.

.

24 Mayıs 2016 Salı

Emeklinin bina vergisi- YMM Yılmaz Sezer

Bilindiği üzere; ülkemizde tahsil edilen servet vergilerinden bir tanesi de emlak vergisidir. Emlak vergisi 1986 yılından itibaren belediyeler tarafından tahsil edilmekte olup, arazi, arsa ve binalar üzerinden alınan dolaysız bir vergi çeşididir. Bahsi geçen taşınmaz sahipleri yıllık olarak emlak vergisi ödemekle mükelleftirler.
Ancak 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 8.maddesinin ikinci fıkrasında; "Bakanlar Kurulu, kendisine bakmakta mükellef kimsesi olup, 18 yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere, hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin, gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların, gazilerin, özürlülerin, şehitlerin dul ve yetimlerinin Türkiye sınırları içinde brüt 200 m2’yi geçmeyen tek meskeni olması halinde bu meskenlerine ait vergi oranlarını sıfıra kadar indirmeye yetkilidir" hükmü yer almaktadır.
Bakanlar Kurulu söz konusu madde hükmünün kendisine verdiği yetkiyi 20.12.2006 tarih ve 2006/11450 sayılı kararı ile kullanmış olup, yukarıda sayılan gruba ilişkin emlak vergisini 2007 ve izleyen yıllarda sıfıra indirmiştir.
Sıfıra indirilen emlak vergisinden diğer bir ifadeyle bina vergisinden yararlanma usul ve esaslarını belirlemek üzere Emlak Vergisi Kanunu genel tebliğleri ile düzenleme yapılmıştır.
Buna göre emekli bir kişinin indirimli emlak vergisi uygulamasından yararlanabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
- Öncelikli olarak meskende bizzat oturma şartı aranmamaktadır. Sahip olduğu tek meskeni kiraya verip kirada oturanlar da diğer şartları sağlamaları halinde indirimli orandan faydalanabilmektedirler.
-200 m2’yi geçmeyen tek meskene hissedar olarak sahip olunmasında da indirimli orandan faydalanılacak olup, indirim hisse oranına göre hesaplanacaktır.
- Birden fazla meskeni olanların veya birden fazla meskende hisseye sahip olanların indirimli oran uygulamasından yararlanması mümkün değildir.
- Belirli dönemlerde dinlenme amacıyla kullanılan meskenler için (çiftlik evi, yazlık ev gibi) söz konusu indirimli vergi oranının uygulanması mümkün değildir.
- Sosyal güvenlik kurumlarından emekli aylığı alanların bu aylıkları dışında başka gelirlerinin bulunması halinde bunların meskenine indirimli vergi oranı uygulanmayacaktır.
- Burada kast edilen Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulan sosyal güvenlik kuruluşlarıdır. Yani herhangi bir ülkenin Sosyal Güvenlik Kuruluşu'ndan emekli olması istisnadan yararlanılmasını sağlamaz.
- Söz konusu kişilerin gelir getirmeyen işyeri, arsa ve araziye sahip olmaları indirimli vergi oranından yaralanmalarına engel teşkil etmemektedir.
- İndirimli vergi oranından yararlanan emeklilerin bu orandan yararlanma ile ilgili şartlardan herhangi birini kaybetmeleri halinde bu durumu mükellefiyetlerinin bulunduğu belediyeye bildirmeleri zorunludur. Aksi takdirde cezai işlemle muhatap olmaları kaçınılmazdır.
Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere Türkiye Cumhuriyeti kanunları ile kurulu sosyal güvenlik kurumlarından emekli olmuş (yurtdışından emekli olanlar hariç) kişiler sayılan şartları taşımaları halinde emlak vergisi muafiyetinden yararlanabilmektedirler.

20 Mayıs 2016 Cuma

Fazla çalışma hk.


İş Kanununa göre, genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok 45 saat olarak belirlenmiştir. İşçi-işveren arasında bunun altında bir çalışma süresi de kararlaştırılabilir. Aksi kararlaştırılmamışsa sözleşme veya işyeri uygulaması yada TİS ile belirlenen çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır.

Örneğin 5 gün çalışan işyerlerinde 5x9= 45 saat olabilecektir.

Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde 11 saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir. 6715 sayılı Torba Kanunla yapılan düzenlemeye göre, Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.



Yüzde 50 zamlı

İş Kanununda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma ve haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle 45 saatin altında belirlendiği durumlarda ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve 45 saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışma olarak adlandırılmaktadır.

7.5 saati aşan gece çalışmaları ve 11 saati aşan gündüz çalışmaları, haftalık 45 saatin aşılıp aşılmadığına bakılmaksızın fazla çalışma sayılmaktadır.

Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay her yıl ocak ayında işçilerden yazılı olarak alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır.

Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma brüt ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenmesi gereklidir.

Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi, isterse işverene yazılı olarak başvurmak koşuluyla, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabileceği belirtilmiştir.



Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde ücret hesabı

Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günü olarak kabul edilen günlerde işçiler çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.

Yani, günlük 50 TL ücret alan bir işçi 19 Mayıs günü çalıştığı takdirde normal ücretine ilave olarak bir günlük ilave (50 TL) ücrete hak kazanır.

Normal şartlarda hafta tatilinde çalışılmaması ve işçinin dinlenmesi gerekmektedir. Ancak, istisna olarak elzem durumlarda işçi hafta tatilinde çalıştırılmış ise bu durumda hafta tatilindeki çalışması karşılığı yüzde elli zamlı ücret ödenmesi gerekmektedir.

Eğer çalışılan Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günü de hafta tatiline denk gelirse bu durumda da en az yüzde 50 zamlı olarak ödenecektir. (Resul Kurt'tan)




11 Mayıs 2016 Çarşamba

Emekliliğe hak kazanıp hemen o gün işi bırakmak..................

http://www.ikpaylasim.com/emeklilik-nedeniyle-istifada-ihbar-oneli-verilmeli-mi/
en mantıklı yorum bu....
ama bunda da Yargıtay kararına dikkat çekiliyor, Yargıtay tersi kararlar çıkarmış,

bu konuda kendini matah adam sanan Ali Tezel de habire bu şekilde işten çıkış 17.md ye göre çıkış değildir,
ihbar tazminatı sadece 17.md ye göre uygulanır diyor,
Süreli fesih
             Madde 17 - Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.
             İş sözleşmeleri;
             a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,
             b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,
             c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,
             d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra,
             Feshedilmiş sayılır.
             Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir.
             Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır.
             İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.
             İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir.
             Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci  fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve  Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.

17.maddede emeklilik hakkedene farklılık yazmıyor , sözleşmenin feshi karşı tarafa şu şartlarda bildirilmeli diyor,
kaldı ki, bir de 24. md var, bu madde de işçi hangi durumlarda bildirimsiz fesih yapabilir onu sıralıyor kanun,

 İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı
             Madde 24 - Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:
             I. Sağlık sebepleri:
             a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa.
             b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan  buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa.
             II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
             a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında   yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa.
             b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa.
             c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa.
              d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa.
             e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse,
             f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları  uygulanmazsa.
             III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa.
bu 24.madde de işçiye emekliliği hak ettiğini öğrendiği anda hemen o gün işi bırakır gider , gitmeye hakkı vardır demiyor,
sıralamış nasıl böyle gidebileceğini bu emekliliği hak etme yok,
hep denir ya iş kanunu  aslında işçiyi koruma kanunu diye,
hakimlerde bu mantığa uyuyor anlaşılan, böyle saçma bir karar ta Yargıtay dan çıkmış,
muhtemelen bu Yargıtay dan çıkan kararın davasında yeteneksiz bir avukat yada avukatlar grubu vardı,
bir şekilde tekrar aynı konu üst mahkemeye götürülse tersi karar çıkma olasılığı yüksek,
zaten bu tür üst mahkeme kararları dava konusu olaya münhasır olarak alınıyor...........................

2 Mayıs 2016 Pazartesi

SİZLERE ZAMANINDA BİLDİRİLMEYEN RAPORLAR İÇİN CEZA YEMEKTEN KURTULUN!

Soru:
Merkez işçimizde 20 personel çalışmaktadır. Merkezimizde çalışan işçiler rapor aldıkları zaman raporlarını getirdikleri için rapor girişlerini süresi içerisinde yapıyorum. Farklı illerde inşaat dosyalarımız var ve burada çalışan işçilerimiz bir hayli fazladır. İl dışında çalışan işçilerin raporları olsa bile haberim olmuyor. Kimi zaman da geç haberim oluyor. Bu sebepten dolayı rapor girişlerini zamanı...nda yapamadığımdan dolayı devamlı ceza ödemek zorunda kalıyoruz. Bu raporların takibinin yapılacağı bir yöntem var mıdır?

Raporlu personellerin takibini yapmak merkez işletmelerde yani beyaz yakalı dediğimiz personellerde daha kolay sağlanırken, mavi yakalı personellerde biraz daha zor olmaktadır. Mavi yakalı personeller kimi zaman aldıkları raporları maaşlarından kesinti olmasın diye, kimi zamanda hastaneden kağıt ortamında rapor verilmediği için işverene ulaştıramamaktadırlar.

Rapor girişi nasıl yapılır?

İşçilerin almış oldukları raporları işveren ya da işveren vekilleri https://uyg.sgk.gov.tr/vizite/welcome.do

linkinden girilerek elektronik ortamda onaylanması gerekmektedir. Bu linkten rapor girişi yapılacak işçinin t.c. kimlik numarası yazılarak hastane tarafından da elektronik ortamda gönderimi sağlanmışsa ekranda gözüken raporu rapor bitiş tarihinden itibaren 5 gün içerisinde girilmesi gerekmektedir.
İletişim bilgilerinizi güncelleyiniz!!
Çoğu kullanıcı vizite giriş ekranına girdiğinde iletişim bilgilerini görmesine rağmen buraya herhangi bir bilgi yazma gereği duymamaktadır. Okurumuzun sorununa çare aslında bu alandadır. Yani iletişim bilgilerine rapor girişlerini yapacak kişinin e-maili tanımlanması halinde işçilerin bundan sonraki alacağı her rapor bu mail adresine düşecektir. Dolayısıyla maile gelen işçinin aldığı rapor detayına istinaden de hangi personel, hangi şubede sigortalı ise buradan takibi yapılarak yine süresi içerisinde rapor girişi yapılması daha kolay ve daha az takip gerektirecektir.
Sonuç olarak; Sosyal Güvenlik Kurumunun aslında çözümsüz gibi gözüken durumlara karşı aldıkları önlemleri girmiş olduğumuz sistemdeki ilgili alanları tam olarak okuyarak ve uygulayarak ilerleme sağlarsak sorun kendiliğinden çözüme ulaşmış olacaktır. Sizin burada yapmanız gereken sadece mail adresini tanımlamaktır. Sonrasında maillerinizden raporlarını takibini yapabilirsiniz.

26 Nisan 2016 Salı

İnternet Vergi Dairesinin Sistemine Yüklenilen Listeler Hakkında





 KDV İadesi talebinde bulunan kurumların, İnternet Vergi Dairesi aracılığıyla 
sisteme yüklemiş oldukları listelere ek olarak 01/2016 döneminden itibaren 
“ İndirimli Orana Tabi İşlemlere ait Satış Faturaları listesi “ ile
 “ İndirimli Oran Hesaplama Tablosu “  eklenmiştir. 
Konuyla ilgili açıklamalar aşağıda belirtildiği gibidir;
İnternet Vergi Dairesine Elektronik Ortamda Sunulan Listeler:
1-İndirilecek KDV Listesi
2-Yüklenilen KDV Listesi
3-GÇB Listesi
4-Satış Faturası (Mal İhracı) Listesi
5-Tevkifatlı Satış Faturaları Listesi
6-İhraç Kayıtlı Satış Faturaları Listesi
7-Satış Faturası Listesi (318 ve 321 Kodlu İade Türleri İçin)
8-İadesi Talep Edilen KDV Hesaplama Tablosunu
9-İndirimli Oran Hesaplama Tablosu
10- İndirimli Orana Tabi işlemlere ait satış faturası listesi
A- İNDİRİMLİ ORANA TABİ İŞLEMLERE AİT SATIŞ FATURA LİSTESİNİN 
EXCEL DOSYASI OLARAK OLUŞTURULMASI İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR:
Mükellefler İndirimli Orana Tabi İşlemlerden KDV İadesi talebinde bulunduklarında,
 İndirimli Orana Tabi Satış Fatura Listesini Excel dosyası aracılığıyla da gönderebilirler.
KDV iade listelerinin sisteme aktarılması işlemi ile ilgili olarak elektronik ortamda 
gönderilen verilerin alımı, excel dosyasının ilk çalışma sayfasındaki
 B sütunun 5. satırından (B5 Hücresinden) başlamaktadır.
Aşağıda ekran görüntüsü verilen excel dosyasında kırmızı 
dolgu ile gösterilen B sütunun 5. satırı (B5 Hücresi) veri alımına 
başlandığı hücredir. İndirimli orana tabi işlemlere ait satış fatura listesi, 
İnternet Vergi Dairesindeki örnek excel dosyasından indirilerek de doldurulabilir. 
İndirimli orana tabi satışlara ilişkin satış faturası listesi; 
01/2016 iade dönemi ve sonrası dönemler için ; 406 işlem kodundan –
İndirimli orana tabi işlemlere ilişkin iade (yılı içinde aylık mahsuben iade.) 
439 işlem kodundan– İndirimli orana tabi işlemlere ilişkin iade. (yıllık) ve 
405 işlem kodundan- (İndirimli orana tabi malların
 ihraç kaydıyla teslimleri ile ilgili yüklenilen KDV farkından)
 iade talep eden mükellefler tarafından doldurulacaktır.



1 No.lu Sütun- Satış Faturasının Tarihi: Bu sütuna satış faturasının tarihi 
 GG. AA.YYYY (gün/ay/yıl) formatında yazılmalıdır.
2 No.lu Sütun- Satış Faturasının Serisi: Bu sütuna satış faturasının 
serisi yazılmalıdır. Fatura serileri genelde “A” şeklinde sadece 
harflerden oluşabileceği gibi “A5” gibi harf ve rakamlardan da 
oluşabilmektedir. Faturaların serileri A-5, A 5, A/5 şeklinde olsa dahi 
harf ve sayı arasına herhangi bir işaret veya boşluk bırakmaksızın 
bitişik olarak “A5” şeklinde yazılmalıdır.
 Ancak, Satış faturası yerine Z raporu, mahsup fişi, ödeme kaydedici 
cihaz fişleri veya 421 Sıra No.lu V.U.K. Genel Tebliği gereğince elektronik 
fatura uygulamasında bulunan mükellefler tarafından düzenlenen 
 e-Faturalarda “Seri” alanı bulunmadığından “Alış Faturasının Serisi” 
bölümü boş bırakılacaktır.

3 No.lu Sütun Satış Faturasının Sıra Numarası: Bu sütuna satış faturasının 
sıra numarası yazılmalıdır. Bu alan nümerik ve alfa nümerik işaretlerin 
 kullanıldığı en fazla 20 karakterden oluşabilir. 
(Örnek: 576, 9624, 701602, A8F20120000000080000 vb.) 
421 Sıra No.lu V.U.K. Genel Tebliği gereğince elektronik fatura uygulamasına 
dahil olma zorunluluğu getirilen mükellefler tarafından düzenlenmesi gereken 
ve 16 karakterden oluşan (İlk üç karakter alfa nümerik işaretleri, sonraki dört 
karakter faturanın düzenlendiği yılı ve son dokuz karakter ise müteselsil numarayı 
ifade etmektedir.) e-Faturalar “Alış Faturasının Sıra No.su” alanına boşluk 
bırakılmadan bitişik olarak (GIB2013000000082, ABC2014000011437 gibi) yazılmalıdır.

4 No.lu Sütun- Alıcının Adı Soyadı/ Unvanı: Bu sütuna satış faturası düzenlenen alıcının gerçek kişilerde adı-soyadı, tüzel kişilerde tüzel kişiliğin unvanı yazılmalıdır.
5 No.lu Sütun- Alıcının Vergi Kimlik veya T.C. Kimlik Numarası: Bu sütuna alıcının vergi kimlik numarası yazılmalıdır. (alıcı gerçek kişi ise TC kimlik numarası da yazılabilir.) Ancak, bu alana satış faturası yerine Z raporu, mahsup fişi veya ödeme kaydedici cihaz fişleri yazılacak ise bu durumda vergi kimlik numarası alanına 10 tane üç (3333333333) yazılmalıdır.
6 No.lu Sütun- Satılan mal/hizmetin cinsi: Bu sütuna satılan mal/hizmetin cinsi yazılmalıdır. Girişi yapılacak satış faturası ile birden fazla mal/hizmet satındı ise bu sütuna -çok genel olmamak kaydıyla- ana başlıklar halinde virgül ile ayırarak alınan malların/hizmetlerin cinsleri yazılır. Bir faturada hem %1 hem de %8 orana tabi satış var ise bu mal/hizmetler KDV oranlarına göre ayrıştırılarak yazılması gerekir. Satış faturasında %18’lik satış varsa listeye hiç yazılmayacaktır.
7 No.lu Sütun-Satılan Mal/Hizmetin Miktarı: Bu sütuna satın mal/hizmetin miktarı yazılmalıdır. Bu alan harf ve rakamlardan oluşabilir. Girişi yapılacak satış faturası ile birden fazla mal/hizmet satılmış ise bu alana -çok genel olmamak kaydıyla- ana başlıklar halinde virgül ile ayırarak satılan mal/hizmetlerin miktarları ve birim/ölçü türleri yazılmalıdır.
8 No.lu Sütun-Satılan Mal/Hizmetin KDV Hariç Tutarı: Bu sütuna satış faturasının KDV hariç tutarı TL cinsinden yazılmalıdır. Bu sütun rakamlardan oluşmalıdır. Satış faturasında farklı KDV oranlarına tâbi mallar/hizmetler bulunursa fatura KDV oranlarına göre bölünerek KDV hariç tutarlarının toplamı yazılmalıdır.
9 No.lu Sütun-KDV Oranı: Bu alan rakamlardan oluşmalıdır. Bir faturada hem %1 hem de %8 orana tabi satış var ise bu mal/hizmetler KDV oranlarına göre ayrıştırılarak yazılması gerekir. Satış faturasında %18’lik satış varsa listeye hiç yazılmayacaktır.
10 No.lu Sütun- KDV’si: Bu alana satış faturasının KDV tutarı TL cinsinden yazılmalıdır.
11 No.lu Sütun- İade İşlem Türü: Bu alana ilgili satış faturasının, KDV beyannamesinde gösterilen 405,406 veya 439 iade işlem türlerinden hangisi için düzenlenmişe o işlem türü yazılmalıdır.
12 No.lu Sütun- GÇB Tescil Numarası (405 işlem türünden iadelerde): Bu alana sadece 405 işlem türünden iadelerde yapılan satışlara ait faturalardaki malların ihracatının yapıldığı gümrük çıkış beyannamesinin tescil numarası yazılmalıdır. Gümrük Çıkış Beyannamesi tescil numarası 16 karakterden oluşmaktadır ve formatı şu şekildedir. (########EX###### ). İhracat işlemi GÇB düzenlenmeden yapılması halinde bu alan boş bırakılacaktır.
13 No.lu Sütun- Satışı Yapılan Taşınmaza Ait İl/İlçe Kodu : İnşaat taahhüt işlerinde ve/veya konut teslimlerinde, teslimin yapıldığı konutun bulunduğu il/ilçe kodlarının yazılacağı alandır. İl/İlçe kodları yukarıda linki verilen Excel dosyasının çalışma sayfasında yer almaktadır.
14 No.lu Sütun- Satışı Yapılan Taşınmaza Ait UAVT Numarası : İnşaat taahhüt işlerinde ve/veya konut teslimlerinde, teslimin yapıldığı konutun belirlenmiş olan UAVT (Ulusal Adres Veri Tabanı) numarasının yazılacağı alandır. UAVT, adres kodlarının kayıtlı olduğu Ulusal Adres Veri Tabanı’nın kısa adıdır. Adres kodu ülke sınırları içindeki tüm konutlara ait 10 haneli özel bir numaradır. Her evin, işyerinin kendine özel bir adres kodu vardır. Detaylı bilgi için İç İşleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesine bakılabilir. 
B- İNDİRİMLİ ORAN HESAPLAMA TABLOSUNA BELGE GİRİŞİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR:
1
2015/04 dönemi ve sonraki dönemlerde, internet vergi dairesinden iade talep edilirken, İndirimli orana tabi işlemlere ilişkin iade işlemlerinde (yılı içerisinde mahsuben –406 işlem türü– ve Yıllık –439 işlem türü– iade) ve İndirimli orana tabi malların ihraç kaydıyla teslimleri ile ilgili yüklenilen KDV farkından -405 işlem türü– iade işlemlerinde “İndirimli Oran Hesaplama Tablosu” nun verilmesi gerekmektedir. İndirimli oran hesaplama tablosunun doldurulması ile ilgili açıklamalara aşağıda yer almaktadır.
2
  • İşlem Türü: Bu alana ilgili dönem KDV beyannamesinde indirimli orana tabi işlemler ile ilgili olan kod otomatik olarak gelmektedir. Aynı dönemde hem 406 hem 439 işlem türünden iade talebi var ise bu durumda işlem türü seçilerek her ikisi için aynı ekran kullanılarak bilgiler girilmelidir.
  • Dönem: Bu alana beyannamedeki işlem türü 406 ise iade talep edilen yılın Ocak ayından iade talep edilen döneme kadar olan aylar gelecektir. Söz konusu alanda ilgili ay seçilerek o aya ait bilgiler girilmelidir. 439 işlem türünden iade talebi var ise bir önceki yılın 12 ayı ekrana gelecek ve ilgili aylar seçilerek bilgiler girilecektir.
  • İndirimli Orana Tabi İşlem Bedeli: Bu alana seçilen ayda indirimli orana tabi işlemlerden yapılan teslimlerin toplam KDV hariç tutarı yazılmalıdır.
  • İndirimli Orana Tabi Hesaplanan KDV: Bu alana seçilen ayda indirimli orana tabi işlemlerden yapılan teslimlere isabet eden toplam KDV tutarı yazılmalıdır.
  • İndirimli Orana Tabi Yüklenilen KDV: Bu alana seçilen ayda indirimli orana tabi işlemlerin den yapılan teslimlere isabet eden alımların KDV tutarı yazılmalıdır.
  • Fark: İndirimli Orana Tabi Yüklenilen KDV ile İndirimli Orana Tabi Hesaplanan KDV tutarı arasındaki fark sistem tarafından hesaplanıp otomatik olarak gelecektir.
  • Önceki Dönem Sonu İade Edilebilir KDV Tutarı: Bu alanda satışların yapıldığı ilk ayda tutar “0” olarak girilmelidir. Takip eden aylarda ise tablonun bir önceki ayında “ İadeye Esas KDV Tutarı” alanında yer alan tutar yazılmalıdır. Ancak, bu tutarın ilgili aya ait “Devreden KDV” tutarından yüksek olması halinde, iadeye esas KDV tutarı yerine, devreden KDV Tutarı yazılmalıdır.
NOT: Tablonun bu alanına Ocak ayına ait tutar her zaman “0” olarak girilmelidir.
  • İadeye Esas KDV Tutarı: Bu sütun “Fark” bölümü ile “Önceki Dönem Sonu İade Edilebilir KDV tutarı” nın toplamından oluşmakta olup sistem tarafından hesaplanıp otomatik olarak gelecektir.
  • İade Edilebilir KDV Tutarı: Bu sütuna “İadeye Esas KDV Tutarı – O Yıl İçin Belirlenen İstisna Sınırı – Daha Önceki Dönemler Mahsubu Gerçekleşen İade Tutarı” işleminin sonucu yazılacaktır. Ancak, bu tutarın ilgili aya ait “Devreden KDV” tutarından yüksek olması halinde devreden KDV Tutarı yazılmalıdır. Bu tutarın negatif çıkması halinde sıfır olarak yazılacaktır.
  • Devreden KDV Tutarı: Bu alana seçilen aya ait KDV beyannamesindeki “Sonraki Döneme Devreden Katma Değer Vergisi” tutarı yazılacaktır.
  • Mahsubu Gerçekleşen KDV Tutarı: Bu alana seçilen aylardan önceki dönemlerde gerçekleştirilmiş olan mahsup tutarları yazılacaktır.
NOT 1- İndirimli Oran Hesaplama Tablosunda her alana giriş yapılmalıdır. Ancak, yazılacak herhangi bir tutar yoksa o bölümlere sıfır yazılarak geçilecektir.
Örneğin; mükellefin 2015/04 döneminde 439 iade türünden iade talebinin bulunması ve işe başlama tarihinin 2014/05 olması halinde, 439 işlem türü için 2014/01-2014/12 dönemine kadar tüm dönemler açılacak olup, işe başlama tarihinden önceki dönemlere (2014/01-2014/04) ilişkin tüm alanlar sıfır olarak yazılacaktır.
NOT 2- Tablonun oluşturulmasında excel tablosundan veri çekilmeyecektir. Girişler manuel olarak bu ekrandan yapılacaktır.





Yurtdışı İnşaat, Onarım, Montaj ve Teknik Hizmetlerde Kurumlar Vergisi Avantajları Nisan 20, 2016




Kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan firmaların hem Türkiye hem de Türkiye dışında elde ettikleri kazançlar vergilendirilir.(KVK Md.3)

Ancak, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’n da, yurt dışında elde edilen bazı kazançlar için mükelleflere farklı alternatifler sunulmuştur. Bunlardan birincisi; belli şartların sağlanması halinde bu kazançların vergiden istisna edilmesi yani Türkiye’de vergilendirilmemesi, ikincisi ise, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’de ödenecek vergilerden mahsup edilebilmesidir. Aynı kazanç için bu iki imkanın birden kullanılması mümkün değildir.(1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği 33.3)

a)Kurumlar Vergisi İstinasından Yararlanma: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu 5/h’ye göre; yurtdışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.(yurtdışına yapılan inşaat ve onarım işi ile ilgili teknik hizmetler ister Türkiye’de isterse yurt dışında yapılsın, elde edilen kazançlar istisnadan yararlanabilecektir.)


Vergi kanunlarında inşaatın tanımı yapılmamıştır.4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda “inşaat” veya “yapı” kavramları yerine daha geniş kapsamlı olan “yapım” kavramı tanımlanmıştır. Buna göre yapım, bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işlerini ifade etmektedir. 10.11.1983 tarih ve 83/7376 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 06.12.1983 tarih ve 18243 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İş Kolları Tüzüğü’nde inşaat kavramı “Bina, yol, köprü, demiryolu, tünel, metro, kanalizasyon, liman, dalgakıran, havuz, istihkam, hava alanı, dekovil ve tramvay yolu, spor alanları yapımı gibi her çeşit yapıcılık işleri ile bunların etüt, proje, araştırma, bakım, onarım ve benzeri işleri” şeklinde tanımlanmaktadır.

Teknik hizmetlerden ne anlaşılması gerektiği ise 1 no.lu tebliğde ifade edilmektedir. Buna göre, teknik hizmetler esas itibariyle inşaat, onarım ve montaj işleriyle ilgili olarak yürütülen planlama, projelendirme, mimarlık ve mühendislik, etüd, fizibilite, harita tasarım, metraj, keşif, idari ve teknik şartname ile ihale dosyası hazırlama, ihale değerlendirme, mesleki kontrollük, inşaat kontrollüğü, tasarım kontrollüğü, işletmeye alma danışmanlığı ve yatırım yönetimi vb. hizmetleri kapsamaktadır.

 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği 5,9’a göre,  Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına aktarılan kazançlar, herhangi bir koşula bağlanmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5.maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, kurumların yurtdışında bulunan işyerleri veya daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri aşağıdaki şartları taşıyan kurum kazançları kurumlar vergisinden istisnadır:

-Bu kazançların doğduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,

-kazançların elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması.

Ancak, Yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlar için yukarıda bahsi geçen şartlar aranmayacak olup 1 seri nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği 5. 9. da belirtildiği üzere söz konusu işlerin yurtdışında işyeri veya daimi temsilcilik vasıtasıyla yapılmış olması ve ilgili ülkede vergiye tabi olması kâfidir. Uygulanan vergi oranı ise önemli değildir.

Buna göre, istisnadan yararlanabilmek için;

1-Yurtdışı inşaat, onarım ve montaj işlerinin yurtdışı şube ya da daimi temsilci aracılığı ile yapılması,

2-Kazancın yurtdışında vergilendirilmesi gerekir. Ancak yurtdışında uygulanacak vergi oranının önemi bulunmamaktadır.

Örneğin; A şirketi yurtdışında yapmış olduğu bir inşaat işinden 1.000.000,00 Usd kazanç elde etmiş olsun. İlgili ülke mevzuatı gereği bu kazanç üzerinden %1 vergi alınmış olsun. Bu durum Türkiye’de vergi alınmaması yani istisnadan yararlanılabilmesi için engel teşkil etmemektedir. Hâlbuki yapılan iş inşaat, onarım ve montaj işi dışında bir iş olsaydı istisnadan yararlanabilmek için şirketin ilgili ülkede en az %15 oranında vergilendirilmesi gerekirdi. Yurtdışı inşaat, onarım, montaj işlerinin vergi oranı şartının olmaması nedeniyle artı bir yönü vardır.

3-Yurtdışı inşaat onarım ve montaj işlerinden elde edilen ve yurtdışında bulunan kazançların Türkiye’ye getirilme zorunluluğu bulunmamaktadır. Kazanç yurtdışında tasarruf edilebilir.

4-Yurtdışı işinin yapıldığı ülkenin mevzuatına göre hesap döneminin kapandığı tarih itibariyle ilgili ülke mevzuatına göre tespit edilen faaliyet sonucu, Türkiye’de aynı tarih itibariyle genel sonuç hesaplarına kaydedilmelidir.

Faaliyet sonucunun Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesinde, kazancın kambiyo mevzuatına göre fiilen Türkiye’ye getirilmesinin herhangi bir etkisi olmayacaktır. Faaliyette bulunulan yabancı ülkede kazanca tasarruf edilebilmesi yeterlidir.

Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazanç, hesaplara intikal ettirilmesi gereken tarihte T.C. Merkez Bankasının o gün için tespit ve ilan ettiği döviz alış kurlarıyla değerlenecektir. T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan olunmayan yabancı paralarda ise Maliye Bakanlığının Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit ve ilan ettiği kurlar dikkate alınacaktır.

Yurt dışı faaliyet sonucunda elde edilen kazançlar elde edildiği dönem itibariyle, Türkiye’de ilgili olduğu geçici vergi matrahının tespitinde de dikkate alınacaktır.

Teknik hizmetlerin istisnadan yararlanabilmesi için;

1-Teknik işlerin yurtdışındaki işyeri aracılığı ile yapılması şartı yoktur. Ancak yurtiçinde yapılsa bile muhakkak yurtdışındaki inşaat, onarım ve montaj işi ilgili olması gerekir. Bağımsız olması halinde hizmet ihracı sayılır.

2-Teknik işler yukarıda bahsi geçen işlerden bağımsız yapılacaksa, yurtdışındaki işyeri veya daimi temsilcilik vasıtası ile yapılmalıdır.

Kurumlar vergisi istisnasının tevsiki ise; Yurtdışı iş ile ilgili sözleşme, sözleşmenin onaylı tercümesi ve damga vergisine ilişkin evrakları ile mümkündür.

b) Yurtdışında Ödenen Vergilerin Mahsubu:  Yurtdışı kazançlar üzerinden ödenen vergilerin Türkiye’de ödenecek kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi için, her şeyden önce bu kazançların Türkiye’deki sonuç hesaplarına intikal ettirilmesi ve kurumlar vergisi matrahına dâhil edilmiş olması gerekir. Dolayısıyla, kurumlar vergisinden istisna edilmiş olan kazançlar için yurt dışında yapılan vergi ödemelerinin, yurt içinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesi söz konusu değildir.


Mahsup ile ilgili dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde özetlenebilir:

1-İlgili kazanç için kurumlar vergisi istisnasından yararlanılmamalıdır.

2-Mahsup edilebilecek tutar, yurt dışı kazancın yurtiçindeki kurumlar vergisi oranına (%20) tekabül eden kısmı aşamaz.

3-Yurt dışı kazançlar üzerinden mahallinde ödenen vergilerin kısmen veya tamamen mahsubuna imkân bulunmazsa, bu mahsup hakkı izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar kullanılabilecektir. Bu süre içinde indirilemeyen verginin, herhangi bir şekilde iadesi veya gider yazılması söz konusu değildir.

4-Yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’de hesaplanacak kurumlar vergisinden mahsup edilmesi istendiğinde, Türkiye’deki vergi matrahına dâhil edilen yurt dışı kazanç tutarının bu vergileri de içerecek şekilde brütleştirilmiş olması gerekmektedir.

Yurt dışı kazançlardan dolayı ödenen vergilerin yurt içindeki vergilerden mahsubunda tevsik için;

-Vergilerin yabancı ülkelerde ödendiğini gösteren belgeler (ilgili ülkede yetkili makamlardan -Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa mahallinde Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik edilmiş olmalı) gereklidir.

Yurt dışında ödenen vergilerin geçici vergiden mahsubu da mümkündür. Geçici vergilendirme dönemi içinde yurt dışından elde edilen gelir bulunması halinde, bu gelirler üzerinden elde edildiği ülkelerde kesinti veya diğer şekillerde ödenen vergiler, o dönem için hesaplanan geçici vergi tutarından da mahsup edilebilecektir.

Yurt dışında ödenen vergilerde mahsup önceliği, kurumlar vergisinindir. Artan tutarın bulunması halinde yurt içinde kesinti suretiyle ödenen vergiler ve geçici vergi mahsup edilecektir.

Yurt dışı faaliyetten zarar edilmesi halinde, yurtdışı kazancı kurumlar vergisi istisnasına tabi değilse, bu zarar Türkiye’de elde edilen kazançtan indirilebilir, ilgili yılda indirilmesinin mümkün olmaması halinde izleyen beş (5) yılda indirim konusu yapmak mümkündür. Zararın indirim konusu yapılabilmesi için,

-Faaliyette bulunulan ülkenin vergi kanunlarına göre beyan edilen vergi matrahlarının, her yıl o ülke mevzuatına göre denetim yetkisi verilen kuruluşlarca rapora bağlanması,

-Bu raporun aslı ile tercüme edilmiş bir örneğinin Türkiye’deki ilgili vergi dairesine ibrazı gereklidir.

Rapor ekinde, vergi beyannamesi, bilanço, gelir tablosu bulunmalı. Bunlar ülkedeki yetkili makamlarca onaylanmalıdır. Ülkede denetim kuruluşu yoksa beyannameler Türk elçilik ve konsoloslukları vb. temsilcilikler tarafından onaylanmalı, aslı ve tercüme edilmiş bir örneği ilgili vergi dairesine ibraz edilmelidir.

Türkiye’de indirim konusu yapılan yurt dışı zararı, ilgili ülkede de mahsup edilmiş veya gider yazılmış ise, Türkiye’deki beyannameye dâhil edilecek tutar mahsup veya gider yazılmadan önceki tutar olacaktır.

İnşaat işinin Türkiye’deki şirketin yurtdışında kurulacak şirkete ortak olarak yapılması halinde vergileme:


Kurumlar Vergisi Kanunu madde 5/b’ ye göre; yurtdışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olduğu durumlarda, söz konusu şirketlere iştirak edilmesinden elde edilen kazançlara, yurtdışı iştirak kazançları istisnası uygulanır. Bunun için herhangi bir şart aranmaz. Sadece, şirketin özel amaç için kurulduğunun ana sözleşmelerinde belirtilmesi ve fiilen bu amaç dışında faaliyet gösterilmemesi gerekmektedir. Bu koşulları taşımayan ya da başka faaliyet konularıyla da uğraşan şirketlerin bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Burada şu hususa vurgu yapmakta yarar var: 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu İstisnalar bölümünde yer alan iştirak kazançları ile ilgili diğer şartlar (iştirak payını elinde tutan şirketin yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az %10’una sahip olması, kazancın elde edildiği tarih itibariyle iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması, iştirak kazancının elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi, yurtdışı iştirak kazancının kar payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dâhil iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması) yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülkede ayrı şirket kurulması zorunlu olduğunda, söz konusu durumun sözleşmede belirtilmesi ve ilgili şirketin başka bir faaliyette de bulunmaması hallerinde aranmaz.


 Yazar:SMMM Duygu Doğan


22 Nisan 2016 Cuma

İşverenlere yeni bir teşvik geldi! Resul Kurt


6704 sayılı Kanun'la yapılan düzenleme ile işe başladığı tarihten önceki son bir yıl içerisinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu tarafından belirlenen nakdî düzenli sosyal yardımlardan en az bir defa yararlanmış olanların ikamet ettiği hanede 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanun'un 60/(c)-(1) numaralı alt bendi kapsamında bulunanlardan Türkiye İş Kurumu'na kayıtlı işsizler arasında olması kaydıyla, 4/a (SSK) kapsamında özel sektör işverenlerince istihdam edilen sigortalı için; SGK prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarın tamamı işe başladığı tarihten itibaren bir yıl süreyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından karşılanacağı yönünde düzenleme yapıldı. Ayrıca Bakanlar Kuruluna da bu süreyi bir yıl uzatma yetkisi verildi.

İşveren hisselerine ait primlerin karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak;

-          İşe alındıkları yıldan bir önceki takvim yılında işyerinden bildirilen aylık prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olması, 

-          Aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, 

-          Sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca karşılanmayan tutarının yasal süresi içinde ödemesi ve,

-          Kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı SGK'ya prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şartları bulunmaktadır.  

-          SGK'ya olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının 6183 sayılı Kanuna göre tecil ve taksitlendirilmiş veya ilgili kanunlar uyarınca prim borçlarının yeniden yapılandırılmış olması, bu tecil, taksitlendirme ve yeniden yapılandırma devam ettiği sürece işverenler bu teşvikten faydalanmaya devam edebilecekler.

Ayrıca yapılan kontrol ve denetimlerde, çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu maddeyle sağlanan destek unsurlarından yararlanamayacak.

Bu madde hükümleri;

-          21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 30'uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile bu işyerlerinin yaptırdığı her türlü alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri,

-          Sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve,

-          Yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında,uygulanmayacak.

İşverenler bu maddeyle sağlanan prim desteğinden aynı sigortalı için işe başladığı tarihten itibaren bir yıl süreyle geçmemek üzere yararlanacak. Destekten yersiz olarak faydalanıldığının tespiti hâlinde, yararlanılan teşvik tutarı gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte işverenden tahsil edilecek.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu tarafından belirlenen nakdî düzenli sosyal yardımlardan işe başladığı tarihten önceki son bir yıl içerisinde en az bir defa yararlanmış olanların ikamet ettiği hanede 5510 sayılı Kanunun 60/(c)-(1) numaralı alt bendi kapsamında bulunanlardan çalışabilir durumda olanlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bütünleşik sosyal yardım sistemi üzerinden Türkiye İş Kurumu sistemine kaydedilecek. 

Bu kişiler Türkiye İş Kurumu tarafından mesleki eğitime veya diğer aktif iş gücü programlarına tabi tutulacak. Mesleki eğitimi veya aktif iş gücü programlarını ya da Türkiye İş Kurumu tarafından teklif edilen işi üçüncü kez kabul etmeyenlerin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulu tarafından belirlenen nakdî düzenli sosyal yardımları, durumun bütünleşik sosyal yardım sistemi üzerinden Türkiye İş Kurumu veri tabanından tespit edilmesini takip eden aybaşından itibaren bir yıl süreyle kesilecek.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nca karşılanan prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmayacak.

Bu teşvikle birlikte özellikle sosyal desteğe ve korunmaya muhtaç kişilerin iş ve meslek edinmeleri sağlanacağı gibi, iş bulmalarında da büyük bir kolaylık olacak.


18 Nisan 2016 Pazartesi

ELEKTRONİK DEFTERDE BERAT UYGULAMASI Seçkin Gülten


Açılış ve kapanış beratları alınmadığı taktirde 4.000,00 TL cezası bulunmaktadır. Tarih: 18-04-2016 Selçuk GÜLTEN


Elektronik defter uygulamasında eskiden olduğu gibi noter onaylı defter bulunmadığından kağıt çıktılar geçersizdir. Benzer şekilde e-defter beratları da elektronik ortamda saklanmalı ve ibraz edilmelidir. Beratların kağıt çıktıları da geçersizdir. Vergi inceleme elemanına, SGK müfettişlerine, Bilirkişilere veya diğer ilgililere e-defter ve beratları aynı anda ve elektronik ortamda ibraz edilecektir. Bu kişiler, mükellefin ibraz ettiği e-defter ve beratını aldıktan sonra, beratın bu e-deftere ait olup olmadığını “e-defter görüntüleme aracı” ile teyit edecektir.


Görüntüleme aracı ile:
• e-defterin firma mali mührünün doğru olup olmadığı,
• e-defter beratında bulunan mükellef mali mührünün doğru olup olmadığı,
• e-defterde bulunan mükellef mührü ile e-defter beratında bulunan deftere ait imza veya mühür değerinin birbiri ile eşleşip eşleşmediği,
• e-defter beratında bulunan GİB mali mührünün doğru olup olmadığı,
hususları mutlaka değerlendirilecektir. Bu sebeple elektronik defterin geçerli olabilmesi her aya ait beratların düzenli olarak alınması ve elektronik ortamda birazına bağlıdır.


Beratların alınmaması veya berat alınmasının unutulması durumunda hangi cezalar söz konusudur. Bu konuda çoğu meslektaşımızın ve mükelleflerin tereddütleri bulunmaktadır. Elektronik defterde esas olan aylık olarak oluşturmak ve takip eden üçüncü ay sonuna kadar paketleri GİB sistemine yüklenip berat dosyası almaktır. Sisteme tek seferde yüklenecek dosya boyutu 200 MB ile sınırlı, eğer bu boyutu aşan defter dosyaları varsa parçalara bölünmesi ve her bir parçanın ayrı ayrı onayının alınması gerekir. Hesap döneminin ilk ay beratı açılış tasdiki, son ay beratı kapanış tasdiki yerine geçer. Açılış ve kapanış beratları alınmadığı taktirde 4.000,00 TL cezası bulunmaktadır.


Elektronik deftere ilişkin olarak getirilen zorunluluklara uymayanlar, beratlarını zamanında almayanlar hakkında 213 sayılı VUK’nun ceza hükümleri tatbik olunur. Bunları kısaca özetleyelim :


a) E-defter zorunluluğu getirilen mükellefler artık kağıt ortamında defter tutamazlar. Bu mükellefler kağıt ortamında defter tutmaları halinde hiç defter tutmamış sayılacaklardır. Ayrıca kağıt defter tuttukları tespit olunursa 213.s VUK’nun 359.maddesindeki “vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetme”(çift defter) fiili işlenmiş olacaktır. Özellikle uygulamada bazı müfettişlerin “ben elektronik defterden anlamam bana yine eskisi gibi kağıt çıktı getirin” dedikleri görülmektedir. Kesinlikle çıktı bile olsa kağıt defter ibraz edilmemesi gerekir.


b) E-Fatura ve e-deftere ilişkin getirilen zorunluluklara uymayanlara V.U.K. Madde 355’e göre Özel Usulsüzlük Cezası kesilecektir.


c) Beratın alınmaması defterin tutulmadığı anlamına geleceğinden yasal defterlerden birinin tutulmamış olmasının 213 s. VUK’nda resen takdir nedeni sayılması nedeniyle mükellefin takdire sevk işlemi vergi idaresince gerçekleştirilecektir. Resen takdire sevk ise 2 kat birinci derece usulsüzlük cezası kesilmesine yol açacaktır.


d) Berat alınmaması usulüne uygun defter tutulmadığı anlamına geleceğinden firmanın alış ve gider belgelerindeki KDV indirimleri reddi sonucunu doğuracaktır.

e) Vergi Kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan e-defterlerin gizlenmesi, kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır. Bunun yaptırımı da 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıdır (VUK md. 359/a). Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, gizleme suçu olarak kabul edilmektedir. Açılış onayı (ilk ay beratı) olan, kapanış onayı (son ay beratı) olan bir e-defterin ibraz edilememesi ayrıca gizleme suçu olarak değerlendirilebilecektir.


f) Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi yahut bu Kanuna uygun saklanmaması hallerinde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezası (TTK Md.562/6) kesilmesini gerektirir.


Mutlaka meslektaşlarımızın e-defter ve e-fatura konularında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bu konuda yetişmiş personel eksikliği, eğitimlerin azlığı veya sadece farkındalık eğitimleri olmaları gibi hususlar bu konuda cezalara muhatap olunacağını göstermektedir. Özellikle Maliye idaresi tarafından uygulamanın sık sık değiştirilmesi verilen özelgeler arasındaki tezatlar, konunun kanun yerine ikincil düzenlemelerle belirlenmesi e-defter, e-fatura davalarının artacağını göstermektedir. Bu konuda odalarımıza büyük görevler düşmektedir.


24 Mart 2016 Perşembe

BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ İLE ŞAHIS SİGORTALARINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER-YMM Bülent Çakar-Batı YMM


29.06.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6327 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla Gelir Vergisi Kanununda bazı değişiklikler yapılmıştır. Maliye Bakanlığı konuya ilişkin olarak 23.10.2012 tarihinde 85 seri nolu Gelir Vergisi Sirküleri yayınlamıştır. Esas itibariyle 29.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikler, bireysel emeklilik sistemi ve şahıs sigortalarına ilişkin ödenen katkı payı ve primlerin vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapılması ve bunlardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yöneliktir.
  1. A. 6327 SAYILI KANUNDAN ÖNCE ŞAHIS SİGORTA PRİMLERİ VE BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNE ÖDENEN KATKI PAYLARINA İLİŞKİN UYGULAMA
Halen Yürürlükte Olan Hükümlere Göre, Gerek Ücretliler Gerek İşverenler Tarafından Ödenen Şahıs Sigorta Primleri İle Bireysel Emeklilik Katkı Paylarının Gelir Vergisi Stopaj Matrahından İndirimi Mümkündür
Gelir Vergisi Kanunu’nun 63’üncü maddesi uyarınca, şahıs sigortaları için ödenen primler brüt ücretin % 5’i ile sınırlı olarak vergi matrahından indirilebilmektedir. Bireysel emeklilik katkı payı tutarlarının ise ücretin % 10’u ile sınırlı olarak indirilmesi mümkündür. Bir takvim yılı içinde ödenen katkı payı ve şahıs sigorta primleri nedeniyle yapılabilecek indirim tutarı asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz.
Ücretlinin eşine ve küçük çocuklarına ait hayat, ölüm, kaza, hastalık, sakatlık, işsizlik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta poliçeleri için ücretli tarafından ödenen primler ile bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları da yukarıda belirtilen sınırlamalar çerçevesinde indirim konusu yapılmaktadır
Bireysel emeklilik sistemine yapılan katkı paylarının yanı sıra diğer şahıs sigortalarına da prim ödenmesi durumunda, indirim konusu yapılabilecek toplam tutar ücretin % 10’u ve asgari ücretin yıllık tutarıyla sınırlıdır.
Halen Yürürlükte Olan Hükümlere Göre, Mükelleflerin Şahsı İle Eş ve Küçük Çocukları İçin Ödemiş Oldukları Bireysel Emeklilik Katkı Payları ve Şahıs Sigorta Primleri Gelir Vergisi Beyannamesinde Bildirilen Gelirlerden İndirilebilmektedir
GVK’nun 89’uncu maddesi uyarınca, gelir vergisi beyannamesinde bildirilen gelirlerden, mükelleflerin şahsı, eş ve küçük çocukları için ödemiş oldukları bireysel emeklilik sistemi katkı payları ile şahıs sigorta primleri, yine aynı sınırlar dâhilinde indirim konusu yapılmaktadır. Ancak, indirim olarak dikkate alınacak prim ve katkı payı tutarlarının ücret geliri elde edenler için ücretin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş olması, eş ve çocukların ayrı beyanname vermeleri durumunda ise kendi gelirlerinden indirim konusu yapmaları gerekmektedir.
Halen Yürürlükte Olan Hükümlere Göre, İşverenler Tarafından Ödenen Özel Sağlık Sigortası Primleri İle Bireysel Emeklilik Katkı Payları Sigorta Primine Tabi Tutulmamaktadır
5510 sayılı Kanun’un 80’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendine göre, 1.10.2008 tarihinden itibaren, işverenler tarafından ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin % 30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası primleri ve bireysel emeklilik katkı payları prime esas kazanca dahil edilmemekte, böylece söz konusu ödemelerin limitin altında kalan kısımları sigorta primine tabi tutulmamaktadır. Limitin üstünde kalan şahıs sigorta primi ve bireysel emeklilik katkı payı ödemeleri ise “net ödeme” kabul edilmek suretiyle prime tabi tutulmaktadır
Bu hüküm uyarınca diğer şahıs sigortası primleri (hayat, kaza vs.) tamamının sosyal sigorta primi matrahına dahil edilmektedir.
  1. B. 6327 SAYILI KANUNLA ŞAHIS SİGORTA PRİMLERİ VE BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNE İLİŞKİN DÜZENLEMELER
Bireysel Emeklilik Sistemine Ödenen Katkı Paylarına Devlet Katkısı Getirilmiştir
6327 sayılı Kanunun 29’uncu maddesiyle kişilerin bireysel emeklilik sistemine ödedikleri katkı paylarının % 25’ine karşılık gelen tutarları kadar, devlet katkısı hesaplanması öngörülmüştür. Bir katılımcı için bir takvim yılında ödenen ve Devlet katkısı tutarının hesaplanmasına esas teşkil eden katkı paylarının toplamı, ilgili takvim yılına ait hesaplamaya ilişkin dönemin sona erdiği tarihte geçerli olan brüt asgari ücretin hesaplama dönemine isabet eden toplam tutarını aşamayacaktır. Devlet katkısı uygulaması 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Katılımcılar;
En az üç yıl sistemde kalırlar ise Devlet katkısı ve varsa getirilerinin yüzde onbeşine,
En az altı yıl sistemde kalırlar ise Devlet katkısı ve varsa getirilerinin yüzde otuzbeşine,
En az on yıl sistemde kalırlar ise Devlet katkısı ve varsa getirilerinin yüzde altmışına,
Sistemden vefat veya malûliyet nedeniyle çıkarlarsa, Devlet katkısı ve varsa getirilerinin tamamına,
hak kazanacaklardır.
Emeklilik hakkını kazanmak için en az 10 yıl sistemde bulunmak şartıyla 56 yaşını tamamlamış olmak gerekmektedir.
İşverenler tarafından çalışanları adına ödenen katkı payları üzerinden Devlet katkısı hesaplanmayacaktır.
Kanunun geçici 2’nci maddesinde, 29.5.2012 tarihi itibarıyla bireysel emeklilik sisteminde olup 29 Haziran 2012 tarihinden itibaren iki yıl içinde emeklilik sözleşmesi birikimlerini alarak sonlandıran katılımcıların, daha sonra yeniden bireysel emeklilik sistemine dahil olması durumunda, 31.12.2014 tarihine kadar bireysel emeklilik sistemine ödeyeceği katkı payları için Devlet katkısı hesaplanmayacağı belirtilmiştir.
Bireysel Emeklilik Sistemine İlişkin Vergi Mevzuatındaki Düzenlemeler
Bireysel Emeklilik Sisteminden ve Diğer Şahıs Sigortalarından Elde Edilen Gelirlerin Vergilendirilmesi
6327 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerle bireysel emeklilik sisteminden ve diğer şahıs sigortalarından elde edilen gelirler menkul sermaye iradı sayılarak vergilendirilme yoluna gidilmiştir. Mevcut düzenlemede, bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlara yapılan ödemeler, Türkiye’de kain ve merkezi Türkiye’de bulunan diğer sigorta şirketlerinden on yıl süreyle prim ödeyenlere yapılan ödemeler ile bireysel emeklilik sistemi veya şahıs sigortalarından vefat, maluliyet ve tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler hiçbir suretle vergiye tabi değildi. Bu uygulama 29.08.2012 tarihi itibarıyla sona ermiştir.
Bu tarihten sonra gerek tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketlerinden, gerekse bireysel emeklilik sisteminden yapılan bütün ödemelerin içerdiği irat tutarları (bireysel emeklilik sisteminde Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil) menkul sermaye iradı sayılmıştır.
İrat Tutarları Üzerinden Yapılacak Gelir Vergisi Tevkifatı
Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri, birikimli şahıs sigortaları dolayısıyla, emeklilik ve sigorta şirketleri ise, bireysel emeklilik sözleşmeleri dolayısıyla yaptıkları ödemelerde irat tutarları üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapacaklardır.
Sistemden çıkılması nedeniyle toplu ödeme yapılması durumunda, sistemde geçirilen süre ve emeklilik hakkı kazanılıp kazanılmamasına göre; tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik şirketleri %10 veya %15, bireysel emeklilik şirketleri %5, %10 veya %15 arasında değişen oranlarda stopaj yapacaklardır.
Gerek birikimli veya karma bir hayat sigortası ürününün prim ödeme dönemi tamamlandıktan sonra hak sahibine toplu para ödemek yerine, oluşmuş toplu para üzerinden düzenli gelir vermek üzere yapılan yıllık gelir (annuity) ödemelerinde, Hazine Müsteşarlığı tarafından tasdiklenmiş “tarifeler”in teknik esaslarına göre hesaplanan yıllık gelir ödemelerinin içerdiği irat tutarı üzerinden, gerekse bireysel emeklilik sisteminde emeklilik hakkını elde eden katılımcılara toplu para ödemek yerine oluşmuş toplu para üzerinden düzenli gelir vermek üzere, Hazine Müsteşarlığı tarafından tasdiklenmiş “emeklilik gelir planları” çerçevesinde, programlı geri ödeme kapsamında yapılan ödemelerde ödemelerin içerdiği irat tutarı üzerinden tevkifat yapılacaktır.
Tevkifata Tabi Tutulan İrat Tutarları Yıllık Beyanname İle Beyan Edilmeyecektir
6327 sayılı Kanunla değişik Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan hükme göre, bireysel emeklilik sistemi ve şahıs sigortalarından elde edilen ve tevkifata tabi tutulan iratların tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir.
İşverenler Tarafından Ücretliler Adına Bireysel Emeklilik Sistemine Ödenen Katkı Paylarının Ticari Kazancın Tespitinde İndirimi
6327 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeye göre gerek işverenler gerek personel tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ücret matrahından indirilmeyecektir. 6327 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle değişik Gelir Vergisi Kanununun 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yer alan hüküm, işverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarının, ücretle ilişkilendirilmeksizin, ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesine imkan tanımıştır.
Bu kapsamda indirim konusu yapılabilecek tutarın toplamı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15′ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır.
Gerek işverenler tarafından bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları, gerekse Gelir Vergisi Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında indirim konusu yapılacak şahıs sigortaları prim ödemelerinin toplam tutarı, ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15′ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını da aşamayacaktır.
İşverenler Tarafından Ücretliler Adına Ödenen Şahıs Sigorta Primlerinin Ticari Kazancın Tespitinde İndirimi
Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında yapılacak indirim, işverenler tarafından hizmet erbabına yönelik olarak sadece bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı paylarını içermekte olup, şahıs sigorta primlerini içermemektedir.
İşverenlerce ödenen şahıs sigorta primleri, işle ilgili olarak ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen ücret kapsamında olduğundan, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin (1) numaralı bendi çerçevesinde genel gider olarak her hangi bir tutar ve oran sınırlaması olmaksızın indirim konusu yapılabilecektir.
Ödenen Katkı Payı ve Primlerin Vergi Matrahının Tespitinde İndirim Konusu Yapılması
Bireysel Emeklilik Sistemine Ödenen Katkı Paylarının Ücret Matrahından ve Yıllık Beyannameyle Beyan Edilecek Gelirlerden İndirimi
6327 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununun 63 ve 89 uncu maddelerinde yapılan değişiklikler uyarınca, 1.1.2013 tarihinden itibaren, ücretliler için vergiye tabi ücret matrahının; yıllık beyanname veren mükellefler için vergi matrahlarının tespitinde bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları indirim konusu yapılamayacaktır.
Ödenen Şahıs Sigorta Primlerinin Ücret Matrahının Tespitinde İndirimi
6327 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yapılan değişiklik uyarınca, 1.1.2013 tarihinden itibaren, vergiye tabi ücret matrahının tespitinde, bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin elde edilen ücretin % 15′ine kadar olan kısmı ücret matrahının tespitinde indirilebilecektir.
Vergiye tabi ücret matrahının tespitinde dikkate alınacak sigorta primleri; sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması şartıyla;
- Ücretlinin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait birikim priminin alındığı hayat sigortası poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerin %50′si ile
- Ölüm, kaza, sağlık, hastalık, sakatlık, işsizlik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerden
müteşekkildir.
İndirim konusu yapılacak primlerin toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15′ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır.
Ödenen Şahıs Sigorta Primlerinin Yıllık Beyanname ile Beyan Edilecek Gelirlerden İndirimi
6327 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, 1.1.2013 tarihinden itibaren, elde edilen gelirler için verilecek yıllık gelir vergisi beyannamelerinde, bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin beyan edilen gelirin % 15′ine kadar olan kısmı matrahın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Beyan edilen gelir olarak, yıllık gelir vergisi beyannamesinde yer alan indirimler ve geçmiş yıl zararları düşülmeden önceki tutar esas alınacaktır. Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları hiçbir surette indirim konusu yapılmayacaktır.
Yıllık beyannamede matrahın tespitinde dikkate alınacak sigorta primleri;
- Mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait birikim priminin alındığı hayat sigortalarına ödenen primlerin %50′si ile
- Ölüm, kaza, hastalık, sağlık, sakatlık, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primlerinden
müteşekkildir.
İndirim konusu yapılacak primlerin toplamı, beyan edilen gelirin %15′ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır.
Bu sınırlamaların tespitinde;
- İşverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ile
- Gelir Vergisi Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi ve 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi kapsamında indirim konusu yapılacak prim ödemelerinin toplam tutarı
birlikte dikkate alınacaktır.
Mükelleflerce ödenen primlerin yıllık beyanname ile beyan edilen gelirden indirebilmesi için, bu primlerin ücretin safi tutarının tespitinde ayrıca indirilmemiş olması gerekmektedir.
Mükellefin eş ve çocuklarının ayrı beyanname vermeleri halinde, eş ve çocuklar adına ödenen prim ve katkı payları öncelikle kendi gelirlerinden indirilecektir.
  1. C. 6327 SAYILI KANUN ÖNCESİ UYGULAMA İLE 6327 SAYILI KANUN SONRASI UYGULAMANIN KARŞILAŞTIRILMASI
6327 sayılı Kanundan önce;
-bireysel emeklilik sistemi katılım payları gelirin % 10′unu, asgari ücretin yıllık brüt tutarını aşmamak koşuluyla vergi matrahından indirim olarak dikkate alınabiliyordu.
6327 sayılı kanundan sonra;
-bireysel emeklilik sistemi katılım payları vergi matrahından indirilemeyecektir.
-asgari ücretin yıllık brüt tutarı ile sınırlı olmak üzere bireysel emeklilik sistemi katılım payının % 25′i kadar devlet teşviki verilecektir. Katılımcı devletin katkı payının; üçüncü yılın sonunda % 15, altıncı yılın sonunda % 35, onuncu yılın sonunda % 60, emeklilik durumunda da % 100′üne sahip olabilecektir.
-hak edilen devlet katkı payı vergilendirilmeyecek, sadece neması stopaj yoluyla vergilendirilecektir.
6327 sayılı Kanundan önce;
-işverenlerin çalışanları adına ödedikleri katkı payları ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %10 ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak kaydıyla ücret matrahı ile ilişkilendirilmeksizin ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınıyordu. (GVK 63/3′üncü maddesi kapsamında, ücretin safi tutarının belirlenmesinde dikkate alınan katkı payları ve prim ödemeleri var ise, bunlar % 10′luk ve asgari ücretin yıllık tutarı ile ilgili sınırlamada dikkate alınmaktadır.)
6327 sayılı kanundan sonra;
-işverenlerin çalışanları adına ödedikleri katkı payları ödemenin yapıldığı ayda elde edilen ücretin %15 ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak kaydıyla ücret matrahı ile ilişkilendirilmeksizin ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınıyor. (GVK 63/3′üncü maddesi kapsamında, ücretin safi tutarının belirlenmesinde dikkate alınan hayat ve/veya şahıs sigortası prim ödemeleri var ise, bunlar % 15′lik ve asgari ücretin yıllık tutarı ile ilgili sınırlamada dikkate alınacaktır.)
- işverenlerin çalışanları adına ödedikleri katkı payları üzerinden devlet katkısı hesaplanmayacaktır.
6327 sayılı Kanundan önce;
-ücretlinin şahsına, eşine, küçük çocuklarına ait hayat, ölüm, kaza, hastalık vb. şahıs sigorta primlerinin hizmet erbabı tarafından ödenmesi koşuluyla,gelirin % 5′i ve asgari ücretin yıllık brüt tutarı ile sınırlı olmak üzere ücret matrahından indirilebilmektedir. Bu sınırların hesabına, işverenler tarafından katılımcılar adına ödenen bireysel emeklilik katkı payları dâhil edilecektir.
6327 sayılı kanundan sonra;
-ücretlinin şahsına eşine, küçük çocuklarına ait hayat sigorta primlerinin yarısı ile ölüm, kaza, hastalık vb. şahıs sigorta primlerinin hizmet erbabı tarafından ödenmesi koşuluyla, gelirin % 15′i ve asgari ücretin yıllık brüt tutarı ile sınırlı olmak üzere ücret matrahından indirilmektedir. Bu sınırların hesabına, işverenler tarafından katılımcılar adına ödenen bireysel emeklilik katkı payları dâhil edilecektir.
6327 sayılı Kanundan önce;
-bireysel emeklilik sisteminden emekli hakkı kazananlar ile zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin % 25′i, diğer sigorta şirketlerine 10 yıl prim ödeyenler ile zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin %10′u gelir vergisinden istisnadır. İstisna edilen tutarlar üzerinden gelir vergisi stopajı yapılmamaktadır.
6327 sayılı kanundan sonra;
-istisna uygulaması kaldırılmıştır.
6327 sayılı Kanundan önce;
-bireysel emeklilik sisteminden ayrılma veya emekli olma durumunda yapılan ödemelerin tamamı menkul sermaye iradı sayılmak suretiyle, belirli oranlarda gelir vergisi stopajına tabidir.
6327 sayılı kanundan sonra;
-bireysel emeklilik sisteminden ayrılma veya emekli olma durumunda yapılan ödemelerin yalnızca irat (nema) kısmına isabet eden tutarları menkul sermaye iradı sayılmak suretiyle, belirli oranlarda gelir vergisi stopajına tabidir. Bakanlar Kurulu stopaj oranlarını belirleyecektir.
6327 sayılı Kanundan önce;
-tüzel kişiliğe haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerin tamamı menkul sermaye iradı sayılmak suretiyle, belirli oranlarda gelir vergisi stopajına tabidir.
6327 sayılı kanundan sonra;
-tüzel kişiliğe haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerin yalnızca irat (nema) kısmına isabet eden tutarları menkul sermaye iradı sayılmak suretiyle, belirli oranlarda gelir vergisi stopajına tabidir. Bakanlar Kurulu stopaj oranlarını belirleyecektir.
6327 sayılı Kanundan önce;
-işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen tutarlar prime esas kazanca eklenecektir. Ancak aylık toplamı asgari ücretin % 30′unu geçmeyen ödemeler prime esas kazanca tabi tutulmaz.
6327 sayılı kanundan sonra;
-işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen tutarlar prime esas kazanca eklenecektir. Ancak aylık toplamı asgari ücretin % 30′unu geçmeyen ödemeler prime esas kazanca tabi tutulmaz.
6327 sayılı Kanundan önce;
-bireysel emeklilik sisteminden ayrılma veya emekli olma nedeniyle yapılan ödemelerde nihai vergileme yapılan ödemelerin tamamı üzerinden alınan tevkifat yoluyla gerçekleşmekte olup, yapılan ödemeler nedeniyle yıllık gelir vergisi beyannamesinin verilmesine yahut verilen beyannameye ilave edilmesine gerek bulunmamaktadır
6327 sayılı kanundan sonra;
-bireysel emeklilik sisteminden ayrılma veya emekli olma nedeniyle yapılan ödemelere konu iratlarda (nemalarda) nihai vergileme tevkifat yoluyla gerçekleşmekte olup, elde edilen iratlar nedeniyle yıllık gelir vergisi beyannamesinin verilmesine yahut verilen beyannameye ilave edilmesine gerek bulunmamaktadır.
6327 sayılı Kanundan önce;
-tüzel kişiliğe haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerde nihai vergileme yapılan ödemelerin tamamı üzerinden alınan tevkifat yoluyla gerçekleşmekte olup, yapılan ödemeler nedeniyle gelir vergisi beyannamesi verilmesine yahut verilen beyannameye ilave edilmesine gerek bulunmamaktadır.
6327 sayılı kanundan sonra;
-tüzel kişiliğe haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile sigorta ve emeklilik sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelere konu iratlarda (nemalarda) nihai vergileme tevkifat yoluyla gerçekleşmekte olup, elde edilen iratlar (nemalar) nedeniyle gelir vergisi beyannamesi verilmesine yahut verilen beyannameye ilave edilmesine gerek bulunmamaktadır