cezası kesilmiştir.... Vergi Mahkemesi 15.10.1998 günlü ve E:1998/428, K:1998/1067 sayılı kararıyla;re'sen takdir edilen matrah farkı kurum yetkililerinin imzalı beyanları ve FırıncılarOdası'nın verilerine dayanılarak saptandığından ve aksi davacı tarafından kanıtlanamadığındanbu fark üzerinden salınan gelir ( stopaj ) vergisi ile hesaplanan fonun yerindeolduğu ancak matrah farkı şirketin defter belge ve kayıtlarına dayanılarak hesaplandığındanağır kusur cezasının kusur cezasına çevrilmesi gerektiği gerekçesiyle davanınkısmen reddine karar vermiştir. Davacı, randıman esasına göre yapılan cezalıtarhiyatın ve hesaplanan fonun usul ve yasaya aykırı olduğunu, Vergi DairesiMüdürlüğü, olaya ağır kusur cezası uygulanması gerektiğini gerektiğini ilerisürerek kararın bozulmasını istemektedirler.

Savunma Özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Savcısı ...'in Düşüncesi: Ekmek imali ile uğraşan yükümlü şirketin1996 takvim yılına ilişkin işlemlerinin randıman yönünden incelenmesi sonucuadına resen yapılan cezalı tarhiyatı değişiklikle onayan Vergi Mahkemesi kararıtaraflarca temyiz edilmektedir.

Gelir Vergisi Kanununda gerçek gelirinvergilendirilmesi kabul edilmiş, Vergi Usul Kanununun 134 üncü maddesinde incelemedenmaksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, tesbit edilmesive sağlanması olduğu hükme bağlanmış olup, matrahın resen takdir yoluyla tesbitigereken hallerde dahi gerçek gelire yakın gelirin araştırılarak tesbiti gerekmektedir.Başkaca açık ve inandırıcı bir tesbit ve hukuken geçerli deliller ortaya konulmadansalt randıman esasına göre fark bulunduğunu kabul etmek, elde edildiği tesbitedilmiş bir gelirin değil elde edildiği varsayılan bir gelirin vergilendirilmesisonucunu doğurur.

Olayda, inceleme elemanınca defter ve belgelerin ihticacasalih olmadığı kesin ve açık olarak ortaya konulmadan sadece Gıda MaddeleriTüzüğü hükümleri ile ... Fırıncılar Odası ve Ekmek İşverenler Sendikasındanalınan yazılardaki bilgiler esas alınarak "50 kg.lık bir çuval undan 250 gr.lık330 adet ekmek" üretileceği iddiasıyla randıman incelemesi yapılarak belgesizalış ve satışın bulunduğu, bu durumun defter ve belgelerin ihticaca salih olmadığınınkanıtı olduğu varsayılarak resen tarhiyat yapılmasında Kanuna uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenle yükümlü temyiz isteminin kabulü ile Vergi Mahkemesi kararınınbozulması, Vergi Dairesi Müdürlüğü temyiz isteminin ise reddi gerektiği düşünülmektedir.

Tetkik Hakimi ...'ın Düşüncesi: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30 uncumaddesi uyarınca re'sen tarh yoluna gidilebilmesi için, bu maddede belirtilenkoşulların gerçekleştiğinin açık ve kesin olarak ortaya konulması gerekeceğindenve randıman yöntemiyle matrah farkı bulunması tahmin ve kanaate dayalı olduğundanre'sen tarh nedeninin varlığından söz edilemez. Bu nedenle hesaplanan matrahüzerinden salınan gelir ( stopaj ) vergisine ve ikmalen ve re'sen tarhiyatlardaayrıca fon hesaplanamayacağının hesaplanan fonda isabet bulunmamaktadır. Bunedenle davacı temyiz isteminin kabulüyle mahkeme kararının bozulması gerektiğidüşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hükümveren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

213 sayılı Vergi UsulKanunu'nun 30 uncu maddesinde re'sen vergi tarhı "vergi matrahının tamamen veyakısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitineimkan bulunmayan hallerde takdir edilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergitarh olunmasıdır." şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin dördüncü bendinde devergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuniölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığının kabul edileceği hallerdenbiri olarak "defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahınındoğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz vekarışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması" hali gösterilmiştir.

Kanunun sözü edilen maddesinde öngörülen re'sen vergi tarhına ilişkin hükmünuygulanması, belirtilen madde ile İdare'ye verilen yetki ve görevin eksiksizyerine getirilerek vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgeleredayanılarak saptanmasına olanak bulunmadığı hususunda sağlıklı tespitlerin yapılmışolması koşuluna bağlıdır. Bu tür tespitlerin bulunmaması halinde tahmin ve kanaatedayalı hesaplamalarla verginin re'sen tarh edilmesi mümkün değildir. Bu itibarlare'sen tarh yoluyla vergileme yapılabilmesi için, Vergi Usul Kanunu'nun 30 uncumaddesinde belirlenen koşulların gerçekleştiğinin bir karineye dayanılmadan,açık ve kesin olarak ortaya konulması gerekir.

Olayda, inceleme elemanıtarafından işletmenin uğraş konusuna ilişkin mal ve giriş çıkışları yönündenrandıman hesaplamaları yapılarak, kayıtdışı hasılat bulunmuş ve bu durum defterve belgelerin ihticaca salih olmadığının kanıtı kabul edilerek re'sen takdirsebebi yaratılmıştır. Ancak davacının defter ve belgelerinin noksan, usulsüzve karışık olduğuna dair başkaca açık ve inandırıcı bir tespit ve hukuken geçerlideliller ortaya konulmadığından, olayda Kanun'da öngörülen anlamda bir re'sentarh nedeninin varlığından söz edilemez. Randıman yöntemiyle inceleme yapılması,maddi olmaktan ziyade tahmin ve kanaat unsurlarının ağırlıkta olduğu sonucunudoğurur ki bunun defter ve belgelerin açık olarak ihticaca salih olmadığınıgösterdiğini söylemek mümkün değildir. Bu durumda, defter kayıtlarıyla belgelerinvergi incelemesi için yeterli olmadığı kesin ve açık olarak ortaya konulmaksızıntahmin ve kanaate dayalı olarak bulunan matrah üzerinden salınan gelir ( stopaj )vergisinde isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacı temyiz istemininkabulüyle ... Vergi ahkemesinin 15.10.1998 gün ve E:1998/428, K:1998/1067 sayılıkararının bozulmasına, Vergi Dairesi Müdürlüğünün temyiz isteminin reddine,29.12.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi. 
(SMMM Hüseyin Üst'e ait sayfalardan alınmıştır) 
 -----------------------------------------------------
 T.C  D A N I Ş T A Y  Üçüncü Daire
Esas No  : 2000/2778
Karar No : 2003/3288

Özeti : Defter ve kayıtlara ihticaca salih bulunmayan kurum adına temsilcinin  anlatımını içeren tutanak  delil kabul edilerek ve tamamen tutanaktaki  ifadeler doğrultusunda matrah farkı hesaplanmasında  yasaya aykırılık bulunmadığı hk.

Temyiz Eden          :...Vergi Dairesi Müdürlüğü
Karşı Taraf             :...Holding A.Ş.
Vekili                    : Av...
 İstemin Özeti   : 1997 yılı işlemlerinin incelenmesi sırasında kurum yetkilisinin enflasyondan dolayı tüm nakit paraların genellikle Alman Markına çevrildiği, tamamı Holdinge ait olmayan  kayıtlı genel yönetim giderlerinden bağlı ortaklık ve iştiraklerine pay verilmediği yolundaki  ifadesine dayanılarak  kasa hesabında işlem gören tüm  nakit giriş ve çıkışların  işlem tarihindeki  T.C. Merkez Bankası döviz kurundan Alman Markına çevrilmesi suretiyle yıl sonunda olması gereken döviz miktarının  değerlenmeye tabi tutulması, genel yönetim giderlerinin sermaye payları oranında  iştiraklere dağıtılması sonucu bulunan matrah üzerinden davacı adına  re’sen salınan ağır kusur cezalı kurumlar vergisi, fon payı ve geçici vergi ile kesilen  özel usulsüzlük cezasını; 213 sayılı Vergi Usulü Kanununun 280. maddesine göre iktisadi işletmeye dahil  olan yabancı paralar  ve bu paralarla ifade edilen senetli ve senetsiz alacak ve borçların  dönem sonunda değerlenmeye tabi tutulması gerektiği ,kuruluş sermayesi de dahil olmak üzere  bankalar ve finans kuruluşları  vasıtasıyla kasaya giren  Türk Lirası cinsinden tüm nakitlerin Alman Markına çevrildiği  yolunda somut deliller bulunmadan, sadece kurum yetkilisinin ifadesine dayanılarak  kur farkı hesaplanmasında   ve giderlerinin bir kısmının  kabul edilmemesinde yasaya uygunluk görülmediği, kayıtlardaki eksiklerin giderilmesi için  süre verilmediğinden özel usulsüzlük cezası da kesilemeyeceği  gerekçesiyle  kaldıran Konya Vergi Mahkemesinin 14.12.1999 gün ve E:1999/364, K:1999/639 sayılı kararın; vergi inceleme  raporuna dayanılarak  yapılan cezalı tarhiyatta  yasaya aykırılık bulunmadığı  ileri sürülerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti                :Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
 Tetkik Hakimi                      : Birgül ÖĞÜLMÜŞ
 Düşüncesi                            : Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar  Vergi Mahkemesi kararının  bozulmasını sağlayacak  durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
 Savcı                                  : Ülkü ERBÜK
 Düşüncesi                           : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulması gerektirir nitelikte görülmemektedir.
 Açıklanan nedenle temyiz isteminin reddi ile vergi mahkemesi  kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
 TÜRK MİLLETİ ADINA  Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17. maddesinin 2. fıkrası hükmü uyarınca temyizen incelenen dosyalarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay’ın kararına bağlı olup  davacının duruşma talebinin yerine getirilmesi gerek bulunmadığı  sonucuna varıldığından  dosya incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:
1997 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu genellikle Alman Markı olarak tuttuğu nakit parasını değerlemeye tabi tutmadığı, genel yönetim giderlerinden  bağlı ortaklık iştiraklerine  pay vermediği görüşüyle  davacı adına yapılan cezalı tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usulü Kanununun 134.maddesinde  vergi incelemelerinin amacının; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması tespit edilmesi ve sağlanması olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu amaç vergilemede vergiyi doğuran olayın ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek  mahiyetinin ortaya çıkarılması  ile sağlanır. Kanunun 3.maddesine  göre vergiyi doğuran  olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin mahiyeti  yemin hariç her tür dille  ispatlanabilir.

Vergi usul kanununun 140 ve 141.maddesiyle;inceleme sırasında gerçek görülen maddi olaylar ve hesap durumlarının, belgelendiği, ilgililerin varsa itiraz ve açıklamalarının geçirildiği, birer nüshalarının nezrinde  inceleme yapılan kimseye  bırakılmasının mecburi olduğu kurala bağlanan tutanaklar, vergi incelemesinde delil olarak kullanılabilen ölçütler arasında yer almıştır.

Davacı nezrinde yapılan inceleme ile 1997 yılında çeşitli banka ve finans kurumlarına yatırılan ve çekilen paraların kanuni defterlere kaydedilmediği 10.9.1997-31.12.1997 tarihleri arasında kasa hesabının önemli miktarlara  varacak kadar alacaklı bakiye vermesi sonucunu doğuracak kayıtlar yapıldığı ,holdingle ilgisi bulunmayan giderlerin kurum kazancından indirildiği saptanmış, defter ve kayıtlarına göre 31.12.1997 tarihinde yapılmış görülen sermaye taahhüdünün gerçekte 9.9.1997 tarihinde  yerine getirildiği ,banka hesabı , kasa hesabı gibi  kullanılarak, bankadaki hesap hareketlerinin  kasa hesabı içinde yer aldığı enflasyon nedeniyle nakit paralarını  hiçbir zaman Türk parası olarak tutmayıp genellikli Alman Markına çevirdikleri, bağlı ortaklıklara ait giderlerin yanlışlıkla Holding adına fatura edildiği, sonraki yıllarda Holdinglere ve bağlı ortaklıklara ait giderlerin ayrıştırıldığı, bu giderlerin sermaye  payları oranında  bütün iştiraklerine dağıtılması  gerektiğinde bu itirazları bulunmadığı yolundaki kurum yetkilisinin  ifadesi tutanağa alınarak  söz konusu tutanak ihtirazi kayıt konulmadan imzalanmış olup defter kayıtları ihticaca salih bulunmayan  kurum adına temsilcisinin  anlatımını içeren  tutanak delil kabul edilerek  ve tamamen tutanaktaki  ifadeler doğrultusunda matrah farkı hesaplanmasında yasaya aykırılık bulunmadığından  yazılı gerekçeyle  verilen Vergi Mahkemesi  kararında isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile Konya Vergi Mahkemesinin 14.12.1999 gün ve E:1999/364, K:1999/639 sayılı kararının bozulmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13.maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü  uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine 28.5.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(Alomaliyeden alındı)


Danıştay Dördüncü Daire
Açık ve inandırıcı tespit ve hukuken geçerli delillerle ortaya konulmadan randıman esasına göre yapılan hesaplamalar sonucunda kayıt dışı satış hasılatı bulunduğu ve bu durum defter ve belgelerin ihticaca salih olmadığının kanıtı olamaz. Vergi Dairesi Müdürlüğü'nce temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir. Davacı şirketin, mahkemece onanan yenileme fonuna ilişkin matrah farkına yönelik iddiaları, mahkeme kararının dayandığı gerekçeleri kusurlandıracak nitelikte değildir. Re'sen saptanan matrah farkına gelince; şekerli gıda maddeleri imal ve satışıyla uğraşan davacı şirketin, satışım yaptığı mamullerin imalatında kullandığı hammadde ve yardımcı maddelerden hareketle ve randıman esasına göre yapılan hesaplamalar sonucunda kayıt dışı bırakılmış satış hasılatının bulunduğu kabul edilmek ve bu durumun 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30/4. maddesinde öngörülen, defter ve belgelerin ihticaca salih olmadığının kanıtı kabul edilmek suretiyle re'sen vergi tarhı yoluna gidilmiştir. Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesinin 4 numaralı bendinde; defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların vergi matrahının doğru ve kesin olarak saptanmasına olanak vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması nedeniyle ihticaca salih bulunmaması re'sen vergi tarhı sebeplerinden sayılmıştır. Kanunun sözü edilen maddesinde öngörülen re'sen vergi tarhına ilişkin hükmünün uygulanmaması, anılan madde ile idareye verilen yetki ve görevin eksiksiz yerine getirilerek vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere dayanılarak saptanmasına olanak bulunmadığı hususunda sağlıklı tespitlerin yapılmış olması koşuluna bağlıdır. Başka bir anlatımla bu tür tespitlerin mevcut olmaması halinde tahmin ve kanaate dayalı hesaplamalara dayanılarak verginin re'sen tarhı yoluna gidilmesi mümkün değildir. Bu itibarla re'sen tarh yoluyla vergileme yapılabilmesi için, Vergi Usul Kanunu'nun 30. maddesinde belirlenen koşullarının gerçekleştiğinin bir karineye dayanılarak değil, açık ve kesin olarak ortaya konulması gerekir. Uyuşmazlık konuşu olayda tarhiyata dayanarak alınan inceleme raporunda, re'sen tarh nedeni olarak yalnızca randıman esasına göre yapılan hesaplamalar sonucunda kayıt dışı satış hasılatı bulunduğu, bu durumun defter ve belgelerin ihticaca salih olmadığının kanıtı olduğu kabul edilmek suretiyle re'sen vergileme yapılmıştır. Ancak başkaca açık ve inandırıcı bir tespit ve hukuken geçerli deliller ortaya konulmadan, salt randıman esasına göre fark bulunduğunu kabul etmek, yasanın aradığı anlamda bir .re'sen tarh nedeni olarak kabul edilemez. Çünkü bu yöntemle inceleme yapılması, maddi olmaktan ziyade tahmin ve kanaat unsurlarının ağırlıkta olduğu sonuçlarım doğurur ki bunun ise defter ve belgelerin açık olarak ihticaca salih olmadığım gösterdiğim söylemek mümkün değildir. Bu itibarla salt randıman incelemesi sonucu bulunan fark matrah üzerinden re'sen vergi tarhı yoluna gidilmesinde yasal isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, vergi dairesi temyiz isteminin reddine, davacı şirket temyiz isteminin re'sen vergi tarhı yönünden kabulüne, Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına oyçokluğuyla karar verildi.

30 Aralık 2012 Pazar

Vergi davasından önce yada paralel olarak üst makama başvuru...Yazı sahibi: Mehmet Yüce & Gökhan Sümer

Vergi Uyuşmazlıklarında Üst Makamlara Başvuru Yolu

Vergi Uyuşmazlıklarında Üst Makamlara Başvuru Yolu
8 Eki, 2012
1. Giriş
Vergilendirilmeye ilişkin işlemlerde, taraflar arasında, vergi uygulamalarına ilişkin zaman zaman ortaya çıkan görüş ve uygulama farklılıklarına vergi uyuşmazlığı denir. Tüm borç ilişkilerinde olduğu gibi vergileme ilişkisinde de bu ilişkinin tarafları olan alacaklı (devlet) ile borçlu (mükellef) arasında zaman zaman sorun ya da uyuşmazlıklar meydana gelmesi doğaldır. Vergi uyuşmazlıkları, genel olarak; vergi mevzuatının gereğince uygulanmaması veya yanlış uygulanması, vergiyi doğuran olay, mükellefiyet, tarh, tebliğ, tahakkuk, tahsil ve ceza uygulaması esnasında tarafları karşı karşıya getiren bireysel idari işlemlerden kaynaklanmaktadır. Bunun yanında kimi zaman da idarenin yapmış olduğu genel düzenleyici işlemler uyuşmazlık konusu olabilmektedir. Vergi uyuşmazlığı, mükellef ile vergi idaresi arasında bir hukuki durum olarak doğar ve hukuken belirlenen çözüm yöntemleri tüketilene kadar devam eder.
Devlet ile mükellef arasındaki çıkar dengesini kurmayı esas alan vergi hukukunda vergilemeye ilişkin olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkları verginin tarafları olan mükellef/sorumlu/ceza muhatabı ile vergi idaresi arasında barışçıl yollarla çözümüne büyük önem verilmektedir. İşte vergi sorunların hukuki uyuşmazlık haline getirip yargı yoluna gidilmeden taraflarca çözüme kavuşturulmasına vergi sorunlarının idari aşamada çözüm yolları denir. Vergi sorunlarının idari aşamada çözümlenememesi ya da bu yollara başvurulmadan doğrudan dava açma yoluna gidilmesi haline ise vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında çözüm yolları denir.
Bu çalışmada öncellikle vergileme ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların verginin tarafları olan mükellef ile vergi idarisi arasında barışçıl yollarla çözümüne ilişkin vergi sorunlarının idari aşamada çözüm yolları genel olarak ele alınacak, akabinde vergi sorunlarının bir çözüm yolu olarak İdari Yargılama Kanunun 11. maddesinde yer alan üst makama başvuru yolu incelenecektir.
2.Vergi Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözüm Yolları
Verginin tarafları olan mükellef ile vergi idaresinin, uyuşmazlığı yargı yoluna başvurmadan kendi aralarında barışçıl bir biçimde çözüme kavuşturmalarına ya da idarî denetim ilkeleri çerçevesinde uyuşmazlığın ortadan kaldırılmasına ilişkin yöntemlere başvurmalarına vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözüm yolları denir. Ancak burada hemen belirtelim ki, mükellefin bu yollara başvurma zorunluluğu yoktur. Mükellef dilerse doğrudan doğruya yargı yoluna da başvurabilir. Yani, idari yola gitmek, yargı yoluna başvurmanın ön şartı değildir. Ayrıca mükellefin önce idari aşamada çözüm aramaya, eğer bu aşamada bir çözüm bulamazsa yargıya başvurma hakkı da bulunmaktadır. Ancak Gümrük vergilerine ilişkin uyuşmazlıklarda durum farklıdır. Burada sorunlar önce idari aşamada çözümlenmeye çalışılır. Eğer idari aşamada sonuç alınamazsa o zaman yargıya gidilebilir1.
Kanun koyucu, vergi uyuşmazlıklarının yargı mercilerine götürülmesinden önceki aşamalarda çözümlenebilmesi amacıyla bazı kurullar, müesseseler veya başvuru yolları öngörmüştür. Bu konunun yasal dayanağı Vergi Usul Kanunu, Gümrük Vergisi Kanunu, İdari Yargılama Kanunun ve Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunudur. Sözkonusu kanunlarda yer alan kurumları şematik olarak şöyle gösterebiliriz.
Vergi Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözüm Yolları
Yasal DayanakKurumlar
Vergi Usul Kanunu- Uzlaşma (VUK. Ek Mad.1-12)
- Hataların Düzeltilmesi (VUK. Mad.116-126)
İdari Yargılama Usulü Kanunu- Üst Makamlara Başvurma (İYUK. Mad.11)
Gümrük Kanunu – İtiraz (GK. Mad. 242-243).
- Uzlaşma (GK. Mad.244)
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunudur- Kamu Denetçiliği (Ombudsman)
Vergi Usul Kanununa göre uzlaşma, ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda, mükelleflerin adlarına yapılan tarhiyatı ya da kesilen cezayı yargıya intikal ettirmeden önce vergi idaresi ile tahakkuk edecek vergi ve ceza hususunda anlaşmak için başvurabilecekleri idari bir müessese olarak, vergi uyuşmazlıklarının barışçıl çözüm yollarından biridir. Uzlaşma müessesesi faydalarının yanında bir takım sakıncaları da bünyesinde taşımaktadır. Her şeyden önce uzlaşma müessesinin sınırsız biçimde uygulanması vergide anayasal eşitlik ilkesini ve vergilendirmede adalet ilkesini zedeleyerek, vergi ile ilgili ödevlerin zamanında yerine getirilmemesini özendirici etki yaratmaktadır2.
Gümrük Vergileri Kanununun 244. maddesine göre, beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit sonucunda belirlenen farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile bu Kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezalar hakkında; yükümlü veya ceza muhatabı tarafından, söz konusu eksiklik veya aykırılıkların kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten veya kanun hükümlerini yanlış yorumlamaktan kaynaklandığının veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde yükümlüler veya cezanın muhatabı ile uzlaşabilir.
Vergi hataları, vergilendirme işleminin özüne ilişkin olmayan, nispeten kolay görülebilen, hukuken tartışma konusu olacak bir yapı arz etmeyen, doğrudan vergi miktarını etkileyerek eksik ya da fazla verginin tarh ya da tahakkukuna yol açan maddi veya yükümlülükte yapılan ve ilk bakışta anlaşılabilen basit değerlendirme yanlışlıkları şeklinde ortaya çıkan işlem sakatlıklarıdır. Vergi hatası, vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması (VUK md. 116) şeklinde tanımlanabilir. Yapılan hatalı işlem vergi idaresi lehine olabileceği gibi aleyhine de olabilmektedir. Ayrıca, hatalı işlem vergilendirme sürecinde tarh aşamasında olduğu gibi tahsil aşamasında da yapılabilir. Hata düzeltme kapsamı, VUK 116-118. maddelerinde yer alan vergi hataları ile sınırlı olduğunda hukuki uyuşmazlıklar bu müessesinin kapsamına girmemektedir. Zira kanun koyucu, hata niteliğindeki, görülmesi, giderilmesi nispeten kolay bir kısım yanlışlıkların ortadan kaldırılması için daha pratik bir yol olarak düzeltme işlemini öngörmüştür. Dolayısıyla vergi hatalarına özgü olarak tesis edilmiş bulunan bu yolun başka sakatlıklara karşı işletilmesi mümkün değildir3.
Gümrük kanununa göre, yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir. Kendisine başvuruda bulunulan idare yapılan itirazı 30 gün içinde karara bağlayarak durumu ilgili kişiye tebliğ eder. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır (GK., m. 242). Böylece Tarh edilen vergilere karşı idari yollardan bir sonuç alamayan mükellef, aleyhine kararın kendisine tebliğ edildiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içinde vergi mahkemelerine dava yoluna gidebilir.
Vergi uyuşmazlıkları idari aşamada çözümleyen bir diğer yol da 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum sonucu oluşturulan Kamu Denetçisi Kurumudur4. Denetçiliği Kurumu’nun oluşturulmasıyla günümüzün gittikçe genişleyen ve karmaşık bürokratik bir yapıya sahip olan, modern devletlerinde ortaya çıkan sorunları çözmek açısından önemli bir işlev görmektedirler. Özellikle üst düzey yöneticilere verilen takdir yetkilerindeki artışın neden olduğu yönetsel kararlarda meydana gelen haksızlıkların düzeltilmesi ve yönetim  bozukluklarına karşı yurttaşın korunması ihtiyacı, kurumun önemini daha da arttırmaktadır5.
3.Üst Makamlara Başvurma
3.1. Üst Makamlara Başvurma Kapsamı
Başvuru, bir şahsın, herhangi bir dilekte bulunmak üzere, devlet makamlarına başvurması olup, başvuru hakkı, başvurunun yöneltildiği yer dikkate alınarak idari, siyasi ve yargısal başvurma hakkı ve yolları biçiminde ifade edilmektedir6. İdari başvurma, idare edilenlerin bir idari merciden henüz yapılmamış bir idari işlem veya eylemin yapılmasını ya da yapılmış bir idari işlem veya eylemin değiştirilmesini veya kaldırılmasını istemeleridir7. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 10. ve 11. maddeleri, idari başvurulara ilişkin kurallar içermektedir.
Bilindiği üzere bir idari işlemi yapmış ya da bir idari kararı almış olan idari makam ya da organ, aksine bir hüküm bulunmadıkça, o idari işlem ya da idari kararı değiştirmeye, kaldırmaya ve geri almaya yetkilidir. Buna yetki paralelliği ilkesi denilir. Bu bağlamda vergi uyuşmazlıklarında da dava açılmadan önce uyuşmazlığın idari bünyede çözümlenmesi amacıyla vergi ödevlisine üst mercie ya da üst idari makama başvuruda bulanma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla üst makamlara başvuru vergi idaresi tarafından tesis edilen vergi tarhiyatı ve/veya ceza kesme işlemlerine karşı kullanılabilecek idari başvuru yolları arasında yer alır.
Vergi hukuku alanında idari başvurular, yöneldikleri makama göre isti’taf ve hiyerarşik başvuru olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İşlemi yapmış olan makama yapılan başvuruya isti’taf başvurusu (aynı mercie başvuru); işlemi yapmış olan makamın hiyerarşik üstüne yapılan başvuruya ise (şikayet yolu) hiyerarşik başvuru adı verilmektedir8. Bu müessese adından da anlaşılacağı üzere temel olarak üst makama başvuru esas olduğundan idari denetim türlerinden hiyerarşik denetime karşılık gelmektedir. Ancak üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama başvurulur ki, bu da isti’taf başvurusuna karşılık gelmektedir.
İYUK Md. 11 hükmü gereğince,  ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. İdarenin 60 gün içinde bir cevap vermemesi durumunda istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.
Üst makamlara başvurabilmek için mükelleflere konu bakımından herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle mükellef vergilemeye ilişkin her türlü bireysel idari işleme karşı üst makama başvuru talebinde bulunabilir. Ancak üst makamlara başvurunun vergi uyuşmazlıklarının çözümünde kullanılamayacağı şeklinde bazı görüşler bulunmaktadır. Bu konuda Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun, “213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen haller dışında, üst mercii bulunmayan vergi dairelerince düzenlenen ceza ihbarnamelerinin tebliği üzerine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığından…” (VDDK, 18.10.2006 tarih ve E. 2006/75, K. 2006/300, T. 18.10.2006)  şeklindeki kararı örnek olarak verebiliriz.  VUK’ta düzenlenmiş olan vergi hatalarını düzeltme yolu ile İYUK’ta düzenlenmiş olan üst makamlara başvuru yolunun birbirinin alternatifi olarak gösteren bu kararı, yasanın ruhuna aykırı ve kanun koyucunun iradesini görmemezlikten gelen bir yaklaşım olarak görmek mümkündür.
Bilindiği üzere İYUK’un 11. maddesinin eski şeklinde, “Bu madde hükümleri, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.” hükmü bulunmaktaydı. Ancak vergi uyuşmazlıklarına ilişkin bu kısıtlama 4001 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile kaldırılmıştır. Sözkonusu maddenin gerekçesinde şöyle denilmektedir:
“…Vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsili ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, idari davaya konu olacak işlemlere karşı mevcut hükümlere göre dava açılmadan önce idari makamlara başvurulmasının mümkün bulunmadığı, başvuru yapılması dava süresini durdurmadığı için daha sonra açılan davaların süre aşımı yönünden reddedildiği, bu sebeple çoğu zaman hak kayıplarına neden olunduğu, gerek bu gibi haksızlıkların ortadan kaldırılması ve gerekse dava yoluna başvurulmadan idareye yapılacak başvuru yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesinin sağlanmasının, dava sayısını azaltma yönünden yapacağı olumlu etki göz önüne alınarak söz konusu fıkra yürürlükten kaldırılmaktadır…”
Dolayısıyla gerek vergi uyuşmazlıklarında üst makamlara başvuru yolu kısıtlayan İYUK 11. maddenin 4. fıkrasının kaldırılmış olması gerekse bu maddenin gerekçesinde vergi uyuşmazlıkları için de bu yolun kullanması gerektiği belirtilmesi üst makamlara başvuru yolunun vergi uyuşmazlıkları için kullanılabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu konuda Danıştay 7. Dairesini verdiği şu karar oldukça isabetli olduğu kanısındayız:
“İdari Yargılama Usulü Kanununun “Üst Makamlara Başvurma” başlıklı 11′inci maddesinde, ilgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen maddenin 4′üncü fıkrasında yer alan, “Bu madde hükümleri, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.” hükmü, 18.6. 1994 gün ve 21964 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4001 sayılı Kanunun 6′ncı maddesi ile 18.6.1994 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.
4001 sayılı Kanunun anılan 6′ncı maddesinin gerekçesinde, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsili ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, idari davaya konu olacak işlemlere karşı mevcut hükümlere göre dava açılmadan önce idari makamlara başvurulmasının mümkün bulunmadığı, başvuru yapılması dava süresini durdurmadığı için daha sonra açılan davaların süreden reddedildiği, bu sebeple çoğu zaman hak kayıplarına neden olunduğu, gerek bu gibi haksızlıkların ortadan kaldırılması ve gerekse dava yoluna başvurulmadan idareye yapılacak başvuru yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesinin sağlanmasının, dava sayısını azaltma yönünden yapacağı olumlu etki göz önüne alınarak, söz konusu fıkranın yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir.
Buna göre; 2577 sayılı Kanunun 11′inci maddesinin 4′üncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla güdülen amacın, tıpkı diğer idari işlemlerde olduğu gibi, tarh, tahakkuk ve tahsil işlemleriyle karşılaşan yükümlülere, bu işlemlerin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için dava açma süresi içinde idareye başvuru yolunun açılması bu başvuru ile dava açma süresinin durdurulması ve böylece uyuşmazlıkların, dava aşamasına gelmeden, idari süreç içerisinde yeniden incelenip halledilmesi olduğu anlaşılmaktadır…” (Dnş. 7. D., K:2005/589, E. 2004/1493, T. 06.04.2005)
Ayrıca, idare tarafından tesis edilen işlemlere karşı İYUK ‘ta düzenlenmiş bulunan üst makamlara başvuru yolu ile vergi hatalarını düzeltme yolu aynı müesseseler değildir. Vergi hatalarını düzeltme yolu, sadece VUK’un 117 ve 118. maddelerinde tanımlanan hesap ve vergilendirme hataları için öngörülmüş olan “kısıtlı” bir başvuru yoludur. Buna karşın üst makamlara başvuru ise, vergi hatası kapsamında olmayan bütün vergilendirme ve ceza kesme işlemleri için geçerli olan bir yoldur9. Diğer taraftan vergi hatalarının idari yoldan düzeltilmesi ile ilgili olan başvuru yolu, vergilendirme işlemine karşı idari dava açma süresinin geçmesinden sonra işleyen bir idari başvuru yolu olması nedeniyle İYUK’nun 11. maddesinde düzenlenen hiyerarşik başvurudan farklı bir yoldur.
Sonuç olarak vergi uyuşmazlıklarında üst makama başvuru yolunun kullanılmasının engellenmemesi, hatta etkin olarak kullanılması yoluna gidilmesinin yolunun gösterilmesi vergi uyuşmazlıklarının idari yoldan çözümünün etkinliğini artıracaktır. İdari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi, idarenin hukuka uygunluk denetimi ve idari işlem sonucu hakları etkilenen kişilerce hak arama özgürlüğünün kullanılabilirliği açısından önemli bir işleve sahiptir. İlke ile başvuru hakkının kişiler tarafından ne şekilde kullanılacağının belirtilmesi, idarenin işlemlerinde uymakla zorunlu olduğu somut bir yükümlülük olarak kurulmakta ve idari işlemin hukuki rejimine dâhil edilmektedir10.
3.2. Üst Makama Talep Şekli
Üst makamlara başvuruda bulunulması yolu ihtiyari bir müessese olup bu konuda tercih hakkı tamamen mükellefe bırakılmıştır. Mükellef bu yolu kullanacaksa ilgili makama başvuruda bulunması gerekir. Başvuru, işlemi yapan idari birimin üst makamına, işlemi yapan makamın üst makamı yoksa işlemi yapan makama yazılı olarak yapılır. Diğer bir ifadeyle, İYUK 11. maddesi idari işlemlerin düzeltilmesi için idari başvurunun öncelikle üst makamlara, üst maka yoksa işlemi yapmış olan makama yapılması zorunlu kılmaktadır. Mükellefler Vergi Dairesinin işlemlerine karşı Vergi Dairesi Başkanlıklarına, Vergi Dairesi Başkanlığı olmayan yerlerde ise Defterdarlıklara başvuracaktır.
Vergi Dairesinin işlemlerine karşı üst makamlara başvuru vergi davası açmak için belirlenmiş süreler içinde yapılmalıdır. Çünkü üst makama başvuru süresi dava açma süresi ile sınırlıdır. Üst makama başvuru süresi hak düşürücü bir süredir.  Dolayısıyla süresi içinde başvuruda bulunmayanlar süre geçtikten sonra üst makama başvuruda bulunma hakkından mahrum olurlar. Bu nedenle doğrudan dava konusu yapılabilecek işlemle ilgili dava açma süresi geçirildikten sonra üst makama başvuruda bulunulması mümkün değildir.
3.3. Üst Makama Başvuru Şartları
Vergi uyuşmazlıklarının yargıya götürülmeden önce söz konusu uyuşmazlığın çözümlemesini sağlayabilecek idari bir mekanizma olan üst makama başvuru yolu kurumundan yararlanılabilmesinin bazı şartları vardır. Söz konusu şartlar şunlardır11;
- Ortada dava edilebilecek nitelikte bir vergilendirme işlemi bulunmalıdır. Bu işlem tarh-tebliğ-tahakkuk evresine ilişkin olabileceği gibi tahsil evresine de ilişkin olabilir.
- Başvuru, kanunda belirtilen ilgili makama yapılmış olmalıdır. Bu makam kurul olarak üst makamdır. Ancak üst makam yoksa başvuru, işlemi yapan makama yapılacaktır.
- Başvuru idari dava açma süresi içinde yapılmış olmalıdır. Üst makama başvuru süresi hak düşürücü bir süre olduğundan süresi içinde başvuruda bulunmayanlar süre geçtikten sonra üst makama başvuruda bulunma hakkını kaybederler.
- Başvuru talebi, idarenin tek taraflı olarak tesis ettiği bir idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması konusunda olmalıdır.
İYUK 11. maddesinin yapısına bakıldığında sadece idari işleme karşı bir “itiraz”ın varlığına dikkat çekilmekte ve buna karşın “eylem” kavramından bahsedilmemektedir. Dolayısıyla burada söz konusu itiraz, idarenin ilgili hakkında aynı konuda yapmış olduğu bir işleme yönelik olacaktır. Diğer taraftan bu maddenin önemli özelliği de hiyerarşik başvuruyu zorunlu kılmaktadır.
3.4. Üst Makama Başvurunun Sonuçları
Üst makama dava açma süresi içinde yapılmış olan başvuru, dava açma süresini açık veya zımni cevap alınıncaya kadar durdurur. Duran süre, cevabın alındığı veya bekleme süresinin dolduğu tarihi izleyen günden başlayarak kaldığı yerden işlemeye başlar. Yani, üst makamın isteği reddetmesi durumunda ya da isteğin reddedilmiş sayılması durumunda durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlar. İdarenin bekleme süresi içinde cevap  vermemesi  dava  açma  süresinin kaldığı yerden işlemesini başlatır. Bekleme süresi geçtikten sonra idare tarafından verilecek ret cevapları ilgililere yeniden dava açma hakkı doğurmaz.
Üst makama başvuru talebinde bulunan mükellefin talebinin vergi idaresince karşılanması halinde uyuşmazlık çözümlenmiş demektir. Talebin kısmen ya da tamamen karşılanmaması halinde ise söz konusu uyuşmazlık için geri kalan dava açma süresi içinde yargı yoluna başvurabilir.
4. Sonuç
Vergi, kamu gelirleri içinde en önemli gelir kaynağı iken mükellefler açısından ağır bir yüktür. Doğal olarak devlet daha fazla vergi tahsil etmek isterken mükellefler de daha az vergi ödemek istemektedirler. Dolayısıyla mükelleflerin vergi vermek istememeleri ya da daha az vergi ödemek istemeleri, idarenin yaptığı işlemlerden dolayı verginin eksik veya hatalı hesaplanması ya da vergi incelemeleri sırasında yapılan bir takım hatalardan dolayı, mükellef ile idare arasında vergi uyuşmazlıkları ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan vergi uyuşmazlıklarının çözümü için idari ve yargısal çözüm yolları olmak üzere iki yol bulunmaktadır. Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümlenmesi hem mükellefe hem de idareye önemli bazı avantajlar sağlayacaktır. Vergi sorunlarının yargı yoluna gidilmeden idari aşamada çözümlenmesi her şeyden önce mükellefi uzun ve masraflı bir süreç olan yargılama süreci ile uğraşmaktan kurtaracaktır. Bu durumda Gelir İdaresi de yargılama süreci beklemeksizin uyuşmazlık konusu olan vergi gelirleri zamanında tahsil etmek olanağına kavuşacaktır.
Türk hukuk sisteminde vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada barışçıl bir şekilde çözümlenmesine olanak tanıyan birçok kurum bulunmaktadır. Bunlardan biri de İYUK mad. 11′de düzenlenen üst makamlara başvuru yoludur. İdarenin tesis etmiş olduğu işlemi bir kez daha inceleyerek hukuka uygun hale getirmesini sağlayan adeta otokontrol imkânını tanıyan bu düzenlemeden etkin bir şekilde yararlanılması halinde mükellef ile irade arasında çıkan vergi uyuşmazlıklarının önemli bir kısmı kaynağında çözümleme imkânı bulmuş olacaktır.
(1)Mehmet Yüce, Vergi Yargısı, 2. Baskı, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa, 2012, s.68-69.
(2)Turgut Candan, Vergilendirme Yöntemleri ve Uzlaşma, 2. Baskı, Ankara: Maliye ve Hukuk Yayınları, 2006.a.g.e., s. 261.
(3)Yüce, age, s.81.
(4)Geniş bilgi için bkz Mehmet Yüce, Ezel Altunay, “Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) ve Vergi Uyuşmazlıkları Açısından İşlevi”, Vergi Dünyası Dergisi, Sayı: 355 (Mart, 2011), ss.177-188
(5)H. Galip Küçüközyiğit, “Ombudsmanlık Kurumu -Hukuksal ve Siyasal Bir İnceleme-”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt:2, No: 5, 2006,, s.93.
(6)Lütfi Duran, “İdari Müraacatler ve Bunların Karşısında, İdarenin Sükutu Meselesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul 1946, C.12, S.1, s.132, 134.
(7)Lütfi Duran, “İdari Müraacatler ve Bunların Karşısında, İdarenin Sükutu Meselesi”, s.135.
(8)Karakoç, Vergi Yargılama Hukukunda Süreler, a.g.e., s. 103; Öncel, Kumrulu, Çağan, a.g.e., s. 173.
(9)Metin Taş, “Vergi Uyuşmazlıklarında Üst Makama Başvuru Yolu Kullanılabilir mi?”, Yaklaşım Dergisi, Sayı: 200 (Ağustos, 2009), s. 23.
(10)Yeliz Şanlı Atay, “İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü”, TBB Dergisi 2011 (96), ss. 315.
(11)Bkz., Yusuf Karakoç,  Vergi Yargılama Hukukunda Süreler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2000, ss. 102-104.
Bu Makale Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi Ekim 2012 Sayısında yayımlanmıştır.

22 Aralık 2012 Cumartesi

BaBs ithalat ihracat ve iflas.



İthalat ve ihracat işlemlerinde Ba ve Bs bildirim formu zorunluluğu, iflas eden mükellefler için Ba ve Bs bildirim formu, ithalat ve ihracat işlemlerinde Ba ve Bs bildirim tarihi ile serbest bölgelerde Ba ve Bs bildirim tarihleri ile ilgili açıklamalarımız aşağıdaki gibidir.
İthalat ve ihracat işlemlerini Ba ve Bs Bildirim Formları İle Bildirilmek Zorunda mıyız?
08.09.2012 tarih ve 28405 numaralı Resmi Gazetede yayınlanan 418 seri numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinden de görüleceği üzere hem ihracat hem de ithalat işlemleri bildirim form Ba ve Bildirim form Bs ile beyan edilmek zorundadır.Zira, bundan önceki vergi usul kanunu genel tebliğlerinde de aynı hükümler yer almaktaydı.
İflas Eden Mükellefler İçin Bildirim Zorunluluğundaki Genel Esaslar Nedir ?
Ticaret şirketlerinin iflas etmesi halinde İflas eden mükellefler için bildirim yükümlülüğü iflasın açıldığı tarihi ihtiva eden dönemden sonra sona erecektir. İflasın kaldırılması durumunda ise bildirim yükümlülüğü, kaldırılma tarihini ihtiva eden dönemden itibaren tekrar başlayacaktır.
Örneğin iflasın açıldığı tarih Ekim 2012 ise, şirket en son Ekim 2012 için Form Ba ve Form Bs bildiriminde bulunacaktır.
İthalat ve İhracat İşlemlerinde Form Ba İçin Hangi Tarih Baz Alınacaktır?
İthalat işlemlerinde gümrük giriş beyannamesinin kapanış tarihi dikkate alınacaktır. Örneğin işletme 28Eylül 2012 tarihinde ithalat yapmış(faturanın üzerindeki tarih) ancak beyanname 01.Ekim 2012 tarihinde kapanmış ise Form Ba’da dikkate alınacak tarih 01 Ekim 2012 olacaktır.
İhracat işlemlerinde ise Bs bildirim formunun bildirilmesinde ihraactın fiilen gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır. İhracatın fiilen gerçekleştiğini ise https://uygulamalar.gumruk.gov.tr/vedop/ adresinden sorgulayabilirsiniz.
Serbest Bölgeden Yurt İçine Yapılan Satışlarda Ba ve Bs Bildirim Formunun Düzenlenme Tarihi Ne Olacaktır?
Serbest bölgede faaliyette olan firmalar bazen yurt içine hem mal satıp hem de mal satın alabilmektedirler. Yurt içine mal alım ve satımında bulunduklarında gümrük giriş beyannamesi düzenleniyor ise gümrük giriş beyannamesinin kapanma tarihi ve tutarı Ba ve Bs Bildirim Formlarında dikkate alınacaktır.
Zira serbest bölgelerdeki firmaların yurt içine sattıkları ve aldıkları mallar için gümrük giriş beyannamesi düzenlenmiyor ise bu takdirde serbest bölge işlem formunun tarihi ve tutarı Ba ve Bs Bildirim Formlarında dikkate alınacaktır.

İthalat İşlemlerinde Ba Matrahı
İthalat işlemlerin Ba matrahı, Gümrük vergisinden muaf olan mallarda Ba matrahı, Kısım kısım yapılan ithalatta Ba Bildirim formu, İthalat işlemlerinde satıcının kimlik numarası, İhracat işlemlerinde alıcının kimlik numarası, serbest bölgedeki firmanın Türkiye’deki merkez veya şubeden alım satımında Ba ve Bs uygulaması hakkındaki açıklamalarımız aşağıdaki gibidir.
İthalat İşlemlerinin Ba ile Bildirilmesinde Tutar Alanına Ne Yazılacaktır?
İthalat işlemlerinin Ba ile bildirilmesinde tutar alanına 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 21. Maddesi hükmü gereğince vergi tarhına esas olan kıymet değeri yazılacaktır. Vergi atrhına esas olan kıymet ise, İthalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar ile Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler dikkate alınarak belirlenecektir.
İthal Edilen Malın Gümrük Vergisinden Muaf Olması Durumunda Ba ile Bildirilmesinde Tutar Alanına Ne Yazılacaktır?
Şirketler tarafından ithal edilen bir malın gümrük vergisinden muaf olması durumunda bildirim Ba formunun tutar alanına katma değer vergisi matrahını oluşturan katma değer vergisi hariç bedel yazılacaktır.
Kısım Kısım Yapılan İthalatta Ba Bildirim Formu
İthal edilen mal gümrük sahasına getirildikten sonra ithalatının kısım kısım gerçekleştirilmesi durumunda her bir işlemin gerçekleştiği tarih dikkate alınarak 5.000 TL’lik haddin aşılması halinde Ba bildirimine dahil edilecektir.
İthalat İşlemlerinde Satıcının Vergi Kimlik Numarasına Ne Yazılacaktır?
İthalat işlemlerinde malı satın aldığımız satıcı firmanın vergi kimlik numarası bölümüne "1111111111"yazılacaktır.
İhracat İşlemlerinde Alıcının Vergi Kimlik Numarasına Ne Yazılacaktır?
İhracat işlemlerinde malı sattığımız alıcı firmanın vergi kimlik numarası bölümüne"2222222222"yazılacaktır.
Serbest Bölgedeki Firmanın Türkiye’deki Şube veya Merkezden Alım Satım Yapması Halinde Bildirim Formları Nasıl Doldurulacaktır?
Serbest bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin Türkiye'deki merkez veya şubelerinden de alım-satım yapılması hallerinde, Türkiye'den yapılan alım-satım işlemleri ile serbest bölgedeki şubeden yapılan alım-satım işlemleri ayrı satırlar şeklinde bildirilecektir. Bu kapsamda yapılan bildirimlerde serbest bölgelerden yapılan alım-satım işlemlerinin bildirildiği satırların ülke kodu kısmında "Serbest Bölge" ifadesinin seçilmesi gerekmektedir.
E. ÖĞR. GÖR. KORAY ATEŞ

19 Aralık 2012 Çarşamba

Defterler.



TİCARİ DEFTERLERE İLİŞKİN TEBLİĞ ÖZETİ
G.Antep Forum'dan Sn Nusret Kurdoğlu'nun çalışmasıdır.
A)   TANIMLAR;
Tacir :
Gerçek ve tüzel kişi tacirleri
Gerçek kişi tacir : Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiyi,
Genel Kurul : Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde genel kurulu, şahıs şirketlerinde ortaklar kurulunu ve gerektiğinde ortakların tümünü,
Sermaye şirketi : Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri
Şahıs şirketleri : Kollektif ve komandit şirketleri
Yönetim kurulu : Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici veya yöneticileri, limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunu,İfade etmektedir.
B)   TUTULACAK DEFTERLER;
1)   Her tacir, yevmiye defteri, envanter defteri ve defteri kebiri tutmakla yükümlüdür.
2)   Şahıs şirketleri, yukarıdaki üç deftere ek olarak, genel kurul toplantı ve müzakere defteri tutmak zorundadır.
3)   Sermaye şirketlerinden, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler, 1. Fıkradaki üç deftere ek olarak pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri tutmak zorundadır.
4)   Limited şirketler ise, yine 1. Fıkradaki üç deftere ek olarak pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri tutmak zorundadır.
5)   Limited şirketler için getirilen özel bir hüküm, tebliğin 11/4 maddesinde yer almıştır. Buna göre limited şirketler iki türlü işlem yapabilirler.
a)   Limited şirketlerde, müdür veya müdürler kurulunun şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararlar, genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilebilir.
b)   Limited şirketlerde ayrı bir müdürler kurulu karar defteri tutulabilir. Bu durumda, açılış ve kapanış onayları dahil olmak üzere, anonim şirketlerdeki yönetim kurulu karar defterine ilişkin hükümler uygulanır ve müdür veya müdürler kurulu kararları, genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilemez.
6)   İlgili işletmeler için damga vergisi defteri gibi defterler de unutulmamalıdır.
C)   DEFTER ONAYLARI;
1)   Yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve yönetim kurulu (ve müdürler kurulu) karar defterinin her hesap dönemi için, hesap döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar onaylatılması zorunludur.
2)   Pay defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri ise, yeterli yaprakları bulunmak ve ilk yıl açılış onayı bulunmak kaydıyla, izleyen hesap dönemlerinde yeniden açılış onayı yaptırılmaksınız kullanılmaya devam edilebilir.
3)    Yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve yönetim kurulu (ve müdürler kurulu) karar defteri, yeterli yaprakları bulunması halinde, yeni hesap döneminin ilk ayı içerisinde onay yenilemek suretiyle (ara tasdik) kullanılmaya devam edilebilir.
4)   Yevmiye defteri ve yönetim kurulu (ve müdürler kurulu) karar defterinin, izleyen hesap döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere ibraz edilip, son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur. (Ara tasdik yaptırılıp, bu defterleri yeni yılda kullanmaya devam edenler için, ilk ay içerisinde yapılan onay, bu onay yerine geçer.)
5)   Geçici Madde 3; Mevcut durumda kullanılmakta olan pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla ve bu tebliğde belirtilen bilgilerden eksik olanların yazılması suretiyle açılış onayı yapılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir.
6)   Geçici Madde 1; Gerçek kişi tacirlerden VUK’na göre ikinci sınıf tüccar sayılanlar, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar bu Tebliğde sayılan defterler yerine mezkur Kanun hükümlerine uygun olarak işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler.
7)   Geçici Madde 4; 2013 yılına dair defterlerin 1.1.2013 tarihine kadar yapılacak açılış onaylarında noterce ticaret sicil tasdiknamesi aranmaz.