.

.

23 Haziran 2014 Pazartesi

LTD de sorumluluk ....

6183 sayılı Kanunun 35.md göre, limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludurlar. Ortak şirketteki payını devredecek olur ise de, payı devreden ve devir alan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olacaklardır. Yine amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde de müteselsilen sorumluluk söz konusu olacaktır. 

Devirden önceki kamu borçlarından kurtulmak mümkün müdür? 
6183 sayılı Kanunun 35.md göre bu mümkün değildir. Ancak, hisse devir sözleşmesinde karşılıklı anlaşılmış olunması halinde borcun ödenmesinde müteselsil sorumluluk devam etmekle birlikte, hissesini devreden özel hukuk yoluyla devlete ödediği tutar için hisselerini devrettiği kişiye başvurabilecektir. Aksi türlü hisseleri devrettim diyerek hisselerin devredilmesinden önceki döneme ait borçtan kurtulmak mümkün değildir. 

Şirket yetkililerinin sorumluluğu nasıldır ve hisse devri ile şirket yetkilisi sıfatı da devredilmiş sayılır mı? Limited şirketleri müdürler temsil ederler. Yeni TTK’nın 623.md göre, şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ortak veya ortaklara bırakılabileceği gibi, üçüncü kişilere de bırakılabilir. Ancak, limited şirketlerde anonim şirketlerde olduğu gibi yönetim tamamen ortak olmayanlara bırakılamaz. Limited şirketlerde en azından bir ortağın, şirketin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. Kanuni temsilcilerin sorumluluğu 6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35.md düzenlenmiştir. Buna göre de, şirketten tahsil edilemeyen amme alacakları kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilecektir. Kanuni temsilciler ödedikleri tutar için şirkete rücu edebileceklerdir.Burada asıl olarak üzerinde durmak istediğimiz önemli bir konu, limited şirket ortağı olup aynı zamanda da şirket müdürü olan birinin hisselerini devretmesi ve bunun da Ticaret Sicilinde tescil edilmesine rağmen müdürlükten istifa etmemesi halinde ne olacaktır? 

Örneğin, bir limited şirketin %99 ortağı olan birisi aynı zamanda da şirketin müdürüdür ve hisselerini de 01.01.2004’te devretmiştir ve bu devir Ticaret Sicil Gazetesinde 10.01.2004 tarihinde ilan edilmiştir. Ancak, bu şahıs ortak olduğu dönemde 01.01.2003 tarihinde 20 yıllığına müdür seçilmiştir ve hisse devri yapılmakla birlikte müdürlükten istifa edildiğine dair herhangi bir işlem yapılmamıştır. Bu şahsın hisselerini devrettiği tarihten hemen sonra yeni müdür seçilmiştir. Hatta hisse devir tarihinden günümüze kadar 6 defa müdür ataması yapılmıştır. Bu halde, hissesini 01.01.2004 tarihinde devreden şahsa örneğin şirketin 2008 ve 2009 yılı vergi borçları olan 5.000.000.-TL için vergi dairesi ödeme emri gönderebilecek midir? Şahıs 01.01.2004 tarihinde hissesini devretmesine rağmen 01.01.2003 tarihinde 20 yıllığına müdür seçildiğinden ve halen de müdür gözüktüğünden (müdürlük sıfatı 01.01.2023’de doluyor gözükmektedir) vergi daireleri bu durumlarda ödeme emri göndermektedir. 

Vergi dairesinin yaptığı işlem hukuki olur mu? Vergi dairesinin yaptığı işlem ilk planda hukuki gibi gözükmektedir. Ancak yargı bu konuda vergi daireleri gibi düşünmemektedir. Bir Danıştay Kararına göre, TTK daki tescil ve ilan edilmiş hususlarda yapılan değişikliklerin de tescil ve ilan edilmesi zorunluluğunu öngören düzenleme, bu işlemlerin geçerlilik şartı olarak değil, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması amacıyla öngörülmüş olup, ortaklıktan fiilen ayrılmakla, şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi hususunda yetkisi kalmayan kişi, 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca şirketin vergi borçlarından sorumlu tutulamayacaktır. 
Karar hakkaniyete ve olayın gerçek mahiyetine uygun bir karardır.Şirket ortağı 01.01.2004’te hisselerini devretmiş,örneğin 15.01.2004’te de yeni müdür seçilmiş ve münferiden yetkili kılınmış ise ve sonrasında da defalarca müdür değişmiş ise bu durum göstermektedir ki 20 yıllık müdür seçilen birinin yetkisi kalmamıştır. Ancak, hissenin devredilmiş olmasına rağmen müdürlüğe de devam ediliyor olunabilir. Böyle bir durumda olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. 

Sonuç olarak, vergilendirmede olayın gerçek mahiyeti esastır ve ilgisi olmadığı halde müdürlükten istifa ettiğini tescil ettirmeyen birine yıllar sonra yüklü tutarlarda vergi borcu için ödeme emirleri göndermek olayın gerçek mahiyetine uygun düşmeyecektir. Yargı da bu tür ödeme emirlerinden doğacak sorumluluğu kabul etmemektedir. Tabidir ki, her olay kendi içinde değerlendirmelidir.

www.dkrdenetim.com




2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2 nci maddesi kapsamında kullandırılacak kredilerle ilgili ipotekler ile bu konutların tapuya tescilinde harç uygulaması.

 T.C. MALİYE BAKANLIĞI - Gelir İdaresi Başkanlığı
Harçlar Kanunu Sirküleri/14
  Konusu : 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2.md kapsamında kullandırılacak kredilerle ilgili ipotekler ile bu konutların tapuya tescilinde harç uygulaması.
 Tarihi :18/06/2014  Sayısı : HK-14/2014-2
 İlgili Kanunlar: 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2.md i; 492 sayılı Harçlar Kanununun 59.md (I) bendi ve 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin 7 nci ve 20/(a) maddeleri.
 1-Giriş: 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2.md uyarınca hak sahiplerine faizsiz olarak kullandırılan kredilerle ilgili ipotekler ile iktisap olunan konuta ilişkin olarak tapuda yapılacak işlemlerde harç uygulaması bu sirkülerin konusunu oluşturmaktadır.
2- Yasal Düzenleme: 492 sayılı Harçlar Kanununun "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlıklı 59.md 4962 sayılı Kanunun 13.md ile eklenen (I) bendi ile; "2985 sayılı Toplu Konut Kanununa 10/5/1990-3645 sayılı Kanunla eklenen ek 2.md kapsamında kullandırılacak kredilerle ilgili ipotekler ile bu konutların hak sahipleri adına tapuya tescili." tapu harcından istisna edilmiştir. 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 12/7/2013- 6495 sayılı Kanunun 84.md ile değişik Ek 2.md “8/6/1949-5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanununun 56.md ile mülga 45. ve 65.md lerine, 31/5/2006-5510 sayılı SS ve GSS Kanununun 47.md ve 3/11/1980-2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malulü olmaları sebebiyle kendilerine aylık bağlananlara bir konut ile sınırlı olmak kaydıyla TOKİ den faizsiz olarak kredi verilir. Aynı kanunlar kapsamına giren sebeplerle hayatını kaybedenlerin dul ve yetimleri ile harp veya vazife malullüğü aylığı almaktayken faizsiz kredi hakkından yararlanmaksızın hayatını kaybedenlerin dul ve yetimleri için ise; bir konut ile sınırlı olmak üzere, öncelikle dul eşine, eşi hayatta değilse veya evlenmişse kredi kullanacak çocuklardan en az birisinin yetim aylığı almakta olması kaydıyla aylık bağlanma koşullarına bakılmaksızın talepte bulunan çocuklarına müştereken, bu kişiler bulunmadığı takdirde de öncelikle anaya olmak üzere ana veya babasına konut sahibi yapmak amacıyla Toplu Konut İdaresince faizsiz olarak kredi verilir.
1.fıkr.da belirtilen haller kapsamında harp veya vazife malulü sayılanlardan sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam eden kamu görevlileri ile ilgili mevzuatına göre aylık bağlanan malullerden, 5510 sayılı Kanunun 4.md kapsamında çalışmaya başlamaları nedeniyle ödenmekte olan aylıkları kesilenler de birinci fıkra hükmünden yararlanırlar. Bu kredinin tavan tutarı, Yüksek Planlama Kurulunca belirlenir. Kredi için yapılacak başvurulara, kredilerin kullandırılmasına, geri ödeme süre ve yöntemlerine ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile SGK görüşü alınarak TOKİ den çıkarılan yönetmelik ile belirlenir." hükmü yer almaktadır.
13/02/2014 -28912 RG de yayınlanan TOKİ den Şehit Ailelerine, Harp ve Vazife Malulleri ile Dul ve Yetimlerine Açılacak Faizsiz Konut Kredisi Hakkında Yönetmeliğin "Amaç ve kapsam" başlıklı 1.md de; Yönetmeliğin, 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2.md kapsamına giren, hayatını kaybedenlerin aileleri ile harp veya vazife malullerini, kredi kullanmadan vefatları halinde ise bunların ailelerini konut sahibi yapmak için TOKİ tarafından açılacak faizsiz konut kredisine ilişkin usul ve esasları kapsadığı,3. md hak sahibinin, bu yönetmelik çerçevesinde açılacak faizsiz konut kredisini kullanmaya hak kazanan 4.md tanımlanan kişi veya kişiler olduğu; kredinin, 4.md tanımlanan hak sahibini konut sahibi yapmak amacıyla TOKİ kaynaklarından verilen faizsiz konut kredisini kapsadığı belirtilmiş, 5.md de hak sahiplerine kredi açılabilecek konutlara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
3- Değerlendirme ve Sonuç: 492 sayılı Kanununun 59.md I bendi ile 2985 sayılı Kanunun ek 2.md uyarınca TOKİ den açılacak faizsiz konut kredisi ile ilgili ipoteklerde ve söz konusu kredi kullanılarak edinilecek konutun tapuya tescilinde,1 konutla sınırlı olmak üzere şehit ailelerine, harp ve vazife malulleri ile dul ve yetimlerine tapu harcı muafiyeti sağlanmıştır. Buna göre, 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun Ek 2 nci maddesi kapsamına giren, hayatını kaybedenlerin aileleri ile harp veya vazife malullerini, kredi kullanmadan vefatları halinde ise bunların ailelerini konut sahibi yapmak için Toplu Konut İdaresi tarafından kullandırılacak faizsiz konut kredilerine ilişkin olarak sadece bir konutla sınırlı olmak kaydıyla;
- Tapuda yapılacak ipotek işleminde,
- Hak sahibi kişilerin bu şekilde edineceği konutun tapuya tescili işleminde,  492 sayılı Harçlar Kanununun 59 uncu maddesinin I.bendi gereği hak sahibi kişilerden tapu harcı aranılmaması gerekmektedir.
 Duyurulur
Gelir İdaresi Başkanı
Adnan Ertürk


19 Haziran 2014 Perşembe

17 Haziran 2014 Salı

SMMM/YMM sözleşmelerinin damga vergisi hk. (ASMMMO kaynaklıdır)

488 sayılı DVK 1.md,bu Kanuna ekli 1 sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler olduğu açıklanmıştır.Görüldüğü gibi damga vergisini doğuran olay düzenlenen kağıtların (Sözleşmenin) yazılı olarak yapılması ve imzalanması ile doğmaktadır. Ancak; Borçlar Kanunu’nun 12.md göre akitler (sözleşmeler) şekil şartına tabi değildir.Yani yazılı olarak sözleşme yapılması zorunlu değildir.BK ’nun sözleşmelerin şekli başlıklı 12.maddesi aşağıdaki gibidir.
“MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.”
Görüldüğü gibi yazılı şekil şartı kanunda belirtilmedikçe zorunlu değildir.Yazılı şekil şartının herhangi bir yönetmelikte yer alması kanunda yer aldığı anlamına gelmez.Damga vergisini doğuran olay; kâğıtların (özele indirgeyecek olursak sözleşmenin yapılması) imzalanması ile meydana gelmektedir. Yazılı bir sözleşme bulunmaması halinde damga vergisinin doğmayacağı yani vergiyi doğuran olayın vuku bulmayacağı açıktır.Nitekim VUK md 19 vergiyi doğuran olay açıklanırken “Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekamülü ile doğacağı” açıklamasına yer verilmiştir. Bu nedenle SMMM ve mükellef arasında yazılı sözleşme yapılmaması halinde ya da sözleşmenin kendiliğinden uzaması halinde damga vergisinin aranması yasal dayanaktan yoksundur.Nitekim,2014 yılında Balıkesir Vergi Mahkemesinin E:2013/455, K:2014/54 sayılı kararında aşağıdaki ifadeye yer verilmiştir. “Bu durumda davalı idarece davacı ortaklık tarafından düzenlenen hizmet sözleşmelerinin süreçlerinin kendiliğinden uzayıp uzamadığı ve 2012 takvim yılı içerisinde yeni hizmet sözleşmesi düzenlenip düzenlenmediği hususunda herhangi bir somut tespit araştırılma ve incelemenin yapılmadığı, salt ortaklar tarafından verilen beyannameler ve bilgi kayıt sisteminden elde ettiği veriler ile yeni sözleşmelerin düzenlendiği varsayımından hareketle matrah tespit edildiği anlaşıldığından, takdir komisyonu kararına dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

1- Mevcut sözleşmelerin sadece tutarının değiştirilmiş olması halinde sadece değiştirilen ya da artırılan miktarın damga vergisine tabi olacağı DVK md 14 2.fk da, belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin değiştirilmesi halinde artan miktarın aynı nispette vergiye tabi olacağı belirtilmiştir.
2- Sözleşmelerin yenilenmeden eski sözleşmenin yürürlükte olduğunun taraflarca kabulü halinde de damga vergisinin doğmayacağı Bartın Defterdarlığı tarafından 12.01.2012 tarihli, ve Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 7.4.2013 tarihli özelgeleri ile açıklığa kavuşturulmuştur. Söz konusu özelgeler yazımız ekinde sunulmuştur.
3- Sözleşmelerin büyük bir bölümü asgari ücret tarifesinin üzerinde bir tutarda yapılmakta olduğundan her yıl yeniden ücret artırılması cihetine gidilmemekte birkaç yıl sonra gene asgari tarifenin üzerinde yeni sözleşme yapılmaktadır. Bu durumda aradaki yıllarda eski sözleşmede herhangi bir değişiklik bulunmadığı için sözleşme aynen devam etmekte ve damga vergisi hesaplanmamaktadır. Nitekim söz konusu özelgelerde uygulamanın böyle olması gerektiği yönünde ifadeler içermektedir.
Yukarıdaki açıklamalara göre;
1- Sözleşme geçmiş yıllarda yapılmışta devam ediyorsa,
a) Ücretin asgari ücret tarifesindeki tutar üzerinden belirlenmiş ise ve herhangi bir şekilde değişikliğe uğramadan devam ediyorsa damga vergisi doğmayacaktır.
b) Asgari ücret üzerinden sözleşme yapılmış ve bu sözleşme sonraki yıllarda da devam ediyorsa sadece ilgili yılda yapılan artış üzerinden damga vergisi hesaplanması gerekecektir.
2-Yeni Sözleşme yapılması halinde,sözleşme tutarı üzerinden damga vergisi hesaplanması  gerekecektir.

 http://www.asmmmo.org.tr/userfiles/others/files/BalikesirVergiMahkemesiYargiKarari.pdf
http://www.asmmmo.org.tr/userfiles/others/files/BartinValiligiOzelgesi.pdf

GELİR İDARESİ BAŞKANLIGI
Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı-(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)
Sayı: 93767041-155[14-2013/34]-2-5 Lı50~~1/2013
Konu:3568 sayılı Kanuna göre yapılan sözleşmelerde Damga Vergisi hk
Sayın :……… /İzmit/KOCAELİ
İlgi :14.02.2013 tarih ve 1337 sayı ile gelen 13.02.2013 tarihli özel ge talebiniz.
İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekinin incelenmesinden, mali müşavirliği ni yaptığınız müşterilerinizle imzaladığınız Muhasebeci-Mükellef sözleşmelerinin karşılıklı feshedilmediği sürece yürürlükte olduğu, yeni bir sözleşme veya sözleşme yerine geçen yeni bir kağıt düzenlenmeksizin veya yeni bir şerh verilmeksizin kendiliğinden uzaması halinde söz konusu sözleşmelere ilişkin damga vergisinin tekrar ödenip ödenmeyeceği hususunda görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.
488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, bu Kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir husus u ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği, 2 nci maddesinde ise vergiye tabi kağıtlar mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kağıtların hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine devrine veya bozulmasına ilişkin mektup ve şerhlerin de damga vergisine tabi olduğu; 10 uncu maddesinde damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı, nispi vergide, kağıtların nevi ve mahiyetlerine göre bu kağıtlarda yazılı belli paranın, maktu vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olacağı, belli para teriminin, kağıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların hasıl edeceği parayı ifade edeceği; 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında da, belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin değiştirilmesi halinde artan miktarın aynı nispette vergiye tabi olacağı belirtilmiştir.
Mezkur Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “I.Akitlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümünün All fıkrasında, belli parayı ihtiva eden mukavelenameler, taahhütnameler ve ternliknamelerin damga vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır. 01.01.2013 tarihinden geçerli olmak üzere nispi damga vergisi oranları, Kanuna ekli (1) sayılı tablonun I1A-1 fıkrasındaki kağıtlara ilişkin damga vergisi oranı binde 9,48 olarak belirlenmiştir.
Diğer taraftan, 02/01/1990 tarihli ve 20390 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Ücretlerinin Esasları Hakkında Yönetmeliğin 14 üncü maddesinde; ücret sözleşmelerinin münferit ya da süreli olarak yapılabileceği, süreli sözleşmelerin en az bir yıllık olmasının şart olduğu, sözleşmelerin ait oldukları işlemleri ve bunlara ait süreleri kapsayıp, diğer işlem ve sürelere uygulanamayacağı, bu durumda yeni sözleşme yapılması gerektiği belirtilmektedir.
Özelge talebinize konu müşterilerinizle yaptığınız hizmet sözleşmesinin; 6.1 maddesinin “Meslek mensubunun sözleşmede belirtilen işlerden dolayı sözleşme dönemi süresince alacağı ücret aylık KDV hariç TL (yalnız TL ) olup, mükellef tarafından her ay nakit olarak ödenecektir.” şeklinde olduğu, sözleşmenin 7 nci maddesinde, sözleşmenin imza tarihinden itibaren bir yıl süreyle geçerli olmak üzere düzenleneceği ve karşılıklı feshedilmediği sürece yürürlükte olacağı, sözleşme tarihini takip eden her yılın sonundan en az bir ay önce yazılı ihbarda bulunulmaması halinde sözleşmenin kendiliğinden uzayacağı ancak sözleşmede belirtilen ücreti n her yıl %10′dan az olmamak üzere, Türkiye İstatistik Kurumu’nca açıklanan ÜFE/TEFE ortalaması kadar otomatik olarak artırılarak tahsil edileceği, ücret değişikliği ile ilgili yeni bir sözleşme düzenlenmeden mevcut sözleşmenin geçerliliğini koruyacağı, sözleşmenin 2 sayfa 1 örnek olarak düzenlendiği hususlarını içerdiği belirtilmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, mali müşavirliğini yaptığınız müşterilerinizle düzenlediğiniz hizmet sözleşmelerinin süresi, içeriği ve geçerlilik şartları gibi hususlar 3568 sayılı Kanun uygulaması ile ilgili olup, bu hususlardan ari olarak Damga Vergisi Kanunu yönünden, söz konusu sözleşmelerin süresinin, bu sözleşmelere şerh konulması veya yeni bir sözleşme veyahut bu mahiyette bir kağıt düzenlenmesi şeklinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın kendiliğinden uzaması durumunda, sözleşme süresinin bitimini izleyen yıllar için ayrıca damga vergisi aranılmaması gerekmektedir. 
Bilgi edinilmesini rica ederim.
Ayhan YAMAN
Vergi Dairesi Başkan V.
(*)Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**)İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

14 Haziran 2014 Cumartesi

İbranamelere Dikkat.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır.
132’inci MADDE   01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” şeklinde kurala yer verilmiştir.
402’inci MADDE   6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre;
      Ø  İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması,
Ø  İbra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,
Ø  İbra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi,
Ø  Ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır.

Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
İŞVEREN HATA YAPMAYIN ÖDEMEYİ BANKA KANALI İLE YAPIN Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
İŞ SÖZLEŞMESİ SONA ERMESİ İLE BİRLİKTE BİR AYLIK SÜRE GEÇMESİ GEREKİR
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir.Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır.Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir.
O halde feshi izleyen 1 aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak,iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir.Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur.
İŞVEREN BURADA HATA YAPIYOR ALACAĞI BİR AY GECİKTİRİYOR Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir.Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir
BANKA DIŞINDA ÖDEME TERCİH EDİLİRSE 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
GÜNCEL YARGITAY KARARI
T.C  YARGITAY  9. HUKUK DAİRESİ
Esas No. 2011/51524 Karar No. 2014/50  Tarihi: 13.01.2014
Davacı, kıdem tazminatı, izin ücreti, fazla mesai ücreti ile ulusal bayram, genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiştir. Davalı, davacının tüm alacaklarının ödendiğini ve işvereni ibra ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, akdin işverence haksız olarak feshedildiği, davalının ödeme iddiasını ispat edemediğinden ibranamenin geçersiz olduğu sonucuna varılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, ibranamedeki tutarların davacıya ödendiği ispat edilemediğinden ibraname geçersiz sayılmıştır.Somut olayda, davacının imzasını taşıyan ibraname fesihten sonraki tarihte düzenlenmiş olup, miktar içermektedir. Miktar içeren ibraname, üzerinde yazılı tutarların ödendiğini gösteren makbuz hükmündedir. İbranamede yazılı tutarların davacıya ödendiği kabul edilerek davacının bakiye alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken, mahkemece ibranamenin geçersiz sayılması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı bozulmasına  karar verilmiştir.
Vedat İlki-Muhasebe Web.


28 Mayıs 2014 Çarşamba

6111 sayılı Kanun kapsamında kayda alınan emtia için ayrılan karşılığın ortaklara dağıtılması

İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleni Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı
:
B.07.1.GİB.4.35.16.01-125-872 -21/9/2012


Konu
:
6111 sayılı Kanun kapsamında kayda alınan emtia için ayrılan 
 karşılığın ortaklara dağıtılması ve ortaklar tarafından 
beyan edilip edilmeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, işletmenizin 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden stok artışı beyanında bulunduğunu ve gerekli işlemlerin yapıldığını, işletmeye dahil edilen emtiayı "525 kayda alınan emtia karşılığı" hesabının alacağına kaydettiğinizi belirterek, söz konusu karşılık hesabının ortaklara dağıtılması halinde 525 no.lu hesaptan çekilen tutardan kurumlar vergisi alınıp alınmayacağı, bu hesaptan şirket ortaklarına dağıtılan tutarlardan kar dağıtımı stopajı yapılıp yapılmayacağı ile şirket ortaklarının bu tutarları şahsi gelir vergisi beyannamelerinde beyan edip etmeyecekleri hususlarında  Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b-i) alt bendinde, tam mükellef kurumlar tarafından, tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından; (b-ii) alt bendinde, tam mükellef kurumlar tarafından, dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye'de işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) ve gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben gelir vergisi kesintisi yapılması gerektiği; kârın sermayeye eklenmesinin kâr dağıtımı sayılmayacağı belirtilmiştir.
            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 nci maddesinin ikinci fıkrasında, vergiden muaf olan kurumlara dağıtılan Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerindeki kâr payları üzerinden; 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında tam mükellef kurumlar tarafından, Türkiye'de işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç olmak üzere dar mükellef kurumlara veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından istihkak sahiplerinin kurumlar vergilerine mahsuben vergi kesintisi yapılması gerektiği belirtilmiş ve kesinti oranı da 3/2/2009 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 2009/14592, 2009/14593 ve 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararlarıyla %15 olarak belirlenmiştir.
            Diğer taraftan, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar Genel  Sağlık  Sigortası  Kanunu  ve  Diğer  Bazı  Kanun  Hükmünde  Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun "İşletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, techizat ve demirbaşlar" başlıklı 10 uncu maddesinde;
            "(1) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri (adi, kollektif ve adi komandit şirketler dâhil), işletmelerinde mevcut olduğu halde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları kendilerince veya bağlı oldukları meslek kuruluşunca tespit edilecek rayiç bedel ile bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar bir envanter listesi ile vergi dairelerine bildirmek suretiyle defterlerine kaydedebilirler. Bildirime dâhil edilen kıymetler için amortisman ayrılmaz.
             (2) Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, birinci fıkra hükümleri uyarınca aktiflerine kaydettikleri emtia için ayrı, makine, teçhizat ve demirbaşlar için ayrı olmak üzere özel karşılık hesabı açarlar. Emtia için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi halinde sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez. Makine, teçhizat ve demirbaşlar envantere kaydedilir ve ayrılan karşılık birikmiş amortisman addolunur. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler ise söz konusu emtiayı defterlerinin gider kısmına satın alınan mal olarak kaydederler.             ..."  hükmüne yer verilmiştir.           
Bununla beraber, 1 Seri No.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkında 6111 Sayılı Kanun Genel Tebliğinin "VII. Stok Beyanlarına İlişkin Hükümler" ana başlığının "7- Beyan Edilen Kıymetlerin Kayıtlara İntikali" alt başlığında konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.
            Bu çerçevede, şirketinizin 6111 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden stok artışı beyanında bulunup karşılık hesabına kaydettiği tutarlar sermayenin unsuru sayıldığından, bu tutarların ortaklara dağıtılması halinde gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır. Diğer yandan anılan tutarlar şirket ortakları tarafından da ayrıca gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmeyecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

22 Mayıs 2014 Perşembe

İbranameler ne zaman geçerli olur?

İbranameler ne zaman geçerli olur?


İbraname, işten ayrılan işçinin bu işyerindeki alacaklarının tümünü aldığını ve işverenden herhangi bir alacağının kalmadığını gösteren işçi tarafından imzalanmış bir belge olup, işçinin ileriki bir tarihte alacaklarını yargıya başvurarak talep etmesi halinde mahkemeye işçinin herhangi bir alacağının kalmadığını ispatlamak için yaygın olarak kullanılmaktadır.

İbranameler ne zaman geçerli olur?



 İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde "ibraname" adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, iş hukukunda "işçi yararına yorum" ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir.

İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine iş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir. 
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde “Ceza koşulu ve ibra” başlığı altında düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde;
"Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. 
İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.

Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır” hükmü bulunmaktadır.
Buna göre ibranamelerin geçerli olması için;
İbra sözleşmesinin yazılı olması 
İbra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, 
İbra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, 
ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenecek ibranamelerin buna aykırı düzenlenmesi halinde geçersiz sayılacaktır.

6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde iş sözleşmesinin sona ermesinden bir ay içinde yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmeleri (ivazlı ibra) ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli sayılmıştır.

İş sözleşmesi her ne şekilde sona ererse ersin (geçerli neden, haklı neden, istifa, evlilik, emeklilik vb.) ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de bu durum temelde işçi yararınadır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. İşçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir. 
İşverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi de ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldıracaktır. Yasal düzenleme sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmekte olup işverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebileceklerdir.
Resul Kurt / dunya.com

13 Mayıs 2014 Salı

asmmmo ders notları-2014

http://www.muhasebeweb.com/haber_detay.php?id=1826_Ankara-SMMM-Odasi-Ihtisas-Egitimleri-Ders-Notlari.html

30 Nisan 2014 Çarşamba

Yani Nesil Yazarkasa

İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Mustafa Dakın, yeni nesil yazarkasa kullanımıyla ilgili mükelleflere çağrıda bulunurken, uygulamaya uymamanın cezai müeyyidesinin 1.200 lira olduğunu söyledi. Dakın, yeni nesil yazar kasalarla POS makinesi ve yazarkasanın bir araya geldiğini, böylece kartla yapılan alışverişler için POS makinesi ve yazarkasa işlemlerinin tek işleme indiğini ifade etti.

Bu kapsama girmeyen mükelleflerin de isterlerse bu tür yeni nesil ödeme kaydedici cihazları alarak kullanabileceklerini belirten Dakın, mutlaka Gelir İdaresi Başkanlığı'nın kullanımına onay verdiği 26 üreticiden birinin ürettiği cihazların kullanılması gerektiğine dikkati çekti.

Yeni nesil ödeme kaydedici cihaz alan mükelleflerin, aldıkları cihazlarını fatura tarihinden itibaren en geç 90 gün içerisinde vergi dairesine kayıt ettirerek "ödeme kaydedici cihazlara ait levhayı" almak suretiyle kullanmaya başlayacaklarını aktaran Dakın, şunları kaydetti:
"Uygulanması artık zorunlu olan, kayıt dışılığı engellemeye ve ülkemizin vergi gelirlerine önemli katkısı olan yeni nesil yazarkasa kullanımı ile ilgili Başkanlığımız denetimlere başlayacaktır. Denetimlerden önce geçmesi zorunlu olan mükelleflerimizin eksikliklerini gidermesini talep ediyoruz. Söz konusu zorunluluğa uymamanın cezai müeyyidesi 1.200 lira özel usulsüzlük cezasıdır. Yapılacak denetimlerde mükelleflerin cezalandırılmasından daha ziyade uygulamanın teşviki ve eksikliklerin sözlü uyarımı şeklinde olacaktır."

1. KİMLER ZORUNLULUK KAPSAMINDA?
-Perakende faaliyetlerinde seyyar EFT-POS cihazı kullananlar
- Lokantalar
- Dışarıdan gelen müşterilere de hizmet veren otel restoranları
- Seyyar POS cihazı kullanan eczaneler
- Kapıda teslimatlı tahsilat yapan işyerleri
- Yol kenarı otopark hizmeti veren
-Eski nesil yazar kasalarının mali hafızaları dolanlar
-Zorunluluk kapsamında olmayıp seyyar EFT-POS cihazı kullananlar
- Zorunluluk kapsamında olmayan mükellefler

2.Yeni nesil yazarkasa uygulamasının zorunluluk kapsamında olmadığı mükellefler ise şunlar:
-Yazar kasa kullanma mecburiyeti olmayan toptan satıcılar
- Basit usule tabi mükellefler
- Diğer mükellefler
- Pompalarında özel nitelikli ödeme kaydedici cihaz kullanan akaryakıt istasyonları
- Yerleşik bir yerde otopark hizmeti veren işletmeler
- Yük ve yolcu taşıyan işletmeler
- Kargo firmaları
- Serbest meslek erbabı doktor ve avukatlar (Muhasebe web'den alnmıştır)



29 Nisan 2014 Salı

İşe Gelmeyen İşçinin Devamsızlığı Nasıl Bildirilecek - 29.04.2014

Soru: İŞE GELMEYEN İŞÇİNİN DEVAMSIZLIĞI NASIL BİLDİRİLECEK
Cevap: İşçinin devamsızlık durumunu şahitler huzurunda düzenlenen tutanak ve/veya tutanaklarla tespit eden işveren durumu işçiye bildirecektir. İş­veren, noter aracılığıyla bildirimi aşağıdaki şekilde yapacaktır. 
İHTARNAME
Sayın                                      :
Doğum Tarihi ve Yeri       :
Baba Adı                              :
SSK Sigorta sicil no           :
T.C. Kimlik No                     :
Adres                                     :
............................................ adresinde kurulu ................................. unvanlı işyerimizde          görevinde çalışmaktasınız.
.............. Ve....... tarihlerinde amirlerinizden herhangi bir izin almaksızın veya amirlerinize bilgi vermeksizin işinize gelmediğiniz tespit edilmiştir. Hakkınızda yapılacak işlemler esas olmak üzere;
a-) Sağlık mazeretinizin olması halinde hastaneden alacağınız bir belgenin,
b-)İşe gelmenizi önleyecek haklı bir sebebin olması halinde bunu belgeleyecek resmi bir evrakın, 3 gün içinde   tarafımıza/tarafıma ibrazını, aksi takdirde, kabul edilebilir bir mazeretle işe gelmediğinizin anlaşıl­ması halinde iş akdinizin 4857 sayılı İş Kanunu /25-II (g) bendine göre bildirim­siz ve tazminatsız olarak fesih edileceği hususunda bilginizi rica ederim.
Sayın Noter;
Üç nüshadan ibaret işbu ihtarnamenin bir nüshasının muhataba tebliğini, bir nüshasının dairenizde saklanmasını, bir nüshasının da tebliğ şerhini havi olarak tarafımıza iadesini rica ederiz.



Koray ATEŞ
E. Öğretim Görevlisi
korayates@muhasebetr.com
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır

25 Nisan 2014 Cuma

Askerlik borçlanması 2014

http://www.calismadunyasi.com/askerlik-borclanmasi-hesabi.htm

Askerlik Borçlanması İle Emeklilik Yaşı Nasıl Değişir

Kişi Askere gitmeden önce Sosyal Güvenlik Sistemine tabi ise yani ssk, bağkur veya emekli sandığında işe giriş kaydı varsa , bu emekliik tahsis işemlerinde  prim gün sayısına etki eder.Yani örneğin kişi 40 yaşında emekli olacak yaşını doldurmuş fakat prim gün sayısında eksikliği var, bu prim gün sayısını tamamlamak için askerlik borçlanmasını yapabilir.
İkinci olarak kişi askere gitmeden önce her hangi bir sigorta girişi yok ise ilk sigortaya başladıı tarihten itibaren askerlik yaptığı süre kadar emekliliği geriye çekilir , yani sigortalılık girşi ilk sigortaya başladığı tarih değil askerliğe başladığı tarih olur.Dolayısıyla emeklilik yaşında ve  prim hizmet süresinde eksikliği olanların askerlik bprlanması yapması tavsiye edilir

Hesaplama Formülü-( Günlük sigorta primine esas kazaç x%32)x borçlanılacak süre)

Dönemler
Günlük
Aylık
 15 Aylık
18 Aylık
01.01.2014-30.06.2014
11,42
342,6
5.139,00
6.166,80
01.07.2014-31.12.2014
12,09
362,7
5.440,50

6.528,60

Askerlik Borçlanması En Az Asgari Ücret ve ve Sgk Tavan Prim arasında bir tutar seçilerek ,Hesaplanır ve ödenir.Bu seçimi yapmak isteğe bağlıdır ve istediğiniz tutar üzerinde ödeyebilirsiniz.

Borçlanma Hesaplama Formülü
Asgari Ücret : 1.071 TL X%32=342,72
342,72/30=11,42 ( GÜNLÜK ÖDENECEK MİKTAR)
Günlük miktarı askerlik borçlanma yapacağınız süreyle çarpıp toplam ödeyeceğiniz süreyi bulabilirsiniz.
Asgari Ücret 01.01.2014-30.06.2014 1.071 TL
Asgari Ücret 01.07.2014-31.12.2014 1.134 TL
SGK TAVAN ÜCRET 01.01.2014-30.06.2014 6.691,50 TL
SGK TAVAN ÜCRET 01.07.2014-31.07.2014 7.371 TL
Görüldüğü üzere Askerlik borçlanmasını 01.07.2014 den sonra yaptığınızda daha fazla ödersiniz.


Askerlik borçlanması yapmak için. Hangi belgelerle, nereye müracaat edilmesi gerekir ? 

SGK İl Müdürlüğünden alacağınız “askerlik borçlanma belgesini”, bağlı bulunduğunuz askerlik şubesinden tastik ettirip, dosyanızın bulunduğu SGK İl Müdürlüğüne vermeniz halinde gerekli işlemler yapılacaktır.

Askerlik Borçlanması Yaparsam Emeklilik Yaşım Değişirmi?

Askerlik borçlanmalarında borçlandırılan sürenin karşılığı olan gün sayısı sigortalının prim ödeme gün sayısına eklenir. Borçlanılan süre , sigortalılığın başlangıç tarihinden önce ise “ yani askerden önce sigortanız yok ise “  sigortalının başlangıç tarihi borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür. 
Örneğin: 01.01.1984 tarihinde ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayan bir sigortalı 1976-1977 yılları arasında 20 ay askerlik yapmış ve bu sürenin tamamını borçlanmıştır.Bu kişinin sigortalılık başlangıç tarihi ne olacaktır.?
Örnekteki sigortalı ,  askerlik görevini yaptıktan sonra sigortalı olarak çalışmaya başladığı için, askerlik borçlanması sigorta başlangıç tarihini değiştirecektir.  Sigortalılık başlangıcı ilk giriş tarihinden borçlanma yaptığı süre kadar geriye götürülecektir.Böylece bu kişinin sigorta başlangıç tarihi 01.05.1982 tarihi olacaktır.
( Dikkat edilmesi gereken sigortalılık başlangıç tarihi askere gittiği 1976 yılı değil ilk sigortalı olduğu tarihten geriye doğru çekilir. İlk sigortalılık tarihi 01.01.1984  den 20 ay öncesine gidildiğinde  600 gün yapar  bu tarihde 01.05.1982 tarihine dek olur.)
Bu kişinin emeklilik hesaplaması 01.05.1982 tarihine göre yapılacaktır.
Borçlanılan süreler her yıl 360 gün hesabıyla sigortalılık süresine eklenir.
Borçlanma sonunda aylık bağlanmaya hak kazanılması durumunda , borcun ödendiği tarihi takip eden ay başından itibaren aylık bağlanır.
Aşağıdaki hesaplama Formundan Askerlik Borçlanması Tutarını Hesaplayabilirsiniz
Aşağıdaki Formdan Emekliliğinizi Hesaplayabilirsiniz


Askerlik borçlanması bir yıl erken emekli eder

04.04.1967 doğumluyum. 28.09.1992 tarihinde sigortalı olarak işe başladım ve 7127 prim günüm var. Askerliğimi Nisan 1987-Eylül 1988 arası uzun dönem olarak yaptım. Emekliliğimi, hizmet yılı olarak 4 yıl, yaş olarak ise 7 yıl sonra 04.04.2020de hak ediyorum. Askerlik borçlanması yapabilir miyim? Yapabilirsem ne kadar prim ödemem gerekir? Bunun emeklilik yaşıma katkısı ne olur? Aytaç Dişli
485 gün askerlik borçlanması yaparsanız, emeklilik yaşınız 52den 51e iner ve 04.04.2019da emekli olursunuz. Askerlik borçlanmanızın her bir günü için asgari ücret ile asgari ücretin 6,5 katı arasında kalmak şartıyla kendinizce belirlenecek kazanç tutarı üzerinden yüzde 32 oranında prim ödersiniz. 30 Hazirana kadar geçerli olan asgari ücrete göre bir gün için ödemeniz gereken prim tutarı en az 10,44 TL, en fazla 67,85 TL olur.

(sözcü gazetesinde yayınlanan ali tezel'in yazılarından derledim.) 




21 Nisan 2014 Pazartesi

Yeni torba yeni af...Ali Tezel !den alıntı.

BAĞ-KUR’LUYA PRİM AFFI 1-Gerek 1479 sayılı Bağ-Kur, gerek 2926 sayılı Tarım Bağ-Kur ve de gerekse 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GSS Kanunu gereğince SGK’ya 24 aydan çok Bağ-Kur prim borcu olanların hem borçları silinecek hem de borçlu oldukları sigortalılık süreleri silinecek. Mesela,Bağ-Kur’a (4/B) 10 yıllık 55 bin lira borcu olan birisinin hem 55 bin liralık Bağ-Kur borcu silinecek hem de 10 yıllık Bağ-Kur’luluk süresi silinecek. Şimdiki uygulamada 30.04.2008 günü itibariyle 60 aydan çok borcu olanlara af vardı. Tasarı ile 24 ay olacak. 
2-Bağ-Kur’un hem borcunun hem sigortalılık süresinin silindiği dönemler de SSK çalışması varsa, Bağ-Kur süresi silindiği için artık SSK ile Bağ-Kur çakışması ortadan kalkacağından, esasen Bağ-Kur ile çakıştığı için geçersiz olan SSK prim ödeme günleri de yasal ve geçerli hale gelecek. 
3-Silinen sürelerden sonrasında emeklilik için prim gün sayısına ihtiyaç duyanlar, tamamını değil silinen süreden dilediği kadarını yeniden canlandırıp ödeme hakkına da sahip olacak. Mesela, silinen 10 yıllık Bağ-Kur süresinde 3 yılına ihtiyacı olursa 3 yılını parasını ödeyerek yeniden sigortalılık süresine ekletebilecek. Şimdiki uygulamada 60 aydan çok borcu olan kişi borcunu ve sigortasını sildiriyor ama canlandırmak isterse tümünü canlandırmak zorunda kalıyordu. 
4-Bağ-Kur’a ister 24 aydan çok ister 24 aydan prim borcu olanlar, borcu sildirmek yerine ödemek isterlerse de ana para borcu sabit kalmak kaydıyla,gecikme zamlarının %50’si silinerek, 36 aya kadar taksitle de borcu ödeme hakkına sahip olacak. Öte yandan 24 aydan az borcu olanların sildirme hakkı olmadığı için bu kişiler de gecikme zammın yarısını sildirerek borçlarını 36 taksitle ödeyebilecekler. 

GEÇMİŞ YILLARI BAĞ-KUR’LU YAPMA HAKKI “04.10.2000 tarihinden veya 1.10.2008 gününden önce Bağ-Kur’lu olması gerektiği halde Bağ-Kur’lu yapılmayan süreler de artık Torba ile Bağ-Kur’lu yapılacak…. Bağ-Kur’da son yıllar için iki milat tarih var birincisi, 04.10.2000 ve ikincisi de 1.10.2008, her iki tarihe göre; bu tarihten önce Bağ-Kur’lu olması gereken faaliyeti olduğu halde hiç Bağ-Kur’un kapısına uğramayanların geçmiş süreleri Bağ-Kur’lu yapılmıyordu. Torba yasaya girecek madde ile artık Bağ-Kur’lu olabilecekler… 

İLK MİLAT 04.10.2000-Aslında, zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı 20.04.1982 günü başlamıştır. Ancak, 619 sayılı KHK ve 4956- 4958 sayılı Yasalar ile 04.10.2000 gününe kadar aslında Bağ-Kur’lu olmasını gerektirecek faaliyette bulundukları halde Bağ-Kur’a gidip sicil numarası almayanlar için Bağ-Kur başlangıcı 04.10.2000 olarak alındı. Yani, 20.04.1982 ile 4.10.2000 arasındaki Bağ-Kur’lu olmaları gereken süreler silindi. Bu kişilere 28.02.2005 gününe kadar müracaat etmeleri kaydıyla Bağ-Kur vergi borçlanması getirildi. 

İKİNCİ MİLAT 1.10.2008-Tıpkı 4.10.2000 tarihi gibi, 5510 sayılı Kanun ile 1.10.2008 gününe kadar Bağ-Kur’lu olmaları gerektiği halde gidip Bağ-Kur numarası almayanlar için de artık 1.10.2008 gününden önceki vergi veya şirket ortaklığı sürelerinizi Bağ-Kur’lu yapamazsınız kuralı getirildi. Bu kişilere de Nisan 2009 gününe kadar 4.10.2000 ile 1.10.2008 arasındaki süreleri için vergi borçlanması hakkı verilmişti.

TORBA İLE 20.04.1982’YE KADAR GİDİLEBİLECEK-Torba Yasa içinde girecek madde ile 20.04.1982 ile 1.10.2008 arasındaki vergi kaydı ve şirket ortaklığı sebebiyle Bağ-Kur’lu olması gerektiği halde olamayanlar yeni bir hak getiriliyor. Artık, 20.04.1982 ye kadar gidebilecekler. Binlerce vergi mükellefi, esnaf oda-dernek üyesi ile şirket ortakları geçmiş yıllarını Bağ-Kur’a borçlanabilecekler.

Soru--Cevap 1968 mayıs doğumluyum, 8 ay askerlik yaptım ve ödedim. 1987 yılında 1 yıllığına iş yeri açtım kapattım. Vergi kaydım var ancak Bağ-Kur tescilim yok. 1988-2000 arası çalışmadım. 02.11.2000’de iş yeri açtım ve şu ana kadar Bağ-Kur’luyum. Ne zaman emekli olurum? Dava açmadan 1 yılı borçlanabilir miyim? E.B.Halen hazırlanmakta olan ve 2014 Nisan ayında TBMM’den geçirilmesi planlanan Torba Yasa ile 1987 yılındaki vergi kaydınızla Bağ-Kur’lu olabileceksiniz. Yasa çıkarsa, bundan sonra SSK’lı olup en az 3,5 yıl prim ödemek ön şartıyla, SSK’dan 50 yaşında (2018 mayısında) en az 5375 gün ile emekli olursunuz. Yasa çıkmazsa Bağ-Kur’dan (9000 günle) veya SSK’dan (7200 günle) 65 yaşında emekli olursunuz.
İŞVERENE PRİM AFFI-İşçi çalıştırıp SGK’ya bildiren ve bu sebeple işveren prim borcu bulunan işverenlere de prim affı geliyor. Tıpkı 2011 yılında çıkarılan 6111 sayılı Kanun’a benzer şekilde ana paradan indirim yapılmadan, bu güne kadar birikmiş gecikme zamlarının yüzde 50’si silinerek, 36 taksitte ödeme imkanı geliyor.