muhasebe büromuzda karşılaştığımız sorulara hemen bulduğumuz yanıtları burada biriktiriyoruz.
.
2 Nisan 2013 Salı
Hizmet ve kdv hakkında danıştay kararları.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi Kararı[2] “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinin 1. bendi ve aynı yasanın 10. maddesinin (c) bendinde açıklanan hükümler gözönüne alınarak dosya incelendiğinde, serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik faaliyetiyle uğraşan davanın 1994 yılında elde ettiği serbest meslek kazancına ait beyannamelerini Ocak, �zubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, kasım dönemlerinde matrahsız olarak vermesi, tamamını ise aynı yılın Aralık ayında beyan etmesi nedeniyle takdir komisyonu kararına dayanılarak yıl içinde elde edilen hasılatın 12 aya bölünmesi suretiyle belirlenen matrah üzerinden uyuşmazlık konusu tarhiyatın yapıldığı görülmüş ise de, davacının müşterilerden tahsil ettiği ücretin aylık yada üçer aylık olarak tahsil edildiğine ilişkin herhangi bir somut saptama yapılmadığı gibi ücret gelirlerinin de … tarihinde tahsil edildiği anlaşıldığından yapılan tarhiyatta isabet bulunmadığı…” Ø Danıştay 11’inci Dairesi Kararı[3]“Davacının müşterilerine muhasebecilik hizmeti sunduğu, bu hizmetin sözleşme hükümlerine göre yürütüldüğü, sözleşrnede ücretin aylık olarak ödenmesi koşulu getirildiği halde tahsilatın yapılmasıyla birlikte serbest meslek makbuzunun düzenlendiği dönemde katma değer vergisinin beyan edildiği, bu suretle vergi kaybına yol açıldığından bahisle cezalı tarhiyat yapılmış ise de, ancak ücretin elde edildiği anda serbest meslek makbuzu düzenlenebilmesi ve ilgili dönemde beyan edilmesi zorunluluğu karşısında vergi kaybından söz edilemeyeceği gerekçesiyle cezalı tarhiyatın terkinine…” Ø 11’inci Daire’nin[4] onadığı Vergi Mahkemesi Kararı “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10. maddesi hükmü ile hizmet if asında vergiyi doğuran olay hizmetin veya kısmi hizmetin yapılmasına bağlanmakla birlikte, muhasebecilik ve mali müşavirlik hizmetinin belli bir zaman dilimi içinde süreklilik göstermesi ve her evresinin birbirine bağlı hizmet olması itibarıyla kısmi hizmetin ne zaman yapıldığını tespit etmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla bu tür hizmetlerde ücret ödemesinin yapıldığı zamanı vergiyi doğuran olayın meydana geldiği an olarak kabul etmek gerektiği, olayda söz konusu hizmete ait sözleşmenin yıllık olarak yapılmasının hizmetin kesintisiz bir yıl boyunca devam ettiğini gösterdiği, diğer taraftan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 67. maddesinde de, serbest meslek kazancının tesbitinde tahsil esasının cari olduğu kabul edildiğinden, yükümlü tarafından serbest meslek ücreti tahsil edilmeden serbest meslek makbuzu düzenlenmesi ve dolayısıyla katma değer vergisi tahsil ve tahakkukunun sözkonusu olamayacağı, bu durumda süreklilik gösteren hizmetlerde serbest meslek ücret ödemesi olmadığı halde her ay hizmet yapıldığı kabul edilemeyeceğinden tarh edilen cezalı vergide yasaya uyarlık bulunmadığı…” Ø Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu Kararı[5]“3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin ilk fıkrasının (1) işaretli bendinde, serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, bu verginin konusunu teşkil eden işlemler arasına alınmış ve 10 uncu maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde, kısım kısım mal veya hizmet tesliminde mutabık kalınmadıkça veya fatura ve benzeri belgeler malın teslimi ya da hizmetin ifasından önce verilmedikçe vergiyi doğuran olay, malın teslimi ve hizmetin ifasına bağlanmıştır. Bu düzenleme karşısında (b) ve (c) bentlerindeki koşullar gerçekleşmedikçe davacı yönünden katma değer vergisini doğuran olay, işlemleri izlenen müşteriler tarafından gerekli ödemenin kısmen veya tamamen yerine getirilmesi ile tamamlanacaktır. Esasen bu durum, serbest meslek faaliyeti ve kazancına ilişkin Gelir Vergisi Kanununun 67 nci maddesinde ve serbest meslek makbuzunun düzenlenmesiyle ilgili Vergi Usul Kanununun 236 ve 237 nci maddelerinde yer alan kuralların da gereğidir. Serbest meslek faaliyeti yürüten yükümlünün, bu faaliyeti nedeniyle kendisine yapılan ödemeler için serbest meslek makbuzu düzenleyerek, katma değer vergisini bu makbuzda göstermesi ve tahsilat dönemine ilişkin beyanına dahil etmesinin zorunlu olduğu, yükümlünün işlemlerini bu gerekliliğe uyarak yürüttüğü anlaşıldığından, verginin zaman yönünden geç tahakkukuna yol açtığından söz edilemeyeceğinden, adına kesilen cezanın kusura çevrilmesi yolundaki ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” Ø Danıştay Yedinci Dairesi Kararı[6]”KDV Kanununun “Vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi” başlıklı 10′uncu maddesinin (a) fıkrasında, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması; (b) fıkrasında da, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgelerin verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi; (c) fıkrasında ise, kısım kısım mal teslimi veya hizmet yapılması mutad olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi veya bir kısım hizmetin yapılması anında vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hükme bağlanmıştır. Bu yasal düzenlemelere göre; katma değer vergisi açısından vergiyi doğuran olay, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana gelmekte olup, bu hususta ticari, sınai, zirai veya serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler yönünden farklı bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Serbest meslek kazancının tespitinde, gelir vergisi açısından, tahsilat esasının getirilmiş olması da, yukarıda anılan hukuki durumu değiştirmez. Bu bakımdan; dava hakkında, serbest muhasebecilik faaliyetinde verilen hizmet tanımlandıktan sonra, hizmetin yapıldığı tarihin araştırılması ve vergiyi doğuran olayın, hizmetin yapıldığı tarihte meydana geldiği hususunun gözetilmesi suretiyle yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, aksi yoldaki temyize konu mahkeme kararında isabet görülmemiştir.” Aynı Dairenin 30.6.2004 tarih, E:2000/8579, K:2004/2120 sayılı kararının gerekçesi de şöyledir: “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun “Vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi” başlıklı 10′uncu maddesinin (a) fıkrasında, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması; (b) fıkrasında da, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgelerin verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi; (c) fıkrasında ise, kısım kısım mal teslimi veya hizmet yapılması mutad olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi veya bir kısım hizmetin yapılması anında vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hükme bağlanmıştır. Bu yasal düzenlemelere göre; katma değer vergisi açısından vergiyi doğuran olay, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana gelmekte olup, bu hususta ticari, sınai, zirai veya serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler yönünden farklı bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Kazancın tespitinde, gelir vergisi açısından, tahsilat esasının getirilmiş olması da, yukarıda anılan hukuki durumu değiştirmez.” Ø Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu [7] “213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Vergiyi doğuran olay” başlıklı 19′uncu maddesinde, vergi alacağının, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı belirtilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi” başlıklı 10′uncu maddesinin (a) fıkrasında, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması; (b) fıkrasında da, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgelerin verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi; (c) fıkrasında ise, kısım kısım mal teslimi veya hizmet yapılması mutad olan veya bu hususlarda mutabık kalınan hallerde, her bir kısmın teslimi veya bir kısım hizmetin yapılması anında vergiyi doğuran olayın meydana geleceği hükme bağlanmıştır. 1998 yılı işlemleri incelenen yükümlü nezdinde düzenlenen tutanakla, 46 mükellefe hizmet verdiği, 1998 yılında tahsil edilen ve 1998′de tahsil edilmeyip, 1999 yılına devreden ücretler olduğu belirtilmiş, bunları gösterir liste inceleme elemanına ibraz edilmiştir. 1998 yılından 1999 yılına katma değer vergisi dahil 6.454.455.000 lira alacak devrettiği tespit edilmiş, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 10′uncu maddesinde yer alan vergiyi doğuran olayın, malın teslimi veya hizmetin ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana geleceği yolundaki düzenleme uyarınca ilgili yılda verilen hizmetin en son 31.12.1998 tarihi itibarıyla gerçekleştiği kabul edilerek, tutanakla belirlenen tutardan katma değer vergisi tenzil edilerek Aralık 1998 dönemi katma değer vergisi matrahına dahil edilmiştir. Katma değer vergisi açısından vergiyi doğuran olay malın teslimi veya hizmetin yapılması anında meydana gelmekte olup, ticari, sınai, zırai veya serbest meslek faaliyeti çerçevesinde, yapılan teslim veya hizmetler yönünden farklı bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Serbest meslek kazancının tespitinde, gelir vergisi açısından tahsilat esasının getirilmiş olmasının da belirtilen hukuki durumu değiştirmeyeceği açıktır. Bu bakımdan, dava hakkında serbest muhasebecilik faaliyetinde verilen hizmetin yapıldığı tarihin araştırılması ve vergiyi doğuran olayın, hizmetin yapıldığı tarihte meydana geldiği hususunun gözetilmesi suretiyle yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, aksi yoldaki temyize konu ısrar kararında isabet görülmemiştir.” 5- DE�zERLENDİRME VE SONUÇ İki kanun arasında elde etme noktasında farklılık bulunduğuna göre, bu uyumsuzluğu giderecek hareket noktasının, kanunlardan birine göre belirlenmesi gerekir. Bizce burada hareket noktasının Gelir Vergisi Kanunu olması gerekir. Zira Katma Değer Vergisi Kanunu serbest meslek hizmetinin ifasını konusuna almakla birlikte, serbest mesleğin, serbest meslek erbabının ve serbest meslek hizmetinin tanımını yapmamış, bu konularda gelir vergisine atıf yapmıştır. Dolayısıyla hareket noktasının gelir vergisi olması gerekir. Kararda [8] katma değer Vergisi kanunun Gelir Vergisi ve Vergi Usul Kanunu ile olan ilişkisinin dikkate alınmaması ve serbest meslek faaliyetinin niteliğinden kaynaklanan hizmetin sürekliliği ilkesini gözetmediği için hukuka uygun olmadığı görüşüne varılmıştır.
1 Nisan 2013 Pazartesi
DÖNEM SONU İŞLEMLERİ VE KAPANIŞ KAYITLARINDA İNCE NOKTALAR -Kaynak:Muhasebenet.
DÖNEM SONU İŞLEMLERİ
VE KAPANIŞ KAYITLARINDA İNCE NOKTALAR
1-Kasa farklarının değerlemesi ve muhasebe
kayıtları
2-Değersiz alacaklar,
3-Şüpheli alacaklar
4-Alacak-borç senetleri reeskontu
5-Dönem sonu stok sayım farkları
6-Amortisman uygulamalarına ilişkin notlar
7-Vergi ve diğer yasal yükümlülükler karşılıkları:
8-Dönem sonu kapanış işlemleri
9-Maliyet hesaplarının gelir hesaplarına aktarımı
10-Gelir tablosu hesaplarının kapatılması
- Kasa
farklarının değerlemesi ve muhasebe kayıtları-Kasa hesabı
işletmelerin nakit varlığını gösteren hesaplardan biri olup, yasal defter
kayıtları üzerinden, kasa hesabının borcu ile alacağı arasındaki fark
"kasa mevcudunu" verir. İşletmede, dönem içinde veya yıl sonu sayımında kasa
fazlalığı veya noksanı ortaya çıkmışsa ve bu tutarlar ilgili düzenleyici
hesaplara alınmışsa, ilgili fark hesaplarının dönem sonunda kapatılması
gerekir.
Kasa
sayım noksanı-Fiili kasa mevcudu, kaydi mevcuttan az ise
kasa noksanı söz konusudur. Kasa noksanının, GVK da yeralan "....sermayede
vukua gelen eksilmeler zarar addolunmaz." hükmüne göre dönem kazancının tespitinde
gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.Kasa noksanlığı halinde, gerekli
düzeltici muhasebe kayıtlarında kullanılan hesap "197-Sayım ve Tesellüm
Noksanları"dır. Anılan hesap geçici bir hesap olup, kapatılması gerekir. İşleyişi ise şu şekildedir:
_____________________31.12.2006
_______________
197
Sayım ve Tesellüm Noksanları Hs XX
100 Kasa
Hs.
XX
_____________________
/ ________________________
-
Kasa noksanlığının nedeni kasa sorumlusu
ise;
_____________________31.12.2006 ________________
135
Personelden
Alacaklar hs
XX
197 Sayım ve Tesellüm
Noksanları hs XX
_____________________
/ ________________________
Kasa noksanlığının nedeni çalınma/neden
bilinemiyorsa,hesap şu şekilde kapatılır;
_____________________31.12.2006 _________________
689
Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar hs XX
197 Sayım ve Tesellüm Noksanları hs XX
_____________________
/ ________________________
Kasadan
para çalınması, normal ticari faaliyet sonucu ortaya çıkan bir zarar olmadığı
için, bu şekilde ortaya çıkan kasa noksanlıklarının kanunen kabul edilmeyen
gider olarak değerlendirilmesi ve ticari kardan mali kara geçişte, ticari kara
ilave edilmesi gerekir.
Kasa sayım fazlası Fiili sayım sonucu kasa mevcudunun, yasal kayıtlara göre
oluşan mevcuttan fazla olduğunun tespit edilmesi durumunda kasa fazlalığı söz
konusudur. Kasa fazlalığı, bilanço aktifinde artışı ifade eder. Kasa fazlalığı
halinde, gerekli düzeltici muhasebe kayıtlarında kullanılan hesap "397.
Sayım ve Tesellüm Fazlaları"dır. Bu geçici hesabın işleyişi şu şekildedir:
_____________________ 31.12.2006
__________________
100 Kasa
Hs XX
397 Sayım ve Tesellüm Fazlaları hs XX
_____________________ /
________________________
- Kasa fazlalığının nedeni bilenmiyorsa
yapılması gereken kayıt;
_____________________ 31.12.2006
_________________
100 Sayım ve
Tesellüm Fazlaları hs XX
671 Önceki Dönem Gelir ve Karlar hs
XX
_____________________ /
________________________
Değersiz alacaklar- VUK 322. md. göre “ kazai
bir hükme veya kanaat getirici bir vesikaya göre artık tahsiline imkan kalmayan
alacaklar değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri
tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve kayıtlı değerleri ile zarara
geçirilerek yok edilirler’’. Kanunun uygulamasında
alacağın değersiz sayılması için kazai hükümle kasdedilen mahkeme kararıdır.
Kanaat verici vesika ise, mahkeme tarafından verilmiş borçlu hakkındaki gaiplik
kararı, icra takibatına ait dosyanın işlemden kaldırıldığını gösteren
icra memurluğu yazısı, borçlunun ölümü ve mirasçılarının bulunmadığını
kanıtlayan resmi soruşturma belgesi, Ticaret Mahkemesi tarafından borçlu
hakkında verilmiş bulunan iflas kararı gibi belgelerdir.Değersiz hale gelen
alacaklar, değersiz hale geldikleri yıl kayıtlı değerleri ile zarara
geçirilerek yok edilirler. Borçlu ile konkordato anlaşması yapılmış ise
konkordato dışı kalan alacak kısmı değersiz alacak addolunur. Avans
niteliğindeki bir alacağın değersiz alacak haline gelmesi nedeni
ile karşılık yolu ile gider yazılması mümkün değildir.
Şüpheli alacaklar VUK 323.
md. göre ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile
ilgili olmak şartı ile ; dava veya icra safhasında
bulunan alacaklar; yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla
istenilmesine rağmen , borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra
takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılır.Şüpheli
hale gelen alacaklar için değerleme gününde tasarruf değerine göre pasifte
karşılık ayrılabilir. Teminatlı alacaklarda karşılık, alacağın teminatsız kısmı
için ayrılır. Şüpheli hale gelen alacaklar için dönem sonu kayıtları
aşağıdaki gibi olacaktır.
Alacak şüpheli hale
gelmişse;
____________ 31.12.2006 _________________
128 Şüpheli Alacaklar hs XX
120 Alıcılar hs XX
______________ / _____________________
Alacak için karşılık ayrılması
______________ 13.12.2006________________
654 Karşılık
Giderleri hs XX
129 Şüpheli Al.Kar. hs XX
_________________ / ___________________
Alacak-borç senetleri reeskontu-Reeskont işlemi- Alacak
ve borçlar VUK281 ve 285. md. göre mukayyet, yani deftere kayıtlı
değerleriyle değerlenirler. Aynı Kanunun 264. md. göre tasarruf değeri, bir
iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değeridir.Teminata veya tahsile verilen senetler: Teminata veya tahsile verilen senetler de anılan şartları
taşımak kaydıyla reeskont işlemine tabi tutulabilirler. Şüpheli
alacaklarda reeskont: Şüpheli alacaklar genel olarak vadesi geçmiş olan alacaklardır.
Vadesi geçmemiş olsa dahi şüphelilik halinin kesinleşmesi ile birlikte sent
muaccel hale geleceğinden bu tür senetler için dönem sonunda reeskont
hesaplanmaz. Şartları taşıması halinde şüpheli alacak karşılığı ayrılır. Avans
niteliğindeki alacak senetlerinde reeskont: Dönem ticari kazancının
tespitinde dikkate alınmayan (hasılat yazılmayan) senetlere dönem sonu
itibariyle reeskont hesaplanmayacaktır. Hatır senedi de bu kapsamdadır. Senetsiz
alacaklarda reeskont: Senede bağlanmamış alacaklar için mali kanunlar
açısından reeskont hesaplanmayacaktır. Bu tür alacaklar için hesaplanan
reeskont giderleri KKEG olarak değerlendirilmelidir. Vade içermeyen
senetler: Vade içermeyen senetler reeskonta tabi tutulmayacaktır. Katma
Değer Vergisi alacakları: KDV, tahsil eden işletme için bir hasılat veya
gelir unsuru değildir. İşletmenin fonksiyonu burada vergi tahsiline
aracılıktır. Bu nedenle işletmelerin müşterilerinden olan senede bağlı KDV
alacağı için reeskont hesaplanmayacaktır.
Dönem sonu stok sayım farkları-İşletmeler dönem sonlarında
stoklarının fiili envanterini ve kaydi envanterini tespit eder. Farklılık
bulunması halinde kaydi envanter fiili envanter seviyesine getirilmelidir.
Değerlemede fiili envanter sonuçları dikkate alınmalıdır. Değerleme sonucu
ortaya çıkan stok sayım noksanlıları ve fazlalıkları doğrudan gelir gider
hesaplarına yansıtılmak yerine sebebi bulunana kadar 197 ve 397 no.lu
hesaplarda takip edilmelidir.
Sebebi bulunamayan sayım fazlası
_______________31.12.2006
_______________
153 Ticari Mallar hs xx
397 Sayım Fazlası hs xx
_______________31.12.2006
_______________
397 Sayım Fazlası hs xx
679 Olağan Dışı Gelir ve Karlar hs xx
_______________ /
_______________
Sebebi bulunamayan
sayım noksanı
_______________31.12.2006
_______________
197 Sayım Noksanı hs xx
153 Ticari Mallar hs xx
_______________
31.12.2006 _______________
689 Olağan Dışı
Giderler hs xx
689 KDV’si xx
197 Sayım Noksanı hs xx
391 Hesaplanan KDV hs xx
_______________ /
_______________
Sebebi bulunamayan stok sayım noksanına ilişkin KDV’nin ve noksan
tutarının KV. matrahının tespitinde Kanunen kabul edilmeyen gider olarak
dikkate alınacağı unutulmamalıdır.
Amortisman uygulamalarına ilişkin
notlar-Amortisman
yöntemleri-Normal Amortisman-Normal Amortisman yönteminde amortismanın
uygulanacağı süre, 1(bir) rakamının sabit kıymetin aktife girdiği ilk yılında
uygulanan amortisman oranına bölünmesi yoluyla bulunur. Azalan
Bakiyeler Usulünde Amortisman-Azalan Bakiyeler Usulünde Amortisman VUK’nun
mükerrer 315. maddesi ile sadece bilanço usulüne göre defter tutan mükelleflere
tanınmış bir haktır. Bu yöntemde mükellefler normal amortisman yönteminden
farklı olarak sabit kıymetlerinin amortismanlarını kıymetin aktif değeri
üzerinden değil, kıymetin aktif değerinden aynı kıymete ait birikmiş
amortismanın çıkarılması yoluyla hesaplanan net defter değeri üzerinden
ayırırlar. Ancak bu yöntemde uygulanan amortisman oranı normal amortisman
yönteminde uygulanan oranın iki katıdır. Amortisman Yöntemi
Değişiklikleri-Başlangıçta azalan bakiyeler yöntemini seçenler için daha
sonra normal yönteme geçmelerinde yasa açısından herhangi bir sakınca yoktur.
Ancak, normal usulden azalan bakiyeler usulüne geçiş yasaklanmıştır.
Vergi ve diğer yasal
yükümlülükler karşılıkları: -İşletmelerin cari dönemde kar elde etmeleri durumunda bu karlar
üzerinden izleyen yıl içinde beyan edilip ödenecek kazanç vergileri için tek
düzen hesap planı uyarınca vergi karşılığı tesis edilmesi ve dönem sonu
bilançosunda (bilanço pasifinde) 370 nolu hesap kullanılarak gösterilmesi
zorunludur. Vergi karşılığının hesaplanmasında kazanç vergileri üzerinden
hesaplanacak stopaj ve fon tutarı dikkate alınacaktır. Bu vergi kurumlar
vergisinin tahakkuk ettirilmesi ile kapatılır. Örnek: bir işletme 2006 yılında 10,000- YTL tutarında mali kar
elde etmiş ve 2.000-YTL tutarında geçici vergi ödemiştir.
____________________________31.2.2006
____________________________
691- Dönem Karı Vergi
ve Diğer Yükümlülükler Karşılıkları hs
2.000
370-Dönem Karı Vergi ve Diğer Yasal Yüküm. Karş. hs 2.000
____________________________31.12.2006
____________________________
371- Dönem Karının
Peşin Ödenen Vergi ve Diğer Yükümlülükler
2.000
193- Peşin Ödenen Vergi ve
Fonlar hs 2.000
Dönem sonu kapanış işlemleri-Maliyet
hesaplarının gelir hesaplarına aktarımı-Maliyet hesaplarında bulunan giderler
hesap dönemi sonunda yansıtma hesapları yolu ile ilgili gelir tablosu
hesaplarına yansıtılır.
|
Maliyet Hesapları
|
Bilanço ve Sonuç Hesapları
|
|
|
Gider Hesapları
|
Yansıtma Hesapları
|
Bilanço ve Sonuç Hes.
|
|
710- Direkt İlk Madde/
Malzeme Giderleri
720- Direkt
İşçilik Giderleri
730- Genel
Üretim Giderl.
|
711- Direkt İ.M.M.G. Yansıtma Hesabı
721- Direkt İşçilik
Giderleri Yansıtma Hesabı
731- Genel Üretim
Giderleri Yansıtma Hesabı
|
151- Yarı Mamüller
Üretim Hesabı
152- Mamüller
|
|
|
|
|
|
740- Hizmet Üretim
Maliyeti
|
741- Hizmet Üretim
Maliyeti Yansıtma Hesabı
|
622- Satılan Hizmet
Maliyeti
170- Yıll. Yay.İnşaat
ve Onarım Maliyetleri
|
|
|
|
|
|
750- Araştırma ve
Geliştirme Giderleri
|
751- Araş.Geliştirme
Giderleri Yansıtma Hesabı
|
630- Araştırma ve
Geliştirme Giderleri
|
|
|
|
|
|
760- Pazarlama, Satış
ve Dağıtım Giderleri
|
761- Paz.Satış ve Dağıtım Giderleri Yansıtma Hesabı
|
631- Pazarlama, Satış
ve Dağıtım Giderleri
|
|
|
|
|
|
770- Genel Yönetim
Giderleri
|
771- Genel Yönetim
Giderleri Yansıtma Hesabı
|
632- Genel Yönetim
Giderleri
|
|
|
|
|
|
780- Finansman
Giderleri
|
781- Finansman
Giderleri Yansıtma Hesabı
|
660- Kısa Vadeli
Borçlanma Giderleri
661-Uzun Vad.Borç.Giderleri
|
Yansıtma işleminden sonra maliyet hesapları ve ilgili
yansıtma hesapları ters kayıtla kapatılır.
|
Gelir tablosu hesaplarının kapatılması
_______________ 31.12.2006 _______________
600 Yurtiçi Satışlar
601 Yurtdışı Satışlar
602 Diğer Gelirler
610 Satıştan İadeler
611 Satış İskontoları
612 Diğer İndirimler
620 Satılan Mamul Maliyeti
621 Satılan Ticari Mal Maliyeti
622 Satılan
Hizmet Maliyeti
623 Diğer Satışları Maliyeti
630 Araştırma ve Geliştirme Giderleri
631 Pazarlama S. Giderleri
632 Genel Yönetim Giderleri
640 İştiraklerden Temettü Gelirleri
641 Bağlı Ortaklıklardan Temettü Gelirleri
642 Faiz Gelirleri
643 Komisyon Gelirleri
644 Konusu Kalmayan Karşılıklar
645 Menkul Kıymet Satış Karları
646 Kambiyo Karları
647 Reeskont Faiz Gelirleri
648 Borsa Değer Artış Karları
649 Diğer Olağan Gelir ve Karlar
653 Komisyon Giderleri
654 Karşılık Giderleri
655 Menkul Kıymet Satış Zararları
656 Kambiyo Zararları
657 Reeskont Faiz Gideri
658 Borsa Değer Azalış Zararları
659 Diğer Olağan Giderler
660 Kısa Vadeli Borçlanma Gideri
661 Uzun Vadeli Borçlanma Gideri
679 Olağan Dışı Gelir
689 Olağan Dışı Giderler
690 Dönem Karı (Zararı)
Dönem karı üzerinden hesaplanacak vergiler için aşağıdaki
kayıt yapılır:
_______________ 31.12.2006 _______________
691 Dönem K. Vergi ve yasal yük.
370
Dönem K.Vergi veY.Y.Karşılığı
_______________31.12.2006 _______________
Dönem net karına ulaşmak için aşağıdaki kayıt yapılır:
_______________ 31.12.2006 _______________
690 Dönem Karı
691
Dönem K.Vergi ve Y.Yük.
692
Dönem Net Karı
_______________31.12.2006 _______________
Dönem net karı aşağıdaki muhasebe kaydı ile bilançoya
taşınır ve böylece gelir tablosu kapatılmış olur.
_______________ 31.12.2006 ________
692 Dönem Net Karı
590 Dönem
Net Karı
|
25 Mart 2013 Pazartesi
Binek otolarda kdv oranı.
Binek otolarında da ilk el satışta kdv oranı %18
Binek otolarının ikinci el satışında kdv oranı %1
Binek otoyu ikinci elde satan araç kiralama şirketi ise
a- araç
iki yıldan az kiralama şirketinde kullanıldı ise kdv oranı %18
b- araç
iki yıldan fazla kiralama şirketinde kullanıldı ise kdv oranı %1
22 Mart 2013 Cuma
Zamanaşımı hk.
ZAMANAŞIMI SÜRESİ BİTMEK
ÜZERE İKEN TAKDİRE SEVK OLUNAN VERGİ MÜKELLEFİ HAKKINDA VERGİ
İNCELEMESİ
Prof. Dr. Mustafa SAKAL
DEÜ.İİBF.Maliye Bölümü
Dr. Mustafa ALPASLAN
SMMM
Bilindiği gibi, vergi inceleme elemanlarınca, vergi incelemesi sonuçlandırılmadan zamanaşımının bitmesine çok az zaman kala matrah takdiri için takdir komisyonuna dosyaların sevk edildiği sıklıkla yaşanmaktadır. Vergi hukukunda zamanaşımı genelde 5 yıldır.[1] Zamanaşımı tarh zamanaşımı ve tahsilat zamanaşımı olmak üzere 2’ye ayrılmaktadır. Bunlardan ilki tarh zamanaşımıdır. Tarh zamanaşımı ise vergi alacağının miktar olarak hesaplanması ile ilgili olup, bu konuda idare tarafından tarhiyat işlemlerinin mutlak surette 5 yıl içerisinde tamamlanması zorunludur. Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden takvim yılından başlayarak 5 yıl içerisinde mükellefe veya ceza sorumlusuna tarh ve tebliğ edilmeyen vergi ve cezalar zamanaşımına uğrar.[2]
Tarh ve tahakkuk etmiş vergilerin tahsil aşamasına geçilmesi ile beraber kesinleşen bir vergi alacağının vadelerinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içerisinde tahsil edilmemesi durumunda zamanaşımına uğrar. İşte biz bu zamanaşımına tahsil zamanaşımı diyoruz.
Henüz vadesi gelmemiş vergilerin vade tarihinde, süresi geçmiş olanların tahakkuklarını takip eden bir ay içinde ödenmesi gerekir. İşte, bu süreler içinde ödeme yapılmadığında vadeyi takip eden yılın başından başlamak üzere 5 yıl içinde idarenin vergiyi tahsil etmesi veya tahsil etmek için harekete geçmesi gerekir. Aksi takdirde idarenin vergi alacağı zamanaşımına uğrar.
Bilindiği üzere, matrah takdir yetkisine sahip inceleme elemanı, takdir yetkisinden imtina ederek, matrah takdiri için takdir komisyonuna başvuruda bulunması hukuki değildir. Zira, vergi uygulamasında bazı hallerde matrah takdiri ve tayini takdir ve tespit komisyonları tarafından yapılmaktadır. Bu komisyonların kuruluşu ve çalışma esaslarına ilişkin düzenlemeler 213 sayılı VUK md. 72-92 maddelerinde yer almaktadır. VUK’nun 73. maddesine göre takdir komisyonlarının seçimle gelen üyeleri, tüccarlar için ticaret odalarınca, diğer sanat ve meslek erbabı için mesleki teşekküllerce kendi üyeleri arasında veya haricen seçilir. Ticaret odası ve mesleki teşekkülü olmayan yerlerde seçim belediyece yapılır. Takdir komisyonları yetkili makamlardan istenen matrah takdirlerini yapmak ve vergi kanunlarında yazılı fiyat , kıymet vb. hususları takdir etmekle görevlidir. Komisyonlar bu görevini yaparken ortada takdir nedeni olup olmadığını araştırmak zorundadır. Takdir nedeni yoksa vergi dairesine dosyayı iade etme hakları vardır. Komisyonlar, bu görevlerini yaparken 213 sayılı VUK’nun vergi incelemesi yetkisine sahiptirler. VUK 76. madde hükmüne göre takdir olunan matrah mükellefin beyanından düşük olamaz. Takdir komisyonları matrah takdiri sırasında 213 sayılı VUK md.31,74 hükümlerine göre mükellefin defter, kayıt ve belgelerini incelemek zorundadır. Neticede, verilecek takdir komisyonu kararından kararın gerekçesi, dayanakları vs. hususlar mutlak surette kararda yer almak zorundadır.[3]
Vergi incelemesi sonucu saptanan resen takdir nedenine göre matrahın takdir komisyonuna gönderilmesinin zamanaşımını durdurup durdurmayacağı tartışmalıdır. Biz vergi incelemesi ve takdir komisyonuna sevk işlemlerinin birlikte yapılamayacağı görüşündeyiz. VUK’nun 30. maddesinde “inceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır” hükmü vardır. Bu hükme göre inceleme elemanının takdir komisyonu yerine matrah takdir etme yetkisi vardır. Dolayısıyla matrah takdiri için, bu takdir yetkisinin kullanılmaması ve takdir komisyonuna başvurulmasının yasal dayanağı yoktur.
Diğer yandan, beyannamenin verilmemesi gibi bazı takdir nedenleri dışındaki takdir nedenleri vergi incelemesi ile saptanabilir. Vergi incelemesini hemen başında örneğin defterin tasdik edilmemesi gibi bir takdir nedeni saptanmamışsa, matrahın takdir komisyonuna gönderilmesi için vergi dairesine yazı yazılması ve zamanaşımı dolduktan sonra incelemenin tamamlanıp inceleme raporuna bağlanması ve bu inceleme raporuna göre takdir komisyonunun matrah takdir etmesi böylece zamanaşımının uzatılması mümkün değildir. Bu durumda incelemeye başlamanın zamanaşımını durduğu anlamında bir uygulama yaratılmış olur. Oysa VUK’nın 114. maddesinde ancak takdir komisyonuna başvurma işleminin zamanaşımını durduracağı hükme bağlanmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle zamanaşımını durdurmanın, dolayısıyla uzatmanın yasal dayanağı olamaz. [4]
Vergi uygulamalarımızda vergi inceleme elemanları zamanaşımının bitmesine birkaç ay kala dosyayı zamanaşımına uğratmamak adına takdir komisyonuna matrah takdiri için sevk etmektedirler.
Ancak uygulamada, hukuka aykırı bir şekilde, inceleme elemanları tarafından incelenmesine başlanmış veya incelemesi devam eden mükelleflerin beyanları, sırf zamanaşımını durdurmak için, vergi matrahı takdiri için takdir komisyonuna sevk edilmektedir. Bu durum tamamıyla hukuka aykırı olup, bu usul dairesinde yapılan tarhiyat işlemleri yasal dayanaktan mahrum kalacaktır.
Tarh zamanaşımı süresi içerisinde tamamlanamayan vergi incelemeleri sebebiyle tarh zamanaşımının sınırlamasından kurtulmak için takdire sevkin bir çözüm olarak uygulanmasının ortaya çıkaracağı hukuki sorunlar-problemler gelecek dönemde sıkça karşımıza gelebilecektir. Takdir komisyonlarının çalışmaları ile ilgili sorunları gidermek yerine takdir süreci ile vergi inceleme süreçlerinin birlikte paralel çalışması biçiminde cereyan eden uygulama sorunları giderek ağırlaştırmaktadır. Takdir komisyonun matrah takdiri sürecindeki hukuki eksikliklerin tamamlanması ile zamanaşımı süresinin dolması durumunda inceleme elemanı tarafından vergi mükellefinin defter ve belgelerini geri iade edilmesi ve inceleme raporu tanzim edilmeden incelemenin sonuçlandığı hakkında mükellefe bilgi verilmesine yönelik bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu artık zorunlu hale gelmiştir. Çünkü, Gelir İdaresinin yayınlamış olduğu yeni mükellef hakları bildirgesinde bu konularda önemli açıklamalar bulunmaktadır. Ayrıca yeni vergi inceleme yönetmeliğinde bu yönde yeni hükümler getirilmiştir.[5]
Takdir komisyonlarının görevi matrah takdiri yapmaktır. Takdir komisyonu resen tarh usulüne göre bir vergi tarh edebilmesi için ortada bir vergi inceleme raporu olsa bile VUK 30. md hükmüne göre, vergiye tabi matrahın mutlaka takdir komisyonu kanalıyla takdir ve tespit edilmesi gerekmektedir.
VUK’nun 30. maddesinin 1. fıkrasında yapılan düzenleme ile; vergi inceleme elemanlarınca düzenlenen raporlar üzerine, resen vergi tarhı için takdir komisyonlarından karar alma mecburiyeti kaldırılmış ve raporda belirlenen matrah üzerinden vergi dairesince vergi tarhına olanak sağlanmıştır.[6]
Bu nedenle, bundan böyle yetkililerce düzenlenecek olan vergi inceleme raporları üzerine yapılacak resen vergi tarhiyatı dolayısıyla artık takdir komisyonlarından karar alınması gereği yoktur. Sadece takdir komisyonları faaliyetlerine devam etmekte olduğundan, inceleme raporları dışındaki takdir işlemleri için her halükarda takdir komisyonlarına başvurulacağı hususu gözden uzak tutulmamalıdır. Bunların dışında inceleme elemanlarının tarhiyata dayanak teşkil edecek miktarı, tanzim edecekleri inceleme raporunda mutlaka belirtmeleri gerekmektedir.[7]
Bilindiği üzere, tarhiyat yetkisi tamamıyla vergi dairesine aittir.[8] Takdir komisyonu ve/veya inceleme elemanının tarhiyat yetkisi değil, vergi matrahı takdir yetkisi bulunmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere tarhiyat yapma yetkisi sadece ve sadece vergi dairesine aittir. Re’sen vergi matrahı takdir yetkisi bulunan inceleme elemanının bizzat kendisi gibi vergi matrahı takdir yetkisi bulunan takdir komisyonuna yetkisini devretmesi tamamen hukuka aykırıdır. Böyle bir işlem, takdirin takdiri anlamına gelir ki; bu hukuken mümkün değildir. Zira, hukukta takdirin, takdiri olmaz.[9]
Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde, zamanaşımını durdurmak için takdir komisyonuna başvurulması yetkisi münhasıran vergi dairesine verilmiştir. İnceleme elemanının nezdinde vergi incelemesine başlanmış bir mükellefin vergi matrahının takdiri için takdir komisyonuna başvurması hem hukuken hem de kanunen mümkün değildir.
Dolayısıyla, nezdinde vergi incelemesi devam eden mükellefin beyanının re’sen vergi matrahı takdiri için, sırf zamanaşımını kesmek amacıyla, mücerret takdire sevk işlemi 213 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde belirtilen zamanaşımı süresini durdurmaz; 5 yıllık süre geçirildikten sonra … zamanaşımına uğramış bulunan hesap dönemleri için hukuken tarhiyat işlemi yapılamaz. Öte yandan, sadece zamanaşımını durdurmak için inceleme elemanınca önce dosyanın takdir komisyonuna sevk edilmesinin istenilmesi, zamanaşımı süresi dolduktan sonra inceleme raporunun düzenlenmesi ve bu rapordaki miktarın aynısının alınması suretiyle takdir komisyonunca matrah takdir edilmesi halinde, Vergi Usul Kanununun 113 ve 114 üncü maddelerinin hiçbir hükmü kalmayıp, bu maddelerin işlemesi söz konusu olmayacaktır.[10]
Bir başka ifadeyle, vergi incelemesi ve takdir komisyonuna sevk işlemleri birlikte yapılamaz. Çünkü, inceleme elemanının 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca, tıpkı takdir komisyonu gibi, inceleme raporuyla vergi matrahı takdir yetkisi bulunmaktadır. Vergi matrahı takdiri için, söz konusu yetkinin kullanılması gerekir. Ayrıca, inceleme elemanı tarafından takdir komisyonuna başvurulmasının yasal dayanağı yoktur. Dolayısıyla, vergi incelemesine başlandıktan sonra, vergi matrahı takdiri için takdir komisyonuna başvurularak zamanaşımı süresi uzatılamaz.[11] Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının gerekçesi de bu konuyu işaret etmektedir.[12] 213 sayılı VUK md. 114 hükmüne göre vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna müracaat edilmesinin zamanaşımını durduracağı vurgulanmıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 8.1.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 15.10.2009 gün ve E:2006/95 sayılı karar ile bu hükmü iptal etmiştir.
Mükellefler tarafından kullanılan defter kayıt ve belgeler 213 sayılı VUK md. 253 hükmü gereğince 5 yıl saklanması zorunludur. Madde hükmüne göre mükellefler tutmak zorunda oldukları, yevmiye, kebir, envanter ve diğer yasal defterleri ilgili bulundukları yılı izleyen takvim yılından başlayarak 5 yıl süreyle saklamak ve yetkili makamlar tarafından istenildiği takdirde incelemeye ibraz etmek zorundadırlar. [13]
Vergi Usul Kanununun 253 üncü maddesine göre; defter ve belgelerin ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza edilmesi; aynı Kanunun ibraz mecburiyetini düzenleyen 256. maddesine göre de; bu defter ve belgelerin muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Uygulamada, zamanaşımı süresini, hukuka aykırı şekilde, uzatmak için vergi incelemesi devam ederken, vergi matrahı takdiri için takdir komisyonuna başvurulmakta ve müteakiben düzenlenen vergi inceleme raporlarında, takdir olunan vergi matrahı için çoğunlukla muhafaza ve ibraz süresi geçmiş bulunan defter ve belgeler dayanak gösterilmektedir.
Malum olduğu üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 253 ve 256. maddelerinde aynı Kanunun 114. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hükme paralel herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi, söz konusu hükme herhangi bir atıf da yapılmamıştır. Dolayısıyla, mükellef tarafından muhafaza ve ibraz süresi geçmiş olan defter ve belgeler rızaen ibraz edilmiş olsa dahi, bu defter ve belgelere müsteniden matrah veya matrah farkı tesis edilmesi hukuken mümkün değildir. Zira, 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrasında zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder denilmiştir. Dolayısıyla, zamanaşımına paralel olarak düzenlenen tüm mükellef ödevleri re’sen dikkate alınmak zorundadır.
[2] KIZILOT Şükrü – ŞENYÜZ Doğan – TAŞ Metin – DÖNMEZ Recai, Vergi Hukuku, Yaklaşım Yayıncılık, Ekim 2006, s.195-199.
[3] ÜREL Gürol, Güncel Vergi Usul Kanunu Uygulaması, 2. Baskı, Maliye ve Hukuku Yayınları, s.183-185.
[4] ÇAKMAK Şefik, “Matrahın Takdir Komisyonuna Gönderilmesi İle Duran Zamanaşımı Süresi, Anayasa Mahkemesinin 8.1.2010 Tarihli Kararı İle VUK’nun 11. Maddesinin 2. Fıkrasının İptal Edilmesi, 1.8.2010 Tarihinde Resmi Gazetede Yayımlanan 6009 Sayılı Yasa İle VUK’nun 114. Maddesine Eklenen Fıkra Ve VUK Geçici 28. Madde Hükmü”, Oluş Mali Hukuk Bürosu, 15.01.2011 tarih ve IV/128 sayılı sirküler.
[5] Bkz. 31.12.2010 tarih ve 27802 sayılı Resmi Gazete.
[6] Altındağ YMM Sirküleri 16.05.2011 gün ve 2011/5 sayılı.
[7] 213 sayılı VUK md.30, 31.
[8] 213 sayılı VUK md. 20
[9] Sami Selçuk, Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk, s.277
[10] Danıştay 9 uncu Dairesi’nin 13/03/2007 tarih ve E.2005/5109, K.2007/733 sayılı Kararı, karşıoy gerekçesi.
[11] ÇAKMAK Şefik, Zamanaşımı ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının Vergi Uygulamasına Etkisi, Ankara SMMMO Bülten Dergisi, Yıl 21, Sayı:194-2011, s. 71
[12] ÇAKMAK Şefik, Oluş Mali Hukuk Bürosu, 15.01.2011 tarih ve IV/128 sayılı sirküler.
[13] VUK md. 253,256.
(BU MAKALE; LEGAL MALİ HUKUK DERGİSİNİN SAYI:89, MAYIS 2012, CİLT:8 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR)
2 yorum yapılmış.
« davut macit » tarafından;
« İBRAHİM ŞAHİN (SMMM) » tarafından;
Yukarıda açıkladığınız konuda bir müşterimin de başına aynı olaylar gelmiştir; 2006 hesap dönemi ile ilgili olarak 16.12.2011 tarihinde inceleme talebi ile defter ve belgelerin istenildiğine dair bir tebliğ alnmıştır. 22.12.2011 tarihinde ilgili denetim elemanına defterler teslim edilmiş ve vergi dairesince zaman aşımını kesmek amacı ile takdire sevk işlemi yapılmıştır. Bugün itibari ile halen elimize ulaşan vergi ceza ihbarnamesi yoktur. Vergi denetmenin 2011 hesap dönemi ile ilgili incelemesin de zaman aşımını uzatmak amaçlı vergi diaresince takdire sevk işleminin hukuka aykırı olduğu konusunda ve ilerleyen zamanlarda tarafımıza tebliğ edilecek takdir komisyonu kararı ve denetmen tarafından bildirlen matrah üzerinden salınacak vergi ve vergi zıyaı cezalarına karşı açacağımız dava da bize yardımcı olabilecek bilgi, yargı kararı ve örnek oluşturcak bir dava dilekçe örneği elinizde mevcut ise, bize yardımcı olmanızı diliyorum.
Şimdiden çok teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)