.

.

19 Ekim 2015 Pazartesi

e-Fatura ile Gelen “Yaratıcı Yıkım” -Uğur DOĞAN / İdea Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı

Daron Acemoğlu ile James Robinson birlikte kaleme aldıkları “Ulusların Düşüşü” (2013) isimli kitapta, İktisatçı Joseph A. Schumpeter’in ekonomi literatürüne kazandırdığı “yaratıcı yıkım” (creative destruction) kavramına sıklıkla atıfta bulunurlar. Ulusların yükselişini ve düşüşünü örneklerle anlatan bir kitapta, yaratıcı yıkım kavramına bu kadar sık vurgu yapılması anlamlıdır. Çünkü bir ülkenin geleceği yüksek teknolojinin ritminin yakalanmasına bağlı olduğu kadar bunun ekonomiye pozitif yansımalarıyla da doğru orantılıdır. İşte bu ritim değişikliğine ayak uyduramayacağını düşünen ve gerçekten de bu kaygılarında haklı çıkan çalışanlar ile işletmelerden politika yapıcılarına kadar çok geniş bir toplumsal kesim, tarih boyunca teknolojik gelişimlere başlangıçta karşı çıksalar bile günün sonunda bu değişime ve bunun beraberinde getirdiği yaratıcı yıkım dalgasına karşı koyamamışlardır. 

Luddistler’den günümüze ekonominin değişmeyen gerçeği: “Yaratıcı Yıkım” 18. yüzyılda İngiltere’de sanayi devrimine yol açan gelişmeler şüphesiz teknolojideki gelişmeler idi. Teknolojik gelişmelerin sanayileşmeye olan etkileri mevcut politik düzenlerinin alt üst olmasından endişe eden o devrin aristokratları tarafından engellenmeye çalışıldığı gibi, el becerilerinin yerini makineleşmenin aldığı gerekçesiyle zanaatkârlar tarafından da engellenmeye çalışılmıştır. İngiltere’de o devirde geçim şartlarının kötüleşmesinden makineleri sorumlu tutan Luddist’ler önlerine çıkan bütün dokuma makinelerini kırdılar. Ama sonunda ne aristokratlar ne de zanaatkârlar teknolojik gelişmenin kendileri için hazırladığı mukadder sona direnebildiler. 
Yaratıcı yıkım sistem içerisinde atalete düşen ve verimsizleşenlerin tasfiye edilerek yerine daha rekabetçi olanları koyarak yoluna devam etme, şeklindeki tanımlaması ile aslında bütün zamanlarda var olan bir gerçeği ironik bir şekilde dile getirmektedir. Günümüzde, geçmişten farklı olarak yaratıcı yıkım kendisini artık daha çok fiziki ürünlerin değişiminde ve/veya ortadan kaldırılmasında değil, bilgisayar programları ve yazılımlar gibi sanal ürünlerin geliştirilmesinde ve bunun fiziki ürünlere yansımasında gösteriyor. 
Yaratıcı yıkımın başkenti:Silikon Vadisi Detroit’e karşı ABD’de son aylardaki önemli tartışma konularından birisi Silikon Vadisi’nde geliştirilen Google’ın sürücüsüz arabalarının geleceğin dünyasını şekillendirecek kadar devrimsel bir niteliğinin olması. Öyle ki, geleneksel olarak Amerikan otomotiv endüstrisinin başkenti olan Detroit, bu ünvanı San Francisco’ya kaptırmak üzere. Zira sürücüsüz araçların sadece yazılımları değil kendileri de, bu eyalette bulunan Tesla Motors gibi geleceğin Apple veya Google’ı olmaya aday akıllı şirketleri tarafından üretilecek. Son aylarda bu durum Detroit taraftarları ile Silikon Vadisi savunucularını karşı karşıya getirmekte. 
Yaratıcı yıkım bir ülkenin kredi notunu etkiler mi? Elbette. Nitekim iPhone karşısında geri kalan Nokia’nın üretildiği Finlandiya’da Başbakan Alexander Stubb, medyaya verdiği bir röportajda ülkesinin kredi notunun düşürülmesinden Apple’ı sorumlu tutmuştu. 
Günümüzde özellikle Silikon Vadisi’nde geliştirilip sonrasında dünyaya hızlı bir şeklide yayılan teknolojik gelişmeler globalizasyonun da etkisiyle küresel bir yaratıcı yıkıma yol açmış durumda. 
e-Fatura kâğıt faturaya karşı Bugün benzer bir süreci e-fatura özelinde biz Türkiye’de yaşıyoruz: e-Fatura kâğıt faturaya karşı. Gerçekten de e-fatura da sürücüsüz araçların şoförlü araçlara veya iPhone’un Finlandiya’ya yaşattığı yaratıcı yıkımı, kâğıt fatura ve bunun ilgili tarafl arına yaşatıyor. Kâğıt faturaya dayalı ticari süreçleri ortadan kaldırıyor; satış elamanından muhasebeye, bilgi işlemden denetime kadar bir işletmede var olan bütün iş akışlarını etkiliyor, değiştiriyor. e-Faturaya geçen bütün işletmeler ticari süreçlerini e-fatura ile uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Haliyle kâğıda dayalı iş süreçlerine alışkın satış elamanları, finansçılar, muhasebeciler, iç ve dış denetçiler, bilgi işlemciler gibi ilgili eski ve yeni birçok paydaş bu değişimden etkileniyor, buna karşı direnç gösteriyor, uyum sağlamakta zorluk çekiyor.
Muhasebecilerden “Taxologist”lere  e-Fatura gibi hem mevzuat hem de teknik boyutları olan disiplinler arası bir konu yeni uzmanlarını da beraberinde getiriyor. Nitekim ABD’de e-faturanın bu yönüne vurgu yapan ve vergi (tax) ve teknolojisit (technologist) kelimelerinin birleşiminden oluşan yeni bir kavram çoktan literatüre girdi bile: “Taxologist”. Taxologistler bu yeni dünyanın hem vergi mevzuatı hem de teknik konuları hakkında asgari bilgiye sahip vergi bilişim uzmanları. Böylece vergiye uzak bilgi işlemciler ile bilgi işleme uzak vergiciler arasında taxologistler bir köprü görevini yerine getiriyorlar. Bu yönleri itibariyle çokça talep gören taxologistler aynı zamanda yeni nesil vergi danışmanlığının nasıl olması gerektiğini de ortaya koyuyor. O halde e-fatura başta olmak üzere e-defter, e-arşiv fatura, e-bilet ve e-tebligat gibi birçok vergi teknolojisi uygulaması hakkında bilgi sahibi olan ve genel olarak taxologist kavramı ile ifade edilen bu yeni nesil vergi danışmanlığı aslında çoktan bir yaratıcı yıkıma yol açmış durumda: Geleneksel muhasebeci, yeminli mali müşavir ve denetçiler, kendilerini bu yeni teknolojik bilgi ile donatamazlarsa, müşterilerine kaliteli hizmet veremeyecek ve yavaş yavaş sahneden çekilecekler. 
New ekonomiden now ekonomiye geçiş Gün geçtikçe teknolojiye dayalı yeni ürün ve iş modelleri ortaya çıksa da hiçbir değişikliğin internetin iş dünyasında meydana getirdiği büyük devrime eşit olduğu söylenemez. İnternet 2000’li yıllarda dikey bir teknoloji idi; bugün ise bütün ekonomiye yayılan yatay bir teknoloji. Ve bugün internet teknolojisi, bu zamana kadar olan bütün ekonomik kurumlar ve aktörler üzerinde baş döndüren bir hızla yaratıcı yıkım etkisini gösteriyor. Teknolojinin dijitalleşmesinin ekonomiye olan etkisi artık “new” (yeni) ekonomi terimi ile değil “now” (şimdiki, gerçek zamanlı) ekonomi terimi ile ifade edilmekte. Now ekonomi terimi ticari faaliyetlerdeki değişime derhal tepki gösterebilme yeteneğine sahip ekonomi veya işletmeler için kullanılmakta. Bir işletme kendisini ve tedarikçilerini/müşterilerini ne kadar bu şebekenin bir parçası haline getirip birbirine bağlarsa, o ölçüde bir “yeni” ekonomiden değil, “gerçek zamanlı” ekonomiden bahsedebiliriz.
Now ekonominin e-fatura ile ilişkisi Now ekonomide, arz ve talep zincirinde bilgi akışı hızlanmakta, şirket sınırları aşılmakta ve maksimum verimlilik ve hızlı çözümler oluşmakta. İşte bu noktada Gelir İdaresi tarafından yapılan düzenlemelerle hayata geçirilen e-fatura, e-arşiv fatura, e-defter, e-bilet ve e-beyanname gibi çeşitli elektronik vergisel uygulamaların ticari süreçlerin elektronikleşmesine olan katkılarının önemi ortaya çıkmakta. Nitekim söz konusu kanuni düzenlemeler yapılmamış olsaydı, mükellefl er hala bu belgeleri kağıt ortamında düzenlemeye devam edecekler ve bu durum işletmelerin lojistikten satışa, finanstan muhasebeye kadar bir çok birimin diğer süreçleri ile entegre edilmesinin önünde ciddi bir engel teşkil edecekti. O halde Vergi İdaresi tarafından getirilen söz konusu uygulamaların “sürtünmesiz” bir ekonomiye geçiş için hayati önem arz eden mevzuat düzenlemeleri olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
e-Faturada yaratıcı yıkımın öncü kurumları: Özel entegratörler  Gerekli yasal alt yapısı oluşturulduktan sonra faturanın dış kaynak kullanımına konu edilmesi mümkün. Nitekim Maliye Bakanlığı tarafından 2012’de yapılan yasal düzenlemelerle bugün bir işletmeye ait faturaların oluşturulması, iletilmesi, e-imza ile imzalanması ve saklanması işlemleri üçüncü kişilerce yapılabilir. Maliye Bakanlığı tarafından bu işlemleri yapmak üzere izin verilen kurumlar “özel entegratör” (e-fatura servis sağlayıcıları) olarak isimlendirilen firmalardır. Özel entegratörler her biri için ayrı ayrı izin almak şartıyla e-arşiv fatura, e-fatura saklama, e-defter oluşturma ve e-bilet hizmetleri verme gibi işlemleri de yapabilmektedirler. İşte özel entegratörler tam da bu işleri yapmalarından dolayı yaratıcı yıkımın öncü kurumları olarak nitelendirilebilirler. Çünkü özel entegratörler e-fatura işlemlerini gerçekleştirmek suretiyle işletmelerin faturalaşma birimlerinde çalışan personele ihtiyacı ortadan kaldırmışlardır. e-Faturaların muhasebe sistemleri ile entegrasyonunu gerçekleştirerek, muhasebe ofislerinde bu işler için istihdam edilen personelin daha farklı alanlarda kullanılmasına yol açmıştır. e-Faturanın iletimi de elektronik ortamda gerçekleştirildiği için, fatura taşıyan PTT ile kargo şirketleri gibi kurumların buradan kaynaklanan gelirlerine de son vermiştir.
Defter tasdiklerinden alınan noter tasdik ücretleri e-deftere geçişle birlikte son bulduğundan noterlerin bu kapsamda elde ettikleri gelirler azalmıştır. e-Fatura ve e-defter belki de en önemli darbeyi matbaacılık sektörüne vurdu. Çünkü artık bu kurumların “Maliye onaylı fatura basma” izinlerinin bir anlamı kalmadı. e-Defter dolayısıyla kağıt defter de basmaları artık söz konusu değil. Yazının önceki bölümlerinde bahse konu edildiği üzere e-fatura ve e-defterin denetim süreçleri kâğıt ortamındakilerden farklı olacağından yeminli mali müşavirler, mali müşavirler ve denetçilerin kendilerini bu yeni duruma ayak uydurmaları da şart. Bu açıklamalara göre e-fatura ve e-defter gibi vergi teknolojileri uygulamaları şu meslekleri/kurumları ortadan kaldıracak veya bunların bu kapsamda elde ettikleri gelirlere bir son verecek: PTT, kargo şirketleri, matbaalar, noterler, muhasebe ofisleri, şirketlerin faturalaşma birimleri, denetim şirketleri. Elbette bu kurumların veya mesleklerin tamamen ortadan kalkmaları söz konusu değil. Bunların, e-fatura ile gelen bu yeni duruma uyum sağlamaları şart. İşte e-fatura ile gelen yaratıcı yıkımdan kastedilen tam da bu durumdur.
Sonuç Teknolojik her yenilikte olduğu gibi e-fatura da işletmelerde şimdiye kadar var olan birçok süreci kökünden etkiliyor; işletme içinde ve dışındaki birçok tarafl ar üzerinde yaratıcı yıkım etkisi gösteriyor. e-Fatura işletme faaliyetlerine hız ve verimlilik kattığı gibi, kamunun modernizasyonuna da katkı sağlıyor. e-Fatura ile gelen bu yaratıcı yıkım bir bütün halinde bakıldığında işletmelerin ve ekonominin geneli için oldukça verimli sonuçlar doğuruyor. Ancak teknolojik bütün yeniliklerin yol açtığı yaratıcı yıkıma, eski düzeni ve uygulamaları savunan faturanın paydaşlarından bazılar karşı çıkıyor. Tarihimizde matbaaya karşı çıkmak, ülkemize matbaanın geç gelmesi sonucunu doğurdu. Bu arada bu gecikmeden kaynaklanan epeyce fırsatı kaçırdığımıza en büyük şahit, tarihimiz. e-Fatura ile gelen yeni duruma da karşı çıkanlar elbette olacak. Bu devirde bile hala kâğıt faturanın faydalarından bahsedenler çıkacak. Ancak, bu durum er ya da geç e-faturanın bütün işletmeler tarafından uygulanmasına engel olamayacak.
123124.png


11 Eylül 2015 Cuma

SERBEST BÖLGEDE ELEKTRONİK DEFTER TUTMA VE ELEKTRONİK FATURA DÜZENLEME ZORUNLULUĞU ÖZELGE

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı :64597866-105[229-2014]-67                               05/05/2014

Konu :Serbest bölgede elektronik defter tutma ve elektronik fatura düzenleme zorunluluğu olup olmadığı.

İlgide kayıtlı özelge talep formu ile gümrük hattı dışında toptan ve parekende ticaret faaliyetiyle iştigal eden şirketinizin 421 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında elektronik fatura (e-Fatura) ve elektronik defter (e-Defter) uygulamasına dahil olacak mükellefler arasında yer aldığı belirtilerek;
-Serbest bölgede bulunan şubeniz tarafından, şirketinize ve diğer şirketlere ait Türkiye'deki gümrüksüz satış mağazalarına yapılan satış işlemlerinin elektronik fatura kapsamına dahil olup olmadığı, dahil olmaması durumunda kağıt ortamında fatura düzenlenmesine devam edilip edilemeyeceği,
- Serbest bölgedeki şubenize Türkiye'den ihraç edilecek mallara ilişkin olarak ihracatçı firmalar tarafından elektronik fatura düzenleme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı,
- Mevcut uygulamada serbest bölgeden Türkiye'ye yapılan satışlarda gümrük müdürlüklerinin işlem yapabilmek için mutlaka kağıt ortamında düzenlenen fatura aslını istediği belirtilerek, Gümrük Müdürlüğü ile Bakanlığımız arasında e-fatura sistemine ilişkin olarak elektronik entegrasyon olup olmayacağı,
- Serbest bölgedeki fiziki ortam gereği ticaret ve fatura ilişkisi gözönüne alındığında, e-fatura sisteminde meydana gelecek herhangi bir teknik arıza veya yoğunluk nedeniyle fatura düzenlenememesi durumunda gümrük müdürlüğüne verilmek üzere geçici olarak kağıt ortamında fatura basımının yapılıp yapılamayacağı, yada bu konuya ilişkin başkaca bir yöntemin mevcut olup olmadığı,
- E-Fatura sisteminde düzenlenen faturanın yasal geçerlilik kazanması için adına fatura düzenlenen firma tarafından sistem içerisinde onayının gerekip gerekmediği,
- Serbest bölgede faaliyet gösteren şubeniz için ayrı defter tasdik ettirdiğiniz, e-Defter uygulamasına geçildikten sonra da bu uygulamanıza devam edip edemeyeceğiniz, hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Vergi Usul Kanunu'nun Mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası ile Bakanlığımıza verilen yetkiye istinaden yayımlanan 397 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile anonim ve limited şirketlerin elektronik fatura oluşturmalarına, alıcısına iletmelerine, muhafaza ve istenildiğinde ibraz etmelerine izin verilmiş olup, anılan Tebliğin 4 üncü bölümünün 416 Sıra No' lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile değiştirilmesi neticesinde ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 232' nci maddesi kapsamında fatura düzenlemek zorunda olan mükelleflere (gerçek ve tüzel kişilere) belirli usul ve esaslar çerçevesinde elektronik fatura uygulamasından yararlanma hakkı tanınmıştır.

Diğer taraftan, 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 Sıra No'lu Elektronik Defter Genel Tebliği ile Vergi Usul Kanunu kapsamında tutulması zorunlu olan defterlerden www.edefter.gov.trinternet adresinde format ve standardı yayımlanan defterlerin elektronik ortamda oluşturulmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek elektronik defter kullanımına izin verilmiştir.

Son olarak, 421 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bazı mükellef gruplarına elektronik defter tutma ve elektronik fatura uygulamasına dahil olma zorunluluğu getirilmiştir.
Söz konusu Tebliğin, "3. Elektronik Defter ve Elektronik Fatura Zorunluluğu" başlıklı kısmının "3.1. Kapsama Giren Mükellefler" alt başlıklı bölümünde;

3.1.1. Yukarıda yer verilen yetkilere istinaden Bakanlığımızca aşağıda sayılan mükellef gruplarına elektronik defter tutma ve elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilmiştir.
a) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

b) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

3.1.3. Bu Tebliğ veya 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükelleflerin birbirlerine yapmış oldukları mal teslimi veya hizmet ifaları için elektronik fatura düzenlemeleri zorunludur.

3.1.4. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan kayıtlı kullanıcıların güncel listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır.

3.1.5. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan mükellefler fatura düzenlemeden önce muhatabın www.efatura.gov.tr internet adresinde yer alan kayıtlı kullanıcı listesine kayıtlı olup olmadığını kontrol edecekler, kayıtlı kullanıcı ise elektronik fatura, kayıtlı kullanıcı değilse kâğıt fatura düzenleyeceklerdir.

3.1.6. Bu Tebliğ kapsamındaki mükelleflerden mal veya hizmet alan ve belirlenen hadlerin altında kalan mükelleflerin de istemeleri halinde elektronik defter ve elektronik fatura uygulamalarından yararlanabilecekleri tabiidir." açıklamasına yer verilmiştir.

Mezkur Tebliğin "3.2. Elektronik Fatura ve Elektronik Deftere Geçiş Süresi" başlıklı kısmında zorunluluk kapsamına giren mükelleflerin elektronik fatura uygulamasına 2013 takvim yılı (1/9/2013 tarihi itibariyle Gelir İdaresi Başkanlığı'na başvurulması gerekmektedir.), elektronik defter uygulamasına ise 2014 takvim yılı (Elektronik defter yazılımlarını kendi geliştiren mükelleflerin 1/9/2014 tarihi itibariyle elektronik defter test süreçlerini başarı ile tamamlamış olmaları gerekmektedir.) içerisinde geçmelerinin zorunlu olduğu bildirilmiştir.

Tebliğin "4.397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Yapılan Değişiklikler "başlıklı bölümünde ise;
"4.1...Elektronik Fatura uygulamasına kayıtlı olan mükelleflerin birbirlerinden aldıkları mallar ve sağladıkları hizmetler için 1/9/2013 tarihinden itibaren elektronik fatura göndermeleri ve almaları zorunludur. Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükellefler elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olmayan mükelleflere yaptıkları mal teslimi ve hizmet ifası için genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenlemeye devam edeceklerdir." denilmektedir.

Diğer taraftan 1 Sıra Nolu Elektronik Defter Genel Tebliğinin " 3.3. Elektronik Defter Oluşturma" başlıklı bölümünde ;
"3.3.1. Bu Tebliğ kapsamında kendilerine izin verilenler, www.edefter.gov.trinternet adresinde duyurulan format ve standartlara uygun olarak ve aylık dönemler itibarıyla elektronik defterlerini oluşturmaya ve saklamaya başlayacaklardır. Defterlerini elektronik defter biçiminde tutmaya başlayanlar, söz konusu defterlerini kâğıt ortamında tutamazlar.
..." denilmektedir.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun "Muafiyet ve Teşvikler" başlıklı 6'ncı maddesinde :
"...Kullanıcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelere ilişkin olarak, 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun hükümlerine bağımlı olmaksızın düzenleme yapmaya Maliye Bakanlığı yetkilidir..." hükmü yer almaktadır.

Konuya ilişkin olarak 1 Sıra No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "5.12.3.8.1. Defter ve belge düzeni" başlıklı bölümünde ise;
Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin Vergi Usul Kanununun defter tutma ve belge düzenine ilişkin hükümlerine uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bununla beraber, Serbest Bölgeler Kanununun 6 ncı maddesi ile kullanıcıların tutmak zorunda oldukları defterler ve düzenleyecekleri belgelere ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın düzenleme yapma konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.
Buna göre, serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin Vergi Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde defter tutmaları, belge ve kayıt düzenine uymaları gerekmektedir." açıklamaları yer almıştır.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Defter Tutma" bölümünün "Maksat" başlıklı 171 inci maddesinde, mükelleflerin bu kanuna göre tutmaları gereken defterleri vergi uygulaması bakımından bu maddede yazılı maksatları taşıyacak şekilde tutacakları, 175 inci maddede ise mükelleflerin, anılan Kanunun 171 inci ve müteakip maddelerinde belirtilen maksat ve esaslara uymaları şartıyla defterlerini ve muhasebelerini işlerinin bünyesine uygun olarak diledikleri usul ve tarzda tanzim etmekte serbest oldukları belirtilmiştir. Kanunun 220 ve müteakip maddelerinde de defterlerin tasdikine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.Bu itibarla, mükellefler esas itibariyle defterlerini kanuni merkez veya iş merkezlerinin bulunduğu yer noterliklerinde veya noterlik görevini yapanlarca tasdik ettirerek kullanacaklardır.

Birden fazla işyeri bulunan mükelleflerin her bir iş yeri için ayrı ayrı defter tasdik ettirmek suretiyle defter tutmaları mümkün olup bu durumda işyerlerinin mali tablolarının hesap dönemi sonunda konsolide edilmeleri gerekmektedir. Ancak, her bir iş yeri için ayrı ayrı defter tasdik ettirmek yerine merkezden tek bir defter tasdik ettirilerek bu defterde merkez ve şube hesaplarının ayrı ayrı kodlanarak izlenmesi de mümkün bulunmaktadır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar ile özelge talep formunda belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde,

Madeni yağ lisansına sahip olan ve / veya 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal eden mükelleflerden sadece mal alışları bulunan şirketinizin 421 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 3.1.1 bölümünün "a" ve "b" maddelerinde belirtilen brüt satış hasılatlarına sahip olması durumunda 01/09/2013 tarihine kadar Gelir İdaresi Başkanlığı'na yazılı veya elektronik olarak başvuruda bulunarak en geç 31.12.2013 tarihi itibariyle e-Fatura uygulamasına geçme zorunluluğu bulunmaktadır.

433 no.lu Veri Usul Tebliği'nin 16. Bölümünde;

" a) 14/12/2012 tarihli ve 28497 sayılı Resmi Gazete?de yayımlanan 421 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile değişen 5/3/2010 tarihli ve 27512 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin üçüncü bölümünün son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı mükelleflerin birbirlerine sattıkları mallar ve ifa ettikleri hizmetler için düzenledikleri faturaları 1/4/2014 tarihinden itibaren elektronik fatura olarak göndermeleri ve almaları zorunludur. Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükellefler kayıtlı olmayan mükelleflere yaptıkları mal teslimi ve hizmet ifası için genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenlemeye devam edeceklerdir."

b) 14/12/2012 tarihli ve 28497 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 421 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 3.1.3 bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Tebliğ kapsamında zorunluluk getirilen mükelleflerin birbirlerine sattıkları mallar ve ifa ettikleri hizmetler için düzenledikleri faturaları 1/4/2014 tarihinden itibaren elektronik fatura olarak göndermeleri ve almaları zorunludur." hükmü yer almaktadır.
Buna göre; elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükelleflerle aralarında yapmış oldukları alım satımlarda 01.04.2014 tarihinden itibaren her iki tarafın da elektronik fatura göndermesi ve alması zorunluluğu başlamış olacak, ancak muhatabın kayıtlı kullanıcı olmaması durumunda ise şirketinizce kağıt fatura kullanımına devam edilecektir.

Ayrıca, serbest bölgede bulunan şubeniz tarafından şirketinize ve diğer şirketlere ait olan Türkiye'deki gümrüksüz satış mağazalarına yapılan teslimler için muhatabın www.efatura.gov.tr internet adresinde yer alan kayıtlı kullanıcı listesine kayıtlı olup olmadığı kontrol edilecek, kayıtlı kullanıcı ise 01.04.2014 tarihinden sonra elektronik fatura, kayıtlı kullanıcı değilse kâğıt fatura düzenlenecektir. Benzer şekilde Türkiye'den ihraç edilecek mallara ilişkin olarak ihracatçı firmalar tarafından şirketinize düzenlenecek faturalar için de aynı açıklamalar dikkate alınarak işlem yapılacaktır.
397 Sıra No.lu Tebliğin "6. e-Faturanın Muhafaza ve İbraz Yükümlülüğü" başlıklı bölümünde;
" ... Elektronik imzanın ve mali mührün doğruluk ve geçerlilik kontrolünün ancak elektronik ortamda yapılabilmesi nedeniyle e-faturanın kağıda basılarak saklanması söz konusu değildir. Bu nedenle mükellefler düzenledikleri ve aldıkları e-faturaları, üzerindeki mali mühür veya elektronik imzayı da içerecek şekilde kanuni süreler dahilinde kendi bünyelerindeki elektronik, manyetik veya optik ortamlarda muhafaza ve istendiğinde elektronik, manyetik veya optik araçlar vasıtasıyla ibraz edeceklerdir." hükmüne yer verilmiştir.

Bununla birlikte; Serbest Bölge Müdürlüklerine fatura aslı ibrazının gerektiği hallerde, elektronik faturanın kağıt çıktısının kabul edilip edilmeyeceği, kabul edilecekse nasıl ve hangi şartlarla kabul edileceği Ekonomi Bakanlığının ilgili birimlerinin kararına bağlıdır.
E-Fatura sisteminde Temel fatura ve ticari fatura olmak üzere iki tip fatura senaryosu düzenlenmiş olup, ticari faturada red, iade ve kabul mekanizmaları bulunmaktayken temel faturada red ve iade mekanizmaları bulunmamaktadır. Temel fatura senaryosuna göre düzenlenmiş bir faturanın geçerli bir fatura olarak kabul edilebilmesi için oluşturulup alıcının posta kutusuna iletilmiş olması yeterlidir. Ayrıca e-faturanın muhatabına iletildiğine ilişkin e-fatura uygulaması üzerinden uygulama kılavuzlarında belirtilen sistem yanıtları verilmektedir.

Faturanın alıcısına kayıtlı ve güvenli bir biçimde ulaştırılması ile işlemin tamamlandığı varsayılmakla birlikte alıcılar fatura ile ilgili itirazlarını harici yollarla gerçekleştirebilme hakkına sahiptir.

Ticari fatura senaryosuna göre düzenlenip gönderilmiş bir faturada ise red, iade ve kabul mekanizmalarının varlığı nedeniyle, faturanın geçerlilik kazanabilmesi için alıcı tarafından kabul yanıtının dönülmesi gerekmekte olup, Türk Ticaret Yasasının 21/2. maddesine göre; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü gereğince 8 gün içinde cevap dönülmeyen ticari faturalar da bu sürenin sonunda kabul edilmiş sayılacak ve bu tarihten itibaren geçerlilik kazanacaktır.

İşyerlerinin mali tablolarının hesap dönemi sonunda konsolide edilmeleri ve elektronik defter uygulamasında her bir iş yeri için ayrı ayrı defter tutulabilmesine imkan veren teknik standartların yayımlanması şartıyla Vergi Usul Kanununun e-Defter uygulaması hükümlerine uygun her şube için ayrı olarak elektronik ortamda defter tutulması mümkün bulunmaktadır.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

GELİR TABLOSUNDA TUZAĞA DÜŞÜREN HİLELER


Gelir Tablosunda Yatırımcıyı tuzağa düşüren hileler; Gelir Tablosu Makyajı
İnsanlardaki kan dolaşım sisteminin, gelişmiş ekonomilerdeki karşılığı bankalar değil, ‘Sermaye Piyasaları’ olmalıdır. Reel sektörü temsil eden sanayi şirketlerinin nakit akım tabloları da benzer amaca dönüktür. İşletmelerin nakit akış yeteneğinin veya finansal döngüsünün sağlıklı işlediğinin habercisi ise ‘gelir tablosu’ dediğimiz dönemsel kâr zarar raporudur.
Aynı zamanda, her gelir tablosu bilançoların (finansal durum tablosu) tamamlayıcısı ve en önemli unsurudur. Dolayısıyla mali tablolar içinde, bilançonun hemen ardından gelir tablolarının analiz edilmesi gerekir.
Gerçek makyaj mali piyasalara yapılıyor
Kitabın sonundan konuşmak gerekirse, bir şirketin mali tablolarındaki en büyük makyajlamalar gelir tablosu üzerinde yapılır. Bu özelliğin, bugüne kadar hiç gündeme gelmemiş olması ve sadece bilanço makyajı kavramının dillendirilmesi bile, bana göre sermaye piyasalarının en büyük makyajıdır. Hal böyle iken, gelir tablosu makyajı literatürümüze girmeye bile hak kazanamamış, hiçbir mali analiz kitabında alt başlık olacak kadar dahi kıymet görmemiştir.
Gerçekte ise bilanço makyajı denen olgunun yüzde 90’ı gelir tablosunda yer alan hesaplar üzerinden gerçekleştirilir. Yatırımcıyı ve devleti ilgilendiren en büyük çarpıtmalar gelir tablosu ile başlar, gerisi ise hak kaybı doğurmayan bir takım kozmetik kalem oynatmalardır. Özetle, dikkatler bilanço üzerine çekildiğinde, sahipsiz kalmış gelir tablosunun en çirkin oyunlara sahne olması kaçınılmaz olmaktadır.
Belli bir tarihteki mali bakiyelerin fotoğrafı diyebileceğimiz bilançolar, gelir tablosu olmadan eksiktir. Çünkü öz kaynaklar kısmının en önemli tamamlayıcısı gelir tablosudur. Gelir tablosu ise belli bir tarihte değil, belli tarih aralığındaki gelir-gider ile kazanç-zarar durumunu ve yine dikkat edelim bakiyeleri değil kümülatif tutarlarını tasnifli bir şekilde gösteren tablodur. Son olarak sistematiği gereği, ilgili tarih aralığındaki dönemin kârını veya zararını verir. Burada şöyle bir bilgi notu geçmekte fayda var; gelir tablosunun son satırında yer alan bu kâr/zarar rakamı pasifteki öz sermaye bölümüne aktarılarak bilanço eşitliği sağlanmış olur.
Gelir Tablosu’nun önemi
Önceki yazımızın giriş kısmını önemine binaen tekrar ederek konuya girelim. Yatırımcının ilk hedefi para kazanmak ise ikinci hedefi portföyünü korumaktır. Bunun yolu ise almayı veya satmayı planladığı menkul kıymetin, gelecekteki performansını doğru tahmin etmekten geçer. Sermaye piyasalarının en temel enstrümanlarından olan ‘Hisse Senedi’nin gelecekteki fiyatı hakkında öngörü sahibi olabilmek, mevcut durumun kaliteli analiz edilebilmesine bağlıdır. İşte bu aşamada, fikir sahibi olmak isteyen hisse senedi yatırımcısının ilk başvuru kaynağı bilançodur.
Buraya kadar söylediklerimiz doğru ancak yetersizdi. Bilançolarda ilk bakılan kalem olan ‘Dönem Kârı veya Zararı’ hesabı gelir tablosundan alınır. Dolayısıyla, dönem kârına ulaşmamızı sağlayan bu tablonun daha dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Zira, gerek temettü ödemelerine gerekse pek çok rasyo ve parametreye dayanak teşkil eden bu kalem, gelir tablosu ürünüdür.
Gelir tablosu, bilançonun statik görünümünden uzak olup insanın hayal gücüyle eş değer panoramik bir açıya sahiptir. Bu zenginlik, işletmelerin finansal durumunu film şeridi haline getiren gelir tablosu üzerinde sayısız oyun oynanmasına yani makyaj yapılmasına olanak tanır. Önemli gördüğüm makyaj çeşitlerini sıraladım. Detaylı gelir tablosu eşliğinde okumanızı tavsiye ederim.
Gelir Tablosu Makyajına konu edilen işlemler
Aşağıdaki gelir tablosu hilelerinin ilk kısmı, dönem kârını azaltmak için yapılırken diğer kısmı ise dönem kârını yüksek göstermek için yapılmaktadır. Okuyucularım kendi bakış açılarına farklı şekillerde kategorilere ayırabilir. Ancak hepsinin iki ortak noktası olup bunları hilelerin ardından konuşalım.
Dönem kârını artıran işlemler
*Miktar veya fiyat bakımından gerçeğinden yüksek tutarlarda satış faturası düzenlemek,
*Çalışanları düşük tutardan sigortalı göstererek istihdam vergilerini ve tazminat matrahları ile sigorta primlerini az göstermek,
*Şüpheli duruma gelmiş alacaklara veya tahakkuk etmiş yükümlülüklere karşılık ayırmamak,
*Sabit kıymet amortismanlarını düşük oranlardan hesaplamak,
*Dövizli borçları, bilanço tarihindeki kurun düşüğünden değerlemeye tabi tutmak,
*Dövizli alacakları, bilanço tarihindeki kurun yükseğinden değerlemek,
*Faturasız mal veya hizmet alımı yapmak, (gelir tablosunda hiç gözükmez)
*Sigortasız işçi çalıştırmak, (gelir tablosunda hiç gözükmez)
Dönem kârını azaltan işlemler
*Kayıt dışı satışlarla hasılatı gizlemek, (vergi kaçırmanın evrensel yolu)
*Miktar veya fiyat bakımından gerçeğinden düşük tutarlarda satış faturası düzenlemek,
*Hiç çalışmayan kişileri sigortalı göstererek giderleri artırmak, (şirket içi yolsuzluk)
*Mevduatlara ilişkin faiz veya kâr payı gelirlerini kayda almamak,
*Sabit kıymet amortismanlarını yüksek oranlardan hesaplamak,
*Dövizli borçları, bilanço tarihindeki kurun yükseğinden değerlemeye tabi tutmak,
*Dövizli alacakları, bilanço tarihindeki kurun düşüğünden değerlemek,
*Gerçeği yansıtmayan hizmet veya gider faturası temin etmek.
Hülle yapmak isteyene seçenek bitmez. Yukarıdaki örneklerin sayısı hayal gücüne bağlı. Özellikle bağımsız denetim yapılmadığı üç ve dokuz aylık mali tablolar bu açıdan çok daha fazla risk taşımakta. Bu usulsüzlükleri okurken göz atmanızı istediğim gelir tablosundaki her bir kalem doğrudan şirket kâr/zararını etkilemektedir. Ve yine o kalemlerin her birinin altında, çok sayıda alt kırımlar mevcuttur; Örneğin pazarlama kaleminin altındaki, ücretler, promosyon giderleri, primler gibi.
Gelir Tablosu Makyajı ile Bilanço Makyajı arasındaki farklar
Gelir tablosu makyajı yapan şirketlerin büyük çoğunluğu, maliyet ve giderlerini şişirerek daha az vergi ödemeyi düşünürler. Buradaki ilk amaç, her zaman vergi kaçırmaktır. Bunun yolu, gerçeğinden daha düşük kâr beyan etmekten geçer. Haliyle ortakların hak edecekleri temettü tutarları azalacaktır.
Bu çabaları sonuçsuz bırakmak isteyen mali idare, gerek hürriyeti bağlayıcı cezalar ile gerekse transfer fiyatlandırması gibi yasal düzenlemeler ile her geçen gün kendini yenilemektedir. Yeri gelmişken dikkat çekmek gerekirse, teknik olarak vergi ziyaı denilen vergi kaçırma fiilinin doğrudan borsa yatırımcılarının ve elbette ki tüm halkın zararına bir suç teşkil ettiğini hatırlatalım. Burası çok önemli. Bu nedenle daha detaylı irdelemek üzere konuyu başka bir yazıya bırakalım.
Bilançolardaki çoğu makyajın amacına gelince, ilgililerin doğrudan hak kaybına sebep olmayan ancak mali tablolar hakkında olduğundan daha farklı bir intiba yaratarak kamuoyunu yanıltmayı hedefler.
Komedinin trajediye dönüştüğü yer
Son olarak, yukarıda öne çıkarttığımız gelir tablosu usulsüzlüklerinde iki tane ortak özellik bulunmaktadır. Birincisi, yukarıda tadadî olarak saydığım belge ve muhasebe hileleri sonucunda kâr/zarar rakamı değişmektedir. İkincisi ise vergi gelirleri azaltmaktadır.
Bunların her biri, gelir dağılımdaki adaletsizlikten tutun işsizlik, cari açık, borçlanma, tasarruf eksiği gibi ekonomik sıkıntıların ve beraberinde eğitim, sağlık gibi sosyal problemlerin başta gelen sebebidir.
Dolayısıyla, sermaye piyasası yatırımcılarının hak ve yararlarının korunması, ufak bir burjuva kesimin meselesi gibi algılanmamalı, ülke ekonomisini doğrudan ilgilendiren sorunların kaynağı olduğu fark edilmelidir.
Özetle, bu tarz konular makyaj kelimesi altına kamufle edilemeyecek önemde olup tüm ülkeyi ilgilendiren yapısal soruna dönüşmüş durumdadır. Başka bir ifadeyle, gelir tablosu makyajının doğal uzantısı olan temettü üzerindeki hak kaybı meselesi, vergi kaçağı ile başlar. Bu süreç, ekonomi sayfalarına veya üniversite koridorlarına hapsedilmeyerek ‘Nomura Sarayı’ isimli kitapta resmedildiği üzere vatandaşlarımıza tek tek izah edilmelidir.
Toplum mühendisliği olarak tanımlanacak bu aşamada nitelikli yatırımcılara büyük görevler düştüğünü de belirtmeden geçmek istemem.
Dursun Ali Yaz

18 Ağustos 2015 Salı

BİREYSEL DENETİMDE EN AZ KAÇ DENETÇİ İLE DENETİM YAPILABİLİR? Ersin Yaşar


·       
KGK ile yaptığımız yazışmalar neticesinde, 2015 senesinde 3 Bağımsız Denetçi olarak KAYİK dışı şirketlerin denetimine başladık. 
·       
Yedek denetçi şartı aranmamaktadır. 3 kişilik bir denetim ekibi ile 2 yıl boyunca her yıl en az bir denetim yapmak koşulu ile, KAYİK denetimleri yapmaya hak kazana bilirsiniz. 
·       
Ben sorumlu denetçi sıfatı ile sözleşme yapıyorum ve ekibime 2 bağımsız denetçi daha ilave ediyorum. KGK sistemine denetim ekibi bilgilerini ,sözleşme ve diğer bilgileri sorumlu denetçi olarak yüklüyorum ve denetimin sorumluluğunu alıyorum. ekibin diğer üyeleri herhangi bir bildirim yapmıyor.
·       
Benim ve diğer Bağımsız Denetçi Üstatlarımın Büro faaliyetleri devam etmektedir, KGK açısından bir engel yoktur. Şahsi kanaatimce Bağımsız Denetim SMMM yada YMM A.Ş. şeklinde şirketleşmenin önü kapatılmalı, haksız rekabetin önü kesilmelidir. Bağımsız Denetim A.Ş. şeklinde kurulan şirketler başkaca bir faaliyette bulunmamalıdır. şirket ortakları ayrıca kurdukları şirketlerde, YMM yada SMMM hizmeti vermelidir.

·       
Şirketleşme konusunda dayatmalara karşıyım, öncelikle bireysel gruplaşma şeklinde müşteri portföyü oluşturulmalı ve sonrasına şirketleşilmelidir.

20 SORUDA BAĞIMSIZ DENETİM- Abdullah Çavuş

1-Bağımsız Denetime Tabi Şirketlerde genel şartlar nelerdir?
Denetime ilişkin AB direktifinde aktif toplam, net satış hasılatı ve çalışan sayısı olmak üzere 3 kriter belirlenmiş olup, geçmiş 2 yılda söz konusu 3 kriterden 2 sini sağlayan şirketler bağımsız denetime tabi olmaktadır. 1 Şubat 2015 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla 2015 yılı için bu kriterler;
a-50 milyon aktif toplam,
b-100 milyon net satış hasılatı ve
b- 200 çalışan olarak belirlenmiştir.
Dolayısıyla 2013 ve 2014 yıllarında bu 3 kriterden herhangi ikisini sağlayan şirketler 2015 yılında bağımsız denetime tabi olacaktır.
2-Yıllara göre bağımsız denetime tabi şirket sayıları kaçtır.?
En büyük şirketlerden başlamak üzere;
a- 2013 yılında 2 bin 500,
b- 2014 yılında 3 bin 500 civarında şirket bağımsız denetime tabi olmuş olup,
c- 2015 yılında ise yeni Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 5 bin civarında şirketin bağımsız denetime tabi olacağını tahmin edilmektedir.
3-Ülkemizde kaç adet bağımsız denetim şirketi vardır?
KGK verilerine göre; Ülkemizde 6 ağustos 2015 tarihi itibariyle 180 adet denetim şirketi kurulmuş ve KGK resmi siciline kaydedilmiştir.
4-Bağımsız Denetçi sayısı kaçtır.
a-KGK verilerine göre; Ülkemizde 6 ağustos 2015 tarihi itibariyle 13.645 adet kişinin Bağımsız Denetim Yetkisi onaylanmış ve sicile kayıtları yapılmıştır.
b- Bunlardan 10.283 kişisi erkek, 1.717 kişisi ise kadındır.
5- Bağımsız denetçi olmak için ne tür şartlar vardır?
a-Geçiş döneminde 15 yıl SMMM veya YMMM olarak görev yapmış olan meslek mensupları KGK tarafından anlaşılan üniversitelerden alınan eğitim ve bu eğitimler sonucu düzenlenen sınavlarla Bağımsız Denetçi olmuşlardır.
Bu eğitimler 31.12.2015 sonuna kadar devam edecektir.
Eğitimler sonucu Bağımsız Denetçi sayısının 16.000-16.500 sayısına ulaşması beklenilmektedir.
b-15 yılın altında hizmeti bulunan meslek mensupları ise KGK tarafından açılan özel sınavlar ile Bağımsız Denetçi olmaktadırlar.
c-Kanun gereği tüm bağımsız denetçiler 5 yılda bir hizmet içi eğitim almak zorundadırlar
6- Bağımsız denetim nedir ?
Bağımsız denetim, işletmelerin yıllık finansal tablo ve diğer finansal bilgilerinin, bu tablo ve bilgiler için belirlenen kriterlere (örneğin, uluslararası finansal raporlama standartlarına) uygunluğu ve doğruluğu hususunda, makul güvence sağlayacak yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtlarının elde edilmesi amacıyla, genel kabul görmüş bağımsız denetim standartlarında öngörülen gerekli tüm bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak, defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve değerlendirilerek rapora bağlanmasını ifade eder.
7-Bağımsız Denetimin Amacı Nedir?
Finansal tabloların bağımsız denetiminin amacı; finansal tabloların finansal raporlama standartları doğrultusunda bir işletmenin finansal durumunu ve faaliyet sonuçlarını tüm önemli yönleriyle gerçeğe uygun ve doğru bir biçimde gösterip göstermediği konusunda bağımsız denetçinin görüş bildirmesini sağlamaktır.
8-Bağımsız Denetimin İlkeleri Nelerdir?
a) Mesleki şüphecilik; bağımsız denetçinin, sorgulayıcı bir yaklaşımla, kanıtların geçerliliğini incelemesi ve kanıtların, işletme yönetiminin açıklamaları ve diğer bilgi ve belgeler ile çelişki içinde olup olmadığını değerlendirmesidir.
b) Makul güvence; bağımsız denetim, finansal tabloların önemli bir yanlışlık içermediği konusunda makul bir güvenceyi sağlayacak şekilde tasarlanır. Makul güvence, bir bütün olarak finansal tabloların nitelik ve nicelik bakımından önemli bir yanlışlık içermediğine dair bir sonuca varmada yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtının toplanmasıdır.
9- Bağımsız Denetim Teknikleri Nelerdir ?
Bağımsız denetçi, görüşüne esas olan sonuçlara ulaşabilmek ve yeterli bağımsız denetim kanıtı toplayabilmek için çeşitli bağımsız denetim tekniklerinden yararlanır.
a) Fiziki inceleme tekniği : Kalemlerin varlığını onaylamak için kullanılır. Örneğin; stokların mevcudiyeti, maaş alan personelin mevcudiyeti, işletme faaliyetleri.
b) Doğrulama tekniği : Doğrulama, sunulan bilgilerin veya var olan şartların dolaysız olarak üçüncü kişilerden teyit edilme sürecidir. Denetlenen işletmenin alacakları, borçları ve banka mevduatları ile ilgili olarak doğrulama işlemine başvurulur.
c) Yeniden hesaplama tekniği : Yeniden hesaplama, belge ve kayıtların matematiksel olarak doğru olduğunun kontrol edilmesini ifade eder.Yeniden hesaplama tekniği faiz tahakkukları gibi çeşitli tahakkuklar, belirli muhasebe kayıtlarının özetleri ve müşteri tarafından yapılan hesaplamaların denetimi için uygun bir yöntemdir.
d) Belge inceleme tekniği : Belge inceleme, kağıt ortamında, elektronik ortamda veya diğer ortamlarda tutulan, iç veya dış kaynaklı kayıt ve belgelerin incelenmesini ifade eder. Fatura, makbuz, sözleşme veya iptal edilen çekler gibi belgeler incelenirken belge inceleme tekniği uygun bir yöntemdir.
e) Bilgi toplama (soruşturma) tekniği : Bilgi toplama, işletme içinde veya işletme dışında, finansal veya finansal olmayan bilgilerin, bilgili kişilerden elde edilmesini ifade eder ve yaygın olarak kullanılan bir tekniktir. Diğer teknikler ile desteklenen soruşturma tekniği eğer sorular en doğru bilgiye sahip insana sorulursa çok daha fazla ikna edici denetim kanıtı sağlar.
f) Analitik inceleme tekniği : Analitik inceleme teknikleri, finansal ve finansal olmayan verilerin kendi içindeki ve aralarındaki rasyonel ilişkilere dayanarak finansal bilgilerin değerlendirilmesini ifade eder.Bu denetim işlemi karşılaştırmalar, oran analizleri, karşılıklı hesaplar arasında ilişki kurma gibi işlemlerden oluşur.
10-Bağımsız denetime kimlerin ihtiyacı var?
a-Yeni TTK ile tüm sermaye şirketleri (halka açık veya açık olmayan)
b-Bankalar veya Finansal Kuruluşlar
c-Ortaklıklar
d-Kamu kuruluşları
e-KGK tarafından tespit edilen limitler içerisinde kalan diğer şirketler
11- Neden bağımsız denetim?
Bağımsız denetim kanunların, yönetmeliklerin, standartların işletmelere dayattığı bir zorunluluk değil aksine günümüz işletmeleri için vazgeçilemez bir ihtiyaçtır. Şeffaf, açık ve anlaşılır bilgi en değerli bilgidir ve bu da ancak bağımsız denetimle mümkündür.
Aşağıdakilere doğru ve güvenilir bilgi sağlamak için bağımsız denetim gereklidir:
a-Şirket Yönetimi
b-Hissedarlar
c-Çalışanlar
d-Kredi Verenler
e-Yatırımcılar
f-Kamu kurumları (BDDK, SPK)
12-Bağımsız denetimin faydaları nelerdir?
a-Bağımsız denetimin, hem denetlenen firmaya, hem de kamuya ve devlete yararları söz konusudur.
b-Yönetime doğru bilgi akışı sağlar.
c-Yönetime mali tablolarla ilgili olarak tahmin ve analiz yapmasında, geleceğe ait sağlıklı kararlar almasında yardımcı olur.
d-Finansal tabloların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını gösterir.
e-İşletme yönetimi ve çalışanlarının hile yapmasının önlenmesine yardımcı olur.
f-Bağımsız denetimden geçmiş mali tablolar ile işletmenin düşük maliyetli finansman bulması kolaylaşır.
g-Bağımsız dış denetimden geçen bir şirkette tüm ortakların haklan daha iyi korunmuş olur.
13-Bağımsız Denetçinin Sorumlulukları Nelerdir?
a) Denetçinin Sorumlulukları
6102 sayılı TTK(Yeni TTK)’nın 554. maddesi uyarınca, şirketin ve şirketler topluluğunun yılsonu ve konsolide finansal tablolarını, raporlarını, hesaplarını denetleyen denetçi ve özel denetçiler; kusurlu hareket ettikleri durumda denetim yaptığı şirketle birlikte ortaklarına ve alacaklılara karşı da sorumlu tutulmaktadır.
Diğer taraftan 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun(KGK) Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname(KHK)’nin 24. maddesinde bağımsız denetim kuruluşları ve bağımsız denetçilerin, hazırladıkları denetim raporlarının denetim standartlarına aykırı olması ve bu raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumlu olduğu belirtilmiştir. Aynı maddede, denetçilerin kusurlu davranışlarından dolayı meydana gelecek zararlardan sorumlu oldukları belirtildiği gibi bağımsız denetim kuruluşlarının ve bağımsız denetçilerin verdikleri bu zararları gidermek için genel şartlarını Hazine Müsteşarlığı’nın belirleyeceği bir sigorta yaptırmak zorunluluğu da bulunmaktadır.
Ayrıca KGK’nın taslak halindeki bağımsız denetim yönetmeliğinin 35. maddesinin denetimde sorumluluk başlığında denetim kuruluşlarının ve denetçilerin sorumluluğundan bahsedilmiştir. Denetim raporlarından kaynaklanan zararlardan dolayı denetim kuruluşları sorumludur. Denetim raporlarının Türkiye Denetim Standartları(TDS)’na aykırı olması ile bu raporlardaki yanlış, eksik, yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararları, denetim kuruluşları denetim ekiplerinde yer alan denetçilere rücu hakları saklıdır. Mevzuata aykırı hareket edenlere mevzuatta yer alan idari yaptırımlar uygulanacağı belirtilmiştir. Denetim ekiplerinde, denetçi olarak görevlendirilenler dışında, denetime yardımcı olmak üzere yer alan kişilerin sebep olduğu mevzuata aykırılıklardan, idari yaptırımlar bakımından bu kişiler değil, gözetiminde çalıştıkları denetim kuruluşları ve denetçiler sorumlu tutulur. Ancak, bu kişilerin genel hükümler, bağımsızlık, tarafsızlık ve sır saklama yükümlülüklerinden doğan sorumluluk halleri saklıdır.
b)Denetçinin Sır Saklamadan Doğan Sorumluluğu
Yeni TTK’nın 404. Maddesi uyarınca; bağımsız denetim yapmak üzere yetkilendirilen bir sermaye şirketi, denetim ekibine yardımcı olmak için yer alan kişiler, yaptığı denetim esnasında öğrendiklerini saklamakla yükümlüdürler.
Denetim esnasında öğrendikleri işletme sırlarını izinsiz olarak kullanamaz ve üçüncü kişilerle paylaşamazlar. Zararı bilerek ya da ihmal ile veren kişi/ler verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Bu kişiler verdikleri zarardan dolayı her bir denetim için yüzbin Türk Lirasına, pay senetleri borsada işlem gören anonim şirketlerde ise üçyüzbin Türk Lirasına kadar tazminata hükmedilebilir.
Eğer denetçi, bağımsız denetim yapmak üzere yetkilendirilen bir sermaye şirketiyse sır saklama yükümlülüğü, yönetim kurulunu, üyelerini ve çalışanlarını da kapsar. Bu hususlardan dolayı ödenmesi öngörülen tazminat düzenlenecek sözleşmeyle kaldırılamayacağı gibi daraltılması da söz konusu değildir. Sır saklamadan doğan sorumluluk, denetçinin rapor verdiği tarihten itibaren 5 yılda zamanaşımına uğrar.
14- Denetim ekipleri Kaç kişiden oluşmaktadır?
Kanun gereği Bağımsız Denetim ekipleri 3 asil 3 yedekten az olmamak üzere denetlenen şirketin büyüklüğüne göre belirlenmelidir.
15-Bir firma için asgari denetim süresi varmıdır?
Bağımsız denetime tabi bir firma için asgari 96 saat hizmet verilmesi zorunludur. Firmanın büyüklüğüne göre bu zaman daha da artacaktır.
16- Bir Bağımsız Denetçi Kaç saat denetim yapabilir?
Bir bağımsız denetçi normal koşullarda yılda en fazla 2.600 saat denetim yapabilmektedir.
17-Bağımsız Denetim tek bir kişiyle yapılabilirmi?
Mevcut düzenlemeye göre bağımsız denetim 3 asil 3 yedekten az olmamak üzere en az 6 kişilik ekiplerle yapılabilmektedir.
Bir raya gelen 6 kişi şirket kurmadan bağımsız denetim yapabilme yetkisine sahip olsada denetime tabi olan firmalar karşılarında kurumsallaşmış bir tüzel kişilik istedikleri için şahıslardan öte kurumsal denetim firmalarından hizmet almak istemektedirler.
18-Bağımsız Denetim Limitleri düşekcekmi? Denetime tabi şirket sayısı artacakmı?
AB standartlarında akti büyüklük 4 milyon Euro, yıllık hasılat ölçüsü ise 8 milyon Euro olarak uygulanmaktadır.
Ülkemizde de bu limitlerin 2017 sonunda uygulanması ön görülmektedir.
Bu limtler sonucu Bağımsız Denetime tabi olacak olan firma sayısının yaklaşık 25.000 olacağı öngörülmektedir.
19-Mevcut 180 Bağımsız Denetim Firması ile 25.000 firmanın denetlenmesi mümkünmüdür?
Bir denetçinin yıllık 2.600 saatten fazla hizmet veremeyeceği düşünüldüğünde, mevcut 180 şirket ile 25.000 firmanın denetlenmesi mümkün gözükmemektedir.
Tam olarak hesaplanmasa da mevcut şirkteler de en az üç asi üç yedek denetçi çalıştırılma zorunluluğu kapsamında 180X6=1.080 denetçi bulunmaktadır.
Yıllık bir şirkete 96 saatten az olmayan hizmet verilmesi zorunluluğu ile denetçi başına 2.600 saat üst zaman dilimi birlikte ele alındığında bu verilere göre bir denetçi en faz 2.600:96= 27 firmada denetçi olabilecektir.
Sonuç olarak;
a- 25.000 firmanın denetlenmesi için mevcut şirket sayısının artması gerekmektedir.
b- Şirket sayısının mevcut durumda kalması halinde ise lisans almış denetçilerin mevcut şirketlerde eleman olarak çalışması kaçınılmaz olacaktır.
20-Çok sayıda ülkede şubeleri bulunan yabancı menşeili denetim firmalarına karşı Türk asıllı firmaların rekabet edebilme şansı varmıdır?
Daha önce ifade edildiği üzere mevcut şirket sayısı 180 olup bunun 100 civarında olanı KGK kurulmadan önce SPK dan aldıkları izinle zaten bağımsız denetim yapmakta idilier.
Sonuç olarak 13.645 kişi içinden sadece 80 adet şirket kurulmuştur.
Lisans alan bağımsız denetçilerin bir araya gelerek şirketleşmesini temin edecek çeşitli teşvik tedbirleri alınarak sayının ivedi olarak artırılması gerekmektedir.

LTD ŞİRKET HİSSELERİNİ DEĞER ARTIŞ VERGİSİ ÖDEMEDEN NASIL DEVREDERİZ.

Bu özelge vergisiz olarak limited şirket hisselerinin nasıl satılacağını ve AŞ ye dönüşen hisselerin ilk iktisap tarihinin hangi tarih olarak alınacağını bizlere göstermektedir. 
Çözüm:
·         Önce Limited şirket Anonim şirkete dönüşecek, sonra AŞ hisse senedi bastıracak daha sonra hisse devri yapılacak. 
Limited Şirketin Aş Ye Dönüşmesi Halinde Hisse Senedinin İlk İktisap Tarihi Hangi Tarih Olacak.
·         Özet: Ltd şirketin KV md 18-19 kapsamında aş 'e dönüşmesi halinde, devir nedeniyle tarafınıza verilerek yeni ortaklara satacağınız hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi olarak nev’i değiştiren limited şirketin sermayesine iştirak ettiğiniz tarihin dikkate alınması gerekmektedir
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü 
Sayı
B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-Mük.80-16-140 17/03/2011

Konu LTD den AŞ ye dönüşen şirkette devir nedeniyle ortaklara verilen hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, ortağı bulunduğunuz, …..Ltd.Şti.’nin anonim şirkete dönüştürüleceği belirtilerek, nev’i değişikliği ile A.Ş. haline gelecek olan yeni şirket için düzenlenecek hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak hangi tarihin esas alınacağı ve anonim şirkette sahip olacağınız hisselerinizin yeni ortaklara satılması halinde vergisel yükümlülüğünüzün ne olacağı hususunda Başkanlığımızdan görüş talep etmektesiniz.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Değer artışı kazancı” başlıklı mükerrer 80′inci maddesinde; “Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.
1. İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.
…
4. Ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar.
…
Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.
Bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 7.700 Türk Lirası (1.1.2010 tarihinden itibaren) gelir vergisinden müstesnadır.” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan şirketlerde nevi değişikliği işlemleri 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19 ve 20′nci maddelerinde düzenlenmiş olup, nevi değişikliği ile ilgili gerekli açıklamaların yer aldığı 1 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin “19.3.3. Devir ve bölünmelerde elde edilen hisselerin iktisap tarihi” bölümünde “Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20. maddeleri kapsamında gerçekleştirilen devir ve bölünme (kısmi bölünme dahil) hallerinde, devir olan veya bölünen şirketin ortaklarına verilen hisselerin iktisap tarihi olarak, bu yeni hisselerin verilmesine neden olan devirolan veya bölünen şirketin hisselerinin iktisap edildiği tarihin esas alınması gerekmektedir.” açıklamaları yer almaktadır.
Bu açıklamalara göre, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu açısından şirketlerde nev’i değişikliği devir hükmünde olup, ortağı bulunduğunuz limited şirketin Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19 ve 20′nci maddeleri kapsamında anonim şirkete dönüşmesi halinde, devir nedeniyle tarafınıza verilerek yeni ortaklara satacağınız hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi olarak nev’i değiştiren limited şirketin sermayesine iştirak ettiğiniz tarihin dikkate alınması gerekmektedir.
Öte yandan, yeni ortaklara yapacağınız satış işleminin hisse senedi bastırılmamış veya hisse senedi yerine geçen geçici ilmühaberle temsil edilmeyen anonim şirkete ait ortaklık hissesinin satılması şeklinde gerçekleşmesi halinde, satıştan doğan kazanç Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80/4 maddesi kapsamında herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın, değer artışı kazancı olarak gelir vergisine tabi tutulacaktır.


5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yeni Dönemde Askerlik Borçlanması.


I- GİRİŞ Askerlik görevi devlet adına yerine getirilen ve zorunluluk arz eden bir görevdir. Askerlik görevinin fiilen yerine getirildiği dönemlerde sosyal güvenlik kapsamında başka bir çalışma ilişkisinin devam etmesi olanaklı bulunmadığından, söz konusu döneme ilişkin sosyal güvenlik haklarının korunması amacıyla askerlik görevini yerine getirenlere askerlik hizmetinde geçen süreleri borçlanarak sigortalılık sürelerine veya prim ödeme gün sayılarına ekleme olanağı tanınmıştır. Bu olanak, sosyal güvenlik kurumu kapsamında sosyal güvenceye kavuşturulan bütün çalışanlar için de söz konusudur. Sosyal güvenlik sisteminde yapılan büyük çaplı bir reformda askerlik borçlanması hususunda yeni düzenlemeye gidilmiştir. 
Bu sebeple; Sosyal Sigorta Mevzuatı'nın tek çatı altında toplanmasını amaçlayan ve 17.04.2008 tarih 5754 sayılı Kanunla değişik 5510 sayılı Kanun ile "sosyal güvenlik reform sonrası askerlik borçlanması" hususu makalemizin konusunu oluşturmaktadır.
  II- SOSYAL GÜVENLİK REFORM SONRASI YENİ DÖNEMDE ASKERLİK BORÇLANMASI
 5510 sayılı Kanun'da sigortalının borçlanabileceği süreler 41. maddede düzenlenmiş olup askerlik borçlanması genel olarak 506 sayılı Kanun'daki temel esaslara göre değerlendirilmiştir.  Buna göre; 1 Ekim itibariyle tamamen yürürlüğe giren 5510 sayılı SSGSS Kanunu'nda askerlik borçlanması şu şekilde yapılacaktır.

 A- KİMLER ASKERLİK BORÇLANMASI YAPABİLİR? 1111 sayılı Askerlik Kanunu gereğince, askerlik hizmetini er veya erbaş olarak ifa edenler askerlik sürelerinin tamamını veya bir kısmını, yedek subay olarak askerlik yapanlar ise yedek subay okulu devresini borçlanabilirler. Kanun'da açıkça kısmi borçlanma olanağından sözedilmemekle birlikte, Kurum'ca tahakkuk ettirilen borcun ödenmesi için öngörülen bir aylık sürede ödeme yapılan gün sayısının prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahi edileceği belirtilmiştir. Buna göre sigortalı söz konusu sürede ihtiyaç duyduğu gün sayıda prim ödeyerek kısmi borçlanma yapabilecektir.

 B- ASKERLİK BORÇLANMA YAPILABİLECEK ZAMAN Borçlanmanın yapılabileceği zaman konusunda 5510 sayılı Kanun'da bir hükme rastlanmamaktadır. Eğer sigortalı borçlanma ile aylığa hak kazanacaksa, sigortalının borçlanma tutarını ödemeden yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunamayacağı göz önüne alındığında normal olarak borcunu ödemesi için öngörülen bir aylık süreden önce borçlanma talebinde bulunması gerekir.

 C- ASKERLİK BORÇLANMASININ ÖDENME ŞEKLİ  Askerlik borçlanması 1 Ekim'den önce borçlanmadan itibaren 6 ay içinde ister ilk günü ister son günü ödeme hakkına sahip olunuyordu. Veya sigortalı isterse tahakkuk eden borcu 6 ay içinde taksit halinde de ödeyebiliyordu. Ancak 1 Ekim sonrası askerlik borçlanması tutarının ödenmesi için bir ay gibi çok kısa bir süre öngörülmüş, dolayısıyla taksitlendirmeye olanak tanınmamıştır. Borçlanma tutarının ödenmesi için öngörülen bir aylık sürenin geçirilmesi durumunda yeni başvuru koşulu aranır.

 D- BORÇLANMANIN ETKİSİ  Askerlik borçlanması yapan sigortalı için borçlanılan süre iki şekilde etkisini göstermektedir.

 1- Sigorta Başlangıcı Borçlanılan Gün Kadar Geriye Yürür Borçlandırılan askerlik süreleri sigortalılıklarına sayılır. Primi ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz. Bu Kanun'a göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlandırılma halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Yani askerden geldikten sonra sosyal güvenlik kanunları kapsamında işe girmiş olanların askerlik borçlanması yapmaları emeklilik yaş ve günlerini öne çekmeleri için iyi olur.
 Örneğin; 20 ay askerlikten sonra 01.08.1985 yılında sigortalı olan kişinin askerlik borçlanması yapması halinde sigorta başlangıç tarihi 01.08.1985 yerine borçlanmadan dolayı 20 ay geriye gidilerek 01.01.1984 olacaktır. Bu sebeple sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanılacak süre için 01.01.1984 tarihi esas alınacaktır.

 2- Prim Gün Sayısı Sayılır  Diğer yandan, borçlanılan prime esas gün sayısının borçlanılan ilgili aylara mal edilecektir. Yani borçlanma ile askerlikten dolayı çalışılmayan sürelerin hizmeti satın alınmış olunmaktadır. Bu sebeple emeklilik için gereken prim ödeme süresi eksik olanların da askerlik borçlanması yapmasında fayda vardır.

 E- BORÇLANMADA ESAS ALINACAK KAZANÇ VE BORCUN HESAPLANMASI  Sigortalının borçlanma ile ilgili talep tarihinde 82. maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın % 32'si üzerinden hesap edilir.
 Örneğin; 01.01.2009 tarihinden itibaren geçerli olan asgari ücret (prime esas günlük kazanç alt sınırı) üzerinden askerlik borçlanmasının yapılması durumunda 15 ay askerlik süresini borçlanacak kişi (15 x 666,00 x %32) = 3.196,8 ödeyecektir.

Ancak söz konusu askerlik borçlanma esası 4/a (SSK) ve 4/b (Bağ-Kur)'liler için geçerlidir. 1 Ekim 2008 tarihi öncesi 4/c diye tabir edilen ve eski T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olan kamu görevlilerinin borçlanma tutarları; 5510 sayılı Yasa'nın 106. maddesinin 8. bendi ile 5434 sayılı Kanun'un borçlanma tutarının belirlenmesine esas alınan ek 31. maddesinin 2. fıkrası korunması ile eski sistemdeki hesaplamaya göre yapılacaktır. 5434 sayılı Kanun'un ek madde 31'e göre; borçlanma tutarı iştirakçilerin T.C. Emekli Sandığı'na başvurdukları tarihteki öğrenim durumu itibariyle tabi oldukları personel kanunlarında yer alan hükümlere göre belirlenecek göreve giriş, derece, kademe ve ek göstergeleri ile emekli keseneğine esas aylığın hesabına ait tüm unsurların toplamının o tarihte yürürlükte olan katsayılarla çarpımı sonucu bulunacak tutarlar esas alınarak yine o tarihteki kesenek ve karşılık oranlarına göre hesap edilir.
 III- SONUÇ   Türkiye'de askerlik borçlanması mevcut sosyal güvenlik düzeninde farklı çalışan grupları için farklı koşullara tabiydi. İşte bu sebeple 5510 sayılı Kanun ile yapılan reform sonrası söz konusu farklılıklar giderilmiş ve yeni oluşturulan sistemde söz konusu farklılıkların çalışan gruplar arasında eşitliğin korunması düşüncesiyle olabildiğince sınırlanması ve diğer konularda olduğu gibi askerlik borçlanmasının da objektif nedenlerle açıklanabilen istisnalar dışında ortak esaslara bağlanması hedeflenmiştir. Ancak örnekte de görüldüğü üzere askerlik borçlanması 4/a (SSK) ve 4/b (Bağ-Kur)'liler için maliyeti arttırılmıştır.

 Yazar:RamazanYILDIZ*
 Yaklaşım / Şubat 2009 / Sayı: 194


3 Ağustos 2015 Pazartesi

Kdv iadesi.... Emir Es.

KDV iadesi alan mükellefler tam istisnadan kaynaklı (ihracat dahil) büyük bir sorun ile karşı karşıya kalabilir. 1 Seri Nolu KDV Genel Uygulama Tebliğinde şöyle bir ifade bulunuyordu. “Devreden KDV ye bakılıp bakılmaksızın” iade talepleri yerine getirilir. Yani devreden KDV olmasa bile ihracattan dolayı KDV iadesi alınabilmekteydi. Tebliğinde “Devreden KDV’ye bakılıp bakılmaksızın” şeklindeki ifade yer almamaktadır.
Bilinçli mi yapıldı? Unutuldu mu? Bilmiyoruz….Ancak; uygulamanın bu şekli ile devam etmeyeceği İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 19.02.2015 tarih ve 15885 sayılı özelgesidir. Özelgenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir;
“Öte yandan, KDV Genel Uygulama Tebliğinin yürürlüğünden sonraki dönemlere ilişkin iade taleplerinde, indirimle giderilemeyen bir miktarın kalması halinde, kalan tutar iade hakkı doğuran işlemin gerçekleştiği dönemde iade edilecek KDV olarak dikkate alınabilir. Yüklenilen KDV’nin indirim yoluyla giderilip giderilmediğinin hesabında, iade hakkı doğuran işlemin gerçekleştiği vergilendirme döneminden iade talebinin yapıldığı vergilendirme dönemine kadar devreden KDV tutarları dikkate alınır. Bu aradaki vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerde yüklenilen KDV tutarlarından daha az devreden KDV olması durumunda, yüklenilen KDV ile devreden KDV arasındaki tutar indirim yoluyla telafi edildiğinden, iade edilecek KDV devreden KDV tutarı kadar olabilir. Bu aradaki vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerden herhangi birinde ödenecek KDV çıkması durumunda ise yüklenilen KDV indirim yoluyla telafi edilmiş olacağından iade talep edilmesi mümkün değil” Denilmektedir.
Yukarıdaki durumu, şöyle sayısal bir örnekle açıklayalım;
Haziran 2015 Ayında iadesi talep edilen 100.000 TL yüklenilen KDV nin 70.000 TL’lik kısmı Haziran 2015, 30.000 TL’lik kısmının OCAK 2015 ayında satın alınan hammaddelerden dolayı kaynaklandığını varsayalım. Yine firmanın Ocak ve Haziran 2015 dönemleri arasında verdiği KDV beyannamelerinin birinde devreden KDV’nin 10.000 TL olduğu tespit edilmiştir.
Dolayısıyla firma Ocak 2015 döneminde 30.000 TL değil sadece 10.000 TL yüklenilen KDV hesap edecektir. Böylece firma ;
100.000 – 20.000 = 80.000 TL iade talep edebilecektir. Görüldüğü gibi firmanın 20.000 TL kaybı vardır.
Zira, ocak ve haziran 2015 döneminde herhangi bir dönemde ödenecek KDV çıksaydı bu takdirde Ocak ayından kaynaklanan iadenin tamamı olan 30.000 TL’yi iade alamayacak sadece 70.000 TL iade alabilecekti.
Bu uygulama sadece ihracatçılara değil tam istisnadan kaynaklı iade talep eden tüm KDV mükelleflerini ilgilendirmektedir.  3/8/2015

28 Temmuz 2015 Salı

Aramalar

Mutlaka imaj alınmasını isteyin ve Bilgisayarlarınızı ya da cep telefonlarınızı emniyete götüremeyeceklerini anlatmaya çalışın.

1.Bilgisayar araması nedir, nerede yapılır?  Bilgisayar araması suç işlendiği iddiası ile karşı karşıya olan kişinin bilgisayarlarında,cep telefonunda ya da tablet bilgisayarlarında yapılan aramadır. Yasal dayanağı CMK 134. Maddedir. Bilgisayar araması kural olarak şüphelinin egemenlik alanında yapılır.  Ve bulgular bir tutanak ile saptanır.

BASİT ARAMA-Basit arama sırasında herhangi bir imaj alınmasına gerek yoktur. Tıpkı ev araması yapılır gibi şüpheli bilgisayar açılır, şifresi kullanıcı şüpheliden istenir ve bilgisayar içindeki dosyalarda arama motoru ile arama başlatılır. Aranan tweet ya da ileti bulunduğu taktirde bir tutanak tutularak belgenin bir çıktısı tutanağa eklenerek arama tamamlanır.
Genellikle bu aramayı polisler hiçbir zaman tercih etmemektedirler. Onlar genellikle aramayı emniyet müdürlüğünde yapmak istemektedirler. Bunun için de Savcılar tarafından nedense yanlış yönlendirilmektedirler. Aramayı CMK 116. Maddeye göre Bilgisayar içindeki aramayı ise 134. Maddeye göre yaptıklarını savunurlar. Oysa bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama CMK 134. Maddede düzenlenmiştir.

İMAJ ALARAK ARAMA-Eğer bilgisayarın şifresi şüpheli tarafından verilmiyorsa ve de şifrenin çözülmesi sürecinin imaj almadan çok fazla uzayacağı anlaşılırsa bu kez imaj alma aşamasına geçilir ve birlikte getirdikleri harddiske dijital verilerin imajlarının alınmasına başlanır. (CMK 134/1 ve CMK 134/5) İmaj alma sonunda harddiskin bir Hash değeri tespit edilir. Hash değer bir harddiskin parmak izi gibidir.

Sonuçta şöyle bir parmak izi yığınına ulaşılır.
“1288519D5035BCYC24CBFA23A33038CCF5597229”

Bu hash değer daha sonra emniyet müdürlüğünde yapılan inceleme sonucunda incelemeyi yapan teknik ekipler tarafından bir kez daha alınır.  Eğer iki iz birbirini doğruluyorsa dosyalarda değişiklik yapılmadığı ve herhangi bir belge ya da harf eklenmediği sonucuna ulaşılmış olur. Yani böylece dijital verinin delil sağlığı ve delil bütünlüğünün korunup korunmadığı ortaya çıkmış olur. Hash değerler tutmuyorsa o dijital veri sanık aleyhine kanıt olarak kullanılamaz. Hash değerlerin tutması şu biçimde ifade edilir.
Görüldüğü gibi Elde dilen MD5 değerleri ile Doğrulanan MD5 değerlerinin birbirini tutmaları o dijital belgeye şekli olarak kanıt değeri kazandırır. Şekli olarak diyorum tek başına yetmez. Çünkü trojan ve virüslerle de delil taşınmış olabilir.

BİLGİSAYAR KASASINI SÖKÜP GÖTÜRÜLMESİ-Uygulamada ne yazık ki polisler nasıl olsa bunun emniyette imajı alınabilir diyerek hoyratça bilgisayarları alıp götürmektedirler. Bu durum polisin ulaşmak istediği delili kendi eliyle yok etmesi demektir. Gerçi olağanüstü dönemlerde  yüksek mahkemeler bile bu temel eksikliği görmezden gelir delil olmayan şeye delil işlemi yaparlar.
Temel olan bilgisayarın imajının alınmasıdır. Bilgisayarın yerinden götürülmesi ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi şifrenin çözülmesinin mümkün olmadığı aşamalarda gerçekleştirilebilir. (CMK 134/2)

2. NELER BİLGİSAYAR VE KÜTÜĞÜ SAYILIR?  Her türlü akıllı ve akılsız cep telefonları, Bilgisayarlar, dijital veri yüklü CD, DVD ve Flash bellekler Bilgisayar kütüğü sayılır.
3. TWITTER VE FACEBOOK ARAMASI NEDİR? Twitter’dan gönderilmiş tweetlerin ya da Facebook paylaşımlarının hakaret, tehdit içermesi ile ilgili olarak Emniyet müdürlükleri bünyesinde Sanal Devriye Büro Amirliği adında bir büro kurulmuştur. Bu büro bütün Twitter ve Facebook’u ve diğer sosyal medyayı tarayarak suç unsuru bulduğu taktirde soruşturma başlatmaktadır. 
Ancak bu sosyal medyalar özellikle Twitter kendisinden istenilen kullanıcı bilgilerini ve kullanıcıların IP numaralarını isteyen ülkelere vermemektedir. Bu nedenle bir kaç kez böylesine ret barajına takılan polis bu günlerde yeni bir yöntem ile kanıt bulma yöntemine yönelmiş bulunmakta.
Bu hususun aslında sosyal medyada bir sansür uygulaması olarak kabul edilmesi de mümkün. Çünkü bu aslında birileri hakkında soruşturma olduğu kadar birilerine de gözdağı oluşturmaktadır.
Suç konusu oluşturduğu iddia edilen tweetin kimin tarafından attığı, ya da şüpheli olan kişinin bu tweeti attığı bilgisayarında arama yapılması ile ortaya çıkarılmak istenmektedir. Bu nedenle çıkarılan arama kararı ile polis ev aramasına gelmektedir.
Çok defa bu aramalar suç unsuru taşımayan tweetler için de çıkarılmaktadır. Bizim eleştiri konumuz budur. Örneğin Sedef Kabaş’ın attığı twette suç unsuru bulunduğu savı çok tartışma götürür. Bu tweet ile ilgili arama kararı çıkarılmasını yadırgamamak mümkün değil.

4 . TWITTER ARAMASI SIRASINDA NE YAPMAK, NASIL DAVRANMAK GEREKİR
Öncelikle bir avukata başvurmanızı ve arama sırasında yanınızda bulunmasını salık veririm.
Avukatınız gelinceye değin bekletme olanağınız yok ise (çoğu kez polis beklememekte ve derhal aramayı başlatmak istemektedir) ilk yapacağınız şey arama kararının bir örneğini istemenizdir. Arama kararını dikkatle inceleyin ve oradaki CMK maddelerini öne sürerek bilgisayarınızda basit arama yapılmasını talep edin? Bu mümkün olmadığı takdirde mutlaka imaj alınmasını isteyin ve Bilgisayarlarınızı ya da cep telefonlarınızı emniyete götüremeyeceklerini anlatmaya çalışın.

5. BU ARAMALARDA BİLGİSAYARDAN ARANAN NEDİR? Twitter araması için hedef şüpheli egemenliğinde bulunan bilgisayarlarda böyle bir Tweet’in yazılıp yazılmadığının tespitidir. Bunun için bilgisayarın log kayıtları incelenecektir. İnternet gezgini belgelerine ve tampon bellek dosyalarına bakılarak o hesaba giriş yapılmış olup olmadığı araştırılacaktır. Twitter aramaları ile ilgili olarak bilgisayarların log kayıtlarında iz bulunmadığı ancak akıllı telefonlarda bir miktar log kaydı tutulduğunu da hatırlatmakta yarar var.
Twitter’a giriş biçiminin e-posta adresi ile mi yoksa şifre ile mi olduğu da önem arz etmektedir. Çünkü en son Fevzi İşbaşaran olayında İşbaşaran’ın cep telefonunda o hesaba girildiğine ilişkin bir kayıt bulunamamıştı.
Önemli olan arama yapılan şüphelinin bilgisayarlarına sonradan veri yüklenmesinin önüne geçilmesidir. Bu sağlama da yukarıda anlattığımız yöntemlerle gerçekleşecektir. 
Bu arada polis tarafından çeşitli yerlerde bazı şüphelilere baskı yapıldığı, korkutulduğu ve “bu hesabın size ait olduğunu söylemezseniz gelip evinizi basarız, ararız. O zaman kurtulamazsınız” dendiğini de biliyoruz. Böylece ikrar içeren tutanaklar düzenlenebiliyor. Böyle bir durumda kesinlikle bu tutanağa imza atılmamalıdır.

Celal Ülgen