.

.

5 Mart 2014 Çarşamba

Yap-Kullan-Devret (Güncel&Laviale)

ŞİRKETLER VE ARSA SAHİPLERİ ARASINDA YAP-İŞLET-DEVRET MODELİNE BENZER BİR YÖNTEMLE İNŞA EDİLEREK KULLANILAN VE SÖZLEŞME SÜRESİ SONUNDA BEDELSİZ OLARAK ARSA SAHİPLERİNE DEVREDİLEN BİNALARIN VERGİLENDİRİLMESİ
Şirketler, arsa sahipleri ile bir sözleşme yaparak, faaliyet gösterecekleri idari binalar ya da fabrika, atölye gibi üretim tesislerini Yap-İşlet-Devret modeline benzer bir yöntemle bunlara ait arsaların üzerine inşa etmekte, inşa ettikleri binaları sözleşmede belirtilen süre boyunca herhangi bir kira bedeli ödemeden kullanmakta, sözleşme süresi sonunda ise anılan binaları arsa sahiplerine bedelsiz olarak devretmektedirler. Uygulamada, Yap-İşlet-Devret modeline benzer bir yöntemle gerçekleştirilen işlemlerin ne şekilde vergilendirileceği konusunda tereddütlerle karşılaşılmaktadır. 
1) Yap-İşlet-Devret Modeli’nin Kapsamı ve Vergilendirilmesi-Bilindiği üzere, Yap-İşlet-Devret Sistemi, 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Bu Kanunun amacı, kamu kurum ve kuruluşlarınca (kamu iktisadi teşebbüsleri dahil) ifa edilen, ileri teknoloji veya yüksek maddi kaynak gerektiren bazı yatırım ve hizmetlerin Yap-İşlet-Devret modeli çerçevesinde yaptırılmasını sağlamaktır.
Anılan Kanunun 2. Maddesine göre bu Kanun; köprü, tünel, baraj, sulama, içme ve kullanma suyu, arıtma tesisi, kanalizasyon, haberleşme, kongre merkezi, kültür ve turizm yatırımları, ticari bina ve tesisler, spor tesisleri, yurtlar, tema parklar, balıkçı barınakları, silo ve depo tesisleri, jeotermal ve atık ısıya dayalı tesisler ve ısıtma sistemleri elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti maden ve işletmeleri, fabrika ve benzeri tesisler, çevre kirliliğini önleyici yatırımlar, otoyol, trafiği yoğun karayolu, demiryolu ve raylı sistemler, gar kompleksi ve istasyonları, teleferik ve telesiyej tesisleri, lojistik merkezi, yeraltı ve yerüstü otoparkı ve sivil kullanıma yönelik deniz ve hava alanları ve limanları, yük ve/veya yolcu ve yat limanları ile kompleksleri, sınır kapıları ve gümrük tesisleri, milli park (özel kanunu olan hariç), tabiat parkı, tabiatı koruma alanı ve yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında planlarda öngörülen yapı ve tesisleri, toptancı halleri ve benzeri yatırım ve hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve devredilmesi konularında, yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.

Yap-İşlet-Devret Sisteminin vergilendirilmesine ilişkin usul v esaslar ise aşağıdadır:

- Yap-İşlet-Devret Modeli kapsamında yapılan harcamalar, Vergi Usul Kanununun 272. Maddesine göre,  özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilir.
- Aktifleştirilen söz konusu özel maliyet bedelleri Vergi Usul Kanununun 327. maddesi gereğince işletme hakkı süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilir.
- İşletmeci şirket tarafından yapılan yatırım ve hizmetler, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte her türlü borç ve taahhütlerden ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumda bedelsiz olarak kendiliğinden idareye geçer. Esas itibariyle işletmeci, işletme süresi içinde özel maliyet bedelini amortisman yoluyla giderleştirmek ve tesisin bedelini de sözleşme süresi içinde işletmek suretiyle elde ettiği kazançla karşılamış olur. Dolayısıyla, bedelsiz devir nedeniyle herhangi bir gelir veya gider oluşmaz.
- 3996 sayılı Kanun kapsamındaki yap-işlet-devret modelinde ilgili kurumca süre sonunda tesisin kendisine devri karşılığında işleticiye doğrudan bir bedel ödenmemektedir. Bir finansman türü olan bu modelde işletici tesisin devrine ilişkin bedeli, tesisi sözleşme ile öngörülen süre içinde işletmek suretiyle elde ettiği kazanç ile karşılamaktadır. Bu çerçevede, yap-işlet-devret modelinde, süre sonunda tesisin işletici tarafından ilgili kuruma tesliminde emsal bedel üzerinden KDV aranılmaz.
- Bu model kapsamında yapılan işlerle ilgili olarak yüklenilen KDV’ler indirim konusu yapılır. 
- 3996 sayılı Kanun kapsamında ve yap-işlet-devret modeli çerçevesinde idare ile şirketlerin yapacağı iş ve işlemler damga vergisi ve harçlardan muaftır. 
2) Şirketler ve Arsa Sahipleri Arasında Yapılan Bu Sözleşmeler Yap-İşlet-Devret Modeli Olarak Değerlendirilebilir mi?
Yap-İşlet-Devret Modeli’nin kapsamı ve konusu yukarıda (1). Bölümde açıklanmıştır. Yapılan açıklamalardan da fark edileceği üzere, şirketler ve arsa sahipleri arasında bu adla yapılan sözleşmeler 3996 sayılı Kanun kapsamına girmemektedir. Yani, yapılan söz konusu işlemleri 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi kanunen mümkün bulunmamaktadır.
3) Şirketler ve Arsa Sahipleri Arasında Yapılan ve Yap-İşlet-Devret Modeli Olarak Adlandırılan Bu Sözleşmelerde Vergilendirme Nasıl Yapılacak? Maliye Bakanlığı Görüş Mü Değiştirdi?
Uygulamada, şirketler ve arsa sahipleri arasında gerçekleştirilen ve yap-işlet-devret modeli olarak adlandırılan bu sözleşmeler kapsamında yapılan binalar için yapılan harcamalar şirketler açısından özel maliyet bedeli olarak değerlendirilerek, kira süresi beş yıldan az ise kira süresi içinde, beş yıldan fazla ise beş yılda eşit yüzdelerle itfa edilmekte, sürenin sonunda binaların arsa sahiplerine bedelsiz devrinde ise bedelsiz devredilen iktisadi kıymetlerin emsal bedeli kiraya veren açısından kira geliri sayılmakta, binalar gerçek kişilerin özel mülkiyetinde ise bu gelir gayrimenkul sermaye iradı, bir iktisadi işletmeye dahil ise ticari kazanç ve kurum kazancı olarak değerlendirilmekte ve vergilendirilmektedir. Vergi İdaresi de zımnen bu uygulamayı bugüne kadar benimsemiştir.
Ancak, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, başkalarının arsaları üzerine Yap-İşlet-Devret Modeline göre inşa ettikleri ve sözleşme süresi sonunda arsa sahiplerine devrettikleri binaların vergilendirilmesine ilişkin görüşünü yeni tarihli bir özelgeyle belirlemiştir. Bir anlamda görüşünü de değiştirdi diyebiliriz.          
Adı geçen Bakanlık;
-  Şirketlerin arsa sahipleri ile düzenledikleri sözleşmeye istinaden bina inşa edilmesi için yaptıkları harcamaların özel maliyet bedeli olarak dikkate alınamayacağı, yapılan işin arsa sahiplerine verilen bir inşaat taahhüt hizmeti olarak kabul edilmesi gerektiği,
- Sözleşmeye istinaden arsa sahiplerine bina yapım hizmeti verilmek suretiyle inşa edilen bina için yapılan harcamaların emsale uygun belirlenen bir kâr marjı ile arsa sahibi şahıslara fatura edilerek (Faturalamada genel oranda (% 18) KDV hesaplanması unutulmamalı) bina yapım hizmeti karşılığı alacak olarak kayıtlara intikal ettirilmesi ve yapım hizmeti nedeniyle oluşan kazancında kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi,
-Sözleşme süresinin sonuna kadar binanın kullanım hakkı şirketlere ait olduğundan, şirketler  tarafından fatura edilen ve alacak olarak kayıtlara intikal ettirilen tutarın, binanın kullanılmaya başlandığı tarihi müteakip kalan kira süresine bölünmek suretiyle hesaplanan kısmının ilgili yıllar itibariyle alacak tutarından düşülerek safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40/1. Maddesine göre ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınması,
 - Şirketler tarafından ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınan tutarların arsa sahibi şahıslara hesaben yapılan kira ödemesi olarak kabul edilmek suretiyle bu tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesine göre gelir vergisi kesintisi yapılması; arsa sahibinin kurumlar vergisi mükellefi veya gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olması halinde ise elde edilen kira gelirlerinin ilgili dönem kurumlar vergisi veya gelir vergisi beyannamesi ile beyan edileceğinden vergi kesintisi yapılmaması,
- Gelir Vergisi Kanununun 72. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, mülk sahibinin şirketlere olan borçlarından yıllar itibariyle mahsup edilen tutarlar tahsil hükmünde olduğundan, anılan Kanunun 86. maddesinin birinci fıkrasının (1/c) bendinde yer alan haddin (2013 yılı için 26.000 TL) aşılması halinde, gerçek kişiler tarafından elde edilen ve kesinti yoluyla vergilendirilmiş olan söz konusu kira gelirlerinin beyan edilmesi  gerektiği görüşündedir.
Bu kapsamda yapılacak işlemlerde yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılması, mükelleflerin ileride doğabilecek mağduriyetlerini önleyecektir.

Söz konusu Özelgenin tam metni önemine istinaden aşağıda yer verilmiştir:


T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı
:
62030549-120[94-2013/391]-1213
07/08/2013

Konu
:
Yap-işlet-devret modeline göre inşa edilen binanın vergisel boyutu.

            

 Özelge talep formunuzda, sağlık sektöründe faaliyette bulunan şirketinizin, arsa sahibi şahıslar ile imzalamış olduğu 8 yıllık yap işlet devret sözleşmesi kapsamında inşa edilecek binayı, tamamlanmasından itibaren sözleşme süresi doluncaya kadar kullanacağı ve sözleşme bitiminde binanın arsa sahiplerine bedelsiz olarak teslim edileceği belirtilerek sözleşme süresince arsa sahiplerine nakdi ve ayni kira ödemesinde bulunulmayacağından şirketiniz tarafından gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı, sözleşme süresinin sonunda bina devredilirken arsa sahibinin elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı hesabında şirketin inşaat için yapmış olduğu harcama miktarının mı yoksa emsal bedelinin mi esas alınacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
        
   5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği hükme bağlanmıştır.
           
Anılan Kanunun 70 inci maddesinde gayrimenkul sermaye iradının tarifi yapılmış ve maddede 8 bent halinde yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup 72 nci maddesinde de, gayrimenkul sermaye iratlarında gayrisafi hasılatın 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olduğu; ayın olarak tahsil edilen kiraların Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre emsal bedeli ile paraya çevrileceği; kiracı tarafından gayrimenkulü genişletecek veya iktisadi değerini devamlı suretle arttıracak şekilde gayrimenkule ilave edilen kıymetlerin, kira müddetinin hitamında bedelsiz olarak kiralayana devrolunduğu takdirde, mezkur kıymetlerin kiralayan bakımından, bu tarihte aynen tahsil edilmiş sayılacağı, kıymetlerin emsal bedelinden düşük değerle devri halinde aradaki farkın bedelsiz devir sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Aynı Kanunun "Gayrisafi hasılat" başlıklı 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasında kira olarak doğan alacağın başka şahsa temlikinin veya kiracısına olan borcu ile takasının tahsil hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Kanunun 73 üncü maddesinde ise kiraya verilen mal ve hakların kira bedelinin emsal kira bedelinden düşük olamayacağı, 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (c) alt bendinde ise vergiye tabi gelir toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye'de vergi kesintisine tabi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği; 94 üncü maddesinde ise vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar sayılmış olup maddenin (5/a) bendinde 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemelerinden %20 oranında kesinti yapılacağı, 96 ncı maddesinde ise vergi kesintisinin, 94 üncü madde kapsamına giren nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı, bu maddede geçen hesaben ödeme deyiminin, vergi kesintisine tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı, alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirileceği belirtilmiştir
           
 Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 272 nci maddesinde; "Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline eklenir.
            ...
           
Gayrimenkuller kira ile tutulmuş ise veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki giderler bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerlenir. Kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderler de bu hükümdedir. ...."      hükmüne yer verilmiştir.
           
1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "15.3.2.3. Diğer kurumlar vergisi mükelleflerine ait taşınmazların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemeleri" bölümünde, "Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükelleflerine (kooperatifler hariç) ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır. Bu kurumların elde ettikleri kira gelirleri ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edilecektir." açıklamaları yer almaktadır.Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde
           
 - Şirketiniz ile arsa sahibi şahıslar arasında akdedilen sözleşmeye istinaden bina inşa edilmesi için yapılan harcamaların özel maliyet bedeli olarak dikkate alınması mümkün bulunmayıp, sözleşmeye göre yapılan tesislerin tamamlanıp cins tashihinin yapıldığı veya fiilen kullanılmaya başlandığı tarih itibarıyla, şirketinizce sözleşmeye konu arsa üzerine bina yapılarak söz konusu şahıslara teslim edildiğinin kabul edilmesi,
           
- Sözleşmeye istinaden arsa sahiplerine bina yapım hizmeti verilmek suretiyle inşa edilen bina için yapılan harcamaların emsale uygun belirlenen bir kâr marjı ile arsa sahibi şahıslara fatura edilerek bina yapım hizmeti karşılığı alacak olarak kayıtlara intikal ettirilmesi ve yapım hizmeti nedeniyle oluşan kazancın da kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi,

            - Şirketiniz ile arsa sahipleri arasında yapılan sözleşme hükümleri dikkate alındığında, sözleşme süresinin sonuna kadar binanın kullanım hakkı şirketinize ait olduğundan şirketiniz tarafından fatura edilen ve alacak olarak kayıtlara intikal ettirilen tutarın, binanın kullanılmaya başlandığı tarihi müteakip kalan kira süresine bölünmek suretiyle hesaplanan kısmının ilgili yıllar itibariyle alacak tutarından düşülerek safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi uyarınca ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınması,
           
 - Şirketinizce ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınan tutarların arsa sahibi şahıslara hesaben yapılan kira ödemesi olarak kabul edilmek suretiyle bu tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre gelir vergisi kesintisi yapılması; arsa sahibinin kurumlar vergisi mükellefi veya gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olması halinde ise elde edilen kira gelirleri ilgili dönem kurumlar vergisi veya gelir vergisi beyannamesi ile beyan edileceğinden vergi kesintisi yapılmaması,
           
 - Gelir Vergisi Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, mülk sahibinin şirketinize olan borcundan yıllar itibariyle mahsup edilen tutarlar tahsil hükmünde olduğundan, anılan Kanunun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1/c) bendinde yer alan haddin (2013 yılı için 26.000 TL) aşılması halinde, gerçek kişiler tarafından elde edilen ve kesinti yoluyla vergilendirilmiş olan söz konusu kira gelirlerinin beyan edilmesi    gerekmektedir.
           
Diğer yandan, anılan sözleşme kapsamında gerçekleştirilen işlemlerin ilişkili kişilerle yapılması halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinde yer alan hükümlere uyulması gerektiği ise tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.”


18 yaşından küçük işçi çalıştırmak.....

·         Genç işçi : 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişidir.
·         Çocuk işçi : 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişidir.
·         4857 sayılı İş Kanununa göre 14 yaşından 18 yaşına kadar (18 dahil) işçilerin işe alınmalarından önce iş yeri hekimi işçi sağlığı dispanserleri bunların bulunmadığı yerlerde sırası ile en yakın SSK sağlık ocağı hükümet veya belediye hekimlerine muayene ettirilerek işin niteliği ve şartlarına göre çalışabileceğine dair sağlık raporu alınması gerekmektedir. 18 yaşını doldurana kadar altı ayda bir kontrol edilmesi gerekmektedir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin okula devamları ile okuldaki başarılarına engel olmayacak, meslek seçimi için yapılacak hazırlıklara ya da yetkili makamlar tarafından yeterliliği kabul edilen mesleki eğitime katılmasına engel olmayacak işlerde çalıştırılabilirsiniz.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi temel eğitimini tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde yedi ve haftada otuzbeş saatten fazla olamaz. Ancak, 15 yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde sekiz ve haftada kırk saate kadar arttırılabilir. Çocuk ve genç işçilerin günlük çalışma süreleri, yirmidört saatlik zaman diliminde, kesintisiz ondört saat dinlenme süresi dikkate alınarak uygulanır. Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri birinci fıkrada belirtilen çalışma sürelerini aşamaz.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin hafta tatili izinleri kesintisiz kırk saatten az olamaz. Ayrıca hafta tatili ücreti bir iş karşılığı olmaksızın ödenir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık ücretli iznin kesintisiz kullandırılması esastır. Ancak, yararına olduğu durumlarda çocuk ve genç işçinin isteği üzerine en fazla ikiye; bölünerek kullandırılabilir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin; çocuklara karşı işlenmiş suçlardan hüküm giyen, yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymiş olan, işveren veya işveren vekilleri çalıştıramazlar.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtilen Ek I-II de çoçuk işçilerin çalışabileceği işler belirtilmiştir. Ek III’te ise 18 yaş altı işçilerin çalışamayacağı işler belirtilmiştir.
·         Ağır ve Tehlikeli işler Yönetmeliğinde belirtilen işler dışında kalan işlerde 18 yaşından küçük işçilerin çalıştırılması yasaktır. (bkz.Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği EK-I)

·         5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 34. maddesine göre; ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması 

1 Mart 2014 Cumartesi

2014 GK

Önceki Türk Ticaret Kanunu’da (6762 sayılı Kanun) Genel Kurullar için son tarihi Mart sonu olarak düzenlemiş iken;
a)    Nisan ayındaki Kurumlar Vergisi Beyanına göre kendini programlayan şirketler için Mart sonu hatta ilan süresini de düşer isek mart ortasına hazır olmak zor olduğundan ve
b)     6762 sayılı kanunda bulunan erteleme hakkını kullandık diyerek,Genel Kurullarını Nisan ayında yapıyorlardı.  Bir grup şirkette kanunda bununla ilgili bir cezai yaptırım olmadığı bu sebeple herhangi bir ceza ile karşılaşmayacakları için Mayısta Haziranda hatta YK nın görev süresi bittikçe 3 senede bir birleştirerek genel kurul yapıyorlardı.Daha sonra YTTK (6102 sayılı) yürürlüğe girdi. İlgili maddelerde ne değiştiğini görebilmek için eski ve yeni hallerini okumak gerekiyor.
6762 Sayılı (Eski Kanun) Madde 364 – Genel Kurul Zamanı Umumi heyetler adi ve fevkalade olarak toplanırlar. Adi toplantı her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde ve en az yılda bir defa olur. Bu toplantıda md 369 gereğince müzakere gündemine konulması gereken hususlar müzakere olunur.
 6102 Sayılı (Yeni kanun) Madde 409 – Genel Kurul Zamanı (1) Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır.
6762 Sayılı (Eski Kanun)  Madde 377 – Genel Kurul’un Ertelenmesi Bilançonun tasdikı hakkındaki müzakere, ekseriyetin veya şirket sermayesinin onda birine sahip olan azlığın talebi üzerine bir ay sonraya bırakılır; keyfiyet 368 inci maddede yazılı olduğu üzere pay sahiplerine bildirilir ve usulü dairesinde ilan olunur.
6102 Sayılı (Yeni kanun) Madde 420- Genel Kurul’un Ertelenmesi (1) Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Erteleme, 414 üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı olduğu şekilde pay sahiplerine ilanla bildirilir ve internet sitesinde yayımlanır. İzleyen toplantı için genel kurul, kanunda öngörülen usule uyularak toplantıya çağrılır. Maddeler okunduğunda görüldüğü üzere Türk Ticaret Kanun’unda Genel Kurullarla ilgili hiçbir değişiklik yok. Her iki madde de aynı şekilde düzenlenmiş, her iki maddeye uyulmaması halinde de hem eski kanunda hem yeni kanunda cezai bir yaptırım bulunmamakta.
 Bu hususların yanında bu sene yapılacak toplantılar bir kısım şirket için önemli yenilikler içeriyor, Bağımsız Denetime tabi şirketler finansal tablolarını kendileri için yeni bir sistem olan Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlayacak ve bağımsız denetimden geçirtecek ve genel kurullarına bu tabloları sunacak. Bu tablolar üzerinden ibra, kar dağıtımı vb kararları verecekler.
Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına geçişin ilk yılı olması sebebiyle de Kamu Gözetim Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun 27.12.2013 tarihli “İlk Defa Bağımsız Denetime Tabi Olan Şirketlerce Geçiş Döneminde Hazırlanacak Ve Denetime Tabi Olacak Finansal Tablolara İlişkin Duyuru” suna göre01.01.2012, 31.12.2012 ve 31.12.2013 tarihli üç dönem bilançosu ve 2012 ve 2013 dönemlerine ilişkin iki dönem Gelir, Özkaynak Değişim ve Nakit Akım Tabloları hazırlanacak ve genel kurulun onayına sunulacaktır.
Normal dönemlerde dahi oldukça zorluklarla yetiştirilmeye çalışılan finansal tabloların böylesine önemli bir geçiş döneminde şirketlerin mali tablolarının hazırlanma sürecinin en geç 15.03.2014 tarihine kadar denetimi de dahil olmak üzere bitirilmeye çalışılması teknik olarak zorluklara ve hatalara yol açacağı muhtemeldir.Bu durumda ideal olan kanun koyucunun kanun değişikliği ile genel kurul tarihini en azından Nisan ayı sonuna taşıması ve gerekirse yapmayana cezai yaptırım uygulamasıdır.
Ancak kanuni düzenlemeye bakıldığında da hem eski ve yeni kanunda bulunan 1 ay erteleme hakkı hem de cezai yaptırım olarak eski kanunda da yeni kanunda da düzenleme bulunmaması, finansal raporların daha sağlıklı ve güvenilir olarak hazırlanabilmesi için Şirket Yönetim Kurullarının Genel Kurullarını en azından bu geçiş senesinde Nisan ayı sonuna kadar gerçekleştirmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.  
Özkan Cengiz
SMMM / Audit Partner
ozkancengiz@hsyaudit.com (kısaltarak)

  

27 Şubat 2014 Perşembe

Kar Yoksunluğu.

Kâr yoksunluğunun hesabı:
Kâr yoksunluğu hesabının BK. 325. maddesindeki kesinti yöntemine göre yapılması gerekmektedir. Bu maddedeki yönteme göre, yüklenicinin işi tamamlamaması dolayısıyla sağladığı tasarruf (Örneğin malzeme ve personel giderlerinden tasarruf ettiği miktar) ile boş kalması sonucu başka bir iş bularak elde ettiği kâr ve böylece bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa kazanacağı miktar toplamları düşülerek yüklenicinin iş sahibinden isteyeceği ödence miktarının ortaya çıkarılması gerekmektedir. İnşaattan beklenen kârın elde edilebilmesi için proje, hafriyat, bekçi ücreti gibi giderlerin de yapılmasını zorunlu olması nedeniyle kâr yoksunluğu yanında bunlar ayrıca istenemez; ancak yüklenici eski binanın yıkımını da sözleşmeyle üstlenmişse bunun için yaptığı giderler kâr yoksunluğunun içindedir[4].

 Yargı Kararlarından Örnek Verelim: 

-Taraflar arasındaki 18.8.1992 tarihli sözleşmeye göre inşaatın ruhsat tarihinden itibaren 20 ayda yapılıp bitirileceği kararlaştırılmıştır. Projenin çizdirilip onaylatılması ve ruhsat alınması davacı yükleniciye aittir. Yüklenicinin Belediyeye ibraz ettiği proje, 4.2.1993 ve 9.3.1993 tarihlerinde iki kez eksiklik nedeniyle reddedilip iade edilmiştir. Davalı iş sahibi, davacıya Nisan 1993 tarihine kadar süre vermiş ve bu süre içerisinde de ruhsat alınmadığı için 19.4.1993 tarihinde yükleniciyi vekâletten azledip sözleşmeyi feshetmiştir. Sözleşme tarihinden fesih tarihine kadar 8 aylık süre içerisinde yüklenici ruhsat alıp inşaata başlamadığı için iş sahibinin daha fazla beklemesi istenemez. Ruhsat, süresi içinde alınmadığından ve davacı bu gecikmenin haklı nedenlere dayandığını da kanıtlayamadığından, bu süre  içerisinde mevsim itibariyle çalışılamayacak günler bulunduğundan bahisle fesih hakkının doğmadığı kabul edilemez. Öyleyse sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenlerle feshedildiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle davacı kar mahrumiyeti talep edemez.Ancak fesih tarihine kadar yüklenici iyi niyetle ve davalı is sahibinin yararlanabileceği bir iş yapmış ise, haksız iktisap hükümleri  gereğince bu faydalı giderlerini isteyebilir (15. HD. 11.12.1995, 4948/7315).

 - Davacı akdi feshetmiştir. BK.nun 108. maddesi uyarınca karşı tarafa sebepsiz ödenen bedeli ve menfi zararlarını isteyebilir. Menfi zarar kalemleri içerisinde, davacının bu sözleşmeye güvenerek başka biriyle sözleşme yapma fırsatını kaçırmasından dolayı uğradığı zararlar da mevcuttur. Kaçırılan fırsat nedeniyle uğranılan zararın hesabında fesih nedeniyle gerçekleşmeyen bu işten veya sözleşme yapma fırsatını kaçırdığı başka bir işten dolayı elde edilemeyen kar mahrumiyeti dikkate alınamaz. Menfi zarar kalemleri içinde kar kaybı bulunmamaktadır. Dava konusu olayda kaçırılan fırsatın hesabında ihtilaf konusu sözleşmenin ifası halinde iş sahibine ödenecek bedel -teslim edilecek dairelerin- değeri ile, kaçırılan fırsata konu edilecek benzer bir arsaya inşaat yapılsaydı o arsanın sahibine normal piyasa  koşullarında  verilecek  bağımsız  bölümlerin (varsa) bedeli arasındaki fark dikkate alınmalı davacının kaçırdığı fırsat nedeniyle ödeyeceği fazla bir bedel oluşuyor ise ona hükmedilmelidir (15. HD. 22.1.2004, 3335/334).

 -Davalı şirket, davacı taahhüdünde bulunan yurt dışı test işlemlerinin yapılmasını davacının sözleşmeye aykırı istem ve davranışlarda bulunduğu, işin gecikmesine zemin hazırlayarak kusurlu olduğu gerekçesi ile taahhüt kapsamından çıkararak yurt dışı testleri bizzat kendisi yaptırmıştır. Bu durumda kâr kaybının BK.nun 369.maddesi gereğince değil, BK.325 maddesindeki esaslara uygun olarak hesaplanması gerekir. BK.325 maddesi gereğince taahhüt kapsamından çıkarılan işin bitmiş bedelinden yüklenicinin işi tamamlamamış olması nedeniyle sağladığı tasarruflar, işin süresi içinde başka işlerden elde ettiği ya da elde etmeyi ihmal ettiği kârlar ile başka iş bulmamışsa veya iş bulmaktan kasten kaçınmışsa elde edebileceği kazanç ile bu işten sağlayacağı kârın içinde bulunması gereken giderler hesap edilecek kâr yoksunluğundan indirilerek kalan miktar davacının kâr yoksunluğunu oluşturacaktır (15. HD. 22.6.200, 2199/3214).

 - Taraflar arasındaki 26.4.1991 tarihli sözleşmeye göre, inşaatın ruhsat tarihinden itibaren 20 ay içerisinde yapılıp bitirilmesi öngörülmüş olup, projenin ne kadar sürede çizilip onaylanacağı konusunda önceden belirlenmiş kesin bir süre bulunmamasına, bu nedenle burada BK. md.107 hükmünün uygulanmayacağına, ancak BK. nun 106. maddesi gereğince uygun bir süre belirleyerek feshin ihbar edilmesi ve bu süre sonunda sözleşmenin feshedilebileceğine, davalı arsa sahibinin buna rağmen herhangi bir süre vermeden 7.10.1991 tarihinde sözleşmeyi feshetmek istemesi ve daha sonra yükleniciyi azletmesi durumunda, fesih haklı sayılamaz. Toplanan kayıtlardan davalı tarafın sözleşmeyi haksız olarak feshettiği, böylece davacının kar mahrumiyeti isteyebileceği sonucuna varılmıştır.
Davalı yanın sözleşmeyi BK.nun 369. maddedeki yazılı koşullar gereğince feshedilmediği anlaşıldığından, kâr yoksunluğu hesabının BK.nun 325. maddesindeki kesinti yöntemine göre yapılması gerekmektedir. Bu maddedeki yönteme göre, eserin bedelinden, yüklenicinin işi tamamlamaması dolayısıyla sağladığı tasarruf (örneğin, malzeme ve personel giderlerinden tasarruf ettiği miktar) ile, boş kalması sonucu başka bir iş bularak elde ettiği kar ve böyle bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa kazanacağı miktar toplamları düşülerek, yüklenicinin iş sahibinden isteyeceği ödence miktarının ortaya çıkarılması gerekmektedir (15. HD. 23.6.1994, 5225/4242).

- Taraflar arasındaki sözleşmede davalının yapımını üstlendiği iki adet saunanın geç teslimi halinde her geciken iş günü için 2000 Lira gecikme tazminatı ödeneceği yazılıdır. Anılan bu hüküm Borçlar Kanununun 158/2. maddesinde düzenlenen ifaya eklenen ceza niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Saunalardan birinin tesliminde davalının geciktiği kanıtlandığına göre bu cezanın kural olarak ödetilmesine karar verilmesi gerekir. Ne var ki, sözleşmede cezadan başka kâr yoksunluğunun da istenebileceği konusunda bir açıklık bulunmadığından ve davacı ayrıca günlük net gelir kaybını da dava ettiğinden Borçlar Kanununun 159. maddesi hükmünün olayda uygulanması zorunludur. Buna göre davacı cezayı aşan zararını ispat etmesi durumunda bu zararın ödetilmesi, aksi durumda yani uğranılan zararın ceza miktarından az olması durumunda yalnız cezanın tahsili ile yetinilmesi gerekir. Somut olayda davacının uğradığı zararın 7000 Lira olduğu bilirkişi raporuyla saptandığından ödenmesi gereken 14000 Lira cezanın mahsubu suretiyle yalnız 7000 Liranın ödetilmesine karar verilmelidir (15. HD. 20.3.1989, 4467/1361).

-Yanlar arasında yapıldığı bildirilen "Sözleşme"başlıklı tarihsiz sözleşme gereğince; İstanbul-Bakırköy Mahmutbey'de bulunan 15 pafta ve 1140 parsel sayılı olarak tapuya kayıtlı taşınmaz üzerine, sözleşme ve eklerinde belirtilen koşullarla inşaat yapmayı; T. İ. İ. Turizm Ticaret Anonim Şirketi yüklenmiştir. S.S.T. Toplu Konut Yapı Kooperatifi ise, iş sahibidir. Yanlar arasındaki bu sözleşme hukuksal niteliğince ve Borçlar Kanununun 355.maddesinde tanımlandığı üzere, bir "eser"sözleşmesidir.Diğer davaların birleştirilip yargılamaları sürdürülen 1995/768 Esas sayılı davada; davacı yüklenici, sözleşme dışı iş bedelinin ödetilmesi istemli icra takibine takip borçlusu Kooperatifin itirazının iptalini; 1996/369 Esas sayılı davada eser sözleşmesinin iş sahibi Kooperatif tarafından haksız fesih olunması sebebiyle kâr mahrumiyetiyle işlemiş temerrüt faizinin ve ceza şartının davalı iş sahibi kooperatiften tahsilini; 1997/455 Esas sayılı davada sözleşme kapsa­mındaki imalat bedeli ve işlemiş temerrüt faizinin ödetilmesi istemli icra takibine kooperatifin itirazının iptalini istemiştir.İş sahibi kooperatif tarafından açılan 1996/758 Esas sayılı davada ise; yüklenici şirketin kusurlu yaptığı işlerden doğan zarar ile eksik işler bedeli toplamı olan (18.108,00) TL. tazminatın yüklenici şirketten tahsili istenmektedir.

Davacı-davalı kooperatif davasında, kooperatif müdürü olan A. P. ve kooperatif başkanı olan Y. E. ile bunların ortakları ve yönetim kurulu üyesi oldukları yüklenici şirket arasında "eser-inşaat" sözleşmesinin yapıldığını ve 1163 sayılı Kooperatifler Yasasına aykırı olarak sözleşmenin düzenlenmiş olduğunu ileri sürmüştür. Gerçekten de, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 59/6.maddesi gereğince; yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Anılan yasa hükmü "emredici" hukuk kuralı olduğundan bu hükme aykırı yapılan sözleşmeler, batıldır. Bu hususun mahkemece doğrudan gözetilmesi zorunlu­dur. Oysa, mahkemece, yanlar arasındaki sözleşmenin, 1163 sayılı Kanunun 59/6.maddesi hükmüne göre geçersiz olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Yanlar arasındaki sözleşme, anılan yasa hükmü gereğince geçersiz ise; yüklenici, sebepsiz iktisap kurallarına dayalı olarak, karşı tarafın mal varlığına giren iş bedeline, kârsız olarak sadece maliyet bedeli üzerinden hak kazanır.
Yanlar arasındaki "eser" sözleşmesi geçerli ve objektif ifa imkansızlığı da yoksa; yanlarca haklı yahut haksız olarak sözleşmenin geriye veya ileriye etkili feshi halinde hukuksal sonuçlara göre tarafların hak ve borçları belirlenebilir. İki taraflı sözleşmeyi bozan alacaklı, Borçlar Yasasının 108/1.maddesi uyarınca, kendine düşen borcu ödemekten kaçınabilir ve yapmış olduğu öde­meyi geri isteyebilir. Ayrıca aynı Kanunun 108/2.maddesi gereğince de eğer borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini kanıtlayamazsa, alacaklı sözleşmenin ifa olunmamasından doğan zararının yani menfi zararının ödetil­mesi isteminde de bulunabilir. Sözleşmenin tarafları, Borçlar Yasasının lO6. maddesinde öngörülen üç seçimlik haklarından biri olan "sözleşmenin feshi" hakkının kullanılması yerine; koşullan oluşmuş ise diğer haklardan "sözleşmenin aynen ifasını ve gecikme tazminatının ödetilmesini" isteyebilir. Yahut "ifadan vazgeçme ve müspet zararının tazmini talebinde" bulunabilir.
Az yukarda özetle açıklandığı üzere; yüklenici bir davasında yaptığını ileri sürdüğü "sözleşme dışı işler" bedelinin; diğer bir davasında iş sahibince sözleşmenin haksız fesih olunduğu iddiasıyla aynen ifadan vazgeçerek olumlu (kâr mahrumiyeti) zararının ve 1997/455 esas sayılı davasında da "ödenmeyen iş bedeli kısmının" ödetilmesini istemektedir. İş sahibi kooperatif ise davasında "sözleşmenin aynen ifasını" istemiştir. Davaların konusu özetle açıklanan içerikli olmasına karşın; yanlar arasındaki sözleşme geçerli ise, ileriye yahut geriye etkili olarak fesih olunup olunmadığı fesih olunmuş ise feshin haklı nedenlere dayalı olup olmadığı mahkemece araştırılmamıştır. Oysa fesih hakkı yenilik doğurucu bir hak niteliğindedir. Karşılıklı borç içeren inşaat sözleşme­lerine konu ilişkilerde, sözleşmenin feshine ilişkin irade beyanı karşı tarafa ulaşmakla hukuksal sonuç doğurur ve bu irade beyanı sahibini mutlak bağlayıcı olup, haklı nedene dayandığı veya karşı tarafça kabul edildiği durumlarda mu­hatabı da bağlar.

Sözleşmenin geriye etkili feshi halinde; artık sözleşmeden hiçbir hak ve yükümlülük doğmaz ve doğmuş olanlarda sona erer. Yalnız sözleşmeyi bozan taraf değil, sözleşmenin taraflarından her biri yükümlülüğünü yerine getirmek­ten kaçınabilir ve yerine getirmiş olduğu edimleri de Borçlar Kanununun 63 ve izleyen maddeleri hükümleri uyarınca sebepsiz mal edinme kurallarına göre geri isteyebilir. Yüklenicinin temerrüdü sebebiyle, sözleşme iş sahibi Koopera­tif tarafından fesih olunmuş ise yüklenicinin yaptığı iş bu bağlamda yaptığı sözleşme konusu inşaat, iş ya da arsa sahibinin mal varlığını haksız olarak ar­tırdığı oranda geriye isteme hakkı sağlar. İş sahibi kooperatif tarafından sözleşme haksız olarak fesih olunmuş ve haksız fesih kabul edilmemiş ise, yükle­nicinin ya sözleşmenin aynen ifasını ya da aynen ifadan vazgeçip ifa yerine geçen olumlu zararını isteyebileceği kuşkusuzdur.Olayın niteliği ve özelliğinin haklı gösterdiği durumlarda da, Medeni Yasanın 2.maddesi hükmü gözetilerek, sözleşmenin ileriye etkili fesih olunduğunun kabulü gerekebilir. Böyle bir çözüm sonucu olarak da temerrüdü gerçekleşen yüklenici, kısmi ifasının bedelini iş sahibinden ve iş sahibi de yüklenicinin kusuruna bağlı tüm zararlarını isteyebilir (15. HD. 9.12.2004, 7040/6389).

- Borçlar Kanununun 371. maddesine göre istisna sözleşmelerinde yüklenicinin ölümü halinde sözleşme yüklenicinin kişiliği nazara alınarak yapılmışsa sözleşme münfesih olur. Somut olayımızda böyle bir durum yoktur. Yapılacak inşaat işinin herkes tarafından yürütülmesi mümkündür. Ancak yüklenilen iş bir sanat eseri niteliğinde, örneğin resim veya heykel yapımı vs. olması halinde sözleşme sona erer.Taraflar arasındaki sözleşmenin "ödeme şekilleri" başlıklı paragrafın 3. bendinden, zemin tavanı betonu atılınca 3.350 Liranın davacı yüklenicilere ödeneceği anlaşılmasına ve bilirkişi raporunda da zemin tavanın betonunun atıldığı belirlenmiş bulunmasına ve davacı yükleniciler de ihtarname çekmek suretiyle bu parayı isteyip davalıyı temerrüde düşürmüş olmalarına göre davacı yükleniciler fesih istemekte haklı oldukları gibi kar mahrumiyeti istemeleri olanağı da bulunduğundan ve mahkemece de bilirkişi incelemesi yapılarak iş bedeli ve davacı yüklenicilere 5000 TL. fazla ödeme yapıldığı da belirlenmiş olduğundan bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle fesih nedeniyle davacı yüklenicilerin uğradığı kâr yoksunluğu saptanmalı, bulunacak miktardan, fazla ödenen 5000 TL. düşülerek kalanına hükmedilmelidir (15. HD. 21.11.1989, 1739/4859).

-Kooperatife ait 41 blokda 328 dairenin subasmanına kadar olan kısmı Karabük Belediye Başkanlığı'nca verilmiş 9.9.1985 gün, 88/32 no'lu ruhsata dayalı olarak aynı yüklenici tarafından yapılıp teslim edilmiş, kalan kısmın anahtar teslimi yapımı için kooperatifin "icaba davet"ine karşı keşif bedeline oranla % 7 indirimli yüklenici icabı kooperatifçe uygun bulunmuş, sözleşme yapılması için "kabul" yazıları 7.10.1986 tarihinde yükleniciye ulaştırılmıştır. Ne var ki bu aşamada ve sözleşme henüz yapılmadan Karabük Belediye Başkanlığı'nın 30.10.1986 gün, 1409-27121 sayılı yazılarıyla arsanın Hazine mülkiyetinde olduğu, intifa hakkının da İmar ve İskân Bakanlığı'na ait bulunduğunun anlaşılmasıyla inşaat durdurulup mühürlenmiş, yanlar arasında sözleşme daha sonra Karabük 1.Noterliği'nde 1.12.1986 tarihinde onaylama şeklinde yapılmıştır.
İşin durdurulmasından ötürü yüklenicinin 9.2.1986 günlü yazısıyla istediği süre "inşaatın durdurulmasına ilişkin durumun ortadan kaldırılmasına kadar süre uzatımı verilmesini" öngören 9.12.1986 günlü yazıyla kooperatifçe kabul edilmiştir. Kooperatifin değişen Yönetim Kurulunca işin süresinde yapılamayacağı anlaşıldığından, eski yönetim kuruluyla yüklenici arasındaki işlemlerin güvenli olmadığı gibi gerekçe ile 22.8.1987'de sözleşmenin feshedildiği 2.9.1987 günlü yazıyla yükleniciye bildirilmiş, aynı iş 30.12.1987 gününde K   Limited Şirketi'ne ihale edilmiştir.


Bu hususlar yanlar arasında çekişme konusu değildir: Davalı ve karşı davacı yüklenici sözleşmenin haksız feshinden ötürü teminat mektubu giderleri, şantiye masrafları, atıl kalan malzeme ve teçhizat nedeniyle kayıpları ve fazlasını saklı tutarak 470 Lira kâr yoksunluğunun tahsilini dava etmiştir. Davacı-karşı davalı kooperatif vekili cevabında feshin haklı nedenlerle yapıldığından bahisle davanın reddini istemiş, mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak sözleşme tarihinden önce inşaat. Belediyece durdurulmuş olup, bu haliyle objektif hukuki olanaksızlık varken yapılan sözleşme BK.nun 20. maddesince geçersiz olduğundan davanın reddine karar verilmiştir.
 Hukuki olanaksızlığın takdir ve tayini özel ve teknik bilgiyi gerektirmez. Yargıçlık mesleğinin gerektirdiği bilgiyle çözümlenecek bu hususta bilirkişiye başvurulamayacağı gibi, mevcut bilirkişi mütalaası da yargıcı bağlamaz. İnşaat arsanın imar planına göre inşaata müsait olmadığı ya da yapılan inşaatın imara aykırı olduğu nedeniyle durdurulmuş değildir. Bu nedenledir ki, inşaata daha önce ruhsat verilmiştir. İnşaatın durdurulma nedeni arsada mülkiyetin Maliye Hazinesine, intifa hakkının da İmar ve İskân Bakanlığı'na ait olmasıdır. Eser sözleşmesinden olan inşaat sözleşmesinde arsanın iş sahibinin mülkiyetinde olması zorunluluğu yoktur. Kooperatif, idari işlemleri ikmal etmeden ruhsat almış, aynı yüklenici bu ruhsata dayanarak subasmanı seviyesine değin işi yapmıştır.

Bu kez ortaya çıkan geçici olanaksızlık gerektiğinde beklemeyi, süre uzatımını kabullenerek sözleşmeyi imzalamıştır. Sonuçta da geçici olan olanaksızlık iş sahibi kooperatifçe giderilmiştir. O halde mutlak olanaksızlıktan söz edilemez. Bu nedenle sözleşmenin BK.nun 20. maddesince geçersiz olduğunun kabulü doğru olmamıştır. Ancak, geçici de olsa olanaksızlığın ortadan kalkmasına değin belli bir süreden -tahammül süresi- sonra yanlardan o sözleşmeyle bağlı kalmaları da beklenemez. Somut olayda sözleşmeyi fesheden iş sahibinin davranışı önemlidir. Kooperatif yetkililerinin olanaksızlığın ortaya çıkmasından itibaren giderilmesi için çabası, 22.8.1987 olan fesih tarihinde bu çaba sonucu işlemlerin hangi aşamada olduğunun araştırılması, şayet arsada mülkiyet ve tahsis engellerinin giderileceği o tarihlerde belli olmuş ve sonucun alınmasına normal koşullarla çok kısa bir süre kalmış ise sözleşmeden dönmede iyi niyetle davranıldığı kabul edilemez. O tarihlerde olanaksızlığın giderilemeyeceği ya da bunun daha ne kadar süre alacağı belli değilse geçen süreye göre (1.12.1986 - 22.8.1987) sözleşmeyle bağlı kalmasının ancak kendi yararına olduğu sürece iş sahibinden bekleneceğinin kabul edilmesi gerekir. O halde, gösterdiği fesih sebepleri de dikkate alınarak, varılacak sonuca göre dönmede kusursuz ve iyi niyetli olduğuna inanıldığında durumu başlangıçta bilebilecek olan yüklenicinin cümle isteminin reddi, değilse karın elde edilmesi için -iş sahibinin mal varlığına girmeyen- şantiye vs. giderlerin yapılması zorunlu olduğundan buna dair istemin reddi, BK.nun 325. maddesi hükmü nazara alınarak benzer şekilde ve konusunda uzman bilirkişiye hesaplattırılacak, icabında BK.nun 98. maddesi uyarınca aynı Kanunun 44. maddesince takdir edilecek kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerekirken, feshi müteakip en geç 30.12.1987'de giderildiği anlaşılan geçici olanaksızlığın varlığından ötürü yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir (15. HD. 1.4.1993, 283/1515).

-Eser sözleşmelerinden doğan anlaşmazlıklarda, tazminat hesabı yaptırılırken, yapılmayan kısmın, tüm işe göre fiziki oranının bulunmasında, gayrı melhuz işler hesaba katılmamalıdır.
 Sözleşmenin feshi nedeniyle, olumsuz zararın tazmini davası açılmışsa, olumlu zarar kapsamındaki kadar mahrumiyeti talep edilemez. Olumsuz zarar; feshin kesinleştiği tarihten itibaren gerçekleşmemiş işler dolayısıyla istenebilir.
 Sözleşme dışı işlerin zaruri olması halinde, yüklenicinin alacağı, vekâletsiz iş görme hükümlerine göre belirleneceğinden, işlerin yapıldığı tarihteki rayiç gözönüne alınır.
Oy çokluğu ile verilen bilirkişi raporlarında, yargıç, ek bilirkişi raporu almadan ve gerekçe göstermeden rapora itibar edemez.
Kararın düzeltilerek onanmasını isteyen tarafın, temyize yönelik bu talebi, temyiz harcı yatırılmamışsa, reddedilir (15. HD. 12.5.1994, 545/3093).

 -Yanlar arasındaki sözleşme 21.7.1982 tarihinde yapılmış, işin süresi toplam 40 gün olarak kararlaştırılmıştır. Öngörülen takvime göre yapılan işten fazla ödeme yapıldığı daha önce yanlar arasında görülen dava sonucu kesinleşen hükümle sabittir. Davacı ücret borcunu yerine getirdiği halde davalının yapım borcunu yerine getirmemesine kayıtsız kalmak suretiyle zararın ağırlaşmasına neden olmuştur. Kararlaştırılan sürede iş yapılmadığına göre davalının davacı tarafından uyarılıp direnime duruma düşürülmesi gerekir. Davacı bu yolu benimsemeyip beklemekle geçen sürenin tamamı için mahrum kalınan kâr isteminde bulunamaz.
Mahkemece yapılacak iş; sözleşmede kararlaştırılan 40 günlük süreyi müteakip davacının davalıyı temerrüde düşürmesi için gereken makul bekleme ve ihtar süresini tayin etmek, buna işin başka bir yükleniciye yaptırılması halinde geçecek süreyi eklemek ve bulunacak bu süre için ve o tarihteki rayiçler itibariyle makine mühendisinden değil süt işletmeciliği konusunda bilgi sahibi bilirkişiden mahrum kalınacak kar hakkında görüş almak, parça bedelleri bakımından da 1984 yılı itibariyle değil belirlenen süre tarihi itibariyle dinlenen makine mühendisi bilirkişiden ek raporla değer tespit ettirmek suretiyle hükme varmaktan ibarettir (15. HD. 30.3.1994, 4489/1968).
-Davacı-karşı davalı şirket 6.3.1987 ve 20.5.1987 tarihli sözleşmelerle üstlendiği davalı-karşı davacı kooperatife ait önce 14 blok 154 konut, daha sonra 400 konut inşaatının yapımına 29.3.1987 tarihinde yapılan yer tesliminin ardından başlayarak 29.9.1987 tarihinde işi terketmiştir. Keşide olunan ihtarlara rağmen, işe yeniden başlanmaması ve ilk etapta 1987 yılı sonuna kadar 154 konutun kaba inşaatının bitirilmemesi üzerine taraflar bir araya gelerek 31.12.1987 tarihli taahhütnameyi imzalamışlardır.
Anılan taahhütnameye göre taraflarca tamamı 400 konut yapımına dair olan 4.3.1987 ve ek olarak tanzim edilen 20.5.1987 tarihli sözleşmeler geçersiz sayılarak yeniden sadece 14 blok 154 dairelik kısım için 7 gün içinde yeni bir sözleşme yapılması kabul edilmiş ve aksine hareket edilmeyeceği kararlaştırılmıştır.

Taahhütnamenin 3. bendinde aynen "Bu taahhütnamenin imza tarihi olan 31.12.1987 gününden itibaren taraflar yukarıda belirtilen yazılı sözleşmelere dayanarak birbirlerinden herhangi bir hak talep etmeyeceklerini beyan ve kabul ederler" hükmü yazılı olup taahhütname altındaki notta davacı-karşı davalı şirket temsilcisi taahhütnamede gösterilen vecibeleri yerine getirmedikleri takdirde bütün sözleşmelerin geçersizliğini ve kooperatifle aralarında herhangi bir bağıntı bulunmadığını yeniden vurgulamışlardır. Taahhütnamede öngörülen süre içinde tarafların karşılıklı mutabakat sağlayarak yeni bir sözleşme akdetmedikleri hususu ihtilafsızdır. Önce 400 konut yapımı yüklenilmiş iken daha sonra taahhütname ile işin 154 konuta indirilmesi nedeniyle gerek iş sahibinin gerekse müteahhidin bundan dolayı yekdiğerinden tazminat talep etmemesi amaçlanarak taahhütnameye konulan haktan feragat ifadesi tarafların tazminat haklarını içermektedir. Tarafların anlaşamamaları ve yeniden sözleşme yapılamamasının müeyyidesi ise, taahhütname altına konulan not kısmında sözleşmelerin geçersizliğinden bahisle aralarında adi bir ilişkinin kalmadığının kabulü şeklinde belirtilmiştir. O halde, bu taahhütname ile herhangi bir koşula bağlı olmaksızın feshedilen önceki sözleşme ve yapılan akit vaadine dayanarak davacı-karşı davalı yüklenicinin kar mahrumiyeti ve sair tazminat hakları yönünden bir talepte bulunması mümkün değildir. Diğer taraftan davacı yüklenici, sözü edilen taahhütnameyi müzayaka halinde imzalandığı iddiasını da kanıtlayamamıştır. Mahkemece tüm bu yönler göz ardı edilerek kar mahrumiyeti adı altında 150.000 Liranın ödetilmesine karar verilmesi yasaya aykırı olup karar bozulmalıdır.
Kaldı ki, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yoksun kalınan kârın hesaplanmasına ilişkin bölümünde uygulanan hesap yöntemi de hatalıdır. Olayda kıyasen uygulanması gereken BK. 325. madde hükmü gereğince yüklenici şirketin yapmadığı işlerden dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir işten kazandığı hatta kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin alacağına mahsup edileceği gözetilmeden ihale bedeli üzerinden % 10 hesabı ile kar mahrumiyetine hükmedilmesi Daire'mizin yerleşmiş içtihatlarına da aykırıdır (15. HD. 8.5.1991, 4710/2382).

-Taraflar arasındaki 29.1.1986 tarihli sözleşmenin 7. maddesine göre inşaat, ruhsatın alınmasından itibaren 18 ayda bitirilecek ve 32. maddesinde ise, sözleşme tarihinden itibaren 3 ay içinde projenin yapılacağı ve Belediyece tasdikinden sonra 4 ay içinde inşaata başlanacağı ve inşaat başlama tarihinin geçmesine rağmen yüklenicinin inşaat başlamamış olması halinde mal sahibinin tek taraflı olarak akdi feshi yetkili bulunduğu kabul edilmiştir.
Üzerinde inşaat yapılacak arsa, hava mani kriteri ile kısıtlı olup, sözleşme tarihindeki imar durumuna göre, imar Kanununun 35. maddesine tabi ve yola terk işlemlerinin yapılmasından sonra inşaata müsait hale gelebilecek bir parseldir. Nitekim arsanın imar parseli haline gelmiş ve yola terk işlemleri için müteahhide sözleşme tarihinden 3 ay sonra 28.4.1986 tarihinde vekaletname vermiş ve müteahhitçe yola terk yapılarak imar parseli oluşturulmuş olup, ancak bundan sonra yapılacak inşaatın proje çalışması aşamasına gelinmiştir. Diğer taraftan hava mani kriterinin kaldırılması nedeniyle arsanın bulunduğu alanda lehe imar değişikliği meydana gelmekle yeni imar çalışmalarının 30.12.1986 tarihinde sonuçlandığı ve bu sebeple önceden kesinlik arzetmeyen bir imar durumuna göre proje yapılmasının yararı düşünülemeyeceğinden yüklenicinin edimini ifada kusuru ile gecikmeye neden olduğunun kabul edilemeyeceği mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde verilen rapordan anlaşılmaktadır.
Davalı 10.9.1986 tarihli feshi ihbar yazısında yüklenicinin sözleşme tarihinden itibaren 3 ay içinde projenin yapılmış olması gerektiği halde ihtar tarihine kadar yapılmamış olduğundan sözleşmenin ihlal edildiğini ileri sürerek akdi feshetmiş ve mahkemece, davalıya sözleşme ile tanınan fesih yetkisinin kullanılmasında bir haksızlık görülmemiştir. Oysa sözleşmedeki fesih yetkisi inşaata başlama tarihinin geçmesine rağmen başlanılmamış olması hali için tanınmış olup, projelerin süresinde yapılmamış olmasının tanınan fesih yetkisi kapsamında kabulü yanlış olduğu gibi, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde yapılamamasında yüklenicinin kusuru ile gecikmeye neden olduğu kabul edilemeyeceğinden davalının akdi feshi haklı görülemez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinin kabulü ile yüklenicinin kar mahrumiyetinin BK.nun 325. maddesindeki eksiltme yöntemi gözetilerek hesaplanıp, bu miktarın BK.nun 159/2 maddesi hükmünce sözleşmede kararlaştırılan cezayı aşan tutarına ve cezai şartın da tahsiline karar verilmesi yönünden kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir (15. HD. 2.3.1990, 45/919).

-Başbakanlık Gap İdaresi Başkanlığınca açılan yarışma sonucu Harran Üniversitesi Mimari Proje Yarışmasında yüklenici şirket birincilik ödülü kazanmış ve buna bağlı olarak bir kısım projelerin yapımı hususunda taraflar arasında 9.8.1996 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme Maliye Bakanlığınca vize edilmeden iade edilince yanlar arasında 29.11.1996 ve 16.12.1996 tarihlerinde bir kısım ön proje ve kesin proje hizmetlerinin yapımı için iki ayrı sözleşme imzalanarak; 25.12.1996 tarihine kadar projelerin teslimi kararlaştırılmıştır. Projeler idareye sunulmuş, hakedişleri yapılarak bedelleri tahsil edilmiştir. 7.4.1997 ile 9.9.1997 fesih tarihine kadar taraflar arasındaki yazışmalarla projelerdeki eksikler bildirilmiş, yeni detay ve veriler istenilmiş, iş çıkmaza girmiş, karşılıklı yazışmalarla oyalanılmış, tarafların birbirlerini suçlamalarıyla sonuca ulaşılamamıştır. Bu arada proje müellifi, uygulama projelerini %35 indirimle ve yeni dönem fiyatlarıyla yapımı konusunda teklif getirmiş, idare de öncelikle sunulan projelerdeki eksiklerin giderilmesinde ısrarlı olmuştur. Özellikle Lojman projeleri idarenin isteğine uygun bulunmamış, revize projelerde yeterli kabul edilememiştir. Öte yandan mevcut yazışmalardan idarenin de detay ve verileri zamanında veremediği, sözleşmeleri 1996 yılı ödeneğini kapatmak için acele imzalattığı, projeler de sözleşmede öngörülen sürelerde incelemediği (savunma olarak sayısının çokluğunu dile getirmiştir), mimarın da her seferinde istenilene uygun düzeltme yapamadığı, Lojman projelerinde kendi görüşünde ısrarlı davrandığı, çözümlerin kabul edilebilir olmadığı anlaşılmıştır. Görülüyor ki, taraflar her iki sözleşme konusu bir kısım projelerin yapımından sonuç alamamışlar, karşılıklı suçlamalarla işi sürüncemede bırakmışlardır. Bu hal karşılıklı güveni sarsmış, inşaat işlerinin de aksamasına neden olmuştur. Tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde işin süresinde sonuçlandırılamamasında her iki tarafında kusurlu olduğu açıktır. Bu durumda mahkemece yanlar arasındaki ilişkinin tasfiye edilerek sonuçlandırılması gerekir. O halde, yüklenicinin teminat mektubunun iadesine ilişkin davası kabul edilmeli, sözleşmenin fesihle sonuçlanmasında yüklenici kusurlu bulunduğundan kâr yoksunluğu istemi reddolunmalıdır.
Yine tasfiyenin doğal soncu olarak şayet davacı iş sahibinin davalının malvarlığına geçirdiği değerler varsa davacı iş sahibi bunların iadesini istemekte haklı olacağından mahkemece bu yön üzerinde durulmalı, iş sahibinin her iki davada konu ettiği 3.336 ve 5.000 Liranın hangi kalemlerden oluştuğu iş sahibi davacıya açıklattırılmalı, bunların içinde yapıldığı bildirilen fazla ödeme gibi yukarda vurgulandığı üzere yükleyicinin malvarlığına geçtiği halde iadesi gereken tutarlar varsa gereğinde bilirkişi incelemesine başvurularak bunların parasal miktarı saptanmalı, iş sahibi davacı ve karşı davalının talebi hakkında böylece bir sonucu ulaşılmalıdır (15. HD. 23.1.2002, 3766/305).




[1] 15. HD. 10.3.2005, 4363/1376.
[2] 15. HD. 24.5.2004, 5968/2877.
[3] 15. HD. 1.12.1997, 3801/5150.
[4] 15. HD. 2.7.2001, 1757, 3623.


26 Şubat 2014 Çarşamba

Ticari Alacaklar Hk.


Tahsil edilemeyen alacaklar

DEĞERSİZ ALACAK
Madde No 322 Kapsam : Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.


A) ŞARTLARI
1- ALACAK KAR SAĞLAMASI DÜŞÜNÜLEN BİR FAALİYET NETİCESİNDE ELDE EDİLMİŞ OLMALIDIR.
a. Hatır senetleri, gibi ticari bir faaliyet sonucunda oluşmamış alacaklar sayılmaz
2- ALACAĞIN DEĞERSİZ HALE GELDİĞİ YIL, MUKAYYET DEĞERİ İLE GİDER YAZILMALIDIR.
3- ALACAKLININ İŞLETME VEYA BİLANCO USÜLU DEFTER TUTMASI FARK ETMEZ.
4- FALİYET TİCARİ VEYA ZİRAİ FAALEYET OLMALIDIR.
5- DAHA ÖNCE ŞÜPHELİ HALDE KARŞILIK AYRILAN ALACAK, DEĞERSİZ ALACAK HALİNE GELİRSE TERS KAYIT YAPILARAK KAPATILIR.
6- ALACAĞIN TAHSİLİ İMKÂNSIZ BİR HALE GELMİŞ OLMASI KANAAT VERİCİ BİR VESİKA İLE İSPATLANMALIDIR.
a. İcra Mahkemesi kararı
b. Borçlunun Gaiplik kararı
c. Borçlunun ölümü ve rett-i miras kararı
d. İflas belgesi
e. Mahkemede huzurunda düzenlenmiş alacaktan vazgeçme yazısı. (veya noterde düzenlenmesi gerekir.)
f. Aciz vesikası
g. Borçlunun adresinin tespit edilememesi nedeniyle icra dosyasının kalktığına dair icra memurluğu yazısı
h. Borçlunun mahkum olması ve mal varlığının bulunmaması i. Borçlunun yurtdışına kaçtığına dair resmi makam yazıları veya sığınma talepi yazıları
j. Borçlu hakkında verilmiş bulunan iflas kararı. * (İflas kararı alacağı şüpheli hale getirir, değersiz hale getirmez. Ancak mahkeme müflis in borcunu ödeyemeyeceğine “ACİZ VESİKASI” karar verirse alacak değersiz hale gelmiş olur.)
k. Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması. (Alacağın tamamından vazgeçilmediğinde, vazgeçilen tutar kadar kısmı)


B) MUHASEBE KAYDI
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
659 DİĞER OLAĞAN DIŞI GİDER VE ZARARLAR
121 ALACAK SENETLERİ
Senetli alacağın değersiz hale gelmesi
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________


Her ne kadar ACİZ VESİKASI borçlunun borcunu ödeyecek mal varlığının olmadığını gösterse de ileride borçlunun borcunu ödeme gücü olabileceği ve bu belge ile alacaklının alacağını alabileceği varsayılarak aciz vesikasına bağlanan alacakların, DEĞERSİZ ALACAK değil, ŞÜPHELİ ALACAK olarak takip edilmesi gerektiğine dairde görüşler mevcuttur.


ŞÜPHELİ ALACAK - Madde No 323 Kapsam :(2365 sayılı Kanunun 55'inci maddesiyle değişen madde) Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1. (2455 sayılı Kanunun 3'üncü maddesiyle değişen bent) Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan
dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder. şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.
A) ŞARTLARI -1- ALACAK KAR SAĞLAMASI DÜŞÜNÜLEN BİR FAALİYET NETİCESİNDE ELDE EDİLMİŞ OLMALIDIR,
a) Hatır senetleri, gibi ticari bir faaliyet sonucunda oluşmamış alacaklar sayılmaz.
2- ALACAĞIN ŞÜPHELİ HALE GELDİĞİ YIL, TASARRUF DEĞERİ İLE KAYITLARA ALINMALIDIR. 3- ALACAKLI BİLANCO USÜLU DEFTER TUTUYOR OLMALIDIR.
4- ALACAK TEMİNATLI OLMAMALIDIR.
5- ALACAĞIN TAHSİLİ ŞÜPHELİ HALE GELMELİDİR.
a) Alacak dava veya icra safhasında bulunmalıdır,
b) Alacağın protesto veya yazı ile birden fazla kez istenmesine rağmen ödenmemiş olmalıdır.
6- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRMAK ZORUNLULUK DEĞİL İHTİYARİDİR.
B) MUHASEBE KAYITLARI
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR
121 ALACAK SENETLERİ
Alacak senedinin şüpheli hale gelmesi
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
654- KARŞILIK GİDERLERİ HESABI
129 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI H
Şüpheli hale gelen alacağın karşılık ayrılması
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
ŞÜPHELİ HALE GELEN ALACAĞIN KISMEN TAHSİL EDİLMESİ
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
100 KASA
128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR
Şüpheli alacaktan kısmen tahsilat yapılması
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
129 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI H.
644 KONUSU KALMAYAN KARŞILIKLAR
Şüpheli alacaktan kısmen tahsilât yapılması ile dönem karına aktarılan
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
ŞÜPHELİ ALACAĞIN, DEĞERSİZ ALACAK HALİNE GELMESİ
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
129 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI H.
128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR
Şüpheli alacağın tahsili imkânsız hale gelmesi
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
VAZGEÇİLEN ALACAK-Madde No 324 -Kapsam :Konkordato veya sulh yolu ile alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur.
A ) ŞARTLARI
1- ALACAKTAN VAZGEÇİLDİĞİŞ, KONKORDATO VEYA SULH ANLAŞMASI İLE İSPAT EDİLMELİ.
a. Konkordato yoluyla vazgeçilen alacağa ait sözleşme tescilli ticaret mahkemesi kararı bulunmalıdır.
b. Sulh yoluyla vazgeçilen alacaklarda, sözleşmenin notere onaylatılması gerekmektedir.
2- BORÇLU, VAZGEÇİLEN BORÇ TUTARINI PASİFTE BİR HESAPTA ÜÇ YIL TAKİP EDECEKTİR.
3- BORÇLUNUN BİLANCO USÜLÜ DEFTER TUTMASI GEREKMEKTEDİR.
a. Madde metninden açıkça anlaşılmasa da, borçlunun “vazgeçilen borcunu pasifte takip etmesi” gerektiği ibaresinden borçlunun bilanço usulü defter tutması gerektiği sonuca çıkmaktadır.
B) MUHASEBE KAYDI
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________
659 DİĞER GİDER VE ZARARLAR
121 ALACAK SENETLERİ
Vazgeçilen alacak kaydı
____________________ 00 / 00 / 0000 ____________________


VERGİ USUL KANUNUNA GÖRE DEĞERSİZ ALACAKLAR VE VAZGEÇİLEN ALACAKLAR

GİRİŞ-Firmaların ticari hayatlarında sık sık karşılaşabilecekleri bir durum ;kredili olarak sattıkları mal yada hizmet bedelini hasılat olarak kaydedip,vergi matrahlarına dahil etmek,daha sonra da hasılat yazılan tutarı ya zamanında tahsil edememek yada hiç tahsil edememek durumunda kalarak alacaklarının tahsilinin olanaksız hale gelmesidir.Bu durumda firmalar kredili olarak sattıkları mal yada hizmet bedellerini hasılat kaydedip vergi matrahlarına eklemekte bunun sonucunda da zarar ettikleri bir mal yada hizmet satışından vergi ödemeleri durumuyla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Kanun koyucu tüm bunları göz önünde bulundurup,mükelleflerin bu tür faaliyetler sonucu tahsiline imkan kalmayan alacaklarını zarar olarak dikkate almak suretiyle,vergi matrahlarından düşülmesini belirli şartlara tabi tutarak kabul etmiştir.

1.DEĞERSİZ ALACAKLAR-Değersiz alacaklara ilişkin düzenlemelere Vergi Usul Kanunu’nun 322’nci maddesinde yer verilmiştir. Buna göre;“Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaklardır.
Değersiz alacaklar bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleri ile zarara geçirilerek yok edilirler.
İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.”

1.1. Bir Alacağın Değersiz Alacak Olduğu Gerekçesiyle Zarar Kaydedilebilmesi İçin Gereken Şartlar
Kanun maddesinde açıklandığı üzere
  • Kazai bir hükme
  • Veya kanaat getirici bir belgeye göre tahsilinin imkansız hale geldiği alacaklar,değersiz alacak olarak sayılırlar.
Bir alacağın değersiz alacak olarak kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekmektedir.

  1. Alacağın Ticari Ve Zirai Kazancın Elde Edilmesi Veya İdame Ettirilmesi İle ilgili Olması, İş Ve İşletme İle İlgisinin Bulunması Gerekmektedir.
Alacağın Değersiz Alacak olarak değerlendirilip zarar yazılabilmesi için iş ile ilgisinin bulunması,ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmalıdır. Bunun yanında alacağın gerçek bir faaliyete dayanması gerekir.

Dolayısıyla işletmenin gerçek bir faaliyetine dayanmamış,ticari iş ve işletme ile ilgisi bulunmayan,işletmenin karını etkilememiş,işletme sahibinin şahsi nitelikteki alacaklarının değersiz hale gelmeleri durumunda bu nitelikteki alacakların gider kaydedilmesi mümkün değildir.Nitekim bu hususta Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 25/11/1976 gün ve 1976/1927 Esas ve 1976/3085 sayılı kararı “Şüpheli alacak karşılığı ayrılarak gider yazılması kabul edilmeyen ticari mahiyette olmayan alacaklar için,değersiz alacak olarak gider yazılması da mümkün değildir” şeklindedir.

Yasal düzenleme gereği,tahsil edilemeyen ve tahsil edilmesi olanağının bulunmadığı konusunda yargı kararı veyahut ispatlayıcı belge bulunan alacağın,tahsil olanağının ortadan kalktığı tarihte ilgili sonuç hesabına intikal ettirilmesi gerekir. Çünkü V.U.K.’nun 322. maddesinde “….değersiz alacaklar bu mahiyette girdikleri tarihte….” zarar kaydedilmek suretiyle yok edileceği belirtilmektedir. Maddede yer alan “…yok edilirler.”ifadesinden anlaşılması gereken bir alacağın değersiz hale gelmesi, bu surette artık o alacağın tahsil imkanının kalmadığı konusunun kesinleşmesidir. Bu nedenle teminata bağlanan veya gizli teminatı bulunan bir alacağın karşılık konusu yapılması söz konusu olmayacağı gibi, bu alacağın değersiz olarak kabulü de mümkün değildir. 1

  1. Alacak İşletme Hesaplarına Kaydedilmiş Ve Hasılat Olarak Dikkate Alınmış Olmalıdır.
Değersiz alacaklar bilanço ve işletme hesabı esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahiplerince gider olarak kaydedilebilirler. Vergi Usul Kanununun 323'üncü maddesine göre şüpheli alacaklara karşılık ayırabilmek için, bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken, değersiz alacakları kanundaki belirlenmiş şartları taşımaları kaydıyla gider yazmak veya doğrudan zarara atabilmek için bilanço esasına göre defter tutmak şartı yoktur. İşletme esasına göre defter tutan mükellefler de bu imkandan yararlanabilir.

Ticari ve Zirai kazançlarda tahakkuk esası geçerli olduğundan,bedeli tahsil edilmeyip hasılat yazılan alacakların ,tahsilinin sonradan imkansız hale gelmesi durumunda alacağın belirli koşuların varlığında gider ve zarar yazılması mümkündür.Bedeli tahsil edilmeyen alacağın daha önceden hasılat olarak dikkate alınmış olması gerekir.Hasılat olarak dikkate alınmayan alacakların daha sonra değersiz alacak olarak gider ve zarar yazılması mümkün değildir.

  1. Alacağın Tahsili Kazai Bir Hükme Veya Kanaat Verici Bir Vesikaya Göre İmkansız Hale Gelmelidir.
Kazai bir hüküm;alacağın tahsil edilme imkanının tamamen ortadan kalktığını hükme bağlayan bir mahkeme kararıdır.
Bir alacağın değersiz sayılması için bu alacağın mutlaka senede bağlı olması gerekmemektedir.Önemli olan alacağın varlığının delillendirilmesi ve değersiz hale geldiğinin kanaat verici bir vesikaya dayandırılmasıdır.

213 Sayılı Vergi usul kanununda kanaat verici bir vesika konusunda yeterli bir açıklama mevcut bulunmamakla birlikte alacağın tahsil imkanının ortadan kalktığını ispat eden her türlü delil kanaat verici vesika olarak dikkate alınmalıdır. Yani burada mükellef bu durumu ispatlar durumda olmalıdır.

Bir alacağın değersiz alacak olarak sayılabilmesi için kanaat getirici vesikalara örnek olarak aşağıdaki belgeler verilebilir;
  • Borçlunun gaipliğine ilişkin mahkeme kararı,
  • Konkordato ilan edildiği durumda alacaklının borçluyu ibra ettiği tutar,
  • Alacağın olmadığını ifade eden mahkeme tutanakları,
  • Borçlunun herhangi bir malvarlığı bırakmadan ölümü ve mirasçıların da mirası red kararı,
  • Borçlunun memleketi terk ettiği ve haczi mümkün mal bulunmadığını gösteren belgeler,
  • Mahkeme huzurunda sulh suretiyle alacağın bir kısmından vazgeçilmesi,

1.2. Aciz Vesikalarının Durumu-Danıştay 3.Daire’nin 15.5.1996 tarih ve E.1995/354,K.1996/1175 sayılı kararında “aciz vesikasına bağlanan alacağın ilgili dönemde gider-zarar yazılabileceği” kabul edilmiştir. Ancak,aciz vesikasına bağlanan alacağın,borçlu mal edindiğinde tahsil edilebileceği gerekçesiyle değersiz alacak olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin yargı organı kararları ve Maliye Bakanlığının verdiği özelgeler de vardır. Nitekim Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu da 169 nolu Kararı’nda,aciz vesikasına bağlanan alacakların değersiz alacak değil,şüpheli alacak sayılacağı yönünde görüş belirtmiştir.

1.3. Değersiz Alacağın Zarar Yazılacağı Dönem-213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 322.maddesinde belirtildiği gibi değersiz alacaklar bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleri ile zarara geçirilerek yok edilirler. Şüpheli alacak karşılığından farklı olarak,işletme hesabı esasında defter tutan mükellefler de değersiz alacaklarını gider kaydetmek suretiyle zarar yazabilirler.

Değersiz hale gelen alacakların zarar yazılması alacağın amortisman niteliğindedir.Bu nedenle amortismanlara ilişkin genel hükümler değersiz alacakların zarar yazılması için de geçerlidir.Dolayısıyla alacakların değersiz alacak niteliğini aldıkları dönemde zarar yazılması gerekir.İlgili yılda zarara geçirilmeyen değersiz alacağın,sonraki yıllarda zarar yazılabilmesi mümkün değildir.Bunun için firma zararda olsa bile alacak değersiz alacak durumuna geldiği
zarar yazılmalıdır.Aksi takdirde sonraki yıllarda zarar yazılabilme imkanı ortadan kalkar. 2

1.4. Değersiz Alacaklarda Muhasebe Kaydı-Örnek: A şahsından olan 10.000.000.000 TL alacak,ilgili adına açılan davanın kaybedilmesi sonucunda değersiz alacak niteliği kazanmıştır. Bu durumda yapılacak muhasebe kaydı aşağıdaki şekilde olacaktır.

-------------------------------------- / -----------------------------------------------
689 Diğer Olağandışı Gider ve
Zararlar Hesabı 10.000.000.000

120 Alıcılar Hesabı 10.000.000.000
------------------------------------- / ------------------------------------------------

Dönem sonunda değersiz alacakla ilgili oluşan zarar, Dönem Karı veya Zararı Hesabına devredilip, kapanacaktır.

----------------------------------31/12/2003------------------------------------------
690 Dönem Karı veya Zararı Hesabı 10.000.000.000
689 Diğer Olağandışı Gider ve
Zararlar Hesabı 10.000.000.000
--------------------------------- / ----------------------------------------------

2. VAZGEÇİLEN ALACAKLAR-Vazgeçilen Alacaklara ilişkin düzenlemelere Vergi Usul Kanunun 324 üncü maddesinde yer verilmiştir. Buna göre;“Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar,borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur.”

Vazgeçilen alacaklarda da değersiz alacaklara ilişkin esaslar geçerlidir. Vazgeçilen alacak,alacaklı bakımından değersiz alacaktır. Borçlu bakımından ise bir avantajdır. Çünkü bu yolla borçlunun pasif kalemlerinde bir azalma olmuş,borçları azalmıştır.

2.1. Bir Alacağın Vazgeçilen Alacak Olarak Kabul Edilebilmesi İçin Gereken Şartlar-Kanun maddesinde de belirtildiği üzere; bir alacağın vazgeçilen alacak olarak kabul edilmesi için, alacaktan konkordato veya sulh yolu ile vazgeçilmelidir.

Vazgeçilen alacakları,değersiz alacaklardan ayıran en önemli nokta budur. Alacağın değersiz hale geldiğini kabul etmek için kazai bir hükme veya kanaat getirici bir belgeye ihtiyaç varken vazgeçilen alacaklar için Yasada,alacaklının rızasıyla alacağından vazgeçtiğini gösteren konkordato ve sulh yoluna yer verilmiştir.

Kanun koyucunun sulh yoluyla vazgeçilen alacak için herhangi bir belge aramaması, vazgeçilen alacağın gelir sayılmasından kaynaklanmaktadır. 3

Vazgeçilen alacaklarda; alacaklı alacağından vazgeçerek zarara uğramakta,borçlu ise bu borcundan kurtularak hasılat elde etmektedir. İşte bu noktada kanun koyucu borcundan kurtulup hasılat elde eden borçlu için bu hasılatı ilgili dönemde değil de,borçlunun defterinde özel bir karşılık hesabında üç yıl beklettikten sonra vergilendirmeyi öngörmüştür.

Maddede belirtildiği üzere vazgeçilen alacak borçlunun defterinde özel bir karşılık hesabına alınır ve üç yıl bekletilir. Alacaktan vazgeçildiği yıldan itibaren bu süre içinde zararla itfa edilmeyen karşılık, dönem kazancına eklenerek vergiye tabi tutulur. Ancak üç yıllık süre dolmadan işin terki, devir ve ölüm halinde karşılık hesabında bekleyen vazgeçilen alacaklar kara eklenir.

2.2.Vazgeçilen Alacaklarda Muhasebe Kaydı

Vazgeçilen Alacağın ilgili yılda muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

----------------------------------- / -------------------------------------------
320 Satıcılar Hesabı XXXX
546 Vazgeçilen Alacaklar Hesabı XXXX
----------------------------------- / -------------------------------------------

İzleyen yıllarda yapılacak muhasebe kaydı

----------------------------------- / -------------------------------------------
546 Vazgeçilen Alacaklar Hesabı XXXX
690 Dönem Karı veya Zararı XXXX
----------------------------------- / -------------------------------------------
671 Önceki Dönem Gelir ve Karları XXXX
690 Dönem Karı veya Zararı XXXX
----------------------------------- / -------------------------------------------

SONUÇ

Yazımızda, Vergi Usul Kanununun 322. maddesinde düzenlenen değersiz alacaklar ile 324. maddesinde düzenlenen vazgeçilen alacakların tanımları yapılarak, öncelikle bir alacağın değersiz alacak olduğu gerekçesiyle zarar kaydedilebilmesi için gereken şartlar sıralanıp, aciz vesikalarının durumu değerlendirilmiş ve değersiz alacağın zarar yazılacağı döneme değinilmiştir. Vazgeçilen alacaklarla ilgili esaslara da değinilerek, değersiz ve vazgeçilen alacakların muhasebe kayıtları genel hatları ile açıklanmıştır.Mükellefler, değersiz ve vazgeçilen alacaklarda yukarıda belirtilen esaslara uymak ve kayıtlarını bu esaslara göre düzenlemek durumundadırlar.

10 senedir tahsil edilemeyen ve borçlunun adres ve akıbeti bilinmeyen alacaklar değersiz alacaklardır (Danıştay 4. Daire, Tarih: 23.03.1966, Esas No: 1962/3531, Karar No: 1966/ 1455)."



1 Erkan,Mehmet; “Vergi Hukukunda Değersiz ve Vazgeçilen Alacaklar”, Vergi Dünyası, S. 232, Aralık 2000
2 Yüksel,Volkan; “Değersiz Alacaklar ve Muhasebe İşlemleri”, Diyalog, S. 41, Ağustos 2003

3 Özyer, M. Ali; Vergi Usul Kanunu Uygulaması, HUD Yayınları, S.516, İstanbul 2001