.

.

11 Mart 2014 Salı

Limited Şirketi Anonim Şirkete Dönüştürmenin Avantajları

Limited Şirketi Anonim Şirkete Dönüştürmenin Avantajları 

(MuhasebeTR Mevzuat Komisyonu)

Yeni TTK ile birlikte, gündeme gelen konulardan biri de limited ya da anonim şirketlerden, hangisinin daha avantajlı olduğuyla ilgilidir.Yeni TTK’da yer alan düzenlemeler doğrultusunda, limited ve anonim şirketleri kıyasladığımızda, anonim şirketler bundan önceki bölümlerde de değinmiş olduğumuz üzere “daha avantajlı” gözüküyor.
Bu nedenle, yeni kurulacak şirketlerde, anonim şirketin tercih edilmesinde,
mevcut limited şirketlerin de anonime dönüştürülmesinde yarar vardır.
Yeni TTK’ya göre, anonim ve limited şirket kıyaslaması tabloda gösterilmiştir.
YENİ TTK’YA GÖRE ANONİM VE LİMİTED ŞİRKET KIYASLAMASI

ANONİM ŞİRKET
LİMİTED ŞİRKET

1.Tek kişi ile kurulabiliyor.
1.Tek kişi ile kurulabiliyor.
2.Yönetim kurulu üyesi olmayan ortağın, şirketten tahsil edilemeyen vergi ve SSK (4/a) primi borçlarından “hiçbir sorumluluğu” sorumluluğu yoktur.
2. Şirketin vergi ve SSK (4/a)primi
borçlarının, şirketten ve müdürden tahsil edilemeyen kısmından “tüm malvarlığıyla” sorumludur.
3. Şirket pay senedinin, iki yıl geçtikten sonra satılmasından “doğan kazanç tutarı” gelir vergisine tabi değil.
3. Şirket hissesi 5 yıl hatta 15 yıl sonra dahi satıldığında, elde edilen kazanç  “değer artışı kazancı" olarak, gelir vergisine tabi.
4. Şirket hissesinin satışının, “noterden yapılma mecburiyeti” yok. Hamiline yazılı pay senedi varsa pay senedinin teslimi yeterlidir. Ticaret sicilinde tescil mecburiyeti de yok.
4. Şirket hissesi satışının “noterden yapılma mecburiyeti” var. Ayrıca“genel kurul onayı” gerekiyor. Pay devri onayının, Ticaret Siciline tesciligerekiyor.
5. Halka açılma olanağı var.
5. Halka açılma olanağı yok.
6.Hamiline pay senedi bastırmadan kaynaklanan bazı özel avantajlar var.
6. Hamiline pay senedi bastıramaz. “Nama yazılı pay senedi” bastırabilir ve bunu ortaklığı ispat için kullanabilir. Satışında “vergi avantajı” yok.
7. Ortaklar ve onlara yakın kişilerin şirkete verilen ve özkaynakların yerini tutan ödünçler, her zaman iade edilebilir.
7.A.Ş’lerin aksine,sırada en sonda yer alanlar da dahil olmak üzere,diğer tüm alacaklardan sonra iade edilir (md.615).
8. Şirket sözleşmesi, esas sermayesinin “yarısını” temsil eden ortakların kararıyla değişebiliyor (md. 421).
8.Şirket sözleşmesi,esas sermayenin “üçte ikisini” temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebilir (md. 589).


GENEL KURUL İÇİN DENETİM RAPORU


Türkiye’deki ticari hayatı düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi ile Denetim çok farklı bir boyut kazanmıştır. İlk başta bahsetmiş olduğumuz uygulamanın farkında olan idare bu gidişe bir dur demiştir. Tüm sermaye şirketleri bağımsız denetime tabii tutulmuştur. Artık matbuu bir evrak olmaktan çıkmış, yasal bir zemine oturtulmuştur. Fakat Türkiye’deki mevcut sermaye şirketlerinin alt yapı yetersizliği ve bu işlemin maddi boyutunun yüksek olması sebebiyle geri adım atılmış ve yasa maddeleri esnetilmiştir.

 11 Nisan 2013 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 6455 sayılı Torba Kanun ile değişikliğe gidilmiştir. Söz konusu değişikliğe ilişkin madde metni şu şekildedir;

“MADDE 80 – 6102 sayılı Kanunun 397 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır. (6) Beşinci fıkra kapsamında denetime tabi olduğu hâlde söz konusu denetimi yaptırmayanların finansal tabloları ve yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu düzenlenmemiş hükmündedir.”

Söz konusu düzenleme Anayasa Mahkemesinde dava konusu yapılmış ve iptali talep edilmiştir. Anayasa Mahkemesi 29 Ocak 2014 günü yapılan görüşmede itirazı şu sonuca bağlanmıştır; “I- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 397.maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,” şeklinde olmuştur. Bu karara göre 6455 sayılı kanunun 80.maddesi hükmü yürürlüktedir. Fakat halen daha yasal bir düzenleme, hazırlanan bir yönetmelik mevcut değildir.
                    Söz konusu Anonim Şirketler 6102 sayılı TTK’nun )
“Toplantılar MADDE 409- (1) Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara,  yönetim kurulunun  yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır. (2) Gerektiği takdirde genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. (3) Aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde genel kurul, şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır.” hükmü gereğince 2013 takvim yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısını 31 Mart 2014 tarihine kadar yapacaktır.

                 Genel kurul toplantılarında yönetim kurulu tarafından ibraz edilecek faaliyet raporları ve mali tabloların oylamaya sunulabilmesi için 6102 sayılı kanun ve 6455 sayılı kanun ile yapılan düzenleme gereğince Denetim Raporu ile doğrulması gerekmektedir.

Söz konusu kanun metni şu şekildedir; 
MADDE 397- (1) (Değişik: 26/6/2012-6335/18 md.) Dördüncü fıkra uyarınca denetime tabi olan anonim şirketlerin ve şirketler topluluğunun finansal tabloları denetçi tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetim kapsamı içindedir. (2) 


(Değişik: 26/6/2012-6335/18 md.) Denetime tabi olanlar, hazırlanmış olan finansal tablolarının denetimden geçip geçmediğini, denetimden geçmiş ise denetçi görüşünü ilgili finansal tablonun başlığında açıkça belirtmek zorundadır. Bu hüküm, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu için de uygulanır. Denetime tabi olduğu hâlde, denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, düzenlenmemiş hükmündedir. (3) Şirketin ve topluluğun finansal tabloları ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporunun sunulmasından sonra değiştirilmişse ve değişiklik denetleme raporlarını etkileyebilecek nitelikteyse, finansal tablolar ile, birinci fıkra çerçevesinde yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu yeniden denetlenir. Yeniden denetleme ve bunun sonucu, raporda özel olarak açıklanır. Denetçi görüşünde de yeniden denetlemeyi yansıtan uygun eklere yer verilir. (4) 

(Ek: 26/6/2012-6335/18 md.)398 inci madde kapsamında denetime tabi olacak şirketler Bakanlar Kurulunca belirlenir. (5) (Ek: 28/3/2013-6455/80 md.) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır. (6) 

(Ek: 28/3/2013-6455/80 md.) Beşinci fıkra kapsamında denetime tabi olduğu hâlde söz konusu denetimi yaptırmayanların finansal tabloları ve yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu düzenlenmemiş hükmündedir.

 Sonuç olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre 31 Mart 2014 yılına kadar ircaa edilmesi gereken 2013 takvim yılı olağan genel kurul toplantılarında Denetçi Raporu tanzimi ve diğer evraklar üzerindeki etkisi söz konusudur. İçinde bulunduğumuz Martı ayı süresi zarfında Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın konuya açıklık getirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Anonim Şirketler tarafından yapılacak olağan genel kurul toplantılarının 6102 sayılı yasaya aykırı olacağı aşikârdır. Bu sebeplerden dolayı bir hataya mahal verilmemesi ve akıllardaki soru işaretlerinin giderilmesi açışsından Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın hazırlayacağı yönetmeliğin bir an evvel çıkarılması veya 2013 yılana ait uygulama şeklinin belirtilmesi gerekmektedir. 
SMMM Murat Sayar

  


10 Mart 2014 Pazartesi

Şİrkette tek ortak varsa genel kurul nasıl olacak ?


TEK KİŞİLİK ANONİM ŞİRKET GENEL KURULLARI

Tek kişilik anonim şirketlerde genel kurullara yönelik TTK’nın 408/3 maddesinde düzenleme yer almaktadır. Buna göre, tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. Diğer yandan anonim şirketlerde genel kulların düzenlendiği Yönetmelikte tek kişilik anonim şirket genel kurullarına ilişkin olarak aşağıdaki düzenlemeler yer almaktadır. 

Tek pay sahibi toplantı başkanlığı için öngörülen tüm görevleri tek başına yerine getirebilir mi?
Toplantı başkanlığı için öngörülen tüm görevleri tek başına yerine getirebileceğine ilişkin hususa iç yönergede yer verilir. Ayrıca elektronik genel kurul sistemini kullanan şirketler için bu konudaki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi amacıyla toplantı başkanı tarafından uzman kişiler görevlendirilebileceği de İç Yönergede belirtilir…) düzenlemesine yer verilmiştir.Yönetmeliğin 7’nci maddesinde toplantı başkanlığının oluşturulmasına yer verilmiş olup, tek kişilik anonim şirketler için “…(2) Başkan tarafından en az bir tutanak yazmanı ve gerekli görülürse yeteri kadar oy toplama memuru görevlendirilir. Buna göre oluşturulacak olan iç yönergede TEK PAY sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibinin toplantı başkanlığı için öngörülen tüm görevleri tek başına yerine getirebileceğine ilişkin hususa  yer verilebilecektir.

Tek pay sahipli şirketlerde tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmesi zorunlu mudur? 
Anonim şirket genel kurullarında toplantı başkanlığı Yönetmeliğin 14’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre,
(1) Esas sözleşmede aksine herhangi bir düzenleme yoksa toplantıyı yönetecek başkan ve gereğinde başkan yardımcısı genel kurul tarafından seçilir.
(2) Toplantı başkanı, tutanak yazmanı ile gerek görürse oy toplama memurunu tayin ederek başkanlığı oluşturur. Ayrıca tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmemişse, bunlara ait görevler toplantı başkanı tarafından yerine getirilir. Elektronik Genel Kurul Sistemindeki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi için toplantı başkanı tarafından uzman kişiler de görevlendirilebilir. TEK PAY sahipli şirketlerde tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmesi zorunlu değildir.

Toplantının açılması ve yönetimi nasıl olacaktır? 
Bu konu Yönetmeliğin 23’üncü maddesinde düzenlenmiştir. TTK’nın 408/3 maddesinde ve Yönetmeliğin 23/4 maddesinde düzenlendiği üzere, TEK PAY sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmesi için yazılı olmaları şarttır.

Toplantı tutanağının düzenlenmesi nasıl olacaktır?
Yönetmeliğin 26’ncı maddesi toplantı tutanağının düzenlenmesini düzenlemiştir. 26/1’e göre, genel kurul toplantısında yapılan görüşmeler ve alınan kararlar, toplantı başkanlığı tarafından tutanağa yazılır. Genel kurul tutanağı, toplantı mahallinde ve toplantı sırasında en az iki nüsha olarak düzenlenir. Tutanak, toplantı başkanlığı ve Bakanlık temsilcisinin katılması gereken toplantılarda Bakanlık temsilcisi tarafından imzalanır.TEK PAY sahipli şirketlerde toplantıda hazır bulunan pay sahibinin veya temsilcisinin de toplantı tutanağını imzalaması zorunludur. 26/5 uyarınca da, toplantı başkanının, Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu olan toplantılarda Bakanlık temsilcisinin veya TEK PAY sahipli şirkette hazır bulunan pay sahibinin veya temsilcisinin imzalamadığı toplantı tutanakları geçersizdir.

Tek pay sahipli anonim şirketlerde de iç yönerge oluşturulması zorunlu mudur? Bu konu ise Yönetmeliğin 43/1 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, TEK PAY sahipli anonim şirketlerin yönetim organlarınca Yönetmelikte belirtilen asgari unsurları içerecek şekilde bir iç yönerge hazırlanması ve bu iç yönergenin şirket genel kurulunca onaylanması şarttır. Tek pay sahibi, toplantı başkanlığı için öngörülen tüm görevleri tek başına yerine getirebilir.

TEK KİŞİLİK LİMİTED ŞİRKET GENEL KURULLARI
Tek kişilik limited şirketlerin genel kurullarına TTK’nın 616’ncı maddesinin 3’üncü fıkrasında yer verilmiştir. Buna göre, tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek ortağın genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. Bu düzenleme anonim şirketlerdeki düzenlemeye paraleldir.

Diğer yandan Yeni TTK'nın 617'nci maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca, limited şirketlerin genel kurullarına ilişkin toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanacaktır.

Tek kişilik anonim şirketlerin genel kurlarına yönelik olarak yukarıda sorduğumuz ve cevapladığımız sorular TTK’nın 617/3 maddesi uyarınca limited şirketler için de geçerli olacaktır.

Sonuç olarak tek kişilik anonim ve limited şirketler için özellik arz edebilecek ve Yönetmelikte ayrıca yapılan düzenlemeler yazımızda ele alınmıştır. Yukarıdaki ele aldığımız düzenlemeler özellik arz eden düzenlemeler olup, bu düzenlemeler dışında tek kişilik şirketlerin genel kurulları tek kişilik olmayan şirketlerin genel kurullarındaki gibi olacaktır.
www.dkrdenetim.com


8 Mart 2014 Cumartesi

.

http://muhasebeweb.com/haber_detay.php?id=1519_2013-11-SAYILI-GENELGE-SIL-BASTAN-YENIDEN-DUZENLENDI.html

7 Mart 2014 Cuma

ARSA KARŞILIĞI İNŞA EDİLEN BİNANIN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİNDEN ARSA SAHİBİNE YAPILAN TESLİMLERDE KATMA DEĞER VERGİSİ

Arsa Karşılığı İnşa edilen Binanın Bağımsız bölümlerinden Arsa sahibine yapılan teslimlerde Katma Değer Vergisi
Danıştay 4. Dairesi
Tarih : 21.11.2013
Esas No : 2010/3166
Karar No : 2013/8525
KDVK Md. 1

ARSA KARŞILIĞI İNŞA EDİLEN BİNANIN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİNDEN ARSA SAHİBİNE YAPILAN TESLİMLERDE KATMA DEĞER VERGİSİ
Arsa karşılığı inşa edilen binanın bağımsız bölümlerinden arsa sahiplerine yapılan işyeri tesliminin katma değer vergisine tabi olduğu yönünde bir düzenleme getirilmeden, yönetmelikte yer alan düzenleme esas alınmak suretiyle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde yasaya uygunluk bulunmadığı hk.

İstemin Özeti:
2009/6. dönem katma değer vergisi beyannamesi kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği tamamlanarak arsa sahiplerine teslim edilen bağımsız bölümler nedeniyle fatura düzenlenmemesi ve katma değer vergisi hesaplanmaması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilerek tahakkuk ettirilerek ödenen katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; arsa karşılığı inşa edilen binanın bağımsız bölümlerinden arsa sahiplerine yapılan işyeri tesliminin katma değer vergisine tabi olduğu yönünde bir düzenleme getirilmeden, yönetmelikte yer alan düzenleme esas alınmak suretiyle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde yasaya uygunluk görülmediği gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı İdare, arsa karşılığı yapılan iş yeri teslimlerinin Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. ve geçici 8. maddeleri ile 30 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Kanunu Genel Tebliği hükümlerince katma değer vergisine tabi olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

Karar:

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.
Bu nedenle, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi.

Derneklerde denetim.(Bülent Fidan'ın bloğundan aldım)

Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanununun dernek denetim kurulları hakkındaki amir hükümlerini incelenmek gerekmektedir. Derneklerde iç denetim ve denetim kurullarının kuruluş, işleyiş ve çalışma usulleri, 5253 sayılı kanunun 9. ve 19. maddeleri ve 4721 sayılı kanunun 86. maddesi ile şu şekilde düzenlenmiştir. 5253 Sayılı Dernekler Kanunu;
“İç denetim MADDE 9 — Derneklerde iç denetim esastır. Genel kurul, yönetim kurulu veya denetim kurulu tarafından iç denetim yapılabileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırılabilir. Genel kurul, yönetim kurulu veya bağımsız denetim kuruluşlarınca denetim yapılmış olması, denetim kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Denetim kurulu; derneğin, tüzüğünde gösterilen amaç ve amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usullere göre ve bir yılı geçmeyen aralıklarla denetler ve denetim sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve toplandığında genel kurula sunar.
Denetim kurulu üyelerinin istemi üzerine, her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.”
“Beyanname verme yükümlülüğü ve denetim MADDE 19 — Dernekler, yılsonu itibarıyla faaliyetlerini, gelir ve gider işlemlerinin sonuçlarını düzenleyecekleri beyanname ile her yıl Nisan ayı sonuna kadar mülkî idare amirliğine vermekle yükümlüdürler. Beyannamenin düzenlenmesine ilişkin esas ve usuller yönetmelikte düzenlenir.
Gerekli görülen hallerde, derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermedikleri, defterlerini ve kayıtlarını mevzuata uygun olarak tutup tutmadıkları İçişleri Bakanı veya mülkî idare amiri tarafından denetletilebilir. Bu denetimlerde kolluk kuvveti mensupları görevlendirilemez. İçişleri Bakanlığı ve mülkî idare amirlerinin yapacağı denetimler mesai saatleri içerisinde yapılır. Bu denetimler en az yirmi dört saat önce derneklere bildirilir.
Denetim sırasında görevli memurlar tarafından istenecek her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.
Denetim sırasında, suç teşkil eden fiillerin tespit edilmesi hâlinde, mülkî idare amiri durumu derhal Cumhuriyet savcılığına ve derneğe bildirir.” denilmektedir.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunumuzda Derneklerin iç Denetimi konusunda;
“MADDE 86- Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.
Denetim kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre yapar; denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar. “ denilerek Derneklerde denetim konusunun mahiyeti, denetim kurulunun oluşumu ve çalışma şekli izah edilmiştir.
Denetim Nasıl olacak? Denetimin Konusu ne olacak?
Denetim Kurulu, 1 yılı geçmeyen aralıklarla Dernek faaliyetlerini denetlemek ve denetim sonucunu raporlayarak Yönetim Kuruluna, toplandığı zaman ise Genel Kurula sunmakla mükellef kılınmıştır. Dernek Denetim Kurulu bu mükellefiyeti dışında dernek tüzüğü ile emredilen ve temel mevzuata aykırı olmayan diğer denetim görevlerini de yapmakla görevlidir.
Denetim, derneğin tüm faaliyetlerinin tüzük amaçları doğrultusunda yürütülüp yürütülmediği, bu faaliyetler yürütülürken oluşan para hareketlerinin kontrolü ve esasen mali yapının detaylı bir şekilde incelenmesi ve mevzuata uygunluğunun denetlenmesi şeklinde yapılmalıdır.
Konunun detaylarına inerek ana denetim konularını şöyle sıralayabiliriz;
Dernek üyelik işlemleri ile ilgili denetim faaliyeti, genel kurul toplantılarının zamanında yapılıp yapılmadığı, genel kurula davet usulleri, Dernek faaliyetlerinin kanun, yönetmelik ve tüzüğe uygunluğu, Derneğin gelir ve giderlerin, defterlerinin kayıt yöntemleri, muhasebe kayıtlarının uygunluk denetimi, beyannamelerin zamanında ve doğru olarak verilip verilmediği gibi temel başlıklarda denetim faaliyeti yapılmalıdır. Tüm bu denetim çalışmalarının sonunda Dernek faaliyet dönemi ile ilgili eleştiri, tavsiye ve denetim sonuçları ile elde edilen verilen Yönetim Kuruluna raporlanmalıdır.
Sonuç:
Eski Dernekleri Kanunumuzda yer alan ve Derneklerin denetim görevini kolluk kuvvetlerine bırakan mevzuatımız yeni Dernekler Kanunu ile Derneklere iç denetim sorumluluğu vermiştir.
Eski sistemde sadece esas mali denetim iken yeni Dernekler Kanunu ile faaliyet ve uygunluk denetimi birleştirilmiştir.
Derneklerimiz öncelikle mevcut Dernek Tüzüğünü bir hukukçu ve mali müşavir desteği ile Yeni Dernekler Kanununa uygun ve çağın gereklerini karşılar hale getirmekle yükümlüdürler. Özellikle Denetim Kurulu ve iç denetim konuları Tüzükte detaylı olarak yer almalıdır.
Derneklerin Denetim Kurulunda en az bir mali müşavir ve bir hukukçu görev almalıdır.
Derneklerin iç denetimine ilişkin olarak standart bir denetleme biçimi bulunmamakla birlikte İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığınca 11.05.2009 tarih ve 2009/45 sayılı genelge ekinde yayınlanan Dernek İç Denetim Raporu Rehberi, bu konuda hazırlanan kaynak niteliğinde bir dokümandır. Dernek Denetim Kurulları yukarıda belirtilen rehber ışığında ve aynı genelge ekinde yayınlanan Dernek İç Denetim Raporu örneğini esas alarak denetimlerini yapmaları tavsiye olunur.
Yararlanılan Kaynaklar:
5253 Sayılı Dernekler Kanunu
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
İşletmelerde İç Denetim Faaliyetinin Rolü ve Katma Değeri, Ali Kamil Uzun, CPA, CFE
Derneklerde İç Denetim ve Dernek Denetim Kurulunun Yetki ve Sorumlulukları, Mintez ŞİMŞEK, Müfettiş, Türk Kızılayı Teftiş Kurulu


5 Mart 2014 Çarşamba

Yap-Kullan-Devret (Güncel&Laviale)

ŞİRKETLER VE ARSA SAHİPLERİ ARASINDA YAP-İŞLET-DEVRET MODELİNE BENZER BİR YÖNTEMLE İNŞA EDİLEREK KULLANILAN VE SÖZLEŞME SÜRESİ SONUNDA BEDELSİZ OLARAK ARSA SAHİPLERİNE DEVREDİLEN BİNALARIN VERGİLENDİRİLMESİ
Şirketler, arsa sahipleri ile bir sözleşme yaparak, faaliyet gösterecekleri idari binalar ya da fabrika, atölye gibi üretim tesislerini Yap-İşlet-Devret modeline benzer bir yöntemle bunlara ait arsaların üzerine inşa etmekte, inşa ettikleri binaları sözleşmede belirtilen süre boyunca herhangi bir kira bedeli ödemeden kullanmakta, sözleşme süresi sonunda ise anılan binaları arsa sahiplerine bedelsiz olarak devretmektedirler. Uygulamada, Yap-İşlet-Devret modeline benzer bir yöntemle gerçekleştirilen işlemlerin ne şekilde vergilendirileceği konusunda tereddütlerle karşılaşılmaktadır. 
1) Yap-İşlet-Devret Modeli’nin Kapsamı ve Vergilendirilmesi-Bilindiği üzere, Yap-İşlet-Devret Sistemi, 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Bu Kanunun amacı, kamu kurum ve kuruluşlarınca (kamu iktisadi teşebbüsleri dahil) ifa edilen, ileri teknoloji veya yüksek maddi kaynak gerektiren bazı yatırım ve hizmetlerin Yap-İşlet-Devret modeli çerçevesinde yaptırılmasını sağlamaktır.
Anılan Kanunun 2. Maddesine göre bu Kanun; köprü, tünel, baraj, sulama, içme ve kullanma suyu, arıtma tesisi, kanalizasyon, haberleşme, kongre merkezi, kültür ve turizm yatırımları, ticari bina ve tesisler, spor tesisleri, yurtlar, tema parklar, balıkçı barınakları, silo ve depo tesisleri, jeotermal ve atık ısıya dayalı tesisler ve ısıtma sistemleri elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti maden ve işletmeleri, fabrika ve benzeri tesisler, çevre kirliliğini önleyici yatırımlar, otoyol, trafiği yoğun karayolu, demiryolu ve raylı sistemler, gar kompleksi ve istasyonları, teleferik ve telesiyej tesisleri, lojistik merkezi, yeraltı ve yerüstü otoparkı ve sivil kullanıma yönelik deniz ve hava alanları ve limanları, yük ve/veya yolcu ve yat limanları ile kompleksleri, sınır kapıları ve gümrük tesisleri, milli park (özel kanunu olan hariç), tabiat parkı, tabiatı koruma alanı ve yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında planlarda öngörülen yapı ve tesisleri, toptancı halleri ve benzeri yatırım ve hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve devredilmesi konularında, yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.

Yap-İşlet-Devret Sisteminin vergilendirilmesine ilişkin usul v esaslar ise aşağıdadır:

- Yap-İşlet-Devret Modeli kapsamında yapılan harcamalar, Vergi Usul Kanununun 272. Maddesine göre,  özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilir.
- Aktifleştirilen söz konusu özel maliyet bedelleri Vergi Usul Kanununun 327. maddesi gereğince işletme hakkı süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilir.
- İşletmeci şirket tarafından yapılan yatırım ve hizmetler, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte her türlü borç ve taahhütlerden ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumda bedelsiz olarak kendiliğinden idareye geçer. Esas itibariyle işletmeci, işletme süresi içinde özel maliyet bedelini amortisman yoluyla giderleştirmek ve tesisin bedelini de sözleşme süresi içinde işletmek suretiyle elde ettiği kazançla karşılamış olur. Dolayısıyla, bedelsiz devir nedeniyle herhangi bir gelir veya gider oluşmaz.
- 3996 sayılı Kanun kapsamındaki yap-işlet-devret modelinde ilgili kurumca süre sonunda tesisin kendisine devri karşılığında işleticiye doğrudan bir bedel ödenmemektedir. Bir finansman türü olan bu modelde işletici tesisin devrine ilişkin bedeli, tesisi sözleşme ile öngörülen süre içinde işletmek suretiyle elde ettiği kazanç ile karşılamaktadır. Bu çerçevede, yap-işlet-devret modelinde, süre sonunda tesisin işletici tarafından ilgili kuruma tesliminde emsal bedel üzerinden KDV aranılmaz.
- Bu model kapsamında yapılan işlerle ilgili olarak yüklenilen KDV’ler indirim konusu yapılır. 
- 3996 sayılı Kanun kapsamında ve yap-işlet-devret modeli çerçevesinde idare ile şirketlerin yapacağı iş ve işlemler damga vergisi ve harçlardan muaftır. 
2) Şirketler ve Arsa Sahipleri Arasında Yapılan Bu Sözleşmeler Yap-İşlet-Devret Modeli Olarak Değerlendirilebilir mi?
Yap-İşlet-Devret Modeli’nin kapsamı ve konusu yukarıda (1). Bölümde açıklanmıştır. Yapılan açıklamalardan da fark edileceği üzere, şirketler ve arsa sahipleri arasında bu adla yapılan sözleşmeler 3996 sayılı Kanun kapsamına girmemektedir. Yani, yapılan söz konusu işlemleri 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi kanunen mümkün bulunmamaktadır.
3) Şirketler ve Arsa Sahipleri Arasında Yapılan ve Yap-İşlet-Devret Modeli Olarak Adlandırılan Bu Sözleşmelerde Vergilendirme Nasıl Yapılacak? Maliye Bakanlığı Görüş Mü Değiştirdi?
Uygulamada, şirketler ve arsa sahipleri arasında gerçekleştirilen ve yap-işlet-devret modeli olarak adlandırılan bu sözleşmeler kapsamında yapılan binalar için yapılan harcamalar şirketler açısından özel maliyet bedeli olarak değerlendirilerek, kira süresi beş yıldan az ise kira süresi içinde, beş yıldan fazla ise beş yılda eşit yüzdelerle itfa edilmekte, sürenin sonunda binaların arsa sahiplerine bedelsiz devrinde ise bedelsiz devredilen iktisadi kıymetlerin emsal bedeli kiraya veren açısından kira geliri sayılmakta, binalar gerçek kişilerin özel mülkiyetinde ise bu gelir gayrimenkul sermaye iradı, bir iktisadi işletmeye dahil ise ticari kazanç ve kurum kazancı olarak değerlendirilmekte ve vergilendirilmektedir. Vergi İdaresi de zımnen bu uygulamayı bugüne kadar benimsemiştir.
Ancak, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, başkalarının arsaları üzerine Yap-İşlet-Devret Modeline göre inşa ettikleri ve sözleşme süresi sonunda arsa sahiplerine devrettikleri binaların vergilendirilmesine ilişkin görüşünü yeni tarihli bir özelgeyle belirlemiştir. Bir anlamda görüşünü de değiştirdi diyebiliriz.          
Adı geçen Bakanlık;
-  Şirketlerin arsa sahipleri ile düzenledikleri sözleşmeye istinaden bina inşa edilmesi için yaptıkları harcamaların özel maliyet bedeli olarak dikkate alınamayacağı, yapılan işin arsa sahiplerine verilen bir inşaat taahhüt hizmeti olarak kabul edilmesi gerektiği,
- Sözleşmeye istinaden arsa sahiplerine bina yapım hizmeti verilmek suretiyle inşa edilen bina için yapılan harcamaların emsale uygun belirlenen bir kâr marjı ile arsa sahibi şahıslara fatura edilerek (Faturalamada genel oranda (% 18) KDV hesaplanması unutulmamalı) bina yapım hizmeti karşılığı alacak olarak kayıtlara intikal ettirilmesi ve yapım hizmeti nedeniyle oluşan kazancında kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi,
-Sözleşme süresinin sonuna kadar binanın kullanım hakkı şirketlere ait olduğundan, şirketler  tarafından fatura edilen ve alacak olarak kayıtlara intikal ettirilen tutarın, binanın kullanılmaya başlandığı tarihi müteakip kalan kira süresine bölünmek suretiyle hesaplanan kısmının ilgili yıllar itibariyle alacak tutarından düşülerek safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40/1. Maddesine göre ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınması,
 - Şirketler tarafından ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınan tutarların arsa sahibi şahıslara hesaben yapılan kira ödemesi olarak kabul edilmek suretiyle bu tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesine göre gelir vergisi kesintisi yapılması; arsa sahibinin kurumlar vergisi mükellefi veya gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olması halinde ise elde edilen kira gelirlerinin ilgili dönem kurumlar vergisi veya gelir vergisi beyannamesi ile beyan edileceğinden vergi kesintisi yapılmaması,
- Gelir Vergisi Kanununun 72. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, mülk sahibinin şirketlere olan borçlarından yıllar itibariyle mahsup edilen tutarlar tahsil hükmünde olduğundan, anılan Kanunun 86. maddesinin birinci fıkrasının (1/c) bendinde yer alan haddin (2013 yılı için 26.000 TL) aşılması halinde, gerçek kişiler tarafından elde edilen ve kesinti yoluyla vergilendirilmiş olan söz konusu kira gelirlerinin beyan edilmesi  gerektiği görüşündedir.
Bu kapsamda yapılacak işlemlerde yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılması, mükelleflerin ileride doğabilecek mağduriyetlerini önleyecektir.

Söz konusu Özelgenin tam metni önemine istinaden aşağıda yer verilmiştir:


T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı
:
62030549-120[94-2013/391]-1213
07/08/2013

Konu
:
Yap-işlet-devret modeline göre inşa edilen binanın vergisel boyutu.

            

 Özelge talep formunuzda, sağlık sektöründe faaliyette bulunan şirketinizin, arsa sahibi şahıslar ile imzalamış olduğu 8 yıllık yap işlet devret sözleşmesi kapsamında inşa edilecek binayı, tamamlanmasından itibaren sözleşme süresi doluncaya kadar kullanacağı ve sözleşme bitiminde binanın arsa sahiplerine bedelsiz olarak teslim edileceği belirtilerek sözleşme süresince arsa sahiplerine nakdi ve ayni kira ödemesinde bulunulmayacağından şirketiniz tarafından gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı, sözleşme süresinin sonunda bina devredilirken arsa sahibinin elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı hesabında şirketin inşaat için yapmış olduğu harcama miktarının mı yoksa emsal bedelinin mi esas alınacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
        
   5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği hükme bağlanmıştır.
           
Anılan Kanunun 70 inci maddesinde gayrimenkul sermaye iradının tarifi yapılmış ve maddede 8 bent halinde yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup 72 nci maddesinde de, gayrimenkul sermaye iratlarında gayrisafi hasılatın 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olduğu; ayın olarak tahsil edilen kiraların Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre emsal bedeli ile paraya çevrileceği; kiracı tarafından gayrimenkulü genişletecek veya iktisadi değerini devamlı suretle arttıracak şekilde gayrimenkule ilave edilen kıymetlerin, kira müddetinin hitamında bedelsiz olarak kiralayana devrolunduğu takdirde, mezkur kıymetlerin kiralayan bakımından, bu tarihte aynen tahsil edilmiş sayılacağı, kıymetlerin emsal bedelinden düşük değerle devri halinde aradaki farkın bedelsiz devir sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Aynı Kanunun "Gayrisafi hasılat" başlıklı 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasında kira olarak doğan alacağın başka şahsa temlikinin veya kiracısına olan borcu ile takasının tahsil hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Kanunun 73 üncü maddesinde ise kiraya verilen mal ve hakların kira bedelinin emsal kira bedelinden düşük olamayacağı, 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (c) alt bendinde ise vergiye tabi gelir toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye'de vergi kesintisine tabi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği; 94 üncü maddesinde ise vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar sayılmış olup maddenin (5/a) bendinde 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemelerinden %20 oranında kesinti yapılacağı, 96 ncı maddesinde ise vergi kesintisinin, 94 üncü madde kapsamına giren nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı, bu maddede geçen hesaben ödeme deyiminin, vergi kesintisine tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
           
Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı, alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirileceği belirtilmiştir
           
 Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 272 nci maddesinde; "Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline eklenir.
            ...
           
Gayrimenkuller kira ile tutulmuş ise veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki giderler bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerlenir. Kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderler de bu hükümdedir. ...."      hükmüne yer verilmiştir.
           
1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "15.3.2.3. Diğer kurumlar vergisi mükelleflerine ait taşınmazların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemeleri" bölümünde, "Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükelleflerine (kooperatifler hariç) ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır. Bu kurumların elde ettikleri kira gelirleri ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edilecektir." açıklamaları yer almaktadır.Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde
           
 - Şirketiniz ile arsa sahibi şahıslar arasında akdedilen sözleşmeye istinaden bina inşa edilmesi için yapılan harcamaların özel maliyet bedeli olarak dikkate alınması mümkün bulunmayıp, sözleşmeye göre yapılan tesislerin tamamlanıp cins tashihinin yapıldığı veya fiilen kullanılmaya başlandığı tarih itibarıyla, şirketinizce sözleşmeye konu arsa üzerine bina yapılarak söz konusu şahıslara teslim edildiğinin kabul edilmesi,
           
- Sözleşmeye istinaden arsa sahiplerine bina yapım hizmeti verilmek suretiyle inşa edilen bina için yapılan harcamaların emsale uygun belirlenen bir kâr marjı ile arsa sahibi şahıslara fatura edilerek bina yapım hizmeti karşılığı alacak olarak kayıtlara intikal ettirilmesi ve yapım hizmeti nedeniyle oluşan kazancın da kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi,

            - Şirketiniz ile arsa sahipleri arasında yapılan sözleşme hükümleri dikkate alındığında, sözleşme süresinin sonuna kadar binanın kullanım hakkı şirketinize ait olduğundan şirketiniz tarafından fatura edilen ve alacak olarak kayıtlara intikal ettirilen tutarın, binanın kullanılmaya başlandığı tarihi müteakip kalan kira süresine bölünmek suretiyle hesaplanan kısmının ilgili yıllar itibariyle alacak tutarından düşülerek safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi uyarınca ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınması,
           
 - Şirketinizce ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınan tutarların arsa sahibi şahıslara hesaben yapılan kira ödemesi olarak kabul edilmek suretiyle bu tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre gelir vergisi kesintisi yapılması; arsa sahibinin kurumlar vergisi mükellefi veya gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olması halinde ise elde edilen kira gelirleri ilgili dönem kurumlar vergisi veya gelir vergisi beyannamesi ile beyan edileceğinden vergi kesintisi yapılmaması,
           
 - Gelir Vergisi Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, mülk sahibinin şirketinize olan borcundan yıllar itibariyle mahsup edilen tutarlar tahsil hükmünde olduğundan, anılan Kanunun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1/c) bendinde yer alan haddin (2013 yılı için 26.000 TL) aşılması halinde, gerçek kişiler tarafından elde edilen ve kesinti yoluyla vergilendirilmiş olan söz konusu kira gelirlerinin beyan edilmesi    gerekmektedir.
           
Diğer yandan, anılan sözleşme kapsamında gerçekleştirilen işlemlerin ilişkili kişilerle yapılması halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinde yer alan hükümlere uyulması gerektiği ise tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.”


18 yaşından küçük işçi çalıştırmak.....

·         Genç işçi : 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişidir.
·         Çocuk işçi : 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişidir.
·         4857 sayılı İş Kanununa göre 14 yaşından 18 yaşına kadar (18 dahil) işçilerin işe alınmalarından önce iş yeri hekimi işçi sağlığı dispanserleri bunların bulunmadığı yerlerde sırası ile en yakın SSK sağlık ocağı hükümet veya belediye hekimlerine muayene ettirilerek işin niteliği ve şartlarına göre çalışabileceğine dair sağlık raporu alınması gerekmektedir. 18 yaşını doldurana kadar altı ayda bir kontrol edilmesi gerekmektedir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin okula devamları ile okuldaki başarılarına engel olmayacak, meslek seçimi için yapılacak hazırlıklara ya da yetkili makamlar tarafından yeterliliği kabul edilen mesleki eğitime katılmasına engel olmayacak işlerde çalıştırılabilirsiniz.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi temel eğitimini tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde yedi ve haftada otuzbeş saatten fazla olamaz. Ancak, 15 yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde sekiz ve haftada kırk saate kadar arttırılabilir. Çocuk ve genç işçilerin günlük çalışma süreleri, yirmidört saatlik zaman diliminde, kesintisiz ondört saat dinlenme süresi dikkate alınarak uygulanır. Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri birinci fıkrada belirtilen çalışma sürelerini aşamaz.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin hafta tatili izinleri kesintisiz kırk saatten az olamaz. Ayrıca hafta tatili ücreti bir iş karşılığı olmaksızın ödenir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık ücretli iznin kesintisiz kullandırılması esastır. Ancak, yararına olduğu durumlarda çocuk ve genç işçinin isteği üzerine en fazla ikiye; bölünerek kullandırılabilir.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtildiği gibi 18 yaşından küçük işçilerin; çocuklara karşı işlenmiş suçlardan hüküm giyen, yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymiş olan, işveren veya işveren vekilleri çalıştıramazlar.
·         Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte belirtilen Ek I-II de çoçuk işçilerin çalışabileceği işler belirtilmiştir. Ek III’te ise 18 yaş altı işçilerin çalışamayacağı işler belirtilmiştir.
·         Ağır ve Tehlikeli işler Yönetmeliğinde belirtilen işler dışında kalan işlerde 18 yaşından küçük işçilerin çalıştırılması yasaktır. (bkz.Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği EK-I)

·         5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 34. maddesine göre; ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması 

1 Mart 2014 Cumartesi

2014 GK

Önceki Türk Ticaret Kanunu’da (6762 sayılı Kanun) Genel Kurullar için son tarihi Mart sonu olarak düzenlemiş iken;
a)    Nisan ayındaki Kurumlar Vergisi Beyanına göre kendini programlayan şirketler için Mart sonu hatta ilan süresini de düşer isek mart ortasına hazır olmak zor olduğundan ve
b)     6762 sayılı kanunda bulunan erteleme hakkını kullandık diyerek,Genel Kurullarını Nisan ayında yapıyorlardı.  Bir grup şirkette kanunda bununla ilgili bir cezai yaptırım olmadığı bu sebeple herhangi bir ceza ile karşılaşmayacakları için Mayısta Haziranda hatta YK nın görev süresi bittikçe 3 senede bir birleştirerek genel kurul yapıyorlardı.Daha sonra YTTK (6102 sayılı) yürürlüğe girdi. İlgili maddelerde ne değiştiğini görebilmek için eski ve yeni hallerini okumak gerekiyor.
6762 Sayılı (Eski Kanun) Madde 364 – Genel Kurul Zamanı Umumi heyetler adi ve fevkalade olarak toplanırlar. Adi toplantı her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde ve en az yılda bir defa olur. Bu toplantıda md 369 gereğince müzakere gündemine konulması gereken hususlar müzakere olunur.
 6102 Sayılı (Yeni kanun) Madde 409 – Genel Kurul Zamanı (1) Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır.
6762 Sayılı (Eski Kanun)  Madde 377 – Genel Kurul’un Ertelenmesi Bilançonun tasdikı hakkındaki müzakere, ekseriyetin veya şirket sermayesinin onda birine sahip olan azlığın talebi üzerine bir ay sonraya bırakılır; keyfiyet 368 inci maddede yazılı olduğu üzere pay sahiplerine bildirilir ve usulü dairesinde ilan olunur.
6102 Sayılı (Yeni kanun) Madde 420- Genel Kurul’un Ertelenmesi (1) Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Erteleme, 414 üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı olduğu şekilde pay sahiplerine ilanla bildirilir ve internet sitesinde yayımlanır. İzleyen toplantı için genel kurul, kanunda öngörülen usule uyularak toplantıya çağrılır. Maddeler okunduğunda görüldüğü üzere Türk Ticaret Kanun’unda Genel Kurullarla ilgili hiçbir değişiklik yok. Her iki madde de aynı şekilde düzenlenmiş, her iki maddeye uyulmaması halinde de hem eski kanunda hem yeni kanunda cezai bir yaptırım bulunmamakta.
 Bu hususların yanında bu sene yapılacak toplantılar bir kısım şirket için önemli yenilikler içeriyor, Bağımsız Denetime tabi şirketler finansal tablolarını kendileri için yeni bir sistem olan Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlayacak ve bağımsız denetimden geçirtecek ve genel kurullarına bu tabloları sunacak. Bu tablolar üzerinden ibra, kar dağıtımı vb kararları verecekler.
Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına geçişin ilk yılı olması sebebiyle de Kamu Gözetim Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun 27.12.2013 tarihli “İlk Defa Bağımsız Denetime Tabi Olan Şirketlerce Geçiş Döneminde Hazırlanacak Ve Denetime Tabi Olacak Finansal Tablolara İlişkin Duyuru” suna göre01.01.2012, 31.12.2012 ve 31.12.2013 tarihli üç dönem bilançosu ve 2012 ve 2013 dönemlerine ilişkin iki dönem Gelir, Özkaynak Değişim ve Nakit Akım Tabloları hazırlanacak ve genel kurulun onayına sunulacaktır.
Normal dönemlerde dahi oldukça zorluklarla yetiştirilmeye çalışılan finansal tabloların böylesine önemli bir geçiş döneminde şirketlerin mali tablolarının hazırlanma sürecinin en geç 15.03.2014 tarihine kadar denetimi de dahil olmak üzere bitirilmeye çalışılması teknik olarak zorluklara ve hatalara yol açacağı muhtemeldir.Bu durumda ideal olan kanun koyucunun kanun değişikliği ile genel kurul tarihini en azından Nisan ayı sonuna taşıması ve gerekirse yapmayana cezai yaptırım uygulamasıdır.
Ancak kanuni düzenlemeye bakıldığında da hem eski ve yeni kanunda bulunan 1 ay erteleme hakkı hem de cezai yaptırım olarak eski kanunda da yeni kanunda da düzenleme bulunmaması, finansal raporların daha sağlıklı ve güvenilir olarak hazırlanabilmesi için Şirket Yönetim Kurullarının Genel Kurullarını en azından bu geçiş senesinde Nisan ayı sonuna kadar gerçekleştirmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.  
Özkan Cengiz
SMMM / Audit Partner
ozkancengiz@hsyaudit.com (kısaltarak)