.

.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Maliye Bakanlığı Uygulama İç Genelgesi Ticaret Sicilinden Re’sen Kaydı Silinen Şirketlerle İlgili İşlemler Maliye Bakanlığı Uygulama İç Genelgesi

TİCARET SİCİLİNDEN RE’SEN KAYDI SİLİNEN ŞİRKETLERLE İLGİLİ İŞLEMLER
VUK Md. 160
AATUHK Md. 35, Mük. Md. 35 

Sayı : 29537098-010.06.01.[32]-76160
Tarih   : 18.07.2014

6102 sayılı TTK’nın geçici 7. maddesi kapsamında ticaret sicilinden re’sen kayıtları silinen veya bu kapsamda tasfiye işlemlerine başlanılmış olan şirket ve kooperatifler hakkında vergi dairelerince yapılacak iş ve işlemler hk.
6335 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen geçici 7. maddesi 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu maddede;
a) 24.06.1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketlerin,
b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde münfesih olan anonim ve limited şirketlerin,
c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatiflerin,
d) Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatiflerin,
e) Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları veya son ve kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatiflerin,
bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın yapılacağı hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, geçici 7. madde ile ilgili usul ve esaslar 30.12.2012 tarih ve 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ” ile belirlenmiştir.
6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında ticaret sicilinden re’sen kayıtları silinen veya bu kapsamda tasfiye işlemlerine başlanılmış olan şirket ve kooperatifler hakkında vergi dairelerince yapılacak iş ve işlemler aşağıda açıklanmıştır.
1- Anomim ve limited şirketler ile kooperatiflerin ticaret sicil müdürlükleri tarafından 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın yapılan tasfiyeleri neticesinde ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi halinde söz konusu şirketlerin ve kooperatiflerin tüzel kişiliği ortadan kalkacağından, bu kurumların vergi mükellefiyetleri de sona erecektir.
2- Ticaret sicilinden kayıtları re’sen silindikleri tescil ve ilan olunan şirketler hakkında vergi daireleri tarafından sistem kayıtlarından yapılan sorgulama sonucunda bu şirketlerin aynı zamanda Vergi Usul Kanunu’nun 160. maddesi gereğince mükellefiyet kaydının re’sen terkin edildiğinin anlaşılması halinde; terkin tarihi olarak vergi dairesi tarafından mükellefiyetin re’sen terkin edildiği tarih esas alınacağından, terk tarihinde herhangi bir düzeltme yapılmayacaktır. Bu mükelleflerin faaliyetinin olmadığı yönünde daha önce re’sen terkin işlemleri için yoklama yapıldığından ayrıca yoklama yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bununla birlikte, ticaret sicilinden kaydının silindiği tarih olan Kayıt Silme İşleminin Tescil Tarihinin sisteme girişinin yapılması, konu ile ilgili belgelerin mükellefin tarh dosyasına konulması gerekmektedir.
3- Ticaret sicilinden re’sen silindikleri tescil ve ilan olunan şirketlerin vergi dairesi sicil kayıtlarında faal olduklarının anlaşılması halinde; mükellefin tüm iş yeri adreslerinde yapılacak yoklama ile faaliyetine devam edip etmediği tespit edilecektir.
Yapılan yoklama sonucunda mükellefin faaliyetinin bulunmadığının tespit edilmesi halinde bir örneği ekte yer alan “Kayıtları Silinen Mükelleflere İlişkin Bilgi Formu” düzenlenecek ve sistemde bilgi girişi yapılarak, “10-6102 sayılı Kanun’un Geçici 7. Maddesine Göre Terk” türü ile Kayıt Silme İşleminin Tescil Tarihi itibariyle mükellefiyet kaydı terkin edilecektir. Ancak kayıt silme işleminin tescil tarihinden önce mükellef hakkında 2004/14 Seri No.lu Uygulama İç Genelgesi kapsamında re’sen terkine yönelik yoklama yapılmışsa ilk yoklama tarihi itibariyle mükellefiyet kaydı terkin edilecektir.
Yapılan yoklama sonucunda mükellefin faaliyetine devam ettiğinin tespit edilmesi halinde bir örneği ekte yer alan “Kayıtları Silinen Mükelleflere İlişkin Bilgi Formu” düzenlenecek ve sistemde bilgi girişi yapılarak, “10-6102 sayılı Kanun’un Geçici 7. Maddesine Göre Terk” türü ile Kayıt Silme İşleminin Tescil Tarihi itibariyle mükellefiyet kaydı terkin edilerek;
- Aktife kayıtlı gayrimenkul ve araçlara ilişkin olanlar dahil olmak üzere faaliyetin devamına karine teşkil eden tasarrufların, adi ortaklığın tesisini gerektirecek şekilde birden fazla ortak tarafından gerçekleştirildiğinin tespiti halinde, söz konusu ortaklar için adi ortaklık şeklinde mükellefiyet kaydı açılması,
- Söz konusu faaliyetlerin ortaklardan yalnızca biri tarafından yürütüldüğünün tespiti halinde ise diğer ortaklar açısından mükellefiyet tesisini gerektiren bir durum bulunmadığından, faaliyette bulunan kişi adına mükellefiyet kaydı açılması,
- Adına mükellefiyet tesis edilen kişi/kişilere durumun bir yazı ile bildirilmesi gerekmektedir.
4- Anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeye girmeden ticaret sicil kayıtlarının re’sen silinmesi halinde; bu mükelleflerin ticaret sicil kayıtlarının re’sen silindiği tarihten önceki döneme ilişkin verilecek kurumlar vergisi beyannamesinin kaydın re’sen silindiğinin tescil edildiği ayı izleyen dördüncü ayın birinci gününden yirmi beşinci günü akşamına kadar şirket veya kooperatiflerin bağlı bulunduğu vergi dairesine verilmesi gerekmektedir.
5- Tasfiyeye giren ve tasfiyesi sonuçlanmak suretiyle veya tasfiyeye başlanılmış olmakla birlikte tasfiyenin sonuçlandırılamaması nedeniyle ticaret sicil kayıtlarından re’sen silinen şirketler ve kooperatifler ile anılan maddenin yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ve tasfiye döneminde ticaret sicil kayıtlarından re’sen silinen şirketler ve kooperatiflerin; sicil kaydının re’sen silindiğinin tescil edildiği tarih tasfiyenin bitiş tarihi olarak kabul edilecektir. Söz konusu mükelleflerin tasfiyenin sona erdiği döneme ilişkin tasfiye beyannamelerinin, tasfiyenin sonuçlandığı yani ticaret sicil kaydının re’sen silindiğinin tescil edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde şirket veya kooperatiflerin bağlı olduğu vergi dairesine verilmesi gerekmektedir.
6- Şirket veya kooperatiflerin alacaklıları tarafından iflas istemiyle mahkemeye müracaat edilmesi üzerine, mahkemece iflasının açılmasına karar verilmesi halinde, tasfiye işlemleri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütüleceğinden; tasfiyeye girmiş ve ticaret mahkemesince hakkında iflas kararı verilen söz konusu şirket ve kooperatiflerin vergilendirmeye ilişkin ödevleri dolayısıyla tasfiye memurlarına düşen sorumluluğun iflas idaresince yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bu durumda olan şirket ve kooperatiflerin iflas işlemlerinin tamamlandığının bildirilmesi üzerine şirketin veya kooperatifin ticaret sicil kaydının silindiğinin tescil edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde şirket veya kooperatifin bağlı olduğu vergi dairesine tasfiye beyannamesinin verilmesi gerekmektedir.
7- Ticaret sicilinden kaydı silinen şirketler ve kooperatiflerin kanuni temsilcileri ile limited şirket ortaklarının, silinme tarihinden önceki dönemlere ilişkin kamu borçlarından doğan sorumlulukları, 21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında devam edecektir.
Diğer taraftan, ticaret sicilinden silinen şirket ve kooperatifler hakkında cebri takibata başlanılmamış olması, bunların tüzel kişilikleri ortadan kalktıktan sonra 6183 sayılı Kanun’un 35. ve mükerrer 35. maddelerinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.
8- Ticaret sicil müdürlüklerince anılan madde kapsamında yapılan işlemler ticaret sicili gazetesinde ilan edilmektedir. Bu tescil ve ilanlara ilişkin bilgilerin elektronik ortamda Gümrük ve Ticaret Bakanlığından alınmasıyla ilgili çalışmalar Başkanlığımızca sürdürülmektedir. Anılan bu bilgiler vergi dairesi kullanımına açılacak olup, E-VDO duyuru ekranlarında gerekli bilgilendirme yapılacaktır. Söz konusu bilgilendirme dışında mükellefler tarafından ilgili tescil ve ilana ilişkin ticaret sicil gazetesinin ibrazı ile müracaat edilmesi veya ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil ve ilana ilişkin ticaret sicil gazetesi ile kayıtları silinen şirketlerin bildirilmesi halinde yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında işlem tesis edilmesi mümkün bulunmaktadır.


SEL FELAKETİ NEDENİYLE ZAYİ OLAN MALLAR İÇİN YAPILACAK İŞLEMLER

http://www.muhasebenet.net/2009-1009-sel%20felaketinde%20zayi%20olan%20mallarla%20ilgili%20islemler.pdf

SİGORTA TAZMİNATLARININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

VUK'UN 329 VE 330. MADDELERİ ÇERÇEVESİNDE ALINAN SİGORTA TAZMİNATLARI VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ -DEVRİM AKALIN Hesap Uzmanı

GİRİŞ VUK'un 329 ve 330. maddeleriyle sigorta tazminatlarının vergisel durumu ve muhasebeleştirilmesi düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükümleri çerçevesinde alınan sigorta tazminatı tutarıyla oluşan zarar arasında bir fark oluşmuşsa bu farkın gelir ya da gider hesaplarıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca anılan madde hükümleriyle sözkonusu işlemlerin ne şekilde muhasebeleştirileceği de hükme bağlanmıştır.

Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler Dolayısıyla Alınan Tazminatların Durumu
1- Zarara Uğrayan Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler İçin Alınan Sigorta Tazminatları ve Muhasebeleştirilmesi VUK'un 329. maddesi çerçevesinde yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden tamamen veya kısmen ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için alınan sigorta tazminatı bunların değerinden (amortismanlı olanlarda ayrılmış olan amortisman çıktıktan sonra kalan değerden) fazla veya eksik olduğu takdirde farkı kar veya zarar hesabına geçirilir. Diğer taraftan bilindiği üzere amortismana tabi iktisadi kıymetler VUK hükümleri uyarınca ayrılan amortismanlar yoluyla giderleştirilirler.

Bu esastan hareketle VUK'un 317. maddesi uyarınca muhtelif sebeplerle ATİK'de meydana gelen hasarın tespiti ve bunun fevkalade amortisman yoluyla giderleştirilmesi Maliye Bakanlığından alınacak fevkalade amortisman oranının ATİK'e uygulanması ile mümkün olmaktadır.

Bu çerçevede sigorta kuruluşlarının tespit edeceği zararlar bir önem arz etmemektedir.
VUK'un 329. maddesinde ise kanun koyucu alınan sigorta tazminatı ile zayi olan ATİK'in değeri arasındaki farkın gelir ya da gider hesaplarına atılması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Bu çerçevede zarar sonucunda ATİK iktisadi değerini tamamen kaybetmişse karşılaştırılacak unsurlar ATİK'in zarar öncesi net değeri ile alınan sigorta tazminatı, ATİK'in kısmen zayi olması halinde de karşılaştırılacak değerler ATİK değerinde meydana gelen azalma ve alınan sigorta tazminatıdır. Bu çerçevede söz konusu karşılaştırmaların yapılabilmesi ve karın - zararın tespiti için her iki durumun mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi gereği bulunmaktadır.

Sigorta tazminatını belirleyecek unsur sigorta şirketi, meydana gelen zararın mahiyetini ve tutarını belirleyecek merci Maliye Bakanlığıdır. VUK'un 329. maddesi çerçevesinde söz konusu işlemlerin muhasebeleştirilmesi aşağıdaki gibi olacaktır: İktisadi Kıymetin Tamamen Zayi Olması Halinde Muhasebe Kayıtları:
Örnek: Amortismana tabi iktisadi kıymetin zarar öncesi değeri 100.000.-YTL
ayrılan amortisman 50.000.-YTL'dir.
Maliye Bakanlığınca belirlenen fevkalade amortisman oranı kullanılarak zarara uğrayan ATİK'in yeni değeri 0.-TL olarak tespit edilmiştir.
Sigorta şirketinden alınan tazminat bedeli ise 60.000.-YTL'dir.
Bu durumda olması gereken muhasebe kayıtları aşağıdaki gibidir:
 / 102- Bankalar 60.000 ...
           Birikmiş Amortismanlar 50.000 ...
                                                                 ATİK 100.000
                     679- Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar 10.000 /

 İktisadi Kıymetin Kısmen Zayi Olması Halinde Muhasebe Kayıtları Örnek.:
Amortismana tabi iktisadi kıymetin zarar öncesi değeri 100.000.-
ayrılan amortisman 50.000.-'dir.
Maliye Bakanlığınca belirlenen fevkalade amortisman oranı kullanılarak ayrılan fevkalade amortisman tutarı 20.000.-YTL,
dolayısıyla söz konusu ATİK'in belirlenen yeni net değeri 30.000.-YTL'dir.
Sigortadan alınan tazminat ise 25.000.-YTL'dir.
Bu örnekte zarar kısmi olduğu için alınan sigorta tazminatıyla ATİK'in toplam değerini karşılaştırma imkanı bulunmamaktadır.

Bu çerçevede uğranılan değer kaybı ile alınan sigorta tazminatı karşılaştırılacaktır. /

689-Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar 20.000
102- Bankalar………………………………………. 25.000 ...
                                                 Birikmiş Amortismanlar 20.000
                                         679- Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar 25.000 /

Yenileme Fonu Uygulaması VUK'un sözü geçen 329. maddesinde alınan sigorta tazminatlarının zararı aşan kısmı için yenileme fonu uygulaması öngörülmüştür. Söz konusu hükme göre oluşan sigorta tazminat fazlası pasifte üç yıl süre ile tutulacak bir hesaba alınmak suretiyle vergi ertelemesi yapılmaktadır. Bu şekilde ancak yeni ATİK alımında kullanılabilecek bu fon yeni alınan ATİK üzerinden ayrılan amortismanlarla itfa edilecektir. Üçüncü yılın sonuna kadar fonun aynı nitelikte yeni bir iktisadi kıymet iktisabı için kullanılmaması halinde bu tutar üçüncü yılın sonunda kara intikal ettirilecektir.
Söz konusu yenileme fonu uygulaması için gerekli şartlar aşağıda sıralanan başlıklar altında toplanabilir:
- Bilanço esasına göre defter tutulması,
- Sabit kıymetin yenilenmesinin zaruri bulunması veya işletmeyi idare edenlerce bu konuda karar verilmiş olup teşebbüse geçilmiş olması,
- Satın alınacak iktisadi kıymetin zayi olan iktisadi kıymetle aynı nitelikte bulunması

Yukarıda sıralanan şartlar dahilinde pasifte özel bir karşılık hesabına alınacak tazminat fazlası azami üç yıllık süre ile bu hesapta tutulabilecektir. Ancak üç yıldan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde bu tazminat fazlası o yılın matrahına ilave edilecektir.

Yukarıda açıklanan işlemlere ilişkin muhasebe kayıtları da aşağıdaki gibidir:

Karın Yenileme Fonuna Alınması /
679-Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar XXXX
                                                    549- Özel Fonlar XXXX /
Yenileme Fonunun Kullanımı /
549- Özel Fonlar XXXX ...
Birikmiş Amortismanlar XXXX /


 Emtia Sigorta Tazminatları ve Muhasebeleştirilmesi

 VUK'un 330. maddesi uyarınca emtia, zirai mahsul ve hayvan kıymetlerinde vukua gelen zayiat dolayısıyla alınan sigorta tazminatları bunların değerinden fazla olursa bu fazlalık kara alınır.
Söz konusu madde hükmünden de anlaşılacağı üzere meydana gelen zayiat sigorta bedelinden fazla olduğu takdirde aradaki farkın gider yazılması mümkün değildir.

Ancak VUK'un 278. maddesi çerçevesinde meydana gelen zayiatlarda mal söz konusu madde hükmü uyarınca emsal bedelle değerleneceğinden oluşan stok değer düşüklüğü karşılık giderleri olarak gider hesaplarına yansıtılabilecektir.

Dolayısıyla tazminatı aşan kısım da gider hesaplarına intikal etmiş olacaktır.

VUK'un 278. maddesinde belirtilen haller yangın, deprem, su basması gibi afetler ya da bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi hallerdir. Bu çerçevede, sayılan bu hallerin dışında bir zayiat oluşması durumunda söz konusu malı emsal bedelle değerleme imkanı bulunmadığı gibi oluşan zayiatı gider hesaplarına intikal ettirme imkanı da bulunmamaktadır.

Diğer taraftan bu gibi hallerde alınan sigorta tazminatının tamamı değil ancak zayiatı aşan kısmı gelir hesaplarına intikal ettirilecektir.

278. maddede belirtilen haller dışında yapılacak muhasebeleştirme aşağıdaki gibidir: Örnek :

10.000.- tutarındaki emtia çalınmış
bunun için sigorta şirketinden alınan tazminat 11.000.-

102- Bankalar 11.000
                               153-Ticari Mallar 10.000
                               679-Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar 1.000

Diğer taraftan bu halde KDV Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca yüklenilen KDV'nin indirim KDV hesaplarından çıkarılarak kanunen kabul edilmeyen giderlere alınması gerekecektir.

278. maddede belirtilen hallerle malın zayi olması durumunda muhasebeleştirme aşağıdaki gibidir:
Örnek:

Takdir komisyonunca yangından zarar gören 10.000.-TL tutarındaki malın
yeni değerinin 5.000.-TL olduğu tespit edilmiştir.
Alınan sigorta tazminatı ise 4.000.-TL'dir. /

102- Bankalar 4.000
654- Karşılık Giderleri 5.000
                                158- Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı 5.000
                                 679- Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar 4.000

SONUÇ
VUK'un 329. ve 330. maddeleri ile zararlar karşılığı alınan sigorta tazminatlarının zararı aşan kısımlarının gelir hesaplarına alınması sağlanmış keza bazı durumlar hariç olmak üzere alınan tazminat ile uğranılan zarar arasındaki olumsuz farkların gider hesaplarına intikali imkanı getirilmiştir. Ayrıca söz konusu madde hükümleri ile muhasebeleştirme konusuna da ışık tutulmuştur.


1 Temmuz 2015 Çarşamba

10 KİŞİDEN AZ ÇALIŞANI OLAN AZ TEHLİKELİ İŞYERİ SAHİBİ HEKİM VE İŞ GÜVENLİĞİ UZMANINDAN KURTULDU

 29/06/2015 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik ile birlikte 10’dan  az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin işveren veya işveren vekili tarafından yürütülebilmesine ilişkin usul ve esasları belirlendi.

SAYININ TESPİT EDİLME ESASI- Çalışan sayısının 10 dan az olup olmadığının tespitinde aşağıdaki hususlar dikkate alınır:                                                                                                                                                      a) Aynı işverenin Türkiye genelinde birden fazla tescilli ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinin olması halinde, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri üstlenilebilecek işyerlerinin belirlenmesinde Sosyal Güvenlik Kurumundaki tescil kayıtları esas alınır.
b) İşverenden iş alan alt işverenlerce çalıştırılan sigortalılar çalışan sayısına dâhil edilmez.
c) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki öğrenci statüsünde olan çırak ve stajyerler, çalışan sayısının tespitinde dikkate alınmaz.
 EĞİTİM GÖRECEK-Eğitimi tamamlayan işveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimine verilen görevleri, 7 ve 8 inci maddelerde belirtilenler hariç olmak üzere yürütebilir.
AYDA ÇALIŞAN BAŞINA 10 DAKİKA EĞİTİM VERECEK-İşveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yerine getirmek için çalışan başına aylık en az 10 dakika ayırmak zorundadır.
 OSGB SATIN ALABİLİR-İşveren veya işveren vekilleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin tamamını ya da bir kısmını hizmet alımı yoluyla da temin edebilir
İSG-KATİP'E KAYIT OLACAK-İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütmek isteyen işveren veya işveren vekillerinin İSG-KATİP üzerinden sisteme kaydolmaları zorunludur. İşveren veya işveren vekilinin, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütme yükümlülüğü İSG-KATİP’e kayıt tarihi itibari ile başlar.
Eğitimi tamamlayan işverenin ondan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan ayrı bir işyeri açması veya işveren vekilinin hizmet akdinin sona ererek, ondan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan başka bir işyerinde çalışmaya başlaması halinde; yeni işyerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilmesi için işverence İSG-KATİP üzerinden başvuruda bulunulması gerekir. Bu tür görevlendirmelerde görevlendirilecek kişinin işveren vekili olması esastır. Aksi takdirde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevlendirme yapılmamış sayılır.
EĞİTİMLER-İş güvenliği uzmanlığı veya işyeri hekimliği belgesi sahibi olan işveren veya işveren vekilleri iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı uyarınca çalışanlara verilecek iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini kendileri verebilir.
SAĞLIK HİZMETİ-Eğitim alan işveren veya işveren vekillerinin üstleneceği iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri; işe giriş ve periyodik muayeneler ile tetkikleri kapsamaz.
RAPORU KİMLER VERİR-İşyeri hekimlerinden alınabileceği gibi kamu sağlık hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilir.
ÖLÇÜMLER-İşyerinde yapılması gereken ölçümler, Bakanlık tarafından yetkilendirilen laboratuvarlar tarafından gerçekleştirilir.
EĞİTİM BELGESİ VERİLİR-Eğitim sonunda yapılacak sınavdan başarılı olanlara, belirlenen eğitimi tamamlama belgesi düzenlenir
KAPSAM DIŞI KALMA-İşyerinin tehlike sınıfının değişmesi ve/veya çalışan sayısının 10 ve üzerine çıkması durumlarında, altmış gün içerisinde 29/12/2012 tarih ve 28512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda görevlendirmeler yapılır.İşveren veya işveren vekilinin iş sağlığı ve güvenliği hizmetini üstlenmek istememesi halinde de birinci fıkrada belirtilen Yönetmelik hükümleri doğrultusunda görevlendirmeler yapılır.
TAŞERON VARSA-Asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulan işyerlerinde her bir işveren veya işveren vekilleri ayrı ayrı eğitim almak zorundadır.
VEDAT İLKİ


26 Haziran 2015 Cuma

Vergi Usul Kanunu’na göre vazgeçilen alacaklar ve bu alacaklara ilişkin özellik arz eden hususlar–Aydan Karataş




1-Giriş
Ticari kazancın tespitinde geçerli olan tahakkuk esasının doğal bir sonucu olarak, vadeli mal veya hizmet satışlarında, bedeli tahsil edilmiş olmasa bile gelir doğabilmektedir. Haliyle de mükellefler, tahsil edememiş olmalarına rağmen bir mal ya da hizmet satışından kaynaklı olarak vergi ödenmesi durumuyla karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu gibi durumlarda, gerçek vergi matrahına ulaşılmasına yönelik olarak, Kanun koyucu Vergi Usul Kanunu’nun 322- 324’üncü maddelerinde çeşitli hükümlere yer vermiştir.
Bu yazımızda, esas itibarıyla Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 324’üncü maddesinde düzenlenen “vazgeçilen alacak” müessesesi açıklanacak olmakla birlikte, konunun daha net anlaşılabilmesi için “vazgeçilen alacak”a paralel bir düzenleme olduğunu düşündüğümüz “değersiz alacak” müessesesine de değinilecektir.
Bu konu ile ilgili düzenlemeler, VUK’un “Alacaklarda ve Sermayede Amortisman” başlığı altında yapılmış olup, alacaklarda amortisman uygulaması; değersiz alacaklar, şüpheli alacaklar ve vazgeçilen alacaklar olarak üçlü bir ayrıma tabi tutulmuştur. Değersiz alacaklarda, bir alacağın ticari ilişkide alacaklı yönünden hangi hallerde değersiz hale geldiği ve zarar olarak dikkate alınabilmesi için gereken şartların üzerinde durulurken; vazgeçilen alacaklarda ise borçlu yönünden uygulanması gereken işlemler üzerinde durulmakta ve bu alacağın borçlu tarafından ne zaman ve nasıl itfa edileceği düzenlenmektedir. Şüpheli alacaklar kısmında ise henüz tahsil olanağı ortadan kalkmamış alacaklar düzenlenmiştir.

II.Değersiz alacaklar
VUK’un “Değersiz Alacaklar” başlıklı 322’nci maddesi aşağıdaki gibidir:
“Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır.
Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler vemukayyet kıymetleri zarara geçirilerek yok edilirler.
İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.”
Mezkur maddenin yorumlanmasından anlaşılacağı üzere, bir alacağın değersiz alacak olarak addedilebilmesi için aşağıdaki şartlara dikkat edilmesi gerekmektedir:
Tahsil edilemeyen alacağın daha önceden hasılat olarak dikkate alınmış olması:
Ticari ve zirai kazançlarda tahakkuk esası geçerli olduğundan tahsil edilemeyen alacağın daha önceden hasılat olarak dikkate alınmış olması gerektiği yönünde görüşler bulunmaktadır. Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen çeşitli özelgelerde bu yönde görüşler verildiği görülmektedir.
Örneğin 07.04.2014 tarihli ve 84098128-125[6-2012/928]-175 sayılı özelgede, “kredili olarak satılan mal veya hizmetin bedeli hasılat kaydedilmek suretiyle alacaklı tarafından vergi matrahına dahil edilirken, bu alacağın, çeşitli nedenlerle tahsilinin imkansız hale gelmesi durumunda Vergi Usul Kanunu’nda sayılan şartlarla değersiz alacak olarak kaydedilmesi mümkün bulunmakta ” şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Aynı şekilde şüpheli alacaklarla ilgili olarak Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilmiş olan 01.04.2011 tarihli ve B.07:1.GİB.4.16.17.02-VUK-10-78-27 sayılı özelgede de “… bir alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması için işletme kayıtlarına hasılat olarak girmesi … gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Ancak diğer taraftan Kanun hükmünde böyle bir şarta yer verilmediği, bu nedenle hasılat yazılması şartının aranamayacağı yönünde de görüşler bulunmaktadır. Ancak bu tartışmalar daha çok şüpheli alacak konusunda yoğunlaşmıştır. Nitekim aşağıda yer verilen Danıştay kararları da şüpheli alacaklar ile ilgili olmakla birlikte bu yaklaşımın değersiz alacaklara da uygulanabileceği kanaatindeyiz.
Örnek kararlardan ilki Danıştay 4. Dairesinin 15.06.2010 tarihli, Esas No: 2009/2277 ve Karar No: 2010-3654 sayılı kararıdır. Söz konusu kararda “…. ticari faaliyetin bir unsuru olan ve icra yoluyla takip edilen alacaklara ilişkin olarak Kanunda öngörülen şüpheli alacak karşılığı ayırma koşulları olayda gerçekleşmiş olup, davacının imzaladığı faktoring sözleşmelerinin geri dönülebilir nitelikte olduğu ve söz konusu alacakların hasılat olarak kayıtlara intikal ettirilmediği gerekçesiyle karşılık ayrılamayacağı ileri sürülerek yapılan tarhiyatta ve bu tarhiyata karşı açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararında yasaya uyarlık bulunmamaktadır.” ifadelerine yer verilmektedir.
Aynı Daire, 01.12.2014 tarihli ve Esas No: 2011/9550, Karar No: 2014/7465 sayılı kararında da aynı gerekçelerle İdarenin temyiz talebini reddederek, 3. Vergi Mahkemesinin 16.06.2011 tarihli ve Esas No: 2010/603, Karar No: 2011/2746 sayılı kararını onamıştır.

Alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilip zarar yazılabilmesi için iş ile ilgisinin bulunması, kısacası ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekmektedir. Bunun yanında alacağın gerçek bir faaliyete dayanması gerekir. Bu kapsamda işletmenin gerçek bir faaliyetine dayanmayan, ticari iş ve işletme ile ilgisi bulunmayan, işletmenin kârını etkilemeyen, işletme sahibinin şahsi nitelikteki alacaklarının değersiz hale gelmeleri durumunda bu nitelikteki alacakların gider kaydedilmesi mümkün değildir.

Nitekim bu hususta Danıştay Dördüncü Dairesinin 25/11/1976 gün ve 1976/1927 Esas ve 1976/3085 Karar Sayılı kararı“Şüpheli alacak karşılığı ayrılarak gider yazılması kabul edilmeyen ticari mahiyette olmayan alacaklar için, değersiz alacak olarak gider yazılması da mümkün değildir”şeklindedir.
Yasal düzenleme gereği, tahsil edilemeyen ve tahsil edilme olanağının bulunmadığı konusunda yargı kararı veya ispatlayıcı belge bulunan alacağın, tahsil olanağının ortadan kalktığı tarihte ilgili sonuç hesabına intikal ettirilmesi gerekir. Çünkü VUK’un 322’nci maddesinde“….değersiz alacaklar bu mahiyette girdikleri tarihte….”denilmektedir. 

Değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkân kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır.Nitekimmezkur maddede yer alan“…yok edilirler”ifadesinden anlaşılması gereken bir alacağın değersiz hale gelmesi, bu surette artık o alacağın tahsil imkanının kalmadığı konusunun kesinleşmesidir.
Görüldüğü üzere değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkân kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacak olup, kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkanının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir.
Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine veya paranın talep edilmesinin imkansız olduğuna hâkim tarafından hükmedilmiş olmasıdır.
Kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkânsız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır.Kanaat verici vesikalar kanunda tanımlanmış olmamakla beraber, uygulamada görüş birliği bulunan bazı vesikalar şunlardır: 
  • Alacaktan vazgeçildiğine ilişkin konkordato anlaşması,
  • Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin düzenlenmiş belgeler,
  • İcra memurluğu tarafından düzenlenmiş, borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren yazı,
  • Borçlunun dolandırıcılıktan mahkum olması ve herhangi bir malvarlığının olmadığını gösteren resmi belgeler,
  • Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler,
  • Borçlunun icra takibine ilişkin davayı kazandığına dair belgeler,
  • Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir),
  • Borçlunun mal varlığını bırakmadan öldüğüne ilişkin resmi belgeler.
Buna ilaveten,GİB tarafından verilen, 02.11.2009 tarihli ve B.07.1.GİB.0.01.29/2978-322-68 sayılı özelgede de benzer vesikalara yer verilmiştir. Söz konusu özelgede ayrıca kanaat verici vesika olarak kabul edilemeyecek olan bazı belgelerle ilgili açıklamalar da yapılmıştır. Buna göre;
  • Şirketin avukatının alacağın takibi için yapılan işlemlerin akamete uğradığı (sonuçsuz kaldığı) yolundaki görüşü,
  • İcra müdürlüğünden alacaklının talebiyle alınan ve o güne dek herhangi bir tahsilat yapılmadığına dair derkenar (yazıyla eklenen ifade),
  • Aciz vesikası,
  • alacağın değersiz hale geldiğinin göstergesi olarak kabul edilmemektedir.
Bu noktada hatırlatmak isteriz ki, alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla Kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.

III. Vazgeçilen alacaklar
Alacaklısı tarafından değersiz alacak niteliğine sahip olan alacakların borçlusu için vazgeçilen alacak niteliğinde olduğunu değerlendirmekteyiz. Yukarıda da belirtildiği üzere, VUK’un 324’üncü maddesinde, bu durumda borçlu yönünden uygulanması gereken işlemlerdüzenlenmiştir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kâr hesabına naklolunur.”
VUK’da vazgeçilen alacakların ayrı bir madde ile düzenlenmiş olmasının temel amacı, bu tür alacaklarda borçlu yönünden uygulanması istenen işlemin belirlenmesidir.
VUK’un 324’üncü maddesinde “konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar” olarak tanımlanan alacakların esasen, “kanaat verici vesika” olmaları nedeniyle, VUK’un 322’nci maddesine göre değersiz alacaklar olarak değerlendirilmesi mümkündür. 

Nitekim, Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu’nun 20.03.1972 tarihli bir kararında aşağıdaki ifade yer almaktadır:
“Alacaklarda amortisman o alacağın tasarruf değerinin kaybolması halinde mümkündür. Bunun dışında bir itfa mekanizması düşünülemez. Kanun koyucu alacakların amortismanında iki şekil kabul etmiştir. Bunlardan biri değersiz alacaklar diğeri ise şüpheli alacaklardır. Kazai bir hükme ve kanaat getirici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan bir alacaktan vazgeçme hali 322’nci maddenin içindedir. Kanun koyucu 322’nci maddeye göre vazgeçme yolu ile değersiz olan bir alacağın alacaklısı tarafından zarar yazılmasını kabul ederken karşı tarafı da düşünmüş ve bunun borçlu tarafından kâra alınmasını istemiştir. Bu sebeple 324’üncü madde vazgeçilen alacağın borçlunun defterlerinde ne şekilde gösterileceğini hükme bağlamaktadır. Bu madde diğer bir itfa maddesi olmadığı gibi alacaklı ile de ilgili değildir.”

Buna ilaveten, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen, 21.06.2012 tarihli ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01.1952 sayılı özelgede, “Anılan Kanun’un ‘Vazgeçilen Alacaklar’ başlıklı 324’üncü maddesinde ‘Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur.’ hükmüne yer verilmiştir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere vazgeçilen alacaklar için borçlu tarafından karşılık ayrılması öngörülmüş olup alacaklı için herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Bu itibarla, hizmet taahhüdü karşılığı olarak navlun avansı ödemesinde bulunduğunuz şirketin, taahhüdünü yerine getirmemesi ve 2011 yılında faaliyeti durdurması nedeniyle tahsil imkânı kalmadığını belirttiğiniz alacağınız için yukarıda açıklaması yapılan madde hükümlerini yerine getirdiğiniz takdirde Vergi Usul Kanunu’nun 322 veya 323’üncü maddelerine göre hareket etmeniz mümkün bulunmaktadır. Anılan Kanun’un 324’üncü maddesinde ise vazgeçilen alacaklar için borçlu tarafından karşılık ayrılması öngörülmüş olup alacaklı için herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle anılan madde hükmünün durumunuza uygulanabilmesi mümkün bulunmamaktadır.”şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Madde metninde açıkça ifade edilmemiş olmakla birlikte, vazgeçilen alacak müessesesinin en önemli şartlarından bir tanesinin borçlunun mali zorluk içerisinde olması olduğunu düşünüyoruz. Diğer bir ifade ile borçlunun borcunu ifa edememesinin sebebinin imkansızlık olduğunun kanıtlanmasının, alacağın vazgeçilen alacak niteliğini kazanması için büyük önem arz ettiği kanaatindeyiz. Aksi halde, mali zorluk içerisindeki borçluya kolaylık sağlamak amacıyla ihdas edilmiş bu müessesenin, özellikle ilişkili firmalar arasında, kötüye kullanımına kapı açılmış olmaktadır. Zira bu müessese ile borçluya bir gelir unsurunu öteleme ve/veya zarar ile mahsup etme imkanı sağlanmaktadır.

Vazgeçilen alacak müessesesi ile ilgili iki önemli husus olan tahsil imkansızlığı ve üç yıllık sürenin hangi yıldan başlayacağı durumları ile ilgili Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen, 07.04.2014 tarihli ve 84098128-125[6-2012/928]-175 sayılı özelgede,
“Bu hüküm ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kredili olarak satılan mal veya hizmetin bedeli hasılat kaydedilmek suretiyle alacaklı tarafından vergi matrahına dahil edilirken, bu alacağın, çeşitli nedenlerle tahsilinin imkansız hale gelmesi durumunda Vergi Usul Kanunu’nda sayılan şartlarla değersiz alacak olarak kaydedilmesi mümkün bulunmakta, borçlu ise ödemeyeceği tutar için karşılık hesabı açmakta ve üç yıllık sürede zararla mahsup edilemeyen tutar kâr hesabına aktarılmaktadır. Örneğin 2011 yılında karşılık hesabına alınan tutarların 2011-2012-2013 hesap dönemine ait zararlara mahsup edilmesi, zararla itfa edilemeyen özel karşılık tutarlarının ise üçüncü yılın sonunda (2013) kâr hesaplarına intikal ettirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nun 324’üncü maddesinin gerekçesinde; alacaklıların, iflas halinde veya mali müzayaka durumunda bulunan ve borçlarını ödeyemeyecek hale gelen mükelleflerden olan alacaklarından konkordato veya sulh yoluyla kısmen veya tamamen vazgeçmeleri halinde, vazgeçilen alacağın borçlu kurum tarafından 3 yıl içinde zararla itfa edilmesi kaydıyla kâr sayılmayacağı belirtilmiştir.
Dolayısıyla, borcun ticari işlemlerden kaynaklanan bir borç niteliği taşıması ve şirketinizin iflas veya mali zorluk nedeniyle borçlarını ödemeyecek duruma gelmiş olması halinde vazgeçilen alacak için karşılık ayrılması mümkün olup şirketiniz tarafından özel karşılık hesabına alınan tutarların 2011-2012-2013 hesap dönemine ait zararlara mahsup edilmesi, zararla itfa edilemeyen özel karşılık tutarlarının ise üçüncü yılın sonunda (2013) kâr hesaplarına intikal ettirilmesi gerekmektedir.”şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Özelgeden de görülebileceği üzere Mali İdarenin de konuya yaklaşımı görüşümüze paralellik göstermektedir.
Bahsi geçen 07.04.2014 tarihli ve 84098128-125[6-2012/928]-175 sayılı özelgede, VUK’un 324’ncü maddesinin gerekçesine gidilmiş ve alacaklıların iflas halinde veya mâli müzayaka durumunda bulunan ve borçlarını ödeyemeyecek hale gelen mükelleflerden olan alacaklarından konkordato veya sulh yoluyla kısmen veya tamamen vazgeçmeleri halinde, vazgeçilen alacağın borçlu kurum tarafından 3 yıl içinde zararla itfa edilmesi kaydıyla kâr sayılmayacağı belirtilmiştir.

Madde hükmünde de belirtildiği üzere, sadece konkordato ya da sulh yoluyla tahsilinden vazgeçilen alacaklar VUK’un 324’üncü maddesi kapsamına dahil olabilmektedir. Bu noktada mezkur maddede geçen “sulh” ve “konkordato” kavramlarının neler olduğuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
Konkordato, ödeme güçlüğü içinde bulunan borçlunun alacaklılar ile yargı önünde anlaşmak suretiyle borcun anlaşılan kısmının ödenmesinden kurtulduğu bir sistem olup, konkordatoya ilişkin düzenlemeler İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve 309’uncu maddelerinde yapılmış bulunmaktadır. Konkordato anlaşmasının geçerli olabilmesi için alacaklıların üçte ikisine isabet eden kısım tarafından imzalanmış olması gerekmektedir. Kısacası konkordatoda borçlunun zor durumda olma hali ve alacağın tahsilinin imkansız olma hali açıktır.

Sulh kavramı ise 04.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) tanımlanmış olup bu Kanun öncesinde literatür ve yargı kararları ışığında çeşitli tanımlamalar yapılmaktaydı. Mezkur Kanun’un 313’üncümaddesinde, sulhungörülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme olduğu, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabileceği, dava konusunun dışında kalan hususların da sulhun kapsamına dâhil edilebileceği ve şarta bağlı olarak da yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Sulh yolu alacağın normal takip sonunda tahsil edilemeyecek olmasına bağlıdır. HMK’nın 313’üncü maddesinde “tarafların aralarındaki uyuşmazlığı” hükmüyle de alacağın normal takip sonunda tahsil edilememesi durumunda sulh yoluna başvurulması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla imkânsızlık halinin sulh yolunda aranması ticari hayatın gerçeklerinin doğal bir gereğidir.
Yukarıda yer verilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, konkordatoda, tahsil imkansızlığı hali açıktır. Bu durumun sulh yolunda da aranması madde mantığının ve maddenin “konkordato veya sulh”müesseseleri biçiminde düzenlenmiş olmasından kaynaklı olan bir zorunluluktur.

IV. Sonuç
Yazımızda öteden beri tartışmalara konu olan “vazgeçilen alacak” müessesesine yer verilmiş olup, konu Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen güncel muktezalar ile tekrar yorumlanmaya çalışılmıştır.
Özetle, VUK’un 324’üncü maddesinde düzenlenen “vazgeçilen alacak” müessesesinin 322’nci maddede düzenlenen “değersiz alacak” müessesesinin borçlu tarafındaki yansıması olduğu, dolayısıyla vazgeçilen alacaktan bahsedilebilmesi ve doğan gelir unsurunun 3 yıl ötelenebilmesi ve/veya zarar ile mahsup edilebilmesi için Maliye Bakanlığı’nın da bu konuda vermiş olduğu görüşler çerçevesinde alacağın tahsilinin imkansız olması, borçlunun mali zorluk sebebiyle borçların ödenemeyecek duruma gelmiş olması ve bu hususun konkordato veya sulh yolları ile tevsik edilebilir olması gerektiği kanaatindeyiz.


DEFTER VE BELGELERİ İBRAZ ETMEDİĞİ GEREKÇESİ İLE KATMA DEĞER VERGİSİ İNDİRİMLERİNİN KABUL EDİLMEMESİ HUKUKA UYGUN DEĞİLDİR.

Danıştay kararı Özeti : Çeşitli ve geniş çapta iş yapan şirket yetkililerince alışveriş yapılan bütün kişilerin isim ve adreslerinin hatırlanarak belge temininin mümkün olmadığı anlaşıldığından, defter ve belgelerinin yandığı mahkeme kararıyla sabit olan yükümlü şirketin katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmemesinin hukuka uygun olmadığı Hk
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu
Esas No: 1996/99
İlgili Kanun/Madde Karar No: 1997/337 3065 29,34

Karar Tarihi: 20.06.1997
Her türlü bakliyat işleme, paketleme, tasnif ve alım satım işeleri yapan yükümlü şirkertin....'daki işyerinde 22.02.1987 tarihinde çıkan yangında 1985 ve 1986 yıllarına ilişkin tüm defter ve belgelerinin yanması nedeniyle inceleme elemanına ibraz edilmemesi üzerine 1986 yılında yaptığı katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek adına Eylül 1986 dönemi için re'sen katma değer vergisi ve dahili tevkifat salınmıştır.
Tarhiyata karşı açılan davayı inceleyen.... 1. Vergi Mahkemesi tarhiyatı kaldırılmıştır.Vergi dairesi müdürlüğünün bu karara karşı yaptığı temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 11. Dairesi, 14.08.1995 günlü ve 1995/2031 Sayılı kararıyla; katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için 3065 Sayılı yasa'nın 29 ve 34'üncü maddeleri gereğince indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler ile gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmesi ve bu belgelerin yasal defterlere kaydedilmiş olması gerektiği, defter ve belgelerin yandığı mahkeme kararıyla saptandığına göre ibraz edilemeyecek olan deftere ve belgeler nedeniyle vergi matrahının tamamen veya kısmen maddi delilllere dayanılarak saptanması olanağı ortadan kalktığından, re'sen takdir nedeninin bulunduğu, defter ve belgelerin yanmış olmasının ibraz ve ispat yükümlülüğünü ortadan kaldırabilecek hukuki bir neden olarak düşünülemeyeceği, ticari icaplara göre emtadan kaldırılabilecek hukuki bir neden olarak düşünülemeyeceği, ticari icaplara göre emtiadan kaldırılabilecek hukuki bir neden olarak düşünülemeyeceği, ticari icaplara göre emtiadan kaldırılabilecek hukuki bir neden olarka düşünülemeyeceği, ticari icaplara göre emtia satın aldığı kişi ve kuruluşları tanımak ve bilmek durumundaki bir alıcının, gerekli girişimleri yaparak emtia alımına ilişkin belgelerin varlığını ispat olanağına sahip olduğunun kabulü gerektiği, vergi mahkemesince davanın çözümüne esas teşkil etmek üzere ara kararıyla yükümlünün gerekli girişimleri yaparak ihtilaflı döneme ait belgeler getirilmek suretiyle katma değer vergisi indirimlerinin tespit edilmesi ve yükümlünün ispat edemediği indirimlerin kabul edilmemesi gerekirken tarhiyatın tamamen terkininde yasal isabet görülmediği, peşin bir vergi niteliği taşıyan dahil tevkifatın sonuçta yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir ya da kurumlar vergisinden mahsubu gerekli olup, mahsup edilmeyen dahili tevkifatın vergi mükerrerliğine yol açacağının kuşkusuz olduğu, mahsubun yapılacağı beyan dönemi geçmiş olduğundan mahsup olanağı kalmayan dahili tevkifatın terkinin yerinde olduğu gerekçesiyle temyiz istemini kısmen kabul ederek vergi mahkemesi kararının katma değer vergisine ilişkin kısmını bozmuştur.
Bozma kararına uymayan ... 1. Vergi Mahkemesi 06.11.1995 günlü ve 1995/1537 Sayılı kararıyla; 1986 yılı defter ve belgelerinin tamamen yandığının mahkeme kararıyla sabit olduğu, şirketin faaliyetinin her türlü bakliyat işleme, paketleme, tasnif ve alım-satım işi olduğu, bu iş nedeniyle yüzlerce kişiden mal alınmış olmasının mümkün olduğu, bu kadar çeşitli ve geniş çapta iş yapan yetkililerince alışveriş yapılan bütün kişilerin isim ve adreslerinin hatırlanarak belge temininin mümkün olmadığı uyuşmazlık döneminin 1986 yılı, 213 Sayılı Yasa'nın 253'üncü maddesi uyarınca defter ve belgeleri muhafaza ve ibraz süresinin ise beş yıl olduğu, defter ve belgelerin muhafaza süreleri geçmiş olması nedeniyle şirketin alışverişte bulunduğu kişilerden belgeleri temininin mümkün olmadığı, şirketin defter ve belgelerinin yandığının mahkeme kararıyla sabil olduğu, kasten yangın çıkarıldığı idarece kanıtlanamadığına göre mücbir sebeple defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilemediğinin kabulü gerektiği gerekçesiyle ilk kararında direnmiştir.
Direnme kararı vergi dairesi müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi kararın özet bölümünde yazılı ... 1. Vergi Mahkemesi'nin, 06.11.1995 günlü ve 1995/1537 Sayılı ısrar kararı, aynı gerekçe ve nedenle Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.
Bu nedenle temyiz isteminin reddine karar verildi.

İşi Bırakan Mükellef İndiremediği KDV’yi Ne Yapmalı?

Bilindiği üzere, işe devam eden mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak yüklenip indiremedikleri KDV’yi, indirilmek üzere sonraki dönemlere devretmeleri gerekmektedir. 


Ancak, işi bırakan (faaliyetini terk eden) mükelleflerin indiremedikleri KDV’yi, faaliyetlerini terk etmeleri nedeniyle bir daha indirebilmeleri mümkün olmadığından, indirilmek üzere sonraki dönemlere devretmeleri söz konusu bulunmamaktadır.

Bu ise, faaliyetini terk eden mükelleflerde indirilemeyen KDV sorununa neden olmaktadır. Bu sorun, özellikle yıl sonlarında ortaya çıkmaktadır.KDV Kanunu’nda, mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak yüklendikleri KDV’lerin  telafisinde;  
• İndirim,
• İade,
• Gider yazma veya maliyete intikal ettirme,
olmak üzere 3 yöntem düzenlenmiştir.

1- İndirim yöntemi, işi bırakan mükelleflerde indirilemeyen KDV sorununu çözememektedir

KDV Kanunu’nun 29-34. maddelerinde düzenlenen indirim yöntemine göre, mükelleflerin bir vergilendirme döneminde yüklendikleri KDV’yi, mal ve hizmet satışları üzerinden hesapladıkları KDV’den indirmeleri, yüklenilen vergilerin, hesaplanan KDV’den büyük olması halinde aradaki fark verginin indirilmek üzere sonraki dönemlere devredilmesi gerekmektedir. Ancak, işi bırakan mükelleflerin indiremedikleri KDV’yi işi bırakmaları nedeniyle indirilmek üzere sonraki dönem devretmeleri kanunen mümkün değildir. Dolayısıyla, indirim yönteminin, işi bırakan mükelleflerin indirilemeyen KDV sorununu çözmesi mümkün bulunmamaktadır.

2- İşi bırakan mükelleflere indiremedikleri KDV iade edilebilir mi?

İşi bırakan mükelleflerin yüklenip indiremedikleri KDV’nin, işi bırakma fiilinin KDV Kanunu’nda düzenlenen iade hakkı doğuran işlemler arasında sayılmaması nedeniyle iade edilmesi de mümkün bulunmamaktadır.

3- İşi bırakan mükellefler indiremedikleri KDV’leri doğrudan gider olarak dikkate alabilirler mi?

KDV Kanunu’nda, işi bırakan mükelleflerin indirim konusu yapamadıkları KDV’lerle ilgili olarak yapılacak işlem konusunda özel bir düzenleme bulunmamakla beraber, Kanunun 58. maddesinde, mükelleflerce indirilebilecek KDV’nin gider yazılamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre, işi bırakan mükelleflerce yüklenilip indirilemeyen KDV, işi bırakma nedeniyle “İndirilemeyecek KDV” haline dönüşmekte olup, KDV Kanunu’nun 58. maddesinden hareketle GVK ve KVK yönünden gider olarak dikkate alınması gerekir.
Yüklenilip indirilemeyen ve işi bırakma nedeniyle de bir daha indirilmesi mümkün olmayan KDV’nin, gider yazma yoluyla telafisine olanak sağlanmaması, işi bırakan mükellefleri nihai tüketici konumuna getirir ki, bu da KDV’nin genel teorisine aykırıdır.
  
Nitekim, bu konuda Maliye Bakanlığı da aynı görüşte olup, verdiği bazı özelgelerin özetleri aşağıdadır:
• “31.08.2010 tarihinde işi bırakmanız nedeniyle yüklendiğiniz ve indirim yoluyla gideremediğiniz KDV’yi 2010 yılı gelir vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate almanız mümkün bulunmaktadır.” (GİB. Balıkesir VDB’nin, 26.10.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.10.15.01-KDV-2010/107-1308/-107 sayılı Özelgesi)

• “Mükellefiyetin terkin edildiği tarih itibariyle indirim yoluyla giderilemeyen KDV ilgili dönem gelir ya da kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilecektir.Diğer taraftan, devreden vergilerin gider yazılabilmesi ile ilgili bu uygulama sadece faaliyeti bırakan mükellefler için geçerlidir. Faaliyetin devamı süresince devreden vergilerin gider veya maliyet olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı tabiidir.” (MB. İstanbul VDB’nin, 27.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.58-1443 sayılı Özelgesi)
• “İşi bırakan mükellefler, devreden vergilerini indirim yoluyla telafi etme imkânı ortadan kalktığı için işin bırakıldığı dönem itibariyle indirim yoluyla telafi edemedikleri bu vergileri gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alabileceklerdir.
Buna göre;
– İşin bırakılması veya şirketin tasfiyesi dolayısıyla, işletmede bulunan vergiye tabi malların işin bırakılması veya şirketin tasfiyesinden önce satış vb. yollarla tasfiye edilmesi halinde teslim bedeli üzerinden, tasfiye edilmemiş ise bu malların işletmeden çekilen değer olarak KDV Kanunu’nun 3/a maddesi gereğince emsal bedel üzerinden KDV hesaplanarak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilmesi gerekmektedir.
– İndirim konusu yapılamayan KDV ise sonraki döneme devreden KDV olarak kalacaktır. Sonraki döneme devreden KDV’nin, iade hakkı doğuran bir işlem bulunmaması kaydıyla, iadesinin talep edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak, mükellefiyetin terkin edildiği tarih itibariyle indirim yoluyla giderilemeyen KDV ilgili dönem gelir ya da kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilecektir.

• Diğer taraftan, devreden vergilerin gider yazılabilmesi ile ilgili bu uygulama sadece faaliyeti bırakan mükellefler için geçerlidir. Faaliyetin devamı süresince devreden vergilerin gider veya maliyet olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı tabiidir.” (MB. İstanbul VDB’nin, 25.10.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01- KDV.29-1875 sayılı Özelgesi)

• “Terk ettiğiniz faaliyetinize ilişkin olarak katma değer vergisi beyannamenizde yer alan sonraki döneme devreden KDV’nin tamamının, iade hakkı doğuran işlemleriniz bulunmaması halinde KDV Kanununun 58. maddesi uyarınca kurumlar vergisi matrahınızın tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilmesi mümkün bulunmaktadır.” (GİB. Ankara VDB’nin, 15.11.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.20.15.01-40-MUK-2010-164-402 sayılı Özelgesi)

• “Tasfiyeye giren şirketinizin mevcutlarını işi terkten önce satış vb. yollarla tasfiye ettiği takdirde teslim bedeli üzerinden, mevcutlar tasfiye edilmemişse işletmeden çekiş göstererek emsal bedeli üzerinden KDV hesaplayıp beyan etmesi gerekmektedir. Hesaplanan bu vergilere rağmen indirilemeyen bir tutarın kalması halinde, söz konusu tutarın iadesi söz konusu olmayacaktır.

Dolayısıyla, tasfiyeye giren şirketinizin tasfiye sonucunda devreden KDV’sinin bulunması halinde indirim imkanı kalmayan bu tutarın, kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.”(MB. Sivas Defterdarlığı’nın, 17.8.2011 tarih ve B.07.4.DEF.0.58.10.00-2010-2-12-5 sayılı Özelgesi)
Yılmaz SEZER YMM-DÜNYA